Şimdi Ara

Erdoğan: Kanalın Paralarını Söke Söke Sizden Alırlar (6. sayfa)

Daha Fazla
Bu Konudaki Kullanıcılar: Daha Az
2 Misafir - 2 Masaüstü
5 sn
162
Cevap
1
Favori
10.289
Tıklama
Daha Fazla
İstatistik
  • Konu İstatistikleri
  • Son Yorum geçen yıl
  • Cevaplayan Üyeler 114
  • Konu Sahibinin Yazdıkları 1
  • Ortalama Mesaj Aralığı 21 saat 1 dakika
  • Favoriye Eklediklerim 1
  • Konuya En Çok Yazanlar
  • 1234Rambo (9 mesaj) BlackGhost12 (6 mesaj) lightning70 (6 mesaj) amadeus99 (5 mesaj) K.M. (4 mesaj)
  • Konuya Yazanların Platform Dağılımı
  • Masaüstü (79 mesaj) Mobil (40 mesaj) Mini (24 mesaj) (3 mesaj) (16 mesaj)
  • @
83 oy
Öne Çıkar
Giriş
Mesaj
  • nietzsche55 kullanıcısına yanıt

    İsterse kainat mahkemesini seçsinler. Hukuka uygun olmayan hiçbir şeyin parası ödenmez.

    O PARALAR ÖDENMEYECEK!

  • Uluslararası kuruluşların hiçbiri sizin sandığınız gibi tarafsız değillerdir. Dünyaya yön veren kurum ve devletlerin siyasi, ekonomik ve sosyal yaptırım aracı olarak kullanılırlar.


    Şimdi Türkiye için olası senaryoya bakalım...


    Yeni hükümet iktidara gelir. İlk işi geçmiş iktidarın faaliyetlerini durdurmak olur. (Maalesef ülke çıkarına değil, kendi yandaşına alan açmak için eski iktidarın yandaşları saf dışı edilir veya yeni anlaşmalar yapılır)


    Saf dışı edilen şirketler/yandaşlar tahkime gider. (Genellikle bu şirketlerin dış bağlantıları vardır. Kısaca işbirlikçi kapitalist)


    Tahkim dosyaları inceler. Sonra...


    Büyük devletler Türkiye'yle pazarlık yaparlar. Pazarlık sonucu iki olasılık olur. (Pazarlık konusu ise tahkimde ki dosyalarla alakası olmayan siyasi ekonomik talepler olacaktır)


    1- Türkiye istekleri yerine getirirse tahkimden Türkiye lehine karar çıkar.


    2- İstekler karşılanmazsa Türkiye mahkum edilir.



    Dolayısıyla dış güç aramaya gerek yok. Bizim iktidarlar ( A partisi B partisi farketmez) kendi ayaklarıyla seve seve gidiyorlar ve sevgili dış güçler gelin bizden istediğinizi söke söke alın deniliyor.


    Bu suçun karşılığı Yüce Divandır ve cezası bellidir. Ancak mevcut toplumsal ve siyasi yapı henüz bu cezaları verecek kapasite ve ehliyete sahip olmadığı için bir ihtimal bizden sonra ki nesil uyanışa geçecektir. Maalesef ne istedilerse seve seve veya söke söke verilmeye devam edilecektir!!!





  • quote:

    Orijinalden alıntı: DH | equ*

    Pes doğrusu dış güçler faiz lobisi imf diye bağıranlar şimdi ipin ucunu londra mahkemelerine vermişler sizden söke söke alırlar diyor  

    Pek çok kişi kabul etmez ama gerçek şu ki, İngilizler İstanbul'a geldikleri gibi gitmediler.

    Boynumuza tasmayı takıp gittiler. Yoksa ne alâka Londra Mahkemeleri?

