- x
    Bunlarla Giriş Yapın: Facebook Google+ Twitter DH Giriş:
    ?
  • Hatırla
  • Yeni Kayıt
Bilim/Kültür Haberleri....
806 Cevap93418 Görüntüleme1 Favori
Bu konudaki kullanıcılar: hiç
  Seçkin Yorumlar Linkli Mesajlar Yazdır
Sayfa: <<     1 [3] 5 6 7 8 9 10      >>
Arama Terimi: Yazarı:
Konu içi arama ayarları
Sadece Arananın bulduğu yerler
Arama terimleri En önemli Üst minimum sıralama: /1000

Arama tercihlerinizi belirlediyseniz yukarıdaki kutuya arama terimini yazıp "Konu içi ara" butonuna tıklayınız.
Giriş
Mesaj


 
535 Mesaj
21 Ağustos 2006; 16:05:02 

Nöronların yerini alan beyin hücresi

0


Bilim insanları, beyinde çok sayıda bulunan bir hücreyi, sinir hücresi nöronların yerini alabilecek şekilde dönüştürmenin yolunu buldu.

Nöral progenitör hücreler; yeşil alanlar destek işlevli hücreleri ve kırmızı bölgeler ise normalde kök hücrelerde bulunan proteinleri gösteriyor. Mavi alanlar ise hücrelerin çekirdeği.

NEW YORK - Bir başka hücrenin yerine geçebilme özelliğinin sadece kök hücrelere özgü bir özellik olduğu düşünülüyordu. Kök hücreler ise, sadece bebeklik döneminde elde edilebiliyor ve bu hücreler üzerinde yapılan araştırmalar henüz emekleme evresinde. Ancak, yeni bir araştırma bol sayıda bulunan bir beyin hücresi türünün de, başka beyin hücrelerin yerine geçebildiğini kanıtladı. Hasarlı beyin dokularını onaracak tedaviler geliştirilmesi için yeni tekniğin, insanlar üzerinde denenmesi gerekiyor. Araştırmacılar, bir orijinal hücrenin 10 katrilyon türev beyin hücresine dönüşebileceğini, bu rakamın da 50 milyon yetişkin insan beynine yeteceğini belirtiyor.




_____________________________



2559 Mesaj
22 Ağustos 2006; 0:33:50 

ne yani unuttuklarımız da geri getiriler o zaman hatta bilmediklerimizi yani doğumdan öncesini
ayrıca rüyalarımızıda ohaaaaaaaaaaaaa bu cok buyuk bir şey abi düşün rüyalarını baştan sona hatırlatıyorlar kim bilir neler gördün dimi bazen eğlanceili olur da

soyle bir sey var bir ruya 1 dk suruyorsa yada daha kısa vede biz 8 saatin ustunde uyuyorsak yaklaşık olarak gunde 500 ruya atlıyoruz en az hemde ve bu ruyaların bazıları da obur dunyada oluyor yani obur dunyayı görüyoruz ama hatırlamıyoruz yaonlar gari geliyor

offfffffffffffffffffffffffffff hll olsun ama bu uygulamaya gecerse belki MÜSLÜMAN olurlar


_____________________________

Bir ay varsa güneş de vardır

Uzaklaştırılmış
Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
22 Ağustos 2006; 11:10:31 

Evren 2 Milyar Yıl Yaşlandı

Revize edilmiş Hubble Sabiti’ne dayanan yeni bir araştırmaya göre, evren varsayıldığından yüzde 15 oranında daha yaşlı ve daha büyük olabilir.

ABD’deki Carnegie Enstitusü uzmanı Alceste Bonanos, Havai’deki Keck-II teleskobuyla Triangulum Galaksisi’ndeki birbirlerinin etrafında 5 günde bir dönen ikiz yıldızları gözlemledi. Gözlem ekibi, ışık, sürat ve ısı ölçümleri alarak bu yıldızların gerçek parlaklığını hesapladı. Yıldızların gerçek parlaklığı ile gözlemlenebilir parlaklığı arasındaki farkı kağıda döken uzmanlar, bu galaksinin 3.14 milyon ışık yılı uzaklıkta olduğu sonucuna vardı. Bu rakam, galaksinin aslında bilinenden yarım milyon ışık yılı daha ötede olduğunu gösteriyor.

Astronomik mesafeleri hesaplamak uzmanlar için her zaman karmaşık hesaplar gerektiren bir uğraş. Görece uzak ve parlak nesneler, yakındaki ve daha az parlak nesneler gibi görünebiliyor ve bunu matelatikle ortaya koymak her zaman mümükün değil. Astoromlar, bu nedenle farklı ve birbirinden bağımsız yöntemler kullanarak mesafı hesabı yapıyor. Mesafesi sabitlenen bir nesne daha sonra yeni nesnelerin hesabında ölçek alınıyor.

ÖLÇEK REVİZE OLUNCA, TAHMİNLER DEĞİŞTİ Bilim insanları, ikiz yıldızları ise ölçek almayı tercih ediyor. Almanya’daki Erlangen-Nuremberg Üniversitesi uzmanı Norbert Przybilla, Keck-II teleskobuyla gözlemi yapılan ikiz yıldızların ise, şimdiye dek ölçek alınan en uzak yıldızlar olduğunu ifade ediyor. Przybilla, bu ikiz yıldızları temel alarak evrenin genişlemesini yeniden hesapladı.

Evrenin yaşı ile ilgili hesaplamalar, evrenin genişlemesini gösteren Hubble sabitine dayanıyor. Przybilla, Hubble sabitine dayalı hesapların yaklaşık yüzde 15 civarında eksik olduğunu düşünüyor. Bu evrenin yüzde 15 daha yaşlı ve tabiatiyle yüzde 15 daha geniş olduğu anlamına geliyor. Tahminlere göre evren 13.7 milyar yaşındaydı. Przybilla, yeni araştırmaya göre evrenin 15.8 milyar yaşında olduğunu öne sürüyor.



 
535 Mesaj
24 Ağustos 2006; 1:03:07 

Topraktaki cıva yangınla açığa çıkıyor

0


Alaska ve Kanada’daki orman yangınlarının, bu bölgelerde toprakta saklı duran insan sağlığına zararlı cıvanın atmosfere karışmasına neden olduğu belirtiliyor.

NEW YORK - Türkiye’nin Güney sahillerinde 7 yerde çıkan orman yangınlarında hektar ağaç kül oldu; komşu Yunanistan ve diğer Akdeniz ülkesi İspanya’daki yangınlarda da binlerce hektar ormanlık alan yok olmuştu. Orman yangınlarının ekosisteme zararları ancak aylar sonra anlaşılabiliyor. Alaska ve Kanada’nın batısında 2004 ve 2005’te meydana gelen tarihin en büyük orman yangınlarını mercek altına alan ABD’li ve Kanadalı bilim insanları, son yıllarda artan yangınların daha çok cıvanın atmosfere karışmasına neden olacağını belirtiyor.

Atmosferde artan cıva oranı insan beynine zarar verebiliyor ve doğumda çeşitli biyolojik bozukluklara neden oluyor. Cıva, özellikle kömür veya yakılmasıyla açığa çıkıyor ve atmosferi kirleten ve insan sağlığına direkt zehirleyici etkisi olan bir element. Tıbbi ve diğer birçok üründe 1990’lı yıllara kadar kullanılan cıvanın yerine artık insan sağlığına zararı olmayan alternatif maddeler konuyor.




_____________________________



 
535 Mesaj
24 Ağustos 2006; 1:05:31 

Karıncanın çenesi avını affetmiyor

0


Bilim insanları, Orta ve Güney Amerika’da yaşayan bir karınca türünün hayvanlar alemindeki en öldürücü çeneye sahip olduğunu vurguluyor.

İSTANBUL - Bilimsel adıyla, Odontomachus bauri türü karıncalar çenelerini saatte 125 ila 233 km hızla kapadığı ortaya çıktı. Bu araştırmayla birlikte dünyanın en sert çenesi rekoru, karideslerden karıncalara geçmiş oldu.

Araştırmayı yürüten University of California-Berkeley profesörü Sheila Patek, Odontomachus bauri türü karıncaların çenelerini kapadıklarında güçten dolayı geri sektiklerini ve bunun da düşmanından uzaklaşmasına yaradığını belirtiyor. Bilim insanları, Odontomachus bauri karıncalarının çene kapamalarını video görüntülerini alarak, ölçümler yaptı. Ölçümlerde çenenin ortalama kapanış süresinin 0.13 millisaniye olduğu tespit edildi. Bu süre, insan gözünün kırpmasının yaklaşık 2.300 katı bir hıza işaret ediyor.




_____________________________



 
535 Mesaj
24 Ağustos 2006; 1:07:35 

Kuş gribi virüsü H5N1.
ABD, grip virüsü veritabanını kamuya açtı

0


ABD Sağlık Bakanlığı yetkilileri, 650 tür grip virüsünün genetik kodlarını kamuya açtı.

ATLANTA - ABD’de kamu hastalıklarıyla mücadele eden The Centers for Disease Control and Prevention, grip virüslerinden oluşan veritabanını, diğer ülkelerdeki uzmanların da yararlanması için kamuya açıldığını duyurdu. Veritabanında yer alan virüs türleri, ABD sınırları içinde görülen grip virüslerini kapsıyor. Bu virüsler içerisinde hayvanlardan insanlara geçebilen kuş gribi H5N1 gibi birçok tür bulunuyor. Genbank adlı veritabanı ABD’nin en büyük araştırma merkezlerinden Los Alamos Ulusal Laboratuvarı’nda bulunuyor.




_____________________________



 
535 Mesaj
25 Ağustos 2006; 17:29:56 

Rus matematikçi şöhretten kaçıyor

0


Matematik dünyası, Rus matematikçi Perelman’ın prestijli Fields Madalyası’nı kazandığı halde reddedeceği dedikodularıyla ayakta.

İSTANBUL - Matematik biliminin Nobel’i kabul edilen Fields Madalyası, her dört yılda bir alanında en büyük etkiyi yapan genç matematikçilere veriliyor. 22 Ağustos Salı günü Madrid’de düzenlenecek törende, İspanya Kralı 1. Juan Carlos bu ödülü yüzyıllık Poincaré Önermesi’ni kanıtlayan Rus matematikçi Grigori Perelman’a vermesi bekleniyor. Ancak, bu ödülü alacağına kesin gözüyle bakılan Perelman, St.Petersbourg Steklov Enstitüsü’ndeki görevinden istifa ederek kayıplara karıştı.

Perelman’ın matematikle ilgili bir hayalkırıklığı yaşadığı, psikolojik olarak zor bir dönemde olduğu matematikle ilişkisini kestiği belirtiliyor. Perelman’ı tanıyan Oxford Üniversitesi profesörlerinden Marcus du Sautoy, “Kimse onun nerede olduğunu bilmiyor” diyor.

Perelman, matematiğin en ünlü problemlerinden Poincaré Önermesi üzerine yaptığı çalışmalarla bilim dünyasında üne kavuşmuştu. 1904 yılında Fransız matematikçi Henri Poincaré’nin ortaya attığı bu önerme, ortası delikli yuvarlak bir çöreğin, (kesilmeden veya yırtılmadan) eğilerek veya uzatılarak küre şekline getirmenin mümkün olup olmadığı sorusunu irdeliyor. Önerme şu yargıya varıyor: Üç boyutlu bir küre, esasen deliksiz tek üçboyutlu bir alandır.

0


EŞİ GÖRÜLMEMİŞ RED

Perelman’nın bu önerme için bulduğu ve 2002’de yayımlanan kanıdı, her ne kadar matematikçilerce henüz resmen kabul edilmediyse de yaratıcılığı sayesinde hayranlıkla karşılandı. Birçok uzmana göre, Perelman’ın kanıtı muhtemelen doğru, ancak bunun bilim çevrelerinde kabul görmesi yıllar alabilir.

Poincaré Önermesi, aynı zamanda Boston’daki Clay Matematik Enstitüsü’nün 2000 yılında ortaya koyduğu Millenium Prize ödüllerinden birinin de konusu. Enstitü, ilk doğru kanıdı bulan kişiye 1 milyon dolarlık bir ödül verecek. Önermeyi çözen Perelman, madalyalar veya para ödülüyle pek ilgilenmediğini yakın çevresine sızdırmıştı.

LANETLİ ÖDÜL FIELD’S MADALYASI

Fields Madalyası reddedilirse, bu tarihte bir ilk olacak. Alman matematikçi Alexander Grothendieck 1966 yılında, Sovyetler Birliği’nin Doğu Avrupa’da gerçekleştirdiği askeri müdaheleye tepki olarak bu ödülü Moskova’da almayı reddetmiş, ancak daha sonra kabul etmişti. Sonrasında bazı kişisel buhranlar yaşadığı söylentileri çıkmış, nitekim Grothendieck de matematikle ilişkisini kesmişti. Grothendieck, bugün Pirene Dağları’nda küçük bir ülke olan Andorra’da münzevî bir hayat sürdüğü tahmin ediliyor.





< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi mimayınkaf -- 25 Ağustos 2006; 17:31:09 >


_____________________________


Uzaklaştırılmış
Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
2 Eylül 2006; 10:50:07 

0


Astronomlar ilk kez bir süpernova patlamasını direkt olarak gözlemledi. 440 milyon ışıkyılı uzaklıktaki yıldız çökerken, Güneş’in 10 milyon kere milyar katı enerji saçtı.NASA’nın uzayda gama ışınlarını yakalayan Swift aracı ve yeryüzündeki güçlü teleskopların işbirliğiyle yapılan gözlemde, bir yıldızın ölümü görüntülendi. İlk olarak Swift uzay aracı, patlamayla açığa çıkan enerjiyi 18 Şubat günü yakaladı. Swift’in ilk X-ışınlarını farketmesini üzerine, yeryüzündeki astronomlar bir süpernova patlaması gerçekleşeceği sinyalini alarak, teleskopları uzaya çevirdi. Yıldızın süpernovaya dönüşmesiyle, çöken yıldızın tüm enerjisi gama ışınımı patlamaları halinde uzaya yayıldı. Süpernova, büyük ve yaşlı yıldızların kendi içine patlamasıyla oluşuyor.Gamma ışınımları evrendeki en güçlü ve şiddetli ışınım kabul ediliyor. Çöken bir yıldızın saldığı gamma ışınımının sadece bir kaç saniyesi, Güneş’in 10 milyar yılda saldığı tüm ışınımdan daha kuvvetli. Gama ışınımları birkaç milisaniye ile 1 dakika arasında bir zaman sürüyor. Gözlem adı GRB060218 yıldızın durumu ise biraz farklı, zira gamma ışınımı 33 dakika sürdü.

BOYUNDAN BÜYÜK İŞLERE KALKIŞAN YILDIZ

Swift uzay aracını yöneten astorom İngiltere’deki University of Leicester uzmanı Paul O’Brien, yıldızın nötrona dönüşürken çıkardığı gama ışınımının enerjisini, “Güneş’in 10 milyon kere milyar katı” olarak ifade ediyor. Bu rakam, normal süpernova değerlerinin ancak 100’de 1’ine denk düşüyor.Gözlemi yapılan yıldızın, süpernovayı oluşturacak gerekli kütleden daha az bir kütleye sahip olduğu düşünülüyor. Gamma ışınımı, kara deliğe dönüşecek büyüklükteki yıldızların çöküşü sırasında açığa çıkıyor. Normalden daha düşük kütleli yıldızlar ise nötrona dönüşüyor. Görece küçük bır yıldızın gama ışınımı salarak nötrona dönüşmesini ise, astronomlar çekirdeğindeki magnetar adı verilen manyetik alanın yarattığı manyetik enerjiye bağlıyor.

O ARTIK BİR NÖTRON

Gözlemi yapan Almanya’daki Max-Planck Enstitüsü uzmanı Paolo Mazzali İngiliz bilim dergisi Nature’da yayımlanan makalesinde, “Gözlemlerimiz yıldızın çöktüğü anı kapsıyor, dış kabuğu açılıyor, kütlesinin çoğunluğu yok olurken geriye sadece artığı kalıyor. Bu geriye kalan artık nötron yıldızı oluyor” diye yazdı. Çöken yıldızda, gama ışınlarını müteakiben iki milyon derece sıcaklıkta bir gaz bulutu kaldı. Astroromlar, her süpernovanın gamma ışını patlaması yaratmayacağını vurguluyor, ancak hangi süpernovanın bu etkiyi nasıl yarattığı bilinmiyor. 440 milyon ışık yılı uzaklıktaki GRB 060218 süpernovası şimdiye dek gözlemi yapılan ikinci en yakın süpernova. Gözlemi yapılan Dünya’ya en yakın süpernova SN 1987A, 165.000 ışık yılı uzaklıktaydı.


Uzaklaştırılmış
Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
2 Eylül 2006; 10:54:18 

0


Satürn'ün uydusu Titan yüzeyinde metanın sürekli olarak bulunması, gazın mikroorganizmalar tarafından üretildiği ve tazelendiği fikrini besliyor. Titan'da yaşam varsa, insanoğlu çok kısa bir zamanda bunun yanıtını alacak. Satürn'ün uydusudaki mikrobiyolojik yaşama dair kimyasal ipuçları Avrupa Uzay Dairesi'nin gönderdiği Huygens aracından gelecek verilerde saklı. Titan'ın yüzeyinin yüzde 5'i metandan oluşuyor. Bilim insanları bu metanın bir kısmının metan salgılayan mikroplar tarafından üretildiğini düşünüyor. NASA Ames Research Center'dan Chris McKay ve Strasbourg'daki Uluslararası Uzay Üniversitesi'nden Heather Smith, birçok bilim insanı gibi uydu yüzeyindenki metanın önemli bir kısmının mikroplar tarafından üretildiğini düşünüyor. Titan yüzeyinde varlık süren mikropların hidrojen soluduğu ve atmosferdeki organik moleküllerden beslendikleri düşünülüyor. Çeşitli organik maddeler arasında da, anlamlı miktarda metan salgılamalarını sağlayacak kadar besin değeri yüksek olan asetelini yedikleri tahmin ediliyor. McKay ve Smith, Titan'da metan üreten mikropların hidrojen soluması durumunda, hidrojenin uydunun yüzeyinde atmosferin diğer bölgelerine 1000'de 1 oranında azalmış olması gerekiyor. İşte Titan'ın yüzeyi ile atmosferi arasında hidrojen seviyesi farkı, hidrojen soluyan mikroorganizmalara kanıt olabilecek. Huygens aracındaki gözlem cihazları bu noktada devreye girerek, Dünya'ya ulaşan verilerden hidrojen moleküllerinin sayımı yapılacak. Hidrojenin Titan atmosferinin alt ve üst kısımlarındaki sayımı ve farkı metan üreten mikropların

Uzaklaştırılmış
Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
2 Eylül 2006; 11:03:29 

Y kromozomu yok oluyor.....


Erkek cinsiyetini belirleyen Y kromozomunun yavaş yavaş yok olduğu ortaya çıktı. Evrim sürecinde dış görünümde de değişiklikler bekleniyor. Araştırmalar Y kromozomunun artık üçte iki oranında küçüldüğünü ve kendini yenileme yetisini kaybettiğini gösteriyor. Bilim adamları konuyla ilgili farklı yorumlar yapsa da gelecekte erkek kısırlığının artması, beklenen en önemli sonuçlardan biri. Hatta son olarak haziran ayında Berlin'de yapılan Avrupa İnsan Üremesi ve Embriyoloji Topluluğu Kongresi'nde (European Society of Human Reproduction and Embryology Congress-ESHRE) "Y kromozomu kayboluyor mu?" konulu sunumda, erkeğin dış görüntüsünün bile bu nedenle değişeceği iddia edildi. Erkeklik yok mu oluyor? Y kromozomunun küçülmesinin anlamı ne?Prof. Dr. Teksen Çamlıbel'le bu konu hakkında konuştuk...

Y kromozomunun küçüldüğü nasıl anlaşıldı?
İnsanlarda 23 kromozom vardır. 22 tanesinin cinsellikle ilgisi yok. 23'üncüsü de X ya da Y oluyor. XX olursa kadın, XY olursa erkek demektir. Fakat yapılan incelemelere göre anlaşılıyor ki Y kromozomu, evrim sürecinde kendini yenilemekten giderek aciz hale geliyor. Y kromozomu uzun yıllar içinde ufak bir kısmını yavaş yavaş kaybediyor. Zaten X kromozomuna baktığınızda, üzerinde yaklaşık 1800 gen olduğunu görüyorsunuz. Y'de ise 300 civarında gen var. Eskiden bunlar aynı boydaymış. Yani Y kromozomu küçülüyor.

"Y kromozomu bitiyor mu? Bu ne zaman duracak, ne zaman bitecek?" gibi birtakım hesaplar yapılıyor. Belli bir zaman sonra Y'nin kaybolma ihtimali olduğu ve Y kromozomu sarmalının tamamen yok olacağı üzerinde duruluyor.

Cinsiyet, erkek ve kadın ne olacak?
Tahmin edilen şu; Y kromozomu kayboluyor ama onun bazı görevleri diğer genler tarafından üstlenilecek. Döllenme, tabiatta mecburen olması gereken bir şey. Erkeğin de gebe kaldığı denizatı gibi örnekler var. Ama şimdilik bildiğimiz kadarıyla insanda bir şekil değişikliği olacak.

"Erkeğin huyunda suyunda bazı değişiklikler olacak" Dış görünüşü nasıl etkileyecek? Erkeğin dış görünümünde, huyunda suyunda mutlaka değişiklikler olacak. Ne şekilde olacağı biraz hayal dünyasına kalmış bir şey. Ama gerçekten evrim bir süreç ve sonununda Y kromozomu kalmayacak. Son kongrede evrimini tamamlamış, Y kromozomu yok olmuş canlı olarak bir fok balığı cinsi gösterildi. Dölleniyor, çiftleşiyorlar ama dış görünüşleri aynı. Erkekle dişi ayırt edilemiyor birbirinden.

Yani tipik özelliklerini yitirecekler mi?
Y kromozomu yok olacak derken bir tarafı kopuyor, başka bir kromozoma yapışıyor. Örneğin başka bir kromozoma eklenince bu kromozom başka genlerle etkileştiği için, erkekler kadın gibi bıyıksız ya da çok az bıyıklı bir hale geliyor. Erkek özellikleri böyle yavaş yavaş kaybolacak.

Bu oluşumun sonuçlarını günümüzde görüyor muyuz?
Bunun şu anda da birtakım eksikliklerini görüyoruz. Örneğin sperm sayısı azalıyor. 100 yıl öncesine nazaran yarı yarıya bir fark söz konusu. 60, 80, 100 milyon gibi sperm sayılarını artık hiç görmüyorum diyebilirim. Tabii çevresel faktörlerden, sigaradan, çok çalışmaktan olduğu gibi, evrimsel olarak Y kromozomunun küçülmesinin getirdiği bir etki de var.

Kısırlık oranlarında artış var mı?
İnfertilite hem erkekte hem de kadında artıyor. Kadınlardakini daha çok yaşa bağlıyoruz. Sperm sayısındaki bu azalma, günün birinde kısırlığın artmasına yol açacak.

Y kromozomunun dezavantajı ve buna karşılık X kromozomunun avantajı nedir? Onda küçülme-kaybolma neden olmuyor?
Y kromozomunda, her bölünmede kendini yeterince tamir edememesinden kaynaklanan bir kayıp var. Zaten sperm sayısının buna bağlı olarak azaldığı söyleniyor. X kromozomu ise kendini daha iyi onarabiliyor, yenileyebiliyor. Y koruyamıyor kendini; ufak bir kırığı düzeltemiyor. Y kromozomu daha küçüktür. X'in altıda biri kadar.


 
535 Mesaj
2 Eylül 2006; 11:14:35 

Bir yıldızın çöküşü görüntülendi

0


Astronomlar ilk kez bir süpernova patlamasını direkt olarak gözlemledi. 440 milyon ışıkyılı uzaklıktaki yıldız çökerken, Güneş’in 10 milyon kere milyar katı enerji saçtı.

İSTANBUL - NASA’nın uzayda gama ışınlarını yakalayan Swift aracı ve yeryüzündeki güçlü teleskopların işbirliğiyle yapılan gözlemde, bir yıldızın ölümü görüntülendi. İlk olarak Swift uzay aracı, patlamayla açığa çıkan enerjiyi 18 Şubat günü yakaladı. Swift’in ilk X-ışınlarını farketmesini üzerine, yeryüzündeki astronomlar bir süpernova patlaması gerçekleşeceği sinyalini alarak, teleskopları uzaya çevirdi. Yıldızın süpernovaya dönüşmesiyle, çöken yıldızın tüm enerjisi gama ışınımı patlamaları halinde uzaya yayıldı. Süpernova, büyük ve yaşlı yıldızların kendi içine patlamasıyla oluşuyor.

Gamma ışınımları evrendeki en güçlü ve şiddetli ışınım kabul ediliyor. Çöken bir yıldızın saldığı gamma ışınımının sadece bir kaç saniyesi, Güneş’in 10 milyar yılda saldığı tüm ışınımdan daha kuvvetli. Gama ışınımları birkaç milisaniye ile 1 dakika arasında bir zaman sürüyor. Gözlem adı GRB060218 yıldızın durumu ise biraz farklı, zira gamma ışınımı 33 dakika sürdü.

BOYUNDAN BÜYÜK İŞLERE KALKIŞAN YILDIZ

Swift uzay aracını yöneten astorom İngiltere’deki University of Leicester uzmanı Paul O’Brien, yıldızın nötrona dönüşürken çıkardığı gama ışınımının enerjisini, “Güneş’in 10 milyon kere milyar katı” olarak ifade ediyor. Bu rakam, normal süpernova değerlerinin ancak 100’de 1’ine denk düşüyor.
440 milyon ışık yılı uzaklıktaki GRB 060218 yıldızı şimdiye dek gözlemi yapılan ikinci en yakın süpernova.

Gözlemi yapılan yıldızın, süpernovayı oluşturacak gerekli kütleden daha az bir kütleye sahip olduğu düşünülüyor. Gamma ışınımı, kara deliğe dönüşecek büyüklükteki yıldızların çöküşü sırasında açığa çıkıyor. Normalden daha düşük kütleli yıldızlar ise nötrona dönüşüyor. Görece küçük bır yıldızın gama ışınımı salarak nötrona dönüşmesini ise, astronomlar çekirdeğindeki magnetar adı verilen manyetik alanın yarattığı manyetik enerjiye bağlıyor.

O ARTIK BİR NÖTRON

Gözlemi yapan Almanya’daki Max-Planck Enstitüsü uzmanı Paolo Mazzali İngiliz bilim dergisi Nature’da yayımlanan makalesinde, “Gözlemlerimiz yıldızın çöktüğü anı kapsıyor, dış kabuğu açılıyor, kütlesinin çoğunluğu yok olurken geriye sadece artığı kalıyor. Bu geriye kalan artık nötron yıldızı oluyor” diye yazdı.

Çöken yıldızda, gama ışınlarını müteakiben iki milyon derece sıcaklıkta bir gaz bulutu kaldı. Astroromlar, her süpernovanın gamma ışını patlaması yaratmayacağını vurguluyor, ancak hangi süpernovanın bu etkiyi nasıl yarattığı bilinmiyor. 440 milyon ışık yılı uzaklıktaki GRB 060218 süpernovası şimdiye dek gözlemi yapılan ikinci en yakın süpernova. Gözlemi yapılan Dünya’ya en yakın süpernova SN 1987A, 165.000 ışık yılı uzaklıktaydı.

Kaynak: Gözlemi konu alan makale İngiliz bilim dergisi Nature’da yayımlandı.


_____________________________



 
535 Mesaj
2 Eylül 2006; 11:20:00 

Kanser hücreleri birbirini kolluyor

0


Matematikteki Oyun Teorisi’ni kanser araştırmalarına uyarlayan araştırmacılar, tümor hücrelerinin vücutta yayılırken birbirleriyle yaptıkları dayanışmayı inceliyor.

LONDRA - Matematikteki ‘Oyun Teorisi’ni evrim biyolojisine uyarlayan araştırmacılar, kanserin gelişiminde tümor hücrelerinin birbirleriyle yaptığı dayanışmayı anlamaya çalışıyor. Oyun Teorisi, bencil insanlardan kurulu bir toplumda işbirliğinin oluşumunu matematiksel olarak açıklıyor. Oyun Teorisi’nden feyz alan kanser araştırmalarında ise, tümordeki her biri farklı mutasyonlara sahip hücreler, Oyun Teorisi’ndeki rasyonel oyuncular gibi değerlendirilip, aralarında dayanışmanın nasıl geliştiği inceleniyor. Araştırmayı University of Michigan-Ann Arbor profesörü Robert Axelrod yürütüyor.

HÜCRELER RASYONEL VARLIK KABUL EDİLİYOR

Axelrod’un yaptığı simülasyonda, kanserli hücreler arasındaki oyun, ‘tümorü ilerletmek’ olarak tanımlanıyor ve hücrelerin bu amaç uğrunda nasıl bir davranış sergiledikleri sorgulanıyor. Tümorde her bir hücre birbirinden bağımsız, rasyonel varlıklar olarak kabul ediliyor. Axelrod, bu simülasyon için hücrelerin ‘insanmış’ gibi ele alınmasına gerek olmadığını, teorik açıdan, tümorü yayma çerçevesinde ‘rasyonel’ varlıklar olduklarının temel alınmasının yeterli olduğunu vurguluyor.

HÜCRESEL DAYANIŞMA TEOREMİ

Tümor hücreleri, komşu dokulara yayılarak ilerliyor. Ancak bazen kimi kanserli hücreler yayılırken, sağlıklı hücrelerden ciddi bir direnişle karşılaşabiliyor.

İşte tümor hücreleri arasındaki dayanışma bu noktada ortaya çıkıyor; kanser hücreleri, yayılamada zorluk çekenlere ek yayılma faktörlerini kan yoluyla göndererek yardımcı oluyor. Axelrod bu dayanışmanın işbölümü içerdiğini, yayılma eylemini kolaylaştırmak için kanserli hücrelerin birbirlerine adeta bilinçli bir şekilde yardım ettiğini vurguluyor. Axelrod, tümorlü hücreleri arasındaki dayanışmanın farklı kanser türlerine göre farklılık gösterebileceğini, kimi kanserlerin daha hızlı yayılmasında bu hücresel dayanışmanın etkili olabileceğini belirtiyor.

MİKRO-DÜZEYDE DAYANIŞMAYI KIRMAK

Dayanışma mantığının çözülmesiyle, kanserli hücrelerin mikro-çevreleri içinde durdurulabileceğini beliten Axelrod, yeni tedavi yöntemlerinin mümkün olduğuna işaret ediyor. Bazı tedavilerde kanserli hücrelerin beklenmedik direnç göstermesi de, bu mikro düzeydeki dayanışma ile açıklanabilir. Axelrod, hücresel dayanışma teoremine dayanan tedavilerin, tek bir tümor içindeki farklı kanser hücrelerinin birbirleriyle nasıl dayanışma gösterdiğinin anlaşılmasından sonra, her bir tür için ayrı önlem alınması gerekeceğini söylüyor.

Kaynak: Araştırma Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde (Vol 103) yayımlanmıştır.



< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi mimayınkaf -- 2 Eylül 2006; 11:20:55 >


_____________________________



 
535 Mesaj
7 Eylül 2006; 16:47:42 

Kuzey Kutbu hem fail hem kurban

0


Küresel ısınmayla, eriyen buzulların denize karışmasıyla Kuzey Buz Denizi giderek daha az tuzlu hale geliyor. Buna karşılık, Sibirya’daki buzul örtüsünün varsayılanın çok üstünde metan gazı saldığı ortaya çıktı.

Kuzey Yarımküre'deki karaların yüzde 24'ü donmuş topraklardan oluşuyor.

LONDRA / PARİS - Kuzey Buz Denizi, küresel ısınmanın yol açtığı olumsuz değişimle milyonlarca yıldır barındırdığı canlılara artık evsahipliği yapamayacak. ABD’de Marine Biological Laboratory uzmanı Bruce Peterson, Kuzey Buz Denizi’nin son 40 yıldaki meteorolojik geçmişini, ırmak, deniz ve kara buzulu erime verilerini inceledi. Bu faktörlerin deniz suyu tuzluluğunda yarattığı etkiyi hesaplayan Peterson, yağmur ve eriyen kar sularının, 1965-1995 yılları arasında denize 37.000 kilometre küp tatlı su kattığını ortaya çıkardı.

Araştırma sonuçlarını NewScientist dergisine değerlendiren Peterson, küresel ısınmanın buzulları eritmesiyle denizlerdeki tuzluluk oranın ciddi oranda değiştiğini, okyanuslarda tuzlu suyun dağılımında küresel bir değişim olduğunu vurguladı. Peterson, bunun bölgedeki canlı hayatı olumsuz etkileyeceğini, kaçabilen canlıların kaçacağı, kaçamayanların ise akıbetinin belirsiz olduğunu ifade ediyor.

0


SİBİRYA DURDUĞU YERDE METAN YAYIYOR

Buna karşılık, Sibirya’daki göl ve bataklıkların, tahmin edilenden daha fazla metan gazı çıkardığı, bunun da yeryüzündeki iklimin ısınmasına neden olduğu ortaya çıktı. Nature dergisinin son sayısındaki makaleye göre, bilim insanları, Sibirya’da buz örtüsü kalkan sulak alanların önceki varsayımlardan yüzde 10 ila 63 daha fazla metan yaydığını tespit etti. Rus araştırmacılar, yeni teknikler kullanarak yaptıkları ölçümlerle, donu çözülen Sibirya göllerinden yayılan metan gazının, atmosferdeki metan gazlarının önde gelen kaynağı olduğunu belirledi.

Metan gazı ve karbon gazlarıyla birlikte, atmosferin Güneş ışınlarını hapsetmesine neden olan sera etkisini yaratıyor. Sibirya gölleri ve kutuplardaki donmuş topraklar, organik maddelerin oksijensiz kalarak çürümesiyle metan gazı meydana getiriyor.




_____________________________



 
535 Mesaj
8 Eylül 2006; 9:37:41 

Balinalar başbaşa yüzerek barışıyor

0


Kavga etmek, insan başta sosyal hayatı olan tüm hayvanlara özgü. Ancak kavga eden hayvanlar tabiatları gereği birbirleriyle barışmayı da beceriyor.

Araştırmacılar, katil balinaların aralarındaki kavgalardan sonra birbirlerinin gönlünü almak için başbaşa yüzdüğünü ortaya çıkardı.

İSTANBUL - Şiddetli bir tartışma veya küçük bir anlaşmazlık. İnsanlar kavga edebiliyor, birbirlerinin gönlünü almayı da biliyor. Bir öpücük, sıkı bir sarılma, bir jest, bir demet çiçek veya özür yoluyla insanlar anlaşmazlıkları düzeltip barışabiliyor. İnsanlara özgü gibi gözükse de barışmaya yönelik arabuluculuk hayvanlarda da var olan bir içgüdü. Yeni bir araştırmaya göre, katil balinaların kendilerine özgü ilişki düzeltme yöntemi baş başa yüzmek.

Araştırmacılar, şempanzelerin kavga ettikten sonra sarılıp öpüştüklerini ve insana en çok benzeyen tür olan bonoboların kavgaları çözmek için cinsel faaliyetlere başvurduklarını kanıtlamıştı. Şu ana kadar herhangi bir deniz memelisinde barışmaya yönelik davranışlar gözlemlenmemişti. ABD’nin Buffalo kentindeki Canisius College hayvan davranışları uzmanı Micheal Noonan, son 5 yıl boyunca Ontario’daki bir su parkında bulunan katil balinaları inceledi. Noonan, sosyal davranışıyla ilgili daha fazla bilgi elde edebilmek için bir grup katil balinayı, 2.800 saat boyunca videoya kaydetti.

‘EŞLER’ ARASINDA BALİNALARDA DA VAR

Noonan, tüm sosyal hayvanların zaman zaman kavgacı olabileceğini hatırlatıyor; 2.800 saatlik gözlem bu tezi doğruluyor. Noonan, katil balinalar arasında 21 anlaşmazlık yaşandığını ve bunların çoğunun birkaç balina arasındaki etkileşim aksaklığından kaynaklandığını belirledi. Video görüntüleri arasında en çok dikkati çeken, anne ile baba arasındaki 8 tane açık kavgaydı. Noonan, kavgaların agresif kovalamacalarla gerçekleştiğini vurguluyor.

Bu balıkların denizdeki hızları küçük alanlarda saatte 50 kilometreye kadar çıkabiliyor.

0


GÖNÜL ALMAK İÇİN BAŞBAŞA YÜZMEK

Önce anne baba balinalar birbirlerini birkaç dakika boyunca kovaladıktan sonra her biri, sakinleşmek üzere 10 dakikalığına kendi köşelerine çekiliyor. Sonra da eşler, yan yana yüzerek birbirlerini yumuşatıyor. Noonan, “8 durumun sekizinde de hayvanlar, gerginlik döneminden kısa bir süre sonra sosyallik ve birleşme yanlısı davranışlar sergiliyor” diyor. Gönül almak için balinalar yan yana yüzüyor.

Balinaların yan yana yüzerek bir tür sosyal bağ kurdukları biliniyordu, ancak bunun bir kavga sonrasında barışma yöntemi olduğu yeni kanıtlandı. Noonan’a göre bu araştırma, deniz memelilerinin primatlarla benzer özellikleri paylaştığına güzel bir örnek. Diğer benzer özelliklerse şunlar: büyük beyinler, uzun ömür ve sosyal örgünlük.





< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi mimayınkaf -- 8 Eylül 2006; 9:38:27 >


_____________________________



 
535 Mesaj
11 Eylül 2006; 22:47:04 

Beyin bitkisel hayatta tepki veriyor

0


Yapılan bir araştırma ile bitkisel hayattaki bir kişinin beyninin verdiği tepkilerin, sağlıklı bir insanınkiyle aynı olabildiği belirlendi.

LONDRA - İngiliz ve Belçikalı bilimadamları tarafından ortaklaşa yapılan bir araştırma bitkisel hayatta beyin faaliyetlerine ilişkin yeni bulgular sağladı. Çalışmaya göre bitkisel hayattaki bir kişinin beyninin verdiği tepkiler, sağlıklı bir insanınkiyle aynı olabiliyor.

Uzmanlar, yani hastanın aslında karmaşık bir iç yaşamı sürdürdüğünü, dış dünyaya bilinçli olduğu yolunda hiç bir işaret vermese de, beynin komutlara karşılık verebilecek, hatta karar verebilecek durumda olduğunu savunuyor.

Bulgular bitkisel hayattaki bir hastanın kendi rızası olmadan hayatına son verilmesi konusunda yepyeni bir tartışma yaratıyor.

Bilim dergisi Science’da yayımlanan çalışmada bir hastanın beyin sinyalleri, verilen komutlara nasıl tepki verdiğini incelemek üzere görüntüleme sistemleri ile izlendi.

Bitkisel hayattaki kişiler, koma halinden çıkmış olmalarına rağmen bilinçli olduklarına dair bir işaret göstermiyor.

Bazı bilim adamları ise çalışmanın sadece tek bir hasta üzerinde yapıldığını ve her hastanın aynı tepkileri vermeyebileceğini savunuyor.

HASTA BEŞ AYDIR BİTKİSEL HAYATTA

İngiltere Tıbbi Araştırmalar Enstitüsü uzmanları önce çok sayıda sağlıklı deneğin belirli durumlardaki beyin tepkilerini inceleyip kaydetti. Daha sonra sağlıklı deneklerle yapılan iki deneme, bitkisel hayattaki kadın ile tekrarlandı.

Hastaya önce beyninin konuşmaları algılayıp algılamadığını belirlemek üzere “kahvede süt ve şeker var” denildi. Beyin filmleri, beynin konuşmaya dair bölgelerinin sağlıklı deneklerle aynı şekilde aydınlandığını gösterdi.

İkinci denemede bu kez hastadan tenis oynadığını ve evde yürüdüğünü düşünmesi istendi. Bu sırada da beynin uzuvların hareketinden sorumlu motor kontrol bölümleri aydınlandı.

Söz konusu İngiliz hasta 23 yaşında bir trafik kazası geçirmişti. Kazadan beş ay sonra hala bitkisel hayatta olduğu belirtiliyor. Bazı uzmanlar hastanın belki de bitkisel hayat halinin sonuna geldiğini ve iyileşebileceğini savunuyorlar.

Uzun bir süre geçmesine rağmen durumunda değişiklik olmayanlar, kalıcı bitkisel hayat durumunda kabul ediliyor. Bu duruma geçen yıl uzun tartışmalar ardından yaşam destek birimleri kapatılarak ölüme bırakılan ABD’li Terry Schiavo gösteriliyor.

Çalışma bu nedenle ahlaki tartışmaları alevlendirmeye aday.





_____________________________



 
535 Mesaj
11 Eylül 2006; 22:49:21 

Diş macununuzun içinde ne var?

0


Dişmacununu seçerken özel ihtiyaçlarınız olmadığı sürece (aşırı diş taşı, dişeti hastalığı, hassasiyet vb.) alacağınız macunun florid içerip içermediğine bakmanız yeterli olur. Çoğunluğun bu extralara ihtiyacınız olmaz.

İSTANBUL - Diş macunlarının etiketlerine göz attığınızda birşeyler anlamak için biokimya uzmanı olmanız gerektiğini düşünebilirsiniz. Propylene glycol, sodium bicarbonate, sodyum pyrophosphate vb... Tüm bunları ağzınıza sokmak istediğinize emin misiniz? Diş macunun içindeki hangi maddenin ne işe yaradığını birazdan öğreneceksiniz.

Hidrojen Peroksit (Hydrogen Peroxide) : Beyazlatıcı ürünlerde de bulunan en önemli beyazlatıcı maddedir. Bu ürünleri sadece diş hekiminizin gözetiminde yada onun tavsiyesi ile kullanmanız gerekir.

Sodyum Bikarbonat (Sodyum Bicarbonate) : İsmi çok kimyasal olsada esasında karbonattan başka birşey değildir. Hafif bir abrazivdir. Sigara, çay, kahve lekelerinin ve plak denilen dişin yüzeyindeki bakteri içeren gıda artıklarının temizlenmesine katkı sağlar. Ayrıca dişlerimizi fırçaladığımızda hissettiğimiz temiz ve pürüzsüz diş hissi de bu maddenin eseridir.

Dicalcium phosphate, kaolin, calsium carbonate : Bunlarda sodium bicarbonate ile benzer işler gören diğer abraziv maddelerdir.

Sodyum Pyrophosphate : Diştaşı (tartar) kontrolu sağlar. Düzenli kullanıldığında (tartar oluşumuna sebep olan) plağın formasyonunu bozma özellliğine sahiptir. Ama ağzınızda oluşmuş taşlar var ise bunlara herhangi bir etkisi olmaz. Ancak bir dişhekimi bu taşlardan kurtulmanızı sağlayabilir.

Propylene Glycol : Sorbitol, pentatol ve glycerol gibi diş macunlarının yumuşaklığını sağlayan çözücü maddedir.

Strontium Chloride ve Potasyum Nitrate : Hassasiyet giderici macunların içinde bulunması gereken maddelerdir. Bunlar dişlerdeki hassasiyet hissinin sinire ulaşmasını bloke ederek rahatlatır. Hemen etki etmezler ortalama 4-6 haftada etkileri görülmeye başlar.

Triclosan : Daha önce antibakteriyel sabun ve losyonlarda kullanılan bu maddenin diş macunlarına girmesi oldukça yenidir. Dişeti hastalıklarında ve dişeti iltihaplarına yol açabilen plağın yok edilmesinde önemli bir rol oynar.


Kaynak
Kaynak: Creadenta.com


_____________________________



 
535 Mesaj
12 Eylül 2006; 12:12:41 

100 çiftten 15’inin çocuğu olmuyor

0


Türkiye’de evli çiftlerin yüzde 15’i kısırlık nedeniyle çocuk sahibi olamıyor. Tüp bebek sayısı ise Avrupa’da 40 çocukta 6 iken Türkiye’de sadece 40 binde 1.

İSTANBUL - Türk toplumunun üreme konusundaki tüm sorunları Antalya’da başlayan ve 10 Eylül’e kadar sürecek olan kongrede masaya yatırılıyor. Yapılan yasal düzenlemelere rağmen Türkiye’de halen birçok çiftin tüp bebek uygulamasına gidemediğini belirten Türk Üreme Tıbbı Derneği Başkanı Prof. Dr. Hakan Yaralı, kısırlık tedavisindeki yeni gelişmelerden bahsetti.

Türk Üreme Tıbbı Derneği’nin düzenlediği kongreye Türk uzmanların yanısıra Avrupa ve ABD’den toplam 1000 bilim adamı katılıyor.

Türk Üreme Tıbbı Derneği Başkanı Prof. Dr. Hakan Yaralı, Türkiye’de çiftlerin yüzde 15’inin kısırlık nedeniyle bebek sahibi olmadığını ancak bu konudaki gelişmelerin yüz güldürücü nitelikte olduğunu söyledi. Yaralı, “Kısırlık tedavisinde kullandığımız çok yeni ilaçlar var, özellikle son 3-4 yıldır üzerinde yoğun bir şekilde çalışılan bu ilaç grubu, tüp bebek uygulamalarında ve yumurtalıklarda tembellik olan durumlarda alternatif olarak kullanılıyor” dedi.

Türkiye’de tüp bebek uygulamalarında kalite kontrol standartlarının iyi tanımlanması gerektiğinin altını çizen Yaralıya göre, yasal düzenlemelere rağmen Türkiye’de halen birçok çift ihtiyacı olduğu halde tüp bebek uygulamasına gidemiyor. “Batı Avrupa ülkelerinde tüp bebek sayısı 40 çocukta 6 iken Türkiye’de sadece 40 binde 1. Şubat 2001’de devlet koruma kapsamına almış olmasına ve bu kapsamda uygulama sayısı artmış olmasına rağmen Türkiye’de ulaşılabilirlik önemli bir problemdir.”




_____________________________



 
535 Mesaj
12 Eylül 2006; 12:15:46 

İlaca zam yapıldı

0


Bir kutu Aspirin 1.13 YTL oldu.



İlaç fiyatlarına ortalama yüzde 4.5 oranında zam yapıldı.

KAYSERİ - Ağrı kesici olarak kullanılan ve 2.25 YTL’den satılan Vermidon’un kutusu 2.35 YTL, 1.65 YTL’den satılan Novalgine adlı ağrı kesici 1.72 YTL, 1.09 YTL’den satılan Aspirin ise 1.13 YTL oldu.

Antibiyotiklerden Alfasilin 500’ün kutusu 7.15 YTL’den 7.48 YTL’ye, Bactrım Fort’un kutusu ise 13.42 YTL’den 14.02 YTL’ye çıktı. Tansiyon ilaçlarından Fludex SR’nin kutusu 14.52 YTL’den 15.18 YTL’ye, Norvac 10 mg. ise 31.42 YTLden 32.84 YTL’ye yükseldi. Mide ilacı olarak kullanılan Famodin 40’ın kutusu da 9.12 YTL’den 9.54 YTL’ye çıktı.

ESKİ VE YENİ SATIŞ FİYATLARI
Bazı ilaçların eski ve yeni satış fiyatları YTL olarak şöyle:

0


Eczaneler ve ilaç depoları, zamlı ilaç satışlarına başladı.




_____________________________



 
535 Mesaj
13 Eylül 2006; 11:10:35 

Yaşlılıkta ağrı kader olmamalı


İstanbul’da toplanan 5. Avrupa Ağrı Kongresi’nin bu yılki teması “Yaşlılıkta Ağrı” olarak belirledi. Amaç, yaşlılıkta ağrı şikayetinin kader olmadığını, tedavi edilebilir bir sağlık sorunu olduğuna dikkat çekmek ve toplumsal farkındalık yaratmak.

İSTANBUL - Baş, bel, boyun ve eklemlerde ortaya çıkan kronik ağrılardan en şikayetçi olanlar dünya nüfusu içinde sayıları giderek artan yaşlılar. Dünya nüfusunun yüzde 17. 5’ini oluşturan yaşlı nüfus oranının 2050 yılında yüzde 36’ya yükselmesi bekleniyor.

Yaşlılık döneminde ağrı tedavisiyle ilgili sorunları dikkate alan uzmanlar, İstanbul’da toplanan 5. Avrupa Ağrı Kongresi’nin bu yılki temasını “Yaşlılıkta Ağrı” olarak belirledi. Amaç, yaşlılıkta ağrı şikayetinin kader olmadığını, tedavi edilebilir bir sağlık sorunu olduğuna dikkat çekmek ve toplumsal farkındalık yaratmak. Yaşlılık döneminde ağrısız bir yaşamın mümkün olmadığı sanılıyor. Oysa dünya çapında gerekli farkındalık yaratılarak yaşlılık döneminin ağrısız ve kaliteli bir biçimde geçirilmesi mümkün.

Her iki yaşlıdan birinin sorunu olsa da kronik ağrı yeterince ciddiye alınmıyor. Yaşlılar tedavi olanaklarından yararlanamıyor. Oysa ağrı yaşlılarda depresyon, uykusuzluk, iştahsızlık, kilo kaybı gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açan bir şikayet.

65 yaş üzeri yetişkinlerde ölüm nedenleri arasında ikinci sırada kanser geliyor. Tüm kanser ölümlerinin yüzde 67’si bu yaş grubunda gerçekleşiyor. Yaşlı kanser hastalarının üçte ikisi şiddetli ağrı sorunu yaşıyor.

Ancak araştırmalara göre hastaların yüzde 26’sı her gün ağrı sorunu yaşasa da tedavi görmüyor.

16 Eylül’e kadar sürecek kongrede 6. Ağrıya Karşı Avrupa Eylem Haftası da başlatılacak.




_____________________________



 
535 Mesaj
13 Eylül 2006; 11:13:01 

20 yılda 3 bin ilik nakli yapıldı


Gülhane Askeri Tıp Akademisi (GATA) Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Fikret Arpacı, Türkiye’de kayıtlara göre 20 yılda toplam 3 bin 364 nakil yapıldığını söyledi.

TRABZON - Trabzon’da düzenlenen, 2. Ulusal Kök Hücre Kongresi’nde, “Türkiye Kök Hücre Nakli Verileri ve Türkiye’de Kök Hücre Transplantasyonunun Tarihçesi” konulu bir sunum yapan Dr. Arpacı, dünyada ilk olarak 1960’lı yıllarda başlayan ve 1970 ve 1980’li yıllarda yaygınlaşan kemik iliği naklinin Türkiye’de 1980’li yıllarda bir tedavi olarak klinik uygulamalara girdiğini belirtti.

Türkiye’de ilk Kemik İliği Transplantasyon (KİT) Merkezinin 1984 yılında GATA’da TÜBİTAK’tan alınan proje teşvik programı ile kurulduğunu ifade eden Dr. Arpacı, “KİT merkezlerinin kurulduğu ilk zamanlarda yılda 10’un altında nakil yapılırken, bugün yılda 500’den fazla nakil yapılmaktadır. Ülkemizde tıp literatürüne geçmiş olan kayıtlı ilk nakil 9 Eylül 1984 yılında troid ve meme kanserli erişkin hastalara yapılmıştır” dedi.

Dr. Arpacı, kordon kanı kullanılarak yapılan ilk naklin ise 1995 yılında Ankara İbni Sina Tıp Fakültesi’nde gerçekleştirildiğini kaydederek, şunları söyledi:
“Bugün ülkemizde 30’dan fazla erişkin ve pediatrik KİT merkezi bulunmaktadır. Ülkemizdeki nakil kayıtları, 2002 yılında Türk Hematoloji Derneği Erişkin ve Pediatrik KİT alt komitelerinin koordinasyonu ile kurulmuş olan Turkish Transplant Registry (TTR) üzerinden tutulmaktadır. Türkiye uluslararası kayıt merkezlerinin içinde ulusal kayıt sistemi olan az sayıdaki ülkelerden birisidir. Kayıtlara göre Türkiye’de 20 yılda toplam 3 bin 364 nakil yapıldı. Ülkemizdeki KİT uygulamaları dünyadaki gelişmelere son derece yakın, hatta paralel seyretmiştir.”

Türk bilim adamlarının çok ciddi çalışmalar yaptığını belirten Arpacı, şunları kaydetti:
“Her geçen gün daha başarılı çalışmalar ortaya çıkıyor. Ancak buna rağmen organizasyonu bir türlü beceremiyoruz. Her merkez bulunduğu yerde çok iyi şeyler yapmaya çalışıyor. Adeta her birim otonomik özellik gösteriyor. Bir araya gelip bilgilerimizi birleştirme zorunluluğumuz var. Birlikte çalışmalar yapıldığı zaman inanıyorum ki daha başarılı sonuçlara ulaşabileceğiz.”




_____________________________



 
535 Mesaj
13 Eylül 2006; 11:15:32 

Ucuz ve kokulu kırtasiyeye dikkat!

0


Boya, oyun hamuru, kokulu silgi gibi piyasaya çeşitli şekillerde ucuz ve kalitesiz olarak sürülen birçok kırtasiye malzemesi sağlık açısından risk içeriyor.

SAMSUN - Ondokuzmayıs Üniversitesi (OMÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü Başkanı Prof. Dr. İsmail Gümrükçüoğlu, çocukların sağlığı göz önüne alınarak, her üründe olduğu gibi kırtasiye ürünlerinde de TSE damgalı ürünlerin tercih edilmesi gerektiğini belirtti.

Çeşitli kimyasal madde katkılı bazı ürünlere dikkat çeken uzmanlar, özellikle hangi maddeden üretildiği belli olmayan ucuz ve kalitesiz kırtasiye malzemelerinin sağlık açısından risk içerebileceği konusunda uyarıda bulunuyorlar.

Ondokuzmayıs Üniversitesi (OMÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü Başkanı Prof. Dr. İsmail Gümrükçüoğlu, resim boyaları, kalem boyalar, oyun hamurları gibi kırtasiye ürünlerinde, ucuz olması nedeniyle kansorejen etki yaptığı bilinen bir çeşit kumaş boyası olan azor boya maddelerinin kullanıldığını belirtti.

Ucuz olması nedeniyle bu maddelerin kullanıldığı kırtasiye ürünlerinin sağlık açısından risk içerdiğine işaret eden Prof. Dr. Gümrükçüoğlu, kırtasiye alımında özellikle çocukların sağlığı düşünülerek bu noktaya dikkat edilmesini istedi.

Özellikle okul öncesi ve ilköğretim çağındaki çocukların kullandıkları kırtasiye malzemelerini kontrolsüzce ağızlarına götürebildiklerini veya kullandıktan sonra ellerini ağızlarına veya gözlerine sürebildiklerini ifade eden Gümrükçüoğlu, kırtasiye malzemesi alınırken mutlaka TSE damgalı ve yaş grubuna uygun ürünlerin tercih edilmesi gerektiğini vurguladı.

“Çocukların sağlığı göz önüne alınarak her üründe olduğu gibi kırtasiye ürünlerinde de TSE damgalı ürünler tercih edilmeli” diyen Prof. Dr. Gümrükçüoğlu, ‘İster pazardan, ister marketten olsun tüketiciler her yerde bilinçli hareket etmelidir” diye konuştu.

KOKULU MALZEMELER

Kırtasiye ürünlerinde tüketimi artırmak için çocuk ve gençleri cezbeden birbirinden renkli ve kokulu ürünlerin üretiminin son yıllarda giderek arttığına işaret eden Prof. Dr. Gümrükçüoğlu, kokulu silgi gibi kırtasiye ürünlerinin de sağlık açısından zararlı olduğunu belirtti. Kokulu kırtasiye ürünlerinin ester yapılı olduklarını, yani bu ürünlere koku vermek için alkol ve asitlerin bileşimlerinin kullanıldığını bildiren Prof. Dr. Gümrükçüoğlu, “Bu ürünlerin kokuları, öncelikle solunum yollarına ve akciğerlere zarar vermektedir. Aynı şeyi parfüm için de söyleyebiliriz. Bugün hiç kimse bu ürünlerin yararlı olduğunu iddia edemez” dedi.

Kokulu kırtasiye ürünlerinin çocuklarda koklamaya dayalı bağımlılıkları pekiştirebileceğini belirten Prof. Dr. Gümrükçüoğlu, kırtasiye ürünleri seçerken de sağlık unsurunun ön planda tutulmasında yarar olduğunu kaydetti.

OYUNCAKLARDA DA AYNI TEHLİKE

Prof. Dr. Gümrükçüoğlu, bazı kırtasiye malzemelerinde olduğu gibi tahta ve plastik oyuncaklarda da boya olarak azor boya maddelerin kullanıldığını ve bu ürünlerin kalitesiz ve ucuz olarak piyasaya sürüldüğüne işaret etti.

Bu tür oyuncakların da çocuk sağlığı açısından son derece sakıncalı olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Gümrükçüoğlu, şu bilgileri verdi:
“Bu tür boyalar suda kolayca çözüldüğü için terlemiş bir elle bile tutulduğunda (özellikle tahta oyuncaklarda) boyanın kolayca ele geçtiği görülür. Bebek veya çocuk bu oyuncakları ağzına götürdüğünde, bu boyalar da bir şekilde vücuduna geçmiş olur. Belki erken dönemde çocuk üzerinde etkisi görülmeyebilir, ancak bu boyaların kansorejen etkisi uzun dönemde ortaya çıkabilmektedir.”





< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi mimayınkaf -- 13 Eylül 2006; 11:16:08 >


_____________________________



 
535 Mesaj
13 Eylül 2006; 11:19:04 

Sezaryen bebek için tehlikeli

0


Yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre sezaryenle dünyaya gelen bebeklerin ilk bir ay içinde ölüm riski, normal doğumla dünyaya gelenlerden 3 kat daha fazla. Çünkü normal doğum bebeklerin nefes alıp verme faaliyetlerinin daha düzenli olmasını sağlıyor.

Sezaryenle doğan bebeğin ölüm riski 3 kat daha fazla...

İSTANBUL - Sadece doğum sancılarından korktukları için normal doğum yerine sezaryenle doğum yapmayı düşünen kadınlara ABD’li uzmanlardan uyarı. Kapsamlı bir araştırmanın sonuçlarına göre sezaryenle dünyaya gelen bebeklerin ilk bir ay içinde ölüm riski, normal doğumla dünyaya gelenlerden 3 kat daha fazla. Çünkü normal doğum, bebeklerin nefes alıp verme faaliyetlerinin daha düzenli olmasını sağlıyor.

ABD’de üç yıl boyunca hem sezaryen yöntemiyle hem de normal doğumla dünyaya gelen 5 milyon 700 bin bebek üzerinde yapılan bir araştırma sezaryenin bebek ve anne sağlığı açısından çok daha riskli olduğunu ortaya koydu.

ABD’li uzmanlara göre sezaryen yöntemiyle dünyaya gelen bir bebeğin normal doğumla dünyaya gelen bir bebeğe kıyasla ilk bir ay içinde ölüm riski 3 kat daha fazla.

Çünkü normal doğum sırasında bebekler akciğerlerinde biriken sıvıyı sezaryene kıyasla çok daha başarılı bir şekilde atabiliyor. Normal doğum akciğerlerin sağlıklı çalışmasını teşvik eden hormonların salgılanmasını da artırıyor.

0


Sezaryen doğumlarındaki artış endişe yaratıyor.

Uzmanlar, normal doğumun bir anlamda bebeği yaşama hazırlamak anlamına geldiğine dikkat çekiyor Ve anne adaylarına sezaryeni zorunlu kılan bir sağlık sorunu olmadığı sürece normal doğumu tercih etmelerini öneriyor.

Sezaryenle doğum yapan kadınların iyileşme dönemlerinin normal doğum yapanlara kıyasla daha uzun sürdüğüne de dikkat çeken doktorlar “bebeğinizin en güzel anlarında kendi sıkıntılarınızla uğraşmak zorunda kalmayın” tavsiyesinde bulunuyor.




_____________________________



 
535 Mesaj
13 Eylül 2006; 11:26:02 

Plüton’un yeni adı: 134340

0

Hubble Uzay Teleskobu'nun 6 Mart 2006 tarihli mavi filtreyle çekilmiş Plüton fotoğrafı.


Bir zamanlar Güneş Sistemi’nin en uzak gezegeni Plüton artık sıradan bir göktaşı. Küçük gezegensi göktaşları sınıfa konan Plüton’a bir de sıra numarası verildi: 134340.

İSTANBUL - Güneş Sistemi’nin 9’uncu gezegenliğinden, gezegensi göktaşları sınıfına düşürülen Plüton’un adı da değişti. Plüton artık yüzlerce birbirine benzeyen göktaşı gibi numarayla ifade edilecek. Asteroid denen gezegensi göktaşlarından sorumlu Minor Planet Center, Plüton için 134340 rakamını uygun gördü.

Plüton’a artık küçük gezegensi göktaşları gibi bir rakam biçilmesi geçen ay Uluslararası Astronomi Birliği’nin aldığı gezegenliğin düşürülmesi kararını da perçinlemiş oldu. Plüton, yeni haliyle artık eski uyduları Charon, Nix ve Hydra ile aynı sınıfı paylaşıyor. Ancak Minor Planet Center, Plüton’a bir ‘kıyak’ yaparak eski uydularını bağımsız göktaşı ilan etmek yerine yine Plüton’a bağladı ve onlara sırasıyla 134340 I, II ve III adlarını koydu.

Minor Planet tarafından kabul gören 136.563 adet asteroid bulunuyor. Asteroidler sınıfına en son katılanlar arasında, Kuiper Kuşağı’nda keşfedilen 2003 EL61 ve 2005 FY9 de bulunuyor, onların da rakamları 136108 ve 136472 olarak belirlendi.




_____________________________



 
535 Mesaj
15 Eylül 2006; 10:42:51 

Plüton’u kızdıran göktaşı: Eris

0

Eris'i keşfeden CalTech profesörü Michael Brown, 10'uncu gezegen olmamasından mutlu olduğunu ifade ediyor.


Güneş Sistemi’nde 10’uncu gezegen tartışmalarını alevlendirip Plüton’un gezegenlikten düşmesine vesile olan buzdan göktaşı 2003UB313’e yeni adı Eris olarak belirlendi.

LOS ANGELES - California Institute of Technology astoronomu Michael Brown’un 2003 yılında Kuiper Kuşağı’nda keşfettiği 2003UB313 artık Eris olarak anılacak. Eris, Antik Yunan’da koas ve karışıklık tanrısının adı. Plüton’un gezegenliğini düşüren Uluslararası Astronomi Birliği, Eris’i de gezegen saymıyor. Plüton’dan esinlenilerek oluşturulan buzdan cüce gezegenler sınıfının bir üyesi olan Eris, 110 kilometre çapında, Güneş’tan tam 14 milyar kilometre uzaklıkta bulunuyor. Güneş Sistemi’nin bilinen en uzak üyesi Eris, Kuiper Kuşağı’ndaki üçüncü en parlak göktaşı.

Eris, keşfedildiğinden bu yana 10’uncu gezegen tartışmalarının merkezindeydi. Bir dönem Xena olarak adlandırılmasına karşın, astronomlar popüler televizyon kültüründen kaynaklandığı için bu adı kabullenmemişti. Astronomlar o zamanki adıyla 2003UB313’ün (Eris) Plüton’dan daha büyük olduğu için 10’uncu gezegen olması gerektiğini savunurken, bir grup astronom da Plüton’un dahi başlı başına bir gezegen olmadığını savunmuştu.
Gezegen Avcısı, 8 gezegenden yana

Ağustos ayında Prag’ta toplanan Uluslararası Astronomi Birliği Plüton’un gezegenliğini düşürünce, Eris de 10’uncu gezegen olma şansı yitirmişti. Eris’i keşfeden Michael Brown hem Plüton’un düşürülmesi hem de Eris’in gezegen olmamasını “Son derece yerinde bir karar” olarak niteledi.

KARGAŞA ONDAN SORULUR: ERİS

Mitolojide Eris, tanrıçalar arasında kargaşa çıkarar Truva Savaşı’nın başlamasına neden oluyor. Gerçekte ise, Eris’in başlattığı 10’uncu gezegen tartışması Plüton’u 76 yıl sonra gezegenlikten etti. Plüton’un asteroidliğe düşürülmesi de astronomlar arasında gerilime neden olmuş, ateşli bilimsel tartışmalar ortaya çıkmıştı. Eris’in uydusunun adı Dysnomia olarak belirlendi. Yine mitolojide Eris’in kızı olan Dysnomia isyankar ve yasa karşıtlığı ile özdeşleşiyor. Dysnomia’nın eski adı Gabrielle idi.




_____________________________



 
535 Mesaj
15 Eylül 2006; 10:46:02 

1 petaflop’luk süperbilgisayar yolda

0

Dünyanın en güçlü süperbilgisayarı BlueGene/L, saniyede 367 trilyon işlem yapıyor.


Bilim insanları, saniyede trilyonlarca işlem yapabilen süperbilgisayarlardan birçok deneyde yararlanıyor. Ancak, trilyonlarca işlem de artık bilime yetersiz kalıyor.

URBANA - Halen dünyanın en güçlü süperbilgisayarı, saniyede 367 trilyon işlem gücüyle IBM yapımı BlueGene/L. Ancak ABD’nin en üst bilimsel kurumu NSF Ulusal Bilim Vakfı (National Science Foundation) saniyede 1 katrilyon işlem gücünde bir bilgisayarın yapımı için maddi destek sağlayacağını açıkladı.

Saniyede 1 katrilyon işlem gücü petaflop olarak tanımlanıyor. NSF’in projesi gerçekleştiğinde, dünyanın en güçlüsü olan 367 teraflop’luk BlueGene/L’in 3 katı gücünde bir makine ortaya çıkacak. NSF’in 1 petaflop gücündeki süperbilgisayarında 1 milyon işlemci olacak.

University of Illinois-Urbana kampüsündeki Ulusal Süperbilgisayar Merkezi uzmanı Thom Dunning, 1 petaflop’luk süperbilgisayarın 1 milyon PC’den daha güçlü olacağını ve biyolojiden ekonomiye, atom fizikten kara delik araştırmalarına kadar geniş bir yelpazede bilime hizmet edeceğini ifade ediyor. Bu bilgisayar mevcut süperbilgisayarların günlerce uğraştığı deneyleri saatlerle ölçüler bir zaman diliminde çözebilecek.

DEV SOĞUTMA SİSTEMİ

Ancak, saniyede 1 katrilyon işlem yapabilen bir bilgisayarın yapımı o kadar da kolay değil. Bu dev makineyi soğutmak için yine dev bir soğutma sistemi gerekecek. Dunning böyle bir soğutma sisteminin başlı başına enerji sarfiyatı yaratacağını vurguluyor. Ayrıca, mevcut yazılımların da özel olarak revize edilmesi gerekecek.




_____________________________



 
535 Mesaj
15 Eylül 2006; 11:30:52 

Grip mevsimi kapıda

0


Gripten korunmanın başlıca yolunun vücut direncinin düşmesini engellemekten geçtiği hatırlatılarak, bu nedenle mevsime uygun giyinilmesi, bol sıvı ile taze sebze ve meyve tüketilmesi, hastalarla yakın temastan kaçınılması gerektiği hatırlatıldı.

ISPARTA - Isparta İl Sağlık Müdürlüğü sonbahar mevsimi dolayısıyla yaygın olarak görülen grip hastalığı konusunda vatandaşları uyardı. İl Sağlık Müdürlüğü, 65 yaş üzerindekilerin, şeker, akciğer, kalp ve damar, kanser hastalarının aşı yaptırmalarını önerdi.

İl Sağlık Müdürlüğünden yapılan yazılı açıklamada, gribin “Inflüenza” adı verilen bir virüs tarafından oluşturulan, ani olarak 39 derecenin üzerinde ateş, şiddetli kas ve eklem ağrıları, halsizlik, bitkinlik, titreme, baş ağrısı ve kuru öksürük gibi belirtilerle başlayan bir enfeksiyon hastalığı olduğu hatırlatıldı.

Açıklamada, gribin özellikle çocuklarda, yaşlılarda ve kalp hastalığı, akciğer hastalığı, böbrek hastalığı, şeker hastalığı gibi kronik hastalığı olan kişilerde çok daha ağır seyrettiğine ve ölüme kadar varabilen ciddi sonuçlara yol açtığına dikkat çekildi.

Bu kadar ciddi tablolara yol açabilen gribin, halk arasında çok sık olarak soğuk algınlığıyla karıştırıldığına işaret edilen açıklamada, soğuk algınlığı ateş yükselmeden, hafif kırgınlık, burun akıntısı, hapşırma gibi belirtiler ile kendini gösteren, halsizliğe yol açmadığı için yatak istirahatı gerektirmeyen bir hastalık olduğu ifade edildi ve griple kesinlikle karıştırılmaması istendi.

Gribe yol açan Inflüenza virüsünun çok kolay ve hızlı bulaştığına değinilen açıklamada, grip virüsünün öksürük ve hapşırıklarla etrafa saçılan damlacıkların hava yoluyla bulaşması, hasta kişilerle direkt temas edilmesi ve hasta kişilerin ağız-burun akıntıları ile temas etmiş eşyalar ile bulaştığı vurgulandı.

Gripten korunmanın başlıca yolunun vücut direncinin düşmesini engellemekten geçtiği kaydedilen açıklamada, bu nedenle mevsim özelliklerine uygun giyinilmesi, bol sıvı gıdalar, taze sebze ve meyve tüketilmesi, hastalarla yakın temastan, ortak eşya kullanımından kaçınılması gerektiği bildirildi. Dünya Sağlık Örgütü ile Sağlık Bakanlığının risk grubundaki kişilerin aşılanması önerildiğine değinilen açıklamada, sağlık otoritelerinin, aşağıdaki gruba giren kişilerin her yıl mutlaka aşılanmalarını önerdikleri belirtildi.

Gribin yaşamsal risk oluşturduğu ve tıbbi açıdan mutlaka aşılanması önerilenler şöyle sıralandı:

  • 65 yaş ve üzerindeki kişiler ve yaşlı bakımevleri ve huzurevlerinde kalan kişiler.
  • Şeker hastaları (diyabet), astım hastaları
  • Kronik akciğer hastaları (bronşit vb.)
  • Kronik kalp ve damar sistemi hastaları (koroner arter hastaları)
  • Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler (kronik kan hastalığı-hemoglobinopati olanlar, kanser hastaları, immünsupresif kullananlar)


AŞI YAPTIRMAMASI GEREKENLER

Açıklamada, 6 aydan küçük bebekler, yumurtaya karşı anaflaktik tarzda allerjisi olanlar (yumurta yediğinde allerjik şoka girenler), hamileliğin ilk 3 ayı içinde olan kadınların aşılanmaması uyarısında da bulunuldu.

Açıklamada, grip aşısının, Dünya Sağlık Örgütünün koordinasyonuyla bir yıl önce salgın yapan virüs tiplerinin belirlenmesi sonucu geliştirildiği ve aşının tipinin bu uygulamaya bağlı olarak her yıl değiştiği de ifade edildi.

Açıklamada şu bilgilere de yer verildi:
“Grip aşısı, vücutta 1-2 hafta içinde koruyucu düzeye erişir. Eğer aşı, içerdiği virüs tipleri, salgınlara neden olan virüs tipine benzerse(!) sağlıklı erişkinlerde yaklaşık yüzde 70 oranında etkilidir. Yukarıda saydığımız riskli grupta ise hastalıktan korunma oranı yüzde 50’ye düşmektedir. İşte bu nedenden dolayı grip aşısı bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de sadece risk taşıyan kişiler ve temaslıları için önerilmektedir.”




_____________________________



 
535 Mesaj
15 Eylül 2006; 11:33:01 

Kas uğruna sağlıklarını yitiriyorlar

0


İngiltere’de gençler arasında “ideal vücuda” sahip olmak için ilaç kullanımında ciddi artış olduğu açıklandı. Bu konuda yapılan bir araştırmaya göre ilaç kullanımı AIDS’e kadar varan önemli sağlık sorunlarına yol açıyor.
Kas yapmak için alınan ilaç sağlık sorunlarına yol açıyor.

İSTANBUL - Daha iyi ve diri bir vücuda sahip olmak zinde kalmak fark edilmek ve fark yaratmak. Vücut geliştirme sporunun kişiye göre değişen amaçlarından bazıları. Fakat bütün bunların bir takıntı halini alması ve amaca ulaşmak için ilaç kullanılması, insan sağlığını tehdit edici boyutlara varabiliyor.

İngiltere’de yapılan bir araştırma da gençler arasında anabolik steroid kullanımının giderek yaygınlaştığını ortaya koydu.

İlaçlar her ne kadar gençlerin kısa yoldan kaslı bir vücuda sahip olma isteğine cevap verse de, sperm sayısında azalma, yüksek tansiyon, böbrek rahatsızlıkları ve artan saldırganlık gibi sorunlara yol açıyor.

Gençleri bekleyen en önemli tehlike ise AIDS. İlaçların enjeksiyonla alınması AIDS’e neden olabiliyor.

Araştırmacılar, ilaç kullanımındaki artışın giderek endişe verici bir hal aldığına dikkat çekiyor.




_____________________________



 
535 Mesaj
17 Eylül 2006; 0:40:17 

Yedikleriniz nelere iyi geliyor?

0


Vişne, ishali keser, ateşi düşürür. Üzüm, beden ve zihin gücün artırır, kan yapar. Soğan, idrar söktürür. Sarımsak, tansiyonu düşürür, iştah açar. Nar, vücudu kuvvetlendirir. Nane, hazmı kolaylaştırır, gaz söktürür. Ihlamur, sinirleri kuvvetlendirir.

İSTANBUL - Kahvaltıda, televizyon karşısında, mutfağa her gittiğinizde, öğle ya da akşam yemeğinde... Günün herhangi bir saatinde mutlaka aşağıdakilerden bir ya da birkaçını yiyorsunuzdur. Lezzetleri tartışılmaz tabii ama bir de sağlığınıza kattıkları...

Adaçayı: Mide ve bağırsak gazlarını giderir. Mide bulantısını keser. Hazım sisteminin düzenli çalışmasını sağlar. Boğaz, bademcik ve dişeti iltihaplarını giderir. Göğsü yumuşatır. Astımdaki sıkıntıları geçirir. İdrar ve ter söktürür. Banyo suyuna katılıp yıkanılırsa zindelik verir.

Ahududu: Kanı temizler, vücutta biriken zehirli maddelerin atılmasını sağlar. Terletir ve idrar söktürür. Kabızlığı giderir. Vücuda dinçlik verir. Romatizma, mafsal kireçlenmesi, nikris, boğaz, bademcik ve göz iltihaplarında kullanılır. Ateşi düşürür. Üre ve şeker hastalarına da faydalıdır.

Anason: Hazmı kolaylaştırır. İştahsızlığı ve yemeklere karşı duyulan tiksintiyi giderir. Mide ve bağırsak gazlarını söktürür. İdrarı artırır. Kusmaları ve ishali keser. Aybaşı kanamalarının düzenli olmasını sağlar. Ancak, aybaşı kanamaları ve hamilelik döneminde kullanılmaz. Anne sütünü artırır. Sinirleri yatıştırır. Migren ağrılarını keser. Beyin yorgunluğunu giderir. Uyku verir. Kalbi kuvvetlendirir. Kan dolaşımının düzenli olmasını sağlar. Astım, nefes darlığı ve bronşitte görülen şikâyetleri giderir. Öksürüğü keser. Yaşlılarda meme sarkmasını önler. Fazla miktarda kullanıldığı zaman uyuşukluk verir.

Antep fıstığı: Bedeni ve zihni gücü arttırır. Böbrek ve safra kesesi ağrılarını hafifletir. Göğsü yumuşatır, öksürük söktürür.

Armut: Böbreklerin düzenli çalışmasını sağlar. Böbrek kum ve taşlarının dökülmesine yardım eder. Yüksek tansiyonu düşürür. Kanı temizler bütün salgı bezlerinin normal çalışmasını sağlar. Kansızlığı giderir, kabızlığı önler. Sinirleri yatıştırır. Zihni yorgunluğu giderir. Susuzluğu keser. Tükürük ifrazatını artırır. Hamilelerin kusmalarını azaltır. Hazımsızlığı giderir. Mafsal kireçlenmesi, nikris ve romatizmada faydalıdır.

Arpa: İdrar söktürür. Mesane ve idrar yollarındaki iltihapları temizler. Böbrek ve kum taşlarının dökülmesine yardım eder. Prostat büyümesini önler. Asabi kusