Şimdi Ara

Bir mezhepte helal olan diğerinde nasıl haram oluyor?

Daha Fazla
Bu Konudaki Kullanıcılar: Daha Az
2 Misafir - 2 Masaüstü
5 sn
8
Cevap
0
Favori
464
Tıklama
Daha Fazla
İstatistik
  • Konu İstatistikleri
  • Son Yorum 6 ay
  • Cevaplayan Üyeler 6
  • Konu Sahibinin Yazdıkları 1
  • Ortalama Mesaj Aralığı 19 saat 51 dakika
  • Son 1 Saatteki Mesajlar 1
  • Konuya En Çok Yazanlar
  • torlofan (2 mesaj) Marshtest (2 mesaj) milyarderdahi (1 mesaj) Nat Alianovna (1 mesaj) Melanie Thierry (1 mesaj)
  • Konuya Yazanların Platform Dağılımı
  • Masaüstü (5 mesaj) Mobil (3 mesaj)
  • @
0 oy
Öne Çıkar
Giriş
Mesaj
  • Baştan belirteyim, bu yüzyılda hala dine inanan mı var diyecekler gelmesin. Ben burda bu konuyu tartışmak için yazmıyorum.

    Mezheplerdeki farklılık bana saçma geliyor. Dinde mezhep diye bir şey yokken bunlar mezhep kurmuş. Hadi kurmuş ve birbirlerini düşman bellemiyorlar en azından ama bu şafilerde köpeğe dokunmak abdest bozarken hanefide bozmaması, deniz ürünlerinin hanefide haram olması şafilerde helal olması vs. Böyle gider. Bir de bunun üstüne Hanefi midye yerse günah işler, hesap verir ama Şafi yerde sorun yok. Yani allahın karşısında günahı da değiştiriyorlar. Bunlar hangi akla hizmet günaha sevaba karar verip bir de taraf seçiyorlar. Ayrıca doğan herkes mezhep seçmeliymiş. Lan mezhepler doğana kadar yaşayan insanların imanını yok mu sayıcaz yani?


    < Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >



    |
    |
  • Yorum (interpretasyon) hatta metni kaynak (textual source) farkından. Bir din ortaya çıkıp yayıldıkça geniş ve çeşitliliklerle dolu bir coğrafi alanda o kadar çok kişi tarafından benimseniyor; haliyle yorum veya kaynak farklılığı meydana gelme olasılığı o kadar çoğalıyor. Tepeden dayatacak resmi bir ruhani otorite veya ortak görüş paylaşan bir rahip cemiyeti olmadan bir din çok hızlı bir şekilde bölünebilir (mezhepleşebilir). Bir dinde yaygın ve güçlü bir Ortodoksluk (sözlük anlamıyla "doğru görüş") veya "Hak İnanç" tesis edilse dahi mezhepleşme devam eder ve heretik (farklı görüşte, farklı şekilde seçilmiş, sapkın, zındık, batıl) denilen mezhepler ortaya çıkar. Prensipte her mezhep kendi bakış açısında Ortodoks iken diğer mezhepler ise o mezhebe göre sapkındır. İslamî bağlamda düşünürsek iki farklı ulema bir Kur-an ayetini veya hadisi farklı şekilde yorumlayabilir; farklı dini yazıt ve söylenceleri (mesela farklı hadis derlemelerini) referans alabilirler. Hadis derlemeleri demişken yazıtları veya söylenceleri özellikle de ihtiyaç ve çıkarlarına göre farklı şekilde derleyedebilirler; yani ekleme ve çıkarmaları arzuları doğrultusunda belirleyebilirler. Tüm bu faaliyetler de hilafet veya sultanlık iddiasındaki farklı siyasi otoritelerden sponsorluk alabilir bu söz konusu otoriteleri meşrulaştırmaları, iktidarlarını legitimize etmeleri karşılığında. Doğru görüş addedilen her şey bir yandan sonraki kuşaklara öğretilir veya empoze edilir zira hayat bu yolla anlaşılır (verilmiş dinin veya mezhebin "bilim" işlevi) ve düzenlenir (verilmiş dinin veya mezhebin "hukuk" işlevi). Eğer bu bilişsel karmaşadan kurtulmak istiyorsanız bir din içerisindeki her bir mezhebi "aynı başlangıç noktasından türeyen veya evrilen, bir veya birkaç temel kabulü paylaşan (Hz. Muhammed'in Resullüğü gibi) ama onun haricinde birbirleriyle çatışan ve anlaşamayan küçük yerel dinler" olarak görebilirsiniz.
    < Bu mesaj bir yönetici tarafından değiştirilmiştir >
    < Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >




  • Konunun yeri burası değil, yönetici taşır sanıyorum da o da cevap yazmış  Ben soruna cevap vereyim.


    Kur'an yerine nakile uyan Müslümanlar nesilden nesile iyice farklı tipte uygulamalar ile İslam dinini yaşadığını iddia ettikçe dönemin siyasileri de bu farklılığı ortadan kaldırabilmek amacıyla önde gelen din adamlarından bir anlamda "fetva" istemişler. Hanefi zaten Emeviler tarafından öldürülmüş birisidir aslen mezhebi yoktur, onun öğrencilerinin ilk mezhep başlangıcı vardır. Şafi, Hanbeli, Maliki günümüze gelen 4 mezhep ve bunların hak olduğunu iddia eden de aslen Gazali. Aslen bir sürü mezhep var imiş ilk yüzyıllarında Arapların. Maturidi vb sünni tarafta bir sürü daha mezhep var. Şii tarafına geçtiğimiz de yine benzer şekilde bir sürü ayrı mezhep var. Özetle ortak kitap Kur'an ama Kur'an uygulamada değersiz. Nakil değerli. İşin bir de "hadis alimi boyutu" var ki o da bambaşka bir komedi.


    Şimdi hem bunların hepsi hak hem de farzlarda ayrılıyorlar, sevaplar farklı farklı, hadislerin geçerliliği farklı farklı; ee bu nasıl bir mantık o zaman? İşte bu sebepten aslen çok fazla kan dökülmüş zamanında ama sorsan bunlar birbirleriyle hep iyiler. Yalan. Uzun uzun anlatılacak bir konu aslen ama gereksiz. Arap tarihi çok fazla çelişkiyle dolu bir tarih.


    Din nedir? Din tanrıdan insana verilen buyruklar toplamıdır. İslam dini için konuşacak olursak Kur'an isimli 6236 ayet içeren bir kitap ile Allah buyruklarını Muhammed aracılığıyla insanlara bildirmiş. Eksik mi bildirmiş de birileri ekleme yapmak zorunda? Tabiki de hayır. Allah bu kadar bildirmiş ancak insanların hoşuna gitmemiş ve kitabı değiştiremedikleri için de etkisini ortadan kaldırmışlar kendi çıkarları için.


    Peki mezhepler Allah'tan mıdır yoksa insandan mıdır? Kaynağı Kur'an mıdır yoksa nakil midir? Kur'an da net şekilde ayet vardır sizden öncekiler gibi bölünmeyin diye. Buna rağmen nasıl bölünmek haktan olabilir? Olamaz tabi ki de.


    O sebepten de Kur'an'da yazmayan hiç bir şey din değildir ve mezheplerin tamamı din dışı şeylerdir. Allah'ın helal kıldığını da haram kıldığını da Muhammed dahil hiç kimse değiştiremez.





  • Dört "hak" mezhep ifadesi zaten kuran'a ters ifade değil mi?

    < Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >

  • "Kur'ân-ı Kerîm yerine nakle uymak" çelişkili bir ifadedir. Bu ikisi yine aynı şeyi ifade eden ve gerçekliğin varoluş öğesini yalnızca altkümesinde barındıran ifadelerdir. Naklin semantiği aktarım demektir. Allah'tan gelen aktarım Kur'ân-ı Kerîm, Peygamberden gelen aktarımlarsa Hadîs-i Şerîflerdir. Nakil zaten Kur'ân-ı Kerîm'i içerir.


    İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe'nin mezhebinin olmadığı yanlış bir bilgidir. Hanefîlik fıkhî(amelî) bir mezheptir. Zaten fıkhî problemlere sistematik çözümler öneren ilk İslam bilgini Ebû Hanîfe'dir. İki arkadaş(Sâhibeyn) lakabını alan öğrencileri yalnızca onun fıkhî görüşlerini, ictihad ve fetvalarını tasnif ve tedvîn ederek görüşlerinin yayılmasını sağladılar. Onun görüşlerine de zamanla "Hanefîlik" adı verilmiştir. Zaten diğer mezheplerde aynı şekilde ortaya çıkmışlardır. Hiçbir imam "Ben mezhep kurdum, adına da ismimi verdim." şeklinde bir şey söylememişti(r). Mâtürîdîlik dört mezhep konusuyla alakasızdır, Mâtürîdîlik itikâdî bir mezheptir, fıkhî(ameli) değil. Ancak fıkhî mezheplerin ortaya çıkmaya başladıkları ilk zamanlarda birçok mezhebin olduğu doğrudur. Zamanla müçtehitler birbirleriyle ittifak ederek birbirlerinin mezhebine girdiler. Mezhepler yaygınlaştıkça Müslüman halk kendi bölgesinde yaşayan müçtehidin içtihadını kabul ederek mezhep seçmiş oldular. Dört hak mezhep kavramını Îmam-ı Gazzâlî ortaya atmadı, bu da yanlış bir bilgidir. Dört hak mezhep kavramı, Abbasi Halifesi Müstansır'ın dört mezhebin ortak eğitim verdiği Müstansıriye Medresesi'ni inşa ettirmesiyle oluşup, zamanla yaygınlaşmıştır. Dört rakamının özel bir anlamı yoktur.


    Mezheplerin ihtilâfa düşmelerinin temel sebebi dinin birincil kaynaklarında ayrıntı meselelerin doğrudan belirtilmemesi ve Arapça'nın semantik çeşitliliğidir. Mezheplerde hadislerde değişiklik söz konusu olmaz, Kütüb-i Sitte ortak kaynaktır. Burada Ehl'i Sünnet'in, Bid'at ehli ilan ettiği diğer itikâdî mezhepler kastedilmiş olabilir. Ancak bu da yanlış olur. Ehl'i Sünnet, Şii hadis kaynaklarını Ehl-i Bid'at'tır diyerek çöpe atmaz. Ancak Şia, Ehl-i Sünnet'in hadislerini sahih olarak kabul etmezler. Çünkü, onlar ravinin İmamiyye mezhebinden olmasını ve On İki İmam'dan birine ait söz ve takrirleri alırlar. Yani yalnızca Ali bin Ebu Talib yoluyla hadis alırlar.


    Kur'ân-ı Kerîm her şeyi açıklayan bir kitap olduğunu iddia etmez. Her şey açıkça bildirilmiş olsaydı farklı kültürlere sahip Müslüman halklar ayrıntı konularda arayış içinde olmazdı. Müçtehid imamların Kur'ân-ı Kerîm’i değiştiremedikleri için kendi çıkarları için mezhepler oluşturduklarıysa gülünç bir iddia. Müçtehid imamlar kendi görüşlerini oluştururken ömürlerini bunlara vermişlerdir, onların yaptıkları tek şey öğrencilerine bunları aktarmaktır. Bunlardan hiçbir kazançları olmadı, onlar çok küçük bir kitleye hitap ediyorlardı. Mezheplerin yayılması onların ölümünden sonra gerçekleşmiştir. Eserlerinin kalan ciltlerine ömrü yetmeyen Muhaddislerin olduğu kaynaklarda çok açık.


    Bahsedilen ayet tam olarak doğru ifade edilmemiş, muhtemelen Âl-i İmrân Suresi 105. Ayet kastediliyorsun: “Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte bunlar için büyük bir azap vardır”. Bu ayette kastedileni ancak rasyonel prensiplerle çıkarabiliyorsak gerçeği o derece yansıttığını söyleyebiliriz. Özellikle son yıllarda hiçbir ilmî birikimi olmayan kişilerin müfessir kesildiği bu dönemde ayetlere sıkça yanlış manalar veriliyor. Bunlar genellikle dil bilimsel açıdan hata yapılmasından, ayetlerin bağlamının ve muhatabın algısı çerçevesinde yapılan hitabın çöpe atılmasından kaynaklanıyor. Müfessirler Âl-i İmrân Suresi’nin 105. Ayetinde geçen “ayrılığa düşenler” hakkında üç ihtimal vermişlerdir: 1) Kastedilen, Ümmet-i Muhammed’in dışındaki bütün eski, ümmetlerdir. Buna Bakara suresi 213. ayet delil olarak gösterilir. 2) Kastedilen, Ümmet-i Muhammed’in bid'atçileridir. 3) Ebû Umâme’ye göre kastedilen, Harûriyye fırkasıdır. Ayrılığa düşenlerden kasıt bu üçünden hangisi olursa olsun, ayette nehyedilen ihtilaf, dinin usûlündeki(esaslarınadaki) ihtilâftır; furûdaki ihtilaf değildir. Ancak feri konulardaki ihtilaf da açık nassa ve icmâa aykırı olmamalıdır. İçeriği gereği ameli mezhepler dinin usûlüyle(esaslarıyla) ilgili ihtilâfa zaten düşemezler. Ehl-i Sünnet itikâdî mezhepler dinin usûlüyle(esaslarıyla) ilgili konularda ihtilâf yaşamamışlardır.  


    Peygamberin helal, haram kılma yetkisi vardır. Nitekim, Tevbe Suresi 29. Ayette bu açıkça belirtilir: “O kendilerine kitap verilenlerden oldukları halde ne Allaha ne Âhiret gününe inanmayan, Allah’ın ve Resulünün haram ettiğini haram tanımayan, ve hak dinini din edinmeyen kimselere küçülmüş oldukları halde elden cizye verecekleri hale kadar harbedin”.




    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Marshtest -- 15 Kasım 2021; 3:22:38 >





  • Sana özel mesaj yazdım devam etmek istersen o şekilde edelim. Bu konunun bu bölümden taşınması gerekiyor, daha fazla mesaja gerek yok.


    Arkadaş bir soru sormuş ve ben cevabını yazdım, senin söylediklerin zaten muallak Arap tarihinin iddia ettiği şeyler. Kur'an hakkında da çok bilgi sahibi değilsin.

    |
    |
    Marshtest kullanıcısının, bahsedilen mesajını gör
  • Peygamberin haram-helal bildirmesi mümkün. Kuran'da yazmayan ama yine vahiyle peygambere bildirilen haramlar var.

    Farklı mezheplerin olması dinen sıkıntılı, sakıncalı, yasaklanmış vs bir durum değil. bu yüzden olması veya olmaması sorun değil. şu an farklı mezhepler var ve sorun değil.

    Kuran'ın mesajı açık ama her ayeti, kelimesi açık değil, anlama(nız)mız da gerekmiyor. verdiği mesaj açık, net ve belli.

- x
Bildirim
mesajınız kopyalandı (ctrl+v) yapıştırmak istediğiniz yere yapıştırabilirsiniz.