    < Bu ileti mini sürüm kullanılarak atıldı >
  • quote:

    Orijinalden alıntı: Cem_Alim

    765 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK)’nin, “Devlet Kuvvetleri Aleyhinde Cürümler” adlı faslında, 158. maddede yer alan Cumhurbaşkanı’na Hakaret Kanunu, 1961 yılında dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürses tarafından kabul edilip yürürlüğe girmiştir. Yürürlüğe giren bu kanunda 3 farklı fıkra bulunmaktadır.



    Alıntıları Göster

    Al oku kültürlen. Her b.ka hakaret bilmem ne diye saklanmayın 


    Narsistik kişilik bozukluğu olan kişiler; 1. Kendini eleştirilerin üstünde görür. 2. Manipüle edici davranışlar sergiler. 3. Diğer bireyleri kendi kazanımları için kullanır. 4. Kendisiyle aynı statüye sahip insanlarla arkadaşlık kurmak ister. Fakat bu gerçekleştiğinde bile önde olma dürtüsü ile çevresiyle yarış halinde olur.

    5. Kendi yetenek ve başarılarını abartıp, üstün görür. 6. Sürekli haklı çıkacağı ortamları yaratıp onaylanmak ister. 7. Sürekli övgü bekler ve bunun için baskı ortamı kurar.

    8. Diğer insanları kendinden daha yeteneksiz, daha başarısız, daha az zeki ve daha az güzel bulur. 9. İnsanların kendine hizmet etme durumunda olduklarını varsayar. 10. Kendisini toplumun parçası olarak görse de bu toplumun içerisinde özel muameleyi hak ettiğini düşünüp, o toplumun en üstündeki kişi olduğunu iddia eder. 11. Başkaları üzerinden var olur. 12. Genellikle bu bozukluğun temelinde çocuklukta yaşanılan değersizlik ve sevgisizlik gibi kavramlar vardır. 13. Ne kadar dışarıya özgüven sahibi gözükse de, içinde kendine güven kavramı kırılgandır ve bunu göstermek en büyük korkusudur.




    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi x3x -- 28 Haziran 2021; 12:51:7 >
    < Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >




  • quote:

    Orijinalden alıntı: bocekgrafik

    Pek çok kişi kabul etmez ama gerçek şu ki, İngilizler İstanbul'a geldikleri gibi gitmediler.

    Boynumuza tasmayı takıp gittiler. Yoksa ne alâka Londra Mahkemeleri?

    Alıntıları Göster

    ne alaka şimdi ?


    aynen de geldikleri gibi gittiler


    iki farklı dönemi karıştırmasak ?




    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi lazer__ -- 28 Haziran 2021; 14:59:17 >
  • Akp gidip Londra mahkemelerini göstererek İngiltere üzerinden anlaşma yaptığı için olmasın?


    Türk hükümeti ile Türk firması gidip İngiltere'de anlaşıyor, ondan sonra burada yerli ve milli diye çığlık atıyorlar.




    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Darch -- 28 Haziran 2021; 13:8:10 >
  • yahu yap işlet devret yol köprü hastane havaalanı vb yatırımlar için cebimizden 5 kuruş çıkmayacak diye bağıranda aynı kişi değil miydi🤔🤔🤔

    < Bu ileti mini sürüm kullanılarak atıldı >
  • çevre düşmanı bir projenin , kredi alması çok zor. alırsa, krediyi veren bankanın sendikasyon kredileri tehlikeye girebilir. ölü doğmuş "çılgın proje"

    < Bu ileti mini sürüm kullanılarak atıldı >
  • TheLordMan kullanıcısına yanıt
    Aynen suan cok itibarliyiz

    < Bu ileti Android uygulamasından atıldı >
  • quote:

    Orijinalden alıntı: lazer__

    ne alaka şimdi ?


    aynen de geldikleri gibi gittiler


    iki farklı dönemi karıştırmasak ?



    Alıntıları Göster

    Kyrtuluş Savaşında Anadolu' da neden hiçbir İngiliz Subayına kurşun sıkılmadı araştırın.

    Yunanistan Hükümetinin "Trakya bana yeter" dediği halde kaybedeceği savaşa hangi tavizlerle girdiğini de..


    < Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >
  • Erdoğan'ın dış güçlere çalıştığının itirafıdır bu sözler. En büyük ihanetlerden birisi de 4 milyon Suriyeli'nin ülkemize kabulü. Savaş başlamadan çok önceleri Suriye ile aramızdaki mayınlı arazi temizlenmişti. Bu günlere hazırlık gibi. Önce Suriye'de Işid diye bir örgüt hortlatıldı. Bunlar Araplara, Türkmenlere, Ezidilere eziyet ettiler. Göçe zorladılar. Sonra pkk-pyd ışid ile savaştırılmak bahanesiyle silahlandırıldı. Abd destekli pyd-pkk teröristleri Işid ile savaştı boşalan bölgelere kendileri yerleşti. Büyük oyun diyorsunuz. Alın size büyük oyun "Büyük Orta Doğu Projesi" bunun eş başkanı da kendi söyledi zaten Erdoğan. Erdoğan ve Akp'nin nasıl bi ihanet projesi olduğunu bu gelişmelerden anlayın. Hala bunlara oy atmayı düşünen varsa bin kere düşünsün. İhanete ortak olmasın. Sonra pişman olurlar.

  • Cem_Alim C kullanıcısına yanıt
    al , kaynakları ile birlikte, kuvvacı düşmanlığını yine yap, istiyorsan:

    "Tescilli Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlarının çok sevdikleri eski bir yalan, üstelik TBMM'nin açılışının 100. yılında, 23 Nisan 2020'de yeniden ısıtılıp gündeme getirildi; “Kurtuluş Savaşı'nda İngilizlerle savaşılmadığı” iddia edildi. İşte bugün, bu bayat iddiaya cevap vereceğim. Dünyada emperyalizme karşı kazanılan “ilk bağımsızlık savaşı” durumundaki “Türk Kurtuluş Savaşı”nın aslında neden bir Türk-İngiliz savaşı olduğunu anlatacağım.

    TÜRKİYE'NİN İŞGALİ BİR İNGİLİZ PLANIDIR

    İngiltere açısından I. Dünya Savaşı'nın temel amaçlarından biri Osmanlı İmparatorluğu'nu parçalamaktı. 1914'te İngiltere Harbiye Bakanı Lord Kitchener, “Türkiye'yi mahvedinceye kadar savaşa devam edeceğiz” demişti. (Avcıoğlu, s. 33)

    İngiltere, I. Dünya Savaşı sonunda Türkiye'yi, adeta elini kolunu bağlayıp Yunanistan'ın önüne attı. Mondros Ateşkes Antlaşması ile Türkiye'nin silahlarını elinden aldı, ordularını dağıttı, limanlarına, tünellerine, tersanelerine, bütün yer altı ve yer üstü kaynaklarına el koydu. Bu antlaşmanın 7. ve 24. maddelerine dayanarak İngiltere Türkiye'yi doğrudan işgal etmeye başladı: 1918-1920 arasında Musul'u, Çanakkale'yi, İskenderun'u, Antakya'yı, Batum'u, Kilis'i, Ankara istasyonunu, Antep'i, Haydarpaşa istasyonunu, Konya istasyonunu, Turgutlu-Aydın demiryolunu, Maraş'ı, Birecik'i, Samsun'u, Urfa'yı, Merzifon'u, Kars'ı, İzmit'i, Marmara kıyılarını, Karamürsel'i, Mudanya'yı ve İstanbul'u işgal etti. Anadolu'ya “İngiliz kontrol subayları” ve “ajanlar” gönderdi.

    İzmir'in işgal planını hazırlayanlardan biri de İngiliz Başbakanı Lloyd George'du. 15 Mayıs 1919'da İzmir'i işgal eden 16 Yunan gemisinin ve 2 Yunan muhribinin taşıdığı işgal donanmasına 4 İngiliz muhribi refakat etti.

    İngilizler, İstanbul'da asker, sivil yurtseverleri tutuklayıp Bekirağa zindanlarına hapsettiler. İşbirlikçi Osmanlı Saray Hükümeti'nin yardımıyla hazırladıkları “kara listelerle” (black lists) Cevat Paşa, Mersinli Cemal Paşa, Ali İhsan Paşa, Yakup Şevki Paşa, Fahrettin Paşa gibi onlarca komutanı Malta'ya sürdüler. İngilizlerin Malta sürgünlerine karşılık Atatürk de Anadolu'daki -çoğu subay- 29 İngilizi esir aldı. (Şimşir, Malta sürgünleri, s. 39-76, 423, 453, 454)

    Osmanlı Saray Hükümeti, İngilizlerin isteğiyle Anadolu'daki milli harekete karşı 1920'de iç savaş başlattı. 10 Nisan 1920'de “Şeyhülislam Dürrizade Fetvası” yayınlandı: “Kuvayı Milliyecilerin katli vaciptir” diyen bu ihanet fetvası, İngiliz uçaklarıyla, İngiliz zırhlılarıyla ve İngiliz subaylarıyla Anadolu'ya dağıtıldı.

    18 Nisan 1920'de Osmanlı Saray Hükümeti, İngilizlerin de onayıyla Kuvayı Milliye'ye karşı Kuvayı İnzibatiye'yi (Halifelik Ordusu'nu) kurdu. Bu paralı ordunun görevi İzmit ve çevresindeki İngiliz tampon bölgesini millicilerden temizlemekti. Bu ihanet ordusunun silah ve cephanesini İngilizler sağladılar.

    İngilizler, Noel gibi bazı casuslarıyla Güneydoğu Anadolu'da bazı Kürt aşiretlerini de isyana teşvik ettiler. “Kara Cumbo” adlı casusluk teşkilatıyla bilgi toplayıp Yunanlara verdiler.

    İngiltere, bir taraftan işbirlikçi Osmanlı Saray Hükümeti eliyle, diğer taraftan Yunan ordusuyla milli harekete karşı çift yönlü bir savaş yürüttü."

    "Anadolu'daki Yunan saldırısı, İngiliz-Yunan ortak hareketiydi

    1920 yılı içinde Avrupa'da tam 102 oturum sonunda Türkiye'yi paramparça eden 433 maddelik Sevr Antlaşması hazırlandı. (Olcay, s. 1,445,589-599). İngilizler, -sözde tarafsızlık politikasına rağmen- Sevr Antlaşması'nı Ankara'daki TBMM'ye imzalatmak için Yunan ordularını Anadolu içlerine sevk ettiler. 17 Şubat 1920'de Lord Curzon, Amiral de Robeck'e “Yunan ordusuna Türklere saldırması için gerekli emri verdiğini” yazdı. (Ulubelen, s. 236). Doğan Avcıoğlu'nun ifadesiyle “22 Haziran 1920 Yunan ilerlemesi tamamen İngiltere'nin kontrolünde bir saldırıdır. Saldırı planları, İngiliz kurmayları ile birlikte hazırlanmıştır. Prof. A. Toynbee saldırı planlarının İngiliz kurmayları ile birlikte hazırlandığını yazmaktadır.” Dahası, 22 Haziran 1920 Yunan saldırısını, İngiltere ile Yunanistan birlikte yürüttü. Mudanya, Gemlik, Karamürsel gibi Marmara Denizi sahil kasabaları İngiliz-Yunan ortak hareketiyle işgal edildi. (Avcıoğlu, s. 167, 168) Nitekim 26 Haziran 1920'de Amiral de Robeck, Lord Curzon'a gönderdiği bir telgrafta, “Biz şimdi Türklerle savaş halindeyiz. Türklere yenilirsek bütün etkimizi kaybedeceğiz…” diyordu. (Ulubelen, s. 252)

    Prof. Toynbee'nin deyişiyle Yunanlar, İngiliz ve Fransızların verdikleri hiç kullanılmamış silahlarla donatılmıştı. 1914-1920 arasında Yunanistan'a yapılan İngiliz yardımının miktarı 16 milyon sterlini aştı. İngiliz Başbakanı Lloyd George, İngiliz firmalarının Yunan ordusuna silah ve cephene satmasına izin verdi. Yunanistan'da top, tüfek fabrikası yoktu. Yunan silah ve cephanesinin çoğu İngiltere'den sağlandı. Sakarya Savaşı öncesinde “Bank of England” Yunanistan'a kısa vadeli kredi açtı. İngiltere Sanayi ve Ticaret Odalarına Yunanistan'a yardım talimatı verildi. Anadolu'daki bazı Yunan birlikleri doğrudan İngilizlerin komutası altındaydı. Örneğin Kocaeli'ndeki bir Yunan tümeni ve Beykoz'daki bir Yunan birliği doğrudan doğruya İngiliz komutanların emrindeydi. Yunan ordusunda çok sayıda İngiliz askeri danışman vardı. İstanbul'daki İngiliz donanması sık sık Karadeniz limanlarını bombaladı. (Avcıoğlu, s. 162, Şimşir, Sakarya'dan İzmir'e, s. 160, 197,198)"

    "Sevr Antlaşması'na göre İstanbul bir “özerk bölge” yapılacaktı. İngiltere sadece İstanbul'u değil, İzmir'i de Türkiye'den koparmak istiyordu. Lord Curzon'un planına göre İzmir de “özerk bölge” olacaktı. Bu proje daha sonra “İyonya Devleti” projesine evrildi. İngilizler bir taraftan Yunan ordusunu desteklerken diğer taraftan Ankara'da Atatürk'e karşı “darbe” ve “suikast” planlıyordu. O suikastçılardan biri, Mustafa Sagir Ankara'ya kadar geldi. Yakalanıp idam edildi. Bu arada TBMM'nin Fransa ile anlaşması üzerine İngiltere, Fransa'yı ihanetle suçladı. İngiltere, Sakarya Savaşı'ndan sonra işlerin sarpa sardığını gördüğünde Yunanistan'ı korumak için Sevr Antlaşması'nı yumuşattı, TBMM'ye barış teklifleri sundu. Atatürk “tam bağımsızlık” dışında hiçbir “sahte barış teklifini” kabul etmeyince İngiltere yine gizli, açık Yunanistan'ı desteklemeye devam etti. İngilizler, Büyük Taarruz sonrasında, Türk orduları İzmir'e ilerlerken bile hâlâ Yunan ordusundan umudu kesmemişti. Öyle ki, 4 Eylül 1922'de İngiliz Yüksek Komiseri H. Rumbold, “Yunan ordusu Alaşehir hattında tutunabilirse nefes alacak zaman bulabiliriz” diyordu. 5 Eylül'de de General Harington, “Yunan ordusunun Alaşehir'de tutunmasını umuyoruz” diye hayal görüyordu. (Şimşir, Sakarya'dan İzmir'e, s. 492, 493, 500). Sonunda İngilizler, -ileri karakolları durumundaki- Yunan ordusunun yenilgisini kabul ederek 7 Eylül'de mütareke teklif ettiler. 11 Ekim 1922'de -Yunanistan'la değil- İngiltere, Fransa ve İtalya ile Mudanya Mütarekesi'ni imzaladık. (Yunanistan sonradan onayladı.) Çünkü aslında Türk-Yunan savaşı –Doğan Avcıoğlu'nun ifadesiyle– bir Türk-İngiliz savaşıydı. Mudanya Mütarekesi'nin imzalandığı günlerde İstanbul ve Boğazlar hâlâ İngiliz işgali altındaydı.

    Milli Mücadele'de Türk-İngiliz savaşları ve çatışmaları

    1.Dünya Savaşı sonrası İngiliz Hükümeti'nin elinde İngiltere'de 49 piyade taburu vardı, ki bu ülke içindeki toplumsal kavgaları bastırmaya bile yetmezdi. 38 piyade taburu ise bağımsızlık hareketini önlemek için İrlanda'da bulunuyordu. 1920 yılı sonunda Türkiye'de 10 bin İngiliz, 8 bin Hintli, 8 bin Fransız, 2 bin de İtalyan askeri vardı. (Avcıoğlu, s. 171,172). Ali Fuat (Cebesoy) Paşa, “İngilizlerin Türkiye'de 27. ve 28. Fırkaları vardı. Bu kadar az bir kuvvetle Anadolu içlerinde bir harekete teşebbüs edeceklerine asla ihtimal vermemiştim” diyor. (Cebesoy, s. 255). Durum böyle olunca İngiltere Başbakanı Lloyd George, 15 Ağustos 1920'de Avam Kamarası'nda, Anadolu'nun dağlık bölgelerine kadar İngiliz orduları gönderilemeyeceğine göre tek seçeneklerinin “her iki tarafı sonuna kadar vuruşturmak olduğunu” söyledi. (Şimşir, Sakarya'dan İzmir'e, s. 140,141). İngiltere, zaman içinde 200 bine yaklaşacak olan Yunan ordusuna güveniyordu.

    İngilizler, Atatürk'ün düzenli orduları karşısında doğrudan bir cephe açamasalar da “Clearing Up Operatin” adlı askeri operasyonlar gerçekleştirdiler.

    16 Mart 1920'de İngilizler İstanbul Şehzadebaşı'ndaki 10. Tümen Karargâhı'nı basıp 5 erimizi şehit ettiler, 9 erimizi de ağır yaraladılar.

    Atatürk, 18 Mart 1920'de Eskişehir'deki İngilizlerin bölgeden çıkarılmasını emretti. 24-30 Mart 1920'de 24. Fırka Komutanı Yarbay Mahmut Bey, İngilizleri geri püskürtüp Eskişehir'den çıkardı. Lefke köprüsündeki çatışmada İngilizler 5-6 yaralı ve ölü verdi. Böylece Şehzadebaşı'nda şehit edilen Mehmetçiklerimizin intikamı alındı. Batı Cephesi Kuvayı Milliye Komutanı Ali Fuat (Cebesoy) Paşa şöyle diyor: “İkinci Eskişehir harekâtı bir hafta sürdü… Milli harekâtın şiddet ve kesinliği karşısında İngiliz kıtaları dayanamadılar, telaşla geriye çekildiler. İnsan bakımından az, fakat eşya bakımından oldukça çok kayıp verdiler.” (Cebesoy, s. 357, 358)

    İngilizler, Haziran 1920'de İzmit'i işgal ettiler. Yurtseverleri vahşi hayvanlar gibi tel örgülerle çevrili kafesler içinde hapsettiler. Bazı Kuvayı Milliyecileri İzmit Tersane Bahçesi'nde kurşuna dizdiler. 14 Haziran 1920'de İngilizler, İzmit'in doğusunda Kuvayı İnzibatiye ile çarpışan Türk kuvvetlerine ateş açtılar. Türk-İngiliz çatışması başladı. Bu sırada İngiliz uçakları da Türk birliklerini bombaladı. İngiliz savaş gemileri, 19 Haziran 1920'de İzmit Çuha Fabrikası'nı bombalayıp harbeye çevirdiler. İngilizler, 29 Haziran 1920'de İzmit Körfezi Derince limanındaki Türk cephaneliğini havaya uçurdular. Üç büyük savaş gemisiyle Türk köylerini bombardıman ettiler. İzmit'teki Türk-İngiliz savaşı sırasında –İleri Gazetesi'nin haberine göre- İngilizler 23 yaralı ve 15 ölü verdiler. (Cebesoy, s. 453-455. Oral, s.290-323)

    25 Haziran 1920'de Yunan ilerlemesini kolaylaştırmak isteyen bir İngiliz birliği Mudanya'ya çıktı. Türk birliğinin ateşi sonrası karşılıklı birkaç kayıp verildi. 6 Temmuz 1920'de İngilizler Mudanya'yı yeniden işgal etmek istediler. Türk birliğinin ateşle karşılık vermesi üzerine İngilizler, Türk mevzilerini, denizden, üç saat boyunca top ateşine tutarak Mudanya'yı işgal ettiler. 25 Türk askerini şehit ettiler. İngilizler Mudanya'da 16-17 yaşlarında Türk çocuklarını bile esir aldılar."

    "25 Haziran 1920'de Karamürsel'e çıkan İngiliz birliği oradaki küçük bir Türk kuvvetince ateşle karşılandı.

    6 Temmuz 1920'de Gemlik'e çıkan bir İngiliz birliği Gemlik'teki Türk yerleşim birimlerini bombaladı.

    7 Temmuz 1920'de bir Yunan birliği ile bir Türk birliği arasında Beykoz'da bir çatışma çıktı. Bu çatışmada bir İngiliz birliği ile bir İngiliz torpidosu Yunan birliğine yardım etti.

    20 Temmuz 1920'de Tekirdağ'a yapılan Yunan çıkarması İngiliz filosunun himayesinde yapıldı.

    1922 Haziran'ından 1922 Eylül'ü sonuna kadar Musul'da bizzat Atatürk tarafından görevlendirilen Özdemir Bey komutasındaki birliklerle İngilizler arasında çok ciddi çarpışmalar oldu. 31 Ağustos 1922'de Revandiz Müfrezesi İngilizlere karşı Derbent Zaferi'ni kazandı.

    9 Eylül 1922'de İzmir'in kurtarılmasından sonra Türk orduları İstanbul ve Çanakkale'ye doğru ilerlemeye başladı. İngiltere, 15 Eylül-30 Ekim 1922 arasında savaş hazırlıklarına girişti. Ancak sömürgelerden yanıt alamayan, buna karşın Hindistan'ın ve Sovyet Rusya'nın Türkiye'nin arkasında olduğunu gören İstanbul'daki İngiliz komutan Harington, az sayıdaki kuvvetle Atatürk'ün zafer kazanmış ordusunun önüne çıkmaya cesaret edemedi, kendisine verilen “ateş” emrini ağırdan aldı. Sonuçta İngilizler mütarekeye razı oldular. Lozan'dan sonra geldikleri gibi gittiler.

    İngiliz Başbakanı Lloyd George ise Türk-İngiliz savaşının kaybedeni olarak istifa etmek zorunda kaldı.

    Atatürk'ün önderliğindeki Türk Kurtuluş Savaşı İngiliz emperyalizminin büyüsünü bozdu; Hindistan başta olmak üzere birçok sömürgeye bağımsızlık cesareti ve özgürlük umudu verdi.

    Kaynaklar

    1. Ali Fuat Cebesoy, Milli Mücadele Hatıraları, İstanbul, 2000.
    2. Atilla Oral, İşgalden Kurtuluşa İstanbul, İstanbul, 2013.
    3. Bilal N. Şimşir, İngiliz Belgeleri İle Sakarya'dan İzmir'e, İstanbul, 1972.
    4. Bilal Şimşir, Malta Sürgünleri, 6. Bas., Ankara, 2012.
    5. David Walder, Çanakkale Olayı, İstanbul, 1970.
    6. Doğan Avcıoğlu, Milli Kurtuluş Tarihi, Birinci Kitap, İstanbul, 1998.
    7. Erol Ulubelen, İngiliz Gizli Belgelerinde Türkiye, 3. Bas., İstanbul, 2009.
    8. Gotthard Jaeschke, Kurtuluş Savaşı İle İlgili İngiliz Belgeleri, Ankara, 1991.
    9. Osman Olcay, Sevr Antlaşması'na Doğru, Ankara, 1981.
    10. Turgut Özakman, Vahdettin, Mustafa Kemal ve Milli Mücadele, 6. Bas., Ankara, 2007."

    Sinan MEYDAN, 4 Mayıs 2020
    https://twitter.com/smeydan

    < Bu ileti mini sürüm kullanılarak atıldı >




  • Cümlelerdeki skandal ifadelere bak, mandacı zihniyet konuşuyor. Hep derim: dış mihrak yoktur, AKP vardır.




    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Kartal Göz -- 28 Haziran 2021; 15:40:13 >
    < Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >
  • Siz dediği burada muhalefet olmuyor.Halk oluyor halk.Bunuda halkın başı olan cumhurbaşkanı diyor akp genel başkanı olan aynı zamanda.Halkının adamı milletini seven yersen.Mazlumların sesi.Kimsesizlerin kimi. 




    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi M3lank0lik -- 28 Haziran 2021; 15:42:35 >
  • quote:

    Orijinalden alıntı: Darch

    Akp gidip Londra mahkemelerini göstererek İngiltere üzerinden anlaşma yaptığı için olmasın?


    Türk hükümeti ile Türk firması gidip İngiltere'de anlaşıyor, ondan sonra burada yerli ve milli diye çığlık atıyorlar.

    Sebebi iktidardan düşünce koltuğa oturanın direk bu işlemlerin üstüne oturacağı ve silip atacağı için bunu kendileride biliyor.


    Hatta hükümet değişince direk kamulaştırıp sözleşmeleri hukuk dışı yapar.Elde doneler belli durum belli.Yasalar ve hukuka görede durum ortada.Yolsuzluk anlaşması bu.Bundan korkuyorlar.Görünen köy klavuz istemez.Ama geriye dönük bedeli alamazsın.Türkiye mahkemesine devrolsa alınırdı.

  • quote:

    Orijinalden alıntı: bocekgrafik

    Pek çok kişi kabul etmez ama gerçek şu ki, İngilizler İstanbul'a geldikleri gibi gitmediler.

    Boynumuza tasmayı takıp gittiler. Yoksa ne alâka Londra Mahkemeleri?

    Alıntıları Göster

    Geldikleri gibi ditmediler doğru kolu ve bacağını aldılar gövden kaldı.


    Zaten ingiltere'nin başka pek heves ettiği birşey yoktu haritaya bakın.


    İngiltere'nin hedefi zaten kuzey doğudaki petrol yatakları idi.


    Yunan adaları istiyordu.İtalya ise batıdaki turistik yerleri toprakları.Fransa ise kumaşve pamu üretimine tabi olan topraklar ile doğu akdenize açılan bölgeyi.


    İstanbul'a heves eden ise sıcak deniz sevdalısı ruslardı.


    İngiltere istediğini aldı zaten.Sürtüşme ve mali politika askeri tutamama ve meclisteki kavgalar destek nedeni ile geri çekildi.



    Türkiye savaş öncesi durumuna göre mağlup (1914 öncesi) en sondaki yıkımına göre(1918) galip olarak yeniden kuruldu.





  • "Osmangazi'yi, İstanbul-İzmir yolunu yaptık, onların da önünü kesmeye çalıştınız. Bu hususlarda en küçük bir eksiklik, usulsüzlük olsaydı çoktan ortaya çıkardı."


    Kim ortaya çıkartacak acaba  

  • tezcan574 t kullanıcısına yanıt

    chp sözcüsünden yanıt geldi. gecikmeli ama fena bir yanıt. ne zaman söylerler diye bekliyordum doğrusu..  


    bizim memleketde, iktidarın ideolojisi değişti mi her şeyin tersine dönmesini de yadırgamamak lazım. sistem buna müsait çünkü.  


    bu kanal işi için de millete sormak isteseler yine kavga çıkar. çünkü bu oylamaya sadece istanbul ve trakya'nın katılması doğru olmaz diye düşünüyorum. bence marmara'nın tamamı olası bu oylamaya girmeli.

- x
Bildirim
mesajınız kopyalandı (ctrl+v) yapıştırmak istediğiniz yere yapıştırabilirsiniz.