Şimdi Ara

Elon Musk, Netflix'e savaş açtı: Üyeliğinizi iptal edin! (6. sayfa)

Daha Fazla
Bu Konudaki Kullanıcılar: Daha Az
1 Misafir - 1 Masaüstü
5 sn
132
Cevap
0
Favori
7.100
Tıklama
Daha Fazla
İstatistik
  • Konu İstatistikleri Yükleniyor
37 oy
Öne Çıkar
Sayfa: önceki 34567
Sayfaya Git
Git
sonraki
Giriş
Mesaj
  • Atatürkçüyüm diye ortalıkta gezinmek; ama Bilimsel gerçekleri öğrenmek ve savunmak yerine, Orta Çağ zihniyetli insanlarla aynı kulvarda yer almak!

    Bu da yetmezmiş gibi faşizan tavırlar sergilemek!

    Muasır Cehalet...

    < Bu ileti mini sürüm kullanılarak atıldı >
    _____________________________
  • Periah kullanıcısına yanıt

    Sosyal bilimlerin ve psikolojinin bilimselliği tartışması üzerinden yazdığımı yadsımana biraz şaşırdım ama sanırım "evrimsel biyoloji ve psikoloji" yazmamdan evrimsel biyolojinin uzantısı evrimsel psikolojiyi değil de düz psikoloji disiplinini kastettiğimi, söylediklerimin psikolojiden geldiğini sandın. Hayır, doğrudan biyolojiden yani doğa bilimsel çalışmalardan geliyor, söylediklerim zaten ya bu çalışmalardan filizlenmekte ya da onlara paralel kendi yorumlarım.


    Buyur; örnek bir tanesi, tüm kritik yerlerin altını da çizdim:


    Alıntı

    metni:
    Eşcinsellik doğal değil midir?
    Sanatçılar, politikacılar ve diğer ünlüler onları daha dezavantajlı bir konuma sürüklemeyecekse eşcinsel olduklarını rahatça açıklayabildikleri günden beri, eşcinsel davranışlar toplumumuzda genis ölçüde kabul görmüş gibi görünüyor. Ancak bu sahte hoşgörü, nüfusun büyük bölümünün ve Hristiyan kiliseleri gibi toplum üzerinde etki sahibi sosyal grupların geleneksel çekincelerinden hiçbir șekilde vazgeçmedikleri gerçeğini gizlemektedir. Bu çekinceler genellikle biyolojik bir argümana dayanmaktadır: Hemcinse duyulan cinseliliği, bireyin üreme işlevi üzerinde engel oluşturduğundan (ya da en azından b bu islevi azalttığı için), ilgili genler git gide daha nadir hale gelecektir. Bu nedenle eşcinseliğin kalıtsal olmadığı, fakat anne karnındaki hormonal etkiler, erken çocukluk dönemine ait deneyimler veya baştan çikarma yoluyla ortaya çıktığı varsayılabilir. Aslında, çevresel etkilerin belirli bir rol oynadığına, ancak eșcinsellikte kalıtsal faktörlerin de rol oynadığına ișaret eden göstergeler vardir (Sommer 1990). Gerek ikizler üzerinde eșcinsellik bağlamında yapılan çalışmalar ve eşcinselliğin kültürel-zamansal sınırlarının bulunmaması yani farklı toplumlarda ve dönemlerde yaygınlığını koruması gerekse eğitim ve terapiye gösterdikleri direnç, kalıtsal faktörlerin varlığına işaret eden göstergelerdendir. Eșcinselliğin de insanın biyolojik olarak önceden belirlenmiş davranış repertuarının bir parçası olduğu tezini doğrulayan neler vardir peki? Yanıt: Insan topluluklarında üreme ile ilgili azımsanmayacak ölçüde iş bölümü vardir. Çoğu memeli gibi insan da genellikle bakacağı çocukları bizzat üretmeyi ya da onları bizzat doğurmayı tercih eder. Bununla birlikte, bireylerin yaşamın belirli evrelerinde (örneğin menopozdan sonra) ya da genel olarak akrabalarına (ve dolayısıyla yine kendi genlerine) yardım ettiği dolaylı üreme stratejileri de hâlâ mevcuttur. Böyle bir senaryoda eşcinsellik genleri de korunur. Oyleyse işlevselliği başkaca yöntemlerle aşılmış olmasına rağmen karşı cinslerin eșeyli üremesi bağlamındaki cinsellikten neden vazgeçilmiyor?
    Aynı konuda ikinci bir yanıt daha: İnsanlarda cinsellik çoğalma işlevinin yanında, sosyal bağların tesis ve tahkiminde rol oynar. Ayrıca, insan gruplarının başarı ve istikrarı cinsler arası rekabetin zayıf olmasına, bireylerin hemcinsleriyle de iyi ve güçlü sosyal ilişkiler içinde bulunmasına sık sıkıya bağlıdır. Bu anlamda, açık eşcinsellik insana özgü sosyal bağ kurma biçimlerinin radikal ucundan birini temsil eder. Diğer uçta ise hemcinsiyle duygusal bağ kurmakta zorlanan bireyler bulunur. Bunların her ikisi de neslin devamı bağlamında baskılayıcı bir rol oynar ve bunun sonucunda genetik denge korunur (heterozigot üstünlüğü).İnsanlarda heteroseksüel ve homoseksüel davranışların kendini hangi genlerde ifade ettiği henüz bilinmemektedir. Bununla birlikte, boy uzunluğu gibi kalıtsal olduğu su götürmez baz genetik özellikler söz konusu olduğunda bile ilgili genleri eksiksiz tanımlamak hâlâ büyük güçlükler içerdiğinden, bu durum çok da şaşırtıcı değildir. Bununla birlikte, eşcinselliğin insanın doğal davranışlarından olduğunu ve gerek açık eşcinselliğin gerekse de gizli biseksüelliğin insanlarda sosyal grupların kalıcılığı için vazgeçilmez birer ön koşul olduğunu varsaymak için elimizde evrimsel biyolojinin sağladığı sağlam veriler vardır.


    Aşağıdaki kitaptan alıntıdır (sayfa 133-134):



    Elon Musk, Netflix'e savaş açtı: Üyeliğinizi iptal edin!



    Kitabın yazarı Pr. Dr. Thomas Junker Alman bir evrimsel biyolog. Sözelci veya psikolog değil. Tamamen fen bilimleri arka planından gelen bir bilim insanı. Kitabı görebileceğiniz gibi eşcinsellik ya da psikoloji üzerine değil; tamamen evrim üzerine, yani bir biyoloji-doğa bilim kitabı. Sadece 1,5 sayfa boyunca bir alt başlık/soru olarak eşcinselliği irdeliyor.


    Eğer benim yetkinliğim size yeterli gelmediyse veya söylediklerimi sözel veya sosyal "bilimsel" laf kalabalığı zannediyorsanız bir de örnek olarak paylaştığım bir doğa bilimcinin - eşcinsellikle ilgili söylediklerime büyük ölçüde paralel - yazdıklarına da kulak verin. Junker tabii bir biyolog olarak kalıtım boyutuna daha çok girmiş, ben orası Junker'in de bahsettiği gibi daha karışık olduğu için girmedim; daha tarihsel ve popülasyon boyutları üzerinden yürüdüm. Ama ifadeler ve göstergeler çok açık. Eşcinsellikle ilgili yazdıklarından çok daha farklı bir tablo çiziliyor. En basitinden eşcinsellikte oldukça güçlü ama detayları müphem bir kalıtım faktörünün bulunduğu anlaşılıyor. Şimdi soruyorum, atlara at olmamayı, tavuklara tavuk olmamayı, balıklara balık olmamayı söylemekte ısrar edecek misin? Çünkü aynı kapı. Kalıtımdan* söz ediyoruz. :-)


    Dolayısıyla burada kusura bakma ama entelektüel israf senin yazdıkların gibi duruyor. Dediğim gibi bir takım terminolojik çağrışımların doğru - psikolojinin bilim olup olmadığını, psikolojideki yasa ve teorilerin gerçekten doğa bilimlerdekiler kadar bilimsel karakteristikler taşıyıp taşımadığını ben de tartışırım - ama bunları çerçeveleme şeklin, olgulara uygulayışın LGBT+ söz konusu olduğunda çok yanlış. Düpedüz alakasız hatta. Psikolojinin, benzeri sosyal bilimlerin vs bilim olup olmaması aslında konuyla ilgisiz. Burada bir kaynaktan alıntı yaparak daha da net biçimde gösterdiğim üzere biyolojiden söz ediyoruz. En azından ben en başından beri tarihle ve antropolojiyle karışık olarak biyolojiden söz ediyorum.


    Senin dediklerin benim dediklerime - ve pekala şimdi de Junker'in ilaveten dediklerine - karşı argüman teşkil etmiyor. Bu yönüyle özellikle de son mesajın mantıksal safsata kalıyor. İtirazlar getirip normatif hükümlerde bulunuyorsun ama somut hiçbir şey söylemiyorsun. Önüne getirilen somut gerçekleri veya bulguları, bilimin işaret ettiklerini dikkate almıyorsun.


    Bunlar LGBT+ konusunda hiç yapıcı ve zerre gerçekçi olmamasını geçtim, majör entelektüel kusurlardır da. En basitinden bu konudaki literatür bilgini biraz gözden geçirmelisin ama bu sefer daha az önyargıyla.

    < Bu mesaj bir yönetici tarafından değiştirilmiştir >
    < Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >
    _____________________________
    We're beyond sympathy at this point, we're beyond humanity.




  • Bilmeyenler için, Eşcinsellik alıntısı

    quote:

    Çok eskilere dayanan ve tıpta geniş tartışmalara neden olan, akıl almayacak yöntemlerle iyileştirilmeye çalışılan eşcinsellik modern zamanlarda artık bilim insanları tarafından bir hastalık olarak görülmemektedir. Son 35 yıldır psikologlar, psikiyatrlar ve diğer ruh sağlığı uzmanları eşcinselliğin hastalık, ruhsal bozukluk veya duygusal bir sorun olmadığını onayladılar. İlk olarak 1973'te Amerikan Psikiyatri Derneği Yönetim Kurulu eşcinselliğin hastalıklar kategorisinden çıkartılmasına karar verdi. Karar, Amerikan Psikiyatri Derneği'nin bir yıl sonra (1974) yapılan yıllık genel kurulunda üyelerin çoğunluğu tarafından onaylandı. Amerikan Psikiyatri Derneği, 2006'da yapmış olduğu genel kurulunda söz konusu kararı tekrar ifade etti. Benzer şekilde 17 Mayıs 1990 tarihinde Dünya Sağlık Örgütü (WHO), eşcinselliği hastalıklar listesinden çıkardı. 1992'de bu karar, ICD-10 (Hastalıkların Uluslararası Sınıflandırılması) listesine resmen kaydedildi. 1994 tarihinden itibaren WHO üyesi tüm ülkeler yeni sınıflandırmayı kullanmaya başladı. Eşcinselliğin bir hastalık, bozukluk ya da eksiklik olmadığını, 3 farklı cinsel yönelimden birisi olduğunu ve doğuştan ya da 3 ile 4 yaşlarına kadar belirlenen, kişinin kendi seçmediği bir durum olduğu tıp bilim tarafından tespit edilmiş ve bu durum kabul görmüş ve eşcinseller çoğu gelişmiş ülkelerde eşcinseller arası resmi evlilik dahil olmak üzere heteroseksüellerin sahip olduğu pek çok hakka kavuşmuştur.[34]

    Amerikan Psikiyatri Birliği (APA), 1973 yılında eşcinselliği, "Akıl Hastalıkları Teşhis ve İstatistikleri Klavuzu"ndan çıkarmıştır. Günümüzde APA'nın pozisyonu, objektif ve iyi planlanmış[35] bilimsel çalışmalar ve klinik literatür doğrultusunda eşcinselliğin insanların cinselliğinin "pozitif ve normal" çeşitlerinden biri olduğudur[36] APA'ya göre eşcinselliğin geçmişte bir akıl hastalığı olarak görülmesinin nedeni, akıl sağlığı alanında çalışan profesyonellerin ve toplumun bu konuda taraflı şekilde bilgilendirilmiş olmasıdır.[37]

    1 Ocak 1993 tarihinde Dünya Sağlık Örgütü (WHO) eşcinselliği "Uluslararası Hastalıklar Sınıflandırması"ndan çıkarmıştır. ICD-10 maddesi "cinsel yönelim, tek başına, bir rahatsızlık/hastalık olarak kabul edilemez" şeklindedir.[38][39]


    tr.m.wikipedia.org
    Eşcinsellik - Vikipedi
    https://tr.m.wikipedia.org/wiki/E%C5%9Fcinsellik


    (Tarih bölümü)

    < Bu ileti mini sürüm kullanılarak atıldı >
    _____________________________




  • Nat Alianovna kullanıcısına yanıt

    Öncelikle benim entelkektüel israf olarak nitelendirdiğiniz sözlerime bakalım.


    Cinsiyet ve cinsellik insanların sağlıklı bir çeşitlilik üreterek çoğalmasını sağlayan evrimsel gelişimşerdir. Bu unsurların sonucu sağlıklı yeni bireylerin ortaya çıkmasıdır.


    Sizin sözde bilimsel tezinize göre birbirine uyumsuz cinsiyete, fiziki zevk alınamayan ve çocuk üretemeyen Cinsiyet ve Cinsellik gibi insan tür içerisindeki farklılığın oluşumunun temel nedenlerini yoksayan bir ilişki biçimi son derece doğru ve sağlıklıdır.


    Bu konudaki kanıtlarınız nedir? İnsanları eşcinsel yapan bilinen bir gen yoktur. Ama zaten başka genleri de zar zor buluyoruz!!? Bu bir argüman veya kanıt mı oluyor sayın Alinovna?


    İnsan eşcinselliği her tarih ve toplumda görülür. - - - Buna binlerce kez yanıt vermeme karsın neden sürekli ve sürekli bu anlamsız ve kökünden yanlış argümanla karsılasıyorum anlamıyorum. Sayın Alinova sadece eşcinsellik değil her türlü ruhsal hastalık veya sorunda her tarih ve her toplumda görülmüştür. Bunların tarih yazarlarının ilgisini çekip çekmemesi sizin çok sevdiğiniz ikircikli tarihi verileri bilimsel kanıt yapmaz. Bir doğa bilimcisi oldugunu iddia eden kişinin böyle bir argümana sarılmasını esefle karsılıyorum.


    Üçüncü argüman ise sosyolojik bir niyet okuma ve öykü yazma. Eşcinsel akrabalar çocuk bakımına yardım eder veya bromance o kadar ileri gideri toplumsal kaynaşma sağlar vb vb. Kusura bakmayın ama bu bir doğa bilimi argümanı değildir bunu sizde biliyorsunuz.


    Fizikçiler böyle hipotez başlıkları adı altında Öyküler uydurmaya bayılırlar ve bu Öyküler sürekli değişir. Nitekim öykünün kendisi somut veriler ile desteklenmedikçe kocakarı masalından farksızdır. Örneğin daha yeni karadeliklerin tekillik oldukları öyküsü çöktü.



    Gelelim benim size sunduğum ve saçmalık, safsata olarak nitelemeye niyetlendiğiniz argümana.

    Söylediğiniz kavram biyolojik cinsiyet ile çelişiyor. İnsan fiziki organları bu tarz bir ilişki için tamamen uygunsuz.

    Söylediğiniz kavram sağlıklı döl üretemiyor. Cinselliğin somut amacı işe çelişiyor. Cinsiyet sağlıklı genetik çeşitlilik için gerekli iken, sex ise üremek için gerekli.

    Söylediğiniz kavram tamamen sözel gerekçeler üzerine bina edilmiş hiçbir doğa bilimi ile uyuşacak kanıt sunmuyor.


    Niyet okumak var. Fiziki kanıt yok. Uydurma öykü inşa etmek var. Ve karsınızdaki kişiyi bilimsel kanıt sunmamakla itham etmek gibi inanılması güç bir noktaya varıyorsunuz.


    Bence okumanın ötesine geçip ezberlerinizi sorgulamayı düşünmenizin zamanı geliyorda geçiyor nitekim insanlar malesef bir kağıt üzerine yazıldığında yazılan herseyin doğru olduğuna inanmaya eğilimlidir.


    Önce kendinizden kurtulmakla başlamalısınız. Nitekim eğitim iki ucu keskin bir bıçaktır. Sizi aydınlatadabilir veya ideolojiyi yeniden yaratmak, gerekçelendirmek içinde kullanılabilir.


    Sayın Alianovna bence çok bilgilisiniz ancak açık ve sorgulayıcı bir zihne sahip değilsiniz.




    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Periah -- 4 Ekim 2025; 1:5:20 >
    < Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >
    _____________________________
    I thought what I'd do was, I'd pretend I was one of those deaf-mutes.




  • Psikolojinin neden bilim olarak kabul edilemeyeceği ve varsayımlarının neden güvenilir olmadığını anlamak ve yukarıda mesaj paylasan arkadas gibi bilime inanıyorum zannedip aslında bilimi tahrip edenlerle birlikte olmamak için bu makaleyi lütfen okuyun.

    Amerikan Psikiyatri kurumunun kararı hiçbir biçimde bilimsel değildir. Öznel ve güvenilmezdir. Bilimsel metoda uygun değildir.

    https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC4771012/



    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Periah -- 4 Ekim 2025; 0:57:51 >
    < Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >
    _____________________________
    I thought what I'd do was, I'd pretend I was one of those deaf-mutes.
  • Netflix yapımı sense8 izledim. Dizinin konusu uygundu.

    Broacback montany filmi vardı. İzlemedim ama biliyordum.

    Kimse rahatsız olmadı.

    Fakat her filme diziye animasyon filmlerine de lgbt propagandası ve yerleştirme yapmayın.

    Hollywood her filme yahudi bir karakter sıkıştırma huyu Netflix ileti taşıdı.

    < Bu ileti mini sürüm kullanılarak atıldı >
    _____________________________
    Daima Gülümse
  • Sonuna kadar netflix

    < Bu ileti mini sürüm kullanılarak atıldı >
    _____________________________
  • Kabiz Civciv kullanıcısına yanıt
    Ölüm denen gerçeğin arka bahçesinde kim doğruymuş kim eğriymiş herkes iş işten geçtikten sonra anlayacak. İşin esas kısmı ömürler kısa maximum 100-110 sene ama ortalama 60-70 yıl.. ölüme yakın olduğunuz anlarda ilk aklınıza yanlışlarınız gelir.. sizin sağlamanız o zaman belli olur. Tadını çıkardığınız günahında ömrü uzun değil..ölüm sizide bu inandığınız yanlıştan uyandıracak..büyük depremlerin kapıyı çalması an meselesi artık..

    < Bu ileti iOS uygulamasından atıldı >
  • Hayırdır allah sen misin? Sen mi karar veriyorsun buna? Sizler cennette olacaksanız biz cehennemde olalım zaten. inandığın allah başkasını seviyor diye bizleri sonsuz azaba mahrum bırakacaksa tapılmayı haketmeyen sadist bir tanrıdır. senin inandığın ilahın bir hükmü yok bizde, kendisi de yok zaten. Rabbinin ilgilenmesi gereken çok daha önemli konular var pedofililer, katiller, filistinde katliamı sürdüren israiloğulları. söyle de bi onlara bakıversin

    _____________________________
  • Periah kullanıcısına yanıt

    Sayın demene bence gerek yok. Bence hatırı sayılır bir muhabbetimiz var ve dost gerektiğinde acı söyler.


    Eşcinselliğe dair cehaletinde ısrar ettiğin için artık iyiden iyiye bu konuda art niyetli olduğunu düşünmeye başladım. Mevcut çalışmalara göre diğer pek çok anatomik, fizyolojik, seksüel vb özellikte olduğu gibi eşcinsellik geni değil ama eşcinsellikle ilişkilendirilen genetik varyasyon mevcut yani tek bir genden ziyade poligenetik - yani çok genli - bir arkaplan söz konusu. Çalışmalar buna işaret ediyor. İlişik olduğu kabul gören veya ilişik olduğu net bir şekilde kabul görmese ve spekülasyona kaysa bile "further research subject" olarak inanılan birçok gen adayı var. Bundan zaten "güçlü bir genetik faktör mevcut ama detayları müphem" diyerek kısaca söz ettim; bunları sen de tavsiye ettiğim gibi ilgili biyoloji literatürünü biraz inceleyerek görebilirsin ama bana kendimi tekrar ettiriyorsun. Eee, gönlün hoş olsun diyeyim.


    Bilimde - bilimden kasıt doğabilim - bu bahsettiğim doğuştan biyolojinin yani kalıtımın* tepki verdiği çevreyle de etkileşiminden eşcinselliğin vuku bulduğunu düşünüyorlar. Gene aktardığım üzere eşcinselliğin ve eşcinselliğe ilişik popülasyon ve gen varyasyonunun verilmiş bir popülasyonun hem genel esnekliğini ve haliyle adaptasyonunu hem de genetik ve davranışsal yollardan daha dolaylı biçimde doğurganlık ve üretkenliğini arttırdığına dönük çalışmalar ve bulgular mevcut. Daha bir de işin epigenetik (gen değişimi olmaksızın kalıtımsal ve fenotipik/davranışsal değişim) boyutu var; epigenetiğe zaten hiç girmedik. Bence ısrarla evrime ve sekse oldukça dar ve yüzeysel bir bireysel üreme boyutundan bakıyorsun. Evrim tek bir birey örneğinin üremesinden ziyade varyasyon ve popülasyonla ve bunların belirli bir süreklilikteki seçilimiyle ilgili. Ne demiştik?:


    Alıntı

    metni:
    Kısaca çıkarılacak ders şu: Evrimsel seleksiyon sürecinde popülasyonda kendisine yer bulup popülasyona bir takım adaptif dinamikler ve esneklikler kazandıran ve böylece seçilim sürecinde nesiller boyu korunan - LGBT+ - özellikleri "doğa dışı", "hastalık", "anomali" görmek cehalettir. Bu evrimsel biyolojinin ve evrimsel psikolojinin yalnızca üreme başarısına endekslenmiş çok sığ ve cahilce bir yorumlanışından kaynaklanır. Bu sığ yorum da fobi sahibi olmanın bir göstergesidir.


    Çevresel faktörü tahmin ediyorum ki Woke, SJW gibi nanelerle ilişkilendireceksiniz ama herhalde hayvanlar alemi, antik/eski toplumlar, Woke-SJW öncesi daha erken modern toplumlar buna dahil değil. Herhalde onlar da modern bir akımı izlemiyorlardı. İster farazi bir zaman makinesine atlayıp Sokrat'a yürüyen Alkibiades'i karşına al, ister Hadrian'ı al, ister Oscar Wilde'ı karşına al. Onlara sırf eşcinselliklerinden dolayı "Sen Woke'sun" de. Ne diyor bu zat şimdi derler. :-) - hele Roma imparatorluğunun - ayrıca büyük bir komutan olduğu için kendisini hayranlık derecesinde seven - 30 lejyonunun kumandanı (imperator) olduğu için arkadaşlarına böbürlenecek kadar mağrur Hadrian cinsellik üzerinden kendisini sorgulamaya cüret ettiğini anladığı bir faninin sanırım direkt Hades'e biletini keserdi. Eyvah, şimdi ruhu taşıyacak kayıkçı Charon Türk lirasını kabul etmeyebilir. :-)


    Ayrıca psikoloji ve psikiyatriyi bu kadar özdeşleştirmene de, psikolojinin bilimselliği spekülasyonunun psikiyatriye ve psikiyatri otoritelerine dönük anlamlar ve "bilimsel değiller" iması çıkarmana da tam anlam veremedim. Bir kere ayrı disiplinler olarak psikolojiyle psikiyatrinin bilimsellik tartışmaları aslında birbirinden farklıdır ve dahası zaten bu her söylediklerini yanlış yapmaz. Özellikle tıptan geldikleri için profesyonel psikiyatristler eşcinselliğin biyolojik boyutunu ve buna ilişkin tartışma ve literatürü iyi biliyorlar. Ondan da resmen eşcinselliği hastalık olarak görmekten çok uzun süre önce vazgeçiyorlar - öyle ideolojik bir gündem peşinde koştukları veya baskı olduğu için değil. Gerçekten durumu nasıl tahayyül ediyorsun anlamıyorum. Farkında mısınız bilmiyorum ama bu tutumunuzla gerçekten sağlıklı insanlara hasta denilmesinin önünü açıyorsunuz. Eşcinsel olan büyük bilgisayar bilimci ve yapay zeka teorisyeni Alan Turing'in neden öldüğünü, daha doğrusu eşcinselliğini kimyasal yoldan "tedavi etmeye çalışan" dönemin Britanya hükümeti tarafından nasıl öldürüldüğünü hiç araştırdınız mı? - kendisi modern bilgisayarın babası olarak bilinir ve esasında aşağılık homofobi yüzünden yok edilmiş bir değerdir.


    Mesela Nazilere baktığımızda Yahudiler, çingeneler, sakatlar vb haricinde hedef aldıkları diğer bir kitlenin de eşcinseller olduğunu ve Nazilerin tespit ettikleri eşcinselleri toplayıp imha ettiklerini görüyoruz. Hani entelektüel dünyadaki basiretsizliklerin potansiyelde nerelere varabileceği ya da neleri meşrulaştırmakta kullanılabileceği ortadayken zaten bilimsel olarak da aymazca olan bu tutumu inatla sürdürmene daha da anlam veremiyorum.


    İnatla hepsine yukarıda birkaç kez cevap verildiği halde hala "sözel", "doğa bilimsel değil", "bu şekilde çocuk olmuyor" diyerek Güneş'i balçıkla kapatıyorsun ve insanları ister istemez hedef haline getiriyorsun, - hitapta karşılık yerini bulsun istiyorsan - sayın Periah. Ne yapacağız? :-)

    < Bu mesaj bir yönetici tarafından değiştirilmiştir >
    < Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >
    _____________________________
    We're beyond sympathy at this point, we're beyond humanity.




  • Elon Musk, Netflix'e savaş açtı: Üyeliğinizi iptal edin!

    Homofobi düşük zeka, cehalet ve kültürsüzluk belirtisidir.

    < Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >
    _____________________________
  • Alıntı

    metni:
    Fizikçiler böyle hipotez başlıkları adı altında Öyküler uydurmaya bayılırlar ve bu Öyküler sürekli değişir. Nitekim öykünün kendisi somut veriler ile desteklenmedikçe kocakarı masalından farksızdır. Örneğin daha yeni karadeliklerin tekillik oldukları öyküsü çöktü.


    Karadelik tekillikleriyle eşcinselliğin benzerlik olarak da hiçbir alakası yok bu arada. Birisi teorik bir implikasyon/sonuç, öbürü olgusal bir varyasyon/çeşitlilik.


    Diğer bir deyişle eşcinsellik doğada ve toplumlarda gözlemlenen bir olgu. Karadelik tekilliği ise kullandığın teorik çerçevenin karadeliklere ilişkin matematiksel bir sonucu, denklemlerin bir özelliği ve kesinlikle gözlemlenebilir bir olgu değil. Fizikçiler zaten keyiflerinden de tekilliğe ulaşmıyorlar; başvurdukları teorik çerçeve (izafiyet kuramı, kütleçekim alan denklemleri) karadelik formasyon koşullarında onların elini buna mahkum ediyor (bknz: Schwarzschild Çözümü ve Hawking-Penrose Teoremleri). En azından ciddi bir modifikasyona veya revizyona yeltenmedikleri sürece böyle.


    Fizikçiler en başından beri tekilliklerin fiziksel varlığına şüpheyle yaklaşıyorlar. Fiziksel veya uzay-zaman tekilliği terimi esasında gerçekten fiziksel bir tekilliği anlatmaz, yalnızca başvurulan teorik çerçevede fiziksel bir tekillik formasyonunun kaçınılmaz olduğunu vurgular. Bu da fizikçilerin ekseriyetine göre teorinin sınırına ulaşıldığına, gümlediğine işaret eder. Fizikçilere karadelik tekilliği konusunda haksızlık etmemelisin, bu konuda bilakis tutumları son derece gerçekçidir/olgusaldır. Doğada böyle bir şeyin olmayacağına inandıkları için tekillik görünce ciddi fizikçilerin hemen yüzleri ekşir. Gerçeklikten kopup teori alemine sıkıştıklarını veya teorilerinin, denklem veya formül kurgularının ilgili konuda şiştiğini düşünürler.


    Hatta Sir Arthur Eddington gibi eski fizikçilerin tekillikler ve gravitasyon kaynaklı çöküş konusunda "gerçekçiliklerinde" aşırı ileri gitmeleri bilakis tüm kanıtlar özellikle zamanla aksini göstermeye başlamışken karadelik koşullarına ve çok benzer özelliklere sahip fenomenlerin varolamayacağı düşüncesine itti, bugün biliyoruz ki o fizikçilerin tekillik rahatsızlıkları gayet yerinde olsa da onlar şu an karadelik dediğimiz acayip objelerin varolmaması gerektiği konusunda şartlanmışlıklarıyla ciddi kuruntu yapmışlar, mesela Eddington ısrarla ölmekte olan herhangi bir yıldız kalıntısının böyle acayip davranamayacağını yani kendi üzerine sonsuza dek çöküyormuş gibi görünen tuhaf karanlık bir şeye dönüşmeyeceğine iddia etmiştir; Eddington gravitasyonun sıkıştırma gücünü ve uzay zamanın bizim referans çerçevemizdeki / önyargılarımızdaki "deformasyonunu" çok hafife almıştır.


    Tekillik gerçekten de sonsuzluğa ilişkin matematiksel bir konsept olup gerçekçi görünmez. Buna rağmen "karadeliğin merkezi/kalbi" olarak "tekillik" etkileri bizim referansımızda gerçeğe çok yakın görünmektedir. Olay ufku / koordinat tekilliği hududuna yaklaştıkça uzay-zaman doğrultusu kaçınılmaz biçimde - fiziksel - tekillik yönlüdür. Yaklaştıkça kaçış veya dengeli bir yörünge kurmak için giderek daha fazla enerji gerekir (inner most stable orbit'e yani ISCO'ya kadar). Kütlesiz evrensel hız şampiyonu ışık ise ancak stabil olmayan oluşturduğu foton kürede bir süre tutunabilir; ya gerçek bir uzay zaman tekilliğinin etkisinden bekleneceği gibi merkeze çekilir ya da uzaya savrulur.


    "Tekillik" pekala nötron yıldızları dahil diğer her ekstrem kompakt nesne gibi uzay zaman gelgit bozunma etkisiyle etkileştiği objeyi "spagettileştirir". Karadelikler gravitasyonun sıkıştırıcı etkisiyle 6 fazlı bir kuantum içe çöküşün/içe doğru patlamanın karşılığıdır dolayısıyla oralardaki merkezi yoğunluk şüphesiz gerçekten absürt seviyelerde ve uzay zamanın temel dokusuyla detaylarını tam bilmediğimiz ve Hawking Radyasyonu'yla ve Olay Ufku'nun kapladığı iç uzay zaman sahasıyla ilişkili olması çok muhtemel bir kaynaşma yaşamış olsa gerektir (kuramsal kuantum kütle çekim çalışmalarının çözmeye çalıştığı problemlerden birisi). Yani tekillik saçma ve gerçekçi olmayan bir sonuç olabilir ama gene de koşullardaki ve parametrelerdeki ekstremliği çok iyi anlatan ve "teoride bir sorun var" ampulünün yanmasına yol açan anlamlı bir matematiksel yakınlaşmadır (approximation).


    Yani bir karadeliğe yaklaşıldığında Yıldızlararası filmindeki gibi kütüphane yerine aşırı kompakt ama ağır bir şeyin sanki bir tekillikmişçesine çekimiyle ve gelgit yıkımıyla karşılaşmak çok daha olasıdır, ki zaten astronomik ve astrofizik bulgular buna işaret etmektedir. Mesela süper masif karadeliklerin yıldızları parçaladığı Gelgit Bozunma Olayları (Tidal Disruption Events) bakabilirsin. Mevzu bahis tekillikler ışıkta kızıla kaymanın muazzam boyutlara çıkmasına da karşılık düşmekteler. Olay Ufku Teleskobu (Event Horizon Telescope) şebekesinin görüntülediği Messier 87'inin galaktik çekirdeği Powehi isimli süper masif karadelik adayının yığılma diskinin ortasındaki tehditkar, kütleçekimle çarpılmış bir gölge ile bunu göstermektedir. Bu gölge karadeliğin olay ufkunun, genel göreliliğe göre "koordinat tekilliğinin" yansımasıdır.


    Evet, başta söylemem gerekirdi ama aslında genel göreliliğin karadelikler tasvirlerinde bir değil, iki tekillik söz konusu. Bir tanesini kuramsal yorumunun revizyonuyla birlikte şu an "olay ufku" olarak biliyoruz. Bu diğer tekilliğin genel göreliliğin geometrisi çerçevesinde karadeliğin merkezindeki gibi fiziksel olmadığı anlaşılıp geçirgen bir koordinat olarak yorumlanması gerektiği fark edilmiştir.


    Eşcinsellik konuşmamızı dağıtmak için yazdım. Çünkü gereksiz uzadı ve aynı şeyler tekrar ediyor. Paylaştığım anekdotların belirli konularda ilham vermesini de umarım. @Periah

    < Bu mesaj bir yönetici tarafından değiştirilmiştir >
    _____________________________
    We're beyond sympathy at this point, we're beyond humanity.




  • Nat Alianovna kullanıcısına yanıt

    Gercekten inanamıyorum. Güneşi balçıkla sıvıyorum peki neden sıvıyorum? Sizi gözünüzle gördüğünüz gercekliği reddetmemeye davet ettiğim için güneşi balçıkla sıvıyorum öyle mi?


    Bakın hatalarınız hakkında yazdıklarıma yanıt vermeyip olayı sürekli çoğu kişinin anlamayacağı çok özelleşmiş kapalı kulüplerin yaptığı ve içeriğini bilmediğimiz arastırmalara götürüp boğuyorsunuz. Kısacası tartışmayı anlaşılır bir zeminden yani halkın gözünden uzaklaştırıp ben sizin bilmediğiniz seyleri biliyorum bakın benim sizin anlamadığınız bir terminolojim var siz sadece benim dediklerime uyun yeter noktasına varıyoruz.


    Birkaç mesaj önce psikoloji alanından çıkan kişilerin eşcinselliğin normalliğini ilan ettikleri gerekçelerin altının aslında ne kadar boş oldugunu detaylı biçimde açıklayan Br bilimsel makale paylaştım ancak hiçbiriniz ne okumaya nede orada yazan argümanlarla yanıt vermeye bile tenezzül etmediniz. Çünkü bu sizi her söylenene inanmak yerine doğrudan otoritelerin güvenilirliğini sorgulamaya itecekti.


    Fakat hepiniz bunu bir "heresy" olarak gördüğünüz için otoriteleri sorgulamak kavramını bile zihninizde canlandırmayı istemediğiniz için konuyu sürekli içeikten birtakım kişilerin ne oldugunu bilmediğimiz küçük kulüplerinde bilimsel nesnelliği tartışmalı arastırmalarını incelemeden kabul etmek zorunda oldugumuzu vurguluyordunuz.


    Tekrar söylüyorum birkaç mesaj önce paylaştığım makaleyi okumak inceliği i gösterirsen çok değil 40 - 50 yıl önce eşcinselliğin normal ilan eden psikoloji otoritesinin bunu yapabilmesi n nedeni bunun bilimsel olması değil bilimi tekelleri altına almış ve anlaşılmaz terminolpjilerinin ardına saklamış kurumların ideolojik militanlar tarafından ele geçirildiğinde bu kurumun güvenilirliğinin ve otoritesinin yalan yanlış bilgileri yaymak konusunda kullanılmasının önünü açması nedeniyledir.


    Şimdi size tekrar söylüyorum. Bahsettiğiniz argüman göre çevresel faktörlerin değişiminin bazı genetik özelliklere sahip insanları eşcinsel yapabileceğine bahsetmişsiniz. Bu kavram sadece eşcinsellik değil yine cevresel faktörlerin değişimi bazı insanları diğerlerinden daha cok bazı ruhsal sorunlara, bazı hastalıklara, bazı davranış bozukluklarına acık hale getirir. Nitekim bazı insanlar vçcebresel faktörlere diğerlerinden daha dirençli iken diğerleri daha az dirençlidir.


    Bu nedenle yapılmış pekçok arastırma çevresel etkiler ve propagandaları çocuklar ve gençler üzerinde escinselliüi arttırdıgını gösteriyor. Sadece escinsellik değil yne pekçok sapkınlık, davranış bozukluğu, ruhsal bozuklukta yine cevresel faktörlere göre artıyor ve azalıyor. Yine bazı genetik yatkınlıklar bu ruhsal, davranışsal bozuklukların yaygınlığı işe ilişkili.


    Kısacası yukarıda varsaydıgınız ve escinselliüi doğruluğunu kanıtı diye lanse ettiğiniz şeylerin sizin sandığınız gibi bir orjinslliği bulunmuyor.


    İkincil olarak psikoloji "odası "(Psikolojiyi tekellerine aldıklarını iddia eden bir grup memur) birtakım ideolojik militanlar tarafından ele geçirilmeden önce bazı şu anki den çok daha geçerli kısıtlar kullanıyorlardı.


    Örneğin : Psikolojik hastalık tanımlarından biri şudur : Bir insan sağlığını tehdit edecek hiçbir sorunu olmamasına karsın saglıklı bir vucut parasına zarar veriyorsa burada psikolojik bir hastalık vardır.


    Eşcinselliğin ileri asamalarında insanlar cinsiyet organlarına zarar veriyor. Eşcinselliğin ileri aşamalarında insanlar vucutlarına uygunsuz hormonlar enjekte edip kalıcı kısırlığa yol açıyorlar. Bir insanın sırf psikolojik bir nedenden ötürü vucudyna zarar vermesi ne sağlıklı ne doğal nede iyi birseydir.


    < Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >
    _____________________________
    I thought what I'd do was, I'd pretend I was one of those deaf-mutes.




  • Nat Alianovna kullanıcısına yanıt

    İkinci olarak konuyu Nazilere getirmeniz sevindim. Nitekim Naziler ve daha küçük ölçüde komünistlerin neden oldugu yıkım tüm dünyada doğa bilimlerin yönelik bir tepki ve bilinçli biçimde bu bilimlerin sorgulanmasına yol açmıştır. Naziler ve komünistlerin yenilgiler sadece kendilerine değil ideolojilerini bilimle meşru kılmaya calıştıjları için genel olarak bilimin kendisine de zarar vermiştir.

    Bunun sonucunda kurunun yanında yasda yanmış ve bu tarihten itibaren artarak ve devlet desteği ile aydınlanmacı ve maddi düşünceye yönelik, nesnel ve tarafsız bilime düşmanlık ve bilimi yozlaştıracak sözel disiplinler üzerinden bilimin zincirlenmesine yönelik destek tutumu ortaya çıkmıştır.


    1956 yapımı Nurnberg Duruşması filmini izlerseniz orada Nazilerin diktatörlüğünün aşırıya kaçması ve neden oldugu devasa yıkımın sadece kendilerini değil o dönemde ABD dahil tüm dünyada hakim olan nesnel bilime inancı kökten yıktığını görürsünüz.


    Not : Bu arada o filmi izlemenizi şiddetle öneririm.


    Henry Kissenger'ın Dünya Düzeni adlı kitabını okursanız Amerikan elitinin o dönem yasanan yıkım konusunda aydınlanmacı - bilimsel düşünceyi sorumlu tuttuğunu ve geçmişte büyük oranda bilimin karsısında erezyona uğrayan metafizik, hurafe, safsata, algıya dayanan bilim düşmanı görüşlerin bir miktar hortlatılmadının gerekliliğinden bahseder.


    İşte o dönemlerden baslayarak bugun içinde bulunduğumuz bu akıldışı dünya, dönemin entelijsnsının desteği ile 1960larda Fransız demogoglar tarafından bilimsel terimlerin ırzına geçilerek ve butun bilim kurumları işgal edilerek bugunkü bilimin otoritesinin sarıldığı döneme dek gelmiştir.


    Dolayısıyla günümüzde akademide öyle bir baskı ortamı yaratılmış durumda ki çoğu bilim insanı mevcut anlatıyı sarsacak bilimsel arastırmalar yapmak konusunda bile tereddüt içerisinde. Hatta bazı bilimsel arastırmana sonuçları ideolojik dayatma ile çeliştiğinde bazı bilim adamları işlerinden atılmakla tehdit ediliyorlar.


    Size soruyorum akademi bu kadar zehirlenmişken. Bilim gerçeği aramak yerine ideolojileri gerekçelendirmek miras edinmişken bahsettiğiniz otoriteler artık ne kadar güvenebiliriz.




    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Periah -- 6 Ekim 2025; 0:8:46 >
    < Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >
    _____________________________
    I thought what I'd do was, I'd pretend I was one of those deaf-mutes.




  • bah argo B kullanıcısına yanıt
    Bu yorum için teşekkürler, çünkü sizlerin kafası nasıl çalışıyor, konuya nasıl bakıyorsunuz, gerekçeleriniz nelerdir, vs bunu güzel ve özet bir şekilde yansıtıyor.

  • 1800 lerden sonra OSMANLI SARAYLARINDA OĞLANCILIK artmasının nedeni egonominin iyi olması , sarayın gelir düzeyinin artması, lüks şatafatın hareme etkisi, manda yoğurdunun fazla tüketilmesi, haremdeki cariyelerin yaşlanması ve yerlerine oğlan alınması, oğlanların gizlice padişaha yaklaşmasıdır. sarayda oğlancılık neflix ile başladı bu sadece başlangıç. Elon mask bu konuya engwl olmaya çalışıyor.

    Birde cariye ile dinsel ilişki kurunca bebek oluyor ve yeni doğan bebekleri gece yarısından sonra boğdurmak zorunda kalıyordu padişahımız. Bu konuyu çözmek için yorucu çalışmalar yıpratıcı araştırmalardan sonra oğlancılık sistemini geliştirdi. Yozgat sivas konya sincan, iznik, elazığ erzurum sakarya düzce, rize bayburt afyon, kütahya yöresinin el değmeden yetiştirilmiş oğlanları saraya iş ve işçi alma hocası tarafından sokuldu.



    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi @KlavYE@ -- 6 Ekim 2025; 5:29:18 >
    < Bu ileti Android uygulamasından atıldı >
  • Nat Alianovna kullanıcısına yanıt

    Bu arada biyolojik gerçekleri çarpıtmnak için tarihi kullanmayı çok seven veya bunu yapanların kurbanı biri olarak tarihin dönemin ideolojik tutumuna göre nasıl yeniden yazıldığına dair şu alalede video bile günümüzde bilimsellik ve objektiflik kaygısının özellikle sözel disiplinlerde ne kadar kaybedilmiş olduğunu gösteren güzel bir örnek.


    Elon Musk, Netflix'e savaş açtı: Üyeliğinizi iptal edin!Maiorianusyoutube
    🔴 YOU WANT TO SUPPORT THIS CHANNEL? 🔴 🤗 Join our Patreon community: https://www.patreon.com/Maiorianus Or become an official Maiorianus member on YouTube: https://www.youtube.com/c/Maiorianus461/join 🤗 One-Time Donation? - PayPal: https://paypal.me/Maiorianus - Bitcoin: bc1qv4lsfsplvfecrrgvmfclhga28we7mvh9563xdj 🔗 Share the video with anyone who might be interested (it helps a ton!) 👍 Subscribe to our videos FOR FREE: https://www.youtube.com/c/Maiorianus461?sub_confirmation=1 📚 The main source for this video is the book "The Fall of Rome" by Bryan Ward-Perkins: https://amzn.to/3FXeDNg 📚 My favorite novel about the late Roman Empire, "Julian" by Gore Vidal: https://amzn.to/3mZwOdJ 📚 BEST BOOKS ON ROMAN URBAN HISTORY: 📚 1. "History of the City of Rome in the Middle Ages" by Ferdinand Gregorovius https://amzn.to/3yOvjEd 2. "Rome: Profile of a City, 312-1308" by Richard Krautheimer https://amzn.to/3yyChgp 3. "Rome: An Urban History from Antiquity to the Present" by Rabun Taylor https://amzn.to/322ClsZ These are all excellent books if you are like me, absolutely fascinated by the transition of Rome from late antiquity to the early medieval period. The wonderful background music is by Adrian von Ziegler: https://youtu.be/USz9cwVSaqg 🎦 FILMING EQUIPMENT WE USE: 🎦 Webcam: https://amzn.to/3yFSFvu Microphone: https://amzn.to/3e2ZFsW Disclosures: Some links in the description are affiliate links which means that if you purchase something by clicking on one of them, your host Sebastian will receive a small commission at no additional cost to you. In this way you will be supporting the channel to improve the video production quality at no extra cost to you. 📬 Contact us: maiorianus.sebastian@gmail.com #Maiorianus
    https://www.youtube.com/watch?v=AxKvW67dZZI

    Bir süre uygulanan göçmen seviciliği politikalarına altyapı hazırlanması için Roma'nın barbarlar tarafından istilası bile yeni ve çok barışçıl !!! bir ışık altında yeniden yazıldı . Bu ortamda sizin tarihi verilerinizinde benzer bir ışığın altında yazılmadığından nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz şaşkınım açıkçası.

    _____________________________
    I thought what I'd do was, I'd pretend I was one of those deaf-mutes.




  • Periah kullanıcısına yanıt

    O makaleyi okumam makaleye doğrudan atıfla cevap vermem gerektiği anlamına gelmiyor, ki makalede doğru dürüst cevap verilecek bir şey de yok. Ana fikirde psikiyatri otoritelerini doğallaştırma/normalleştirme mantık safsatasıyla suçlamış. Ama kendisi olgusal bir şeyin hastalık olarak tanımlanıp tanımlanmamasında doğallaştırma safsatasından kaçınmaya dair deneysel bir ölçüt önermiyor ve empirik verilere dair "antika" gibi bir sürü basmakalıp hüküm bildiriyor gibi görünmekte. Benzetmeleri de bir acayip, özellikle yamyamlık benzetmesi. Cinayete dair klasik bir ahlaksallık ölçütünü devreye sokamıyor mu? İlgili yazarın ancak yamyamlık sonucu vücuda alınan prionlardan - deli dana veya kuru hastalığı gibi ölümcül bozuklukların kaynağı patojenik proteinlerden - haberi yok ki herhalde eşcinsellikle arasında böyle aptalca bir benzetme yapmış.


    Mesela Einstein'ın özel göreliliği ortaya koyduğu makaleleri de bilimsel yöntem ve standartlara uymaz - bugün olsa reddedilir - ama herkes içeriklerinin fiziken geçerli olduğunun farkında. Psikiyatristler de - mantıksal safsatayla dahi olsa - doğru bir sonuca ulaşmış olabilirler, ki zaten ben sana bunu söyledim. Psikiyatristlerin ne yaptığından bağımsız doğabilim/biyoloji eşcinselliği anomali veya deformasyon olarak görmüyor. Doğuştan ve çevresel faktörlerden gelişen kompleks bir varyasyon, popülasyonda bulunup adaptif yönlere veya adaptif kalıtsal bağlantılara sahip olan bir özellik dizisi kısaca daha genel tabirle evrimsel bir olgu grubu olarak görüyor. 2+2=4. Düpedüz adaptif olmayan ve komple maladaptif bir şey olsa zaten böylesi bir spektrumun soyu milyonlarca yıl önce tükenirdi. Hayvanlar aleminde, toplumlarda, tarihte bu kadar sık frekansta karşımıza çıkmazdı.


    Bu terimlerin sıra dışı veya anlaşılmaz bir yönü yok. Varyasyon = - daha çok kalıtsal temelde - çeşitlilik/farklılık; başta genetik nitelikte olsa da bu terim genelde genetikten veya kalıtımdan temellenerek, bunlardan yola çıkarak fenotip veya popülasyona ilişin farklılıkları da anlatabilir, popülasyon = genetik havuz paylaşan ve soyu devam eden belirli bir grup canlı nüfusu. Popülasyon terimi sık sık genetik havuza karşılık olarak da kullanılmakta.


    Translar veya eşcinseller illa dediğin şeyleri yaşayacak veya olumsuz şekilde yaşayacak diye bir kaide de yok. Bakın, hala eşcinselliğe ilişik genler anlaşıldığı kadarıyla her türlü şekilde bir popülasyonda sonraki nesillere aktarılabildiği halde, bulgular bu duruma işaret ettiği halde, bunların kaynağını biyolojiye dair bir kitaptan örnek gösterdiğim halde tek tek bireylerin bireysel üreme başarısından söz ediyorsunuz.


    Evrim daha çok çok daha büyük bir resim olan popülasyon ve varyasyonla ilgileniyor, dolayısıyla pekala gen havuzu ve çeşitliliğiyle de. Eğer evrimsel bir bakış açısı dediğiniz kadar dar olsa her korumasız heteroseksüel birliktelik herhalde bir evrim çalışmasına konu olurdu. :-)


    Aşağıdaki yazımı da paylaşayım, evrimin daha iyi anlaşılabilmesi için, çünkü ortada evrimi anlamama problemi var:


    Alıntı

    metni:
    modern biyoloji esasında modern sentez dediğimiz güncel evrim teorisi üzerine kuruludur.
    Bir sürü bilim dalına eklemlenen ve bir sürü sahaya açılan ve hepsinde temel veya yardımcı bir başvuru noktası olan bu kuram çok ama çok kabaca;
    - Darwin'den filizlenen Doğal Seçme Mekanizmasına,- Mendel'den filizlenen Kalıtım Mekanizmasına,- de Vries'in Mutasyon Teorisine,- Canlılardaki ilgili evrimi değişkenler matematiğinin dilinde yasalaştıran Popülasyon Genetiğine,- Evrimin genetik arka planını ortaya koyup evrimsel araştırma sahalarında majör bir alan işgal eden ve evrim teorisiyle organik-dinamik bir olgusal ilişki kuran Moleküler Biyolojiye dayanır.


    https://forum.donanimhaber.com/mesaj/yonlen/158019439


    Popülasyon genetiğine dair kavrayışa geldiğimizde duraksıyorsun maalesef. O ayağı kurman gerekir - illa tam teşekkül şekilde matematiğine ve teknik detaylarına girmek gerekmiyor fakat belirli bir gen havuzunu taşıyan belirli bir canlı kitlesini ve seçilim baskısı altındaki test edilen genlerinin nasıl sonraki kuşaklara kolayca geçebildiğini ve varyasyon devamlılığını garanti aldığını kafanda canlandırarak tahayyül etme becerini kullanabilirsin. Ama nedense kuramıyorsun. İşin Mendel fazında kalıyorsun. Karakter varyantı bu olduğunda eğer çaprazlanma olmuyorsa bu bir hastalıktır, rahatsızlıktır, bozukluktur diyorsun ki - biseksüellik durumları da söz konusu olduğu için bu garanti değil - Mendel mekanizmasında dahi ortadan kaybolmuş veya ortada olmayan bir genotip genomda geri planda durup sonraki kuşaktaki örneklerde karakter varyantı olarak belirebilir ve kuşaklar boyunca bu örneklerden karakter varyantları arasında çaprazlama yapılmadığı halde çıkabilir.


    Şimdi bu aşırı basitleştirmeyi çevresel, hormonel, epigenetik vb faktörlerle de şekillenen inanılmaz zengin devasa bir popülasyon ve gen havuzu karmaşasında üstüne sürekli nesiller içinde ve arasında genetik mutasyonların da bulunduğu bir bağlamda bir hayal edin. Gerçekten yaptığınız şey üfleyerek Güneş'i söndürmeye çalışmak gibi.


    Mevzuya zaten çok deterministik bakmaya çalışıyorsun ama evrimsel biyolojiye tüm temel ayaklarıyla analizinde hakkıyla bir alan açmadığın için deterministik tavrın da oldukça eğreti ve tamamlanmamış duruyor.

    _____________________________
    We're beyond sympathy at this point, we're beyond humanity.




  • 
Sayfa: önceki 34567
Sayfaya Git
Git
sonraki
- x
Bildirim
mesajınız kopyalandı (ctrl+v) yapıştırmak istediğiniz yere yapıştırabilirsiniz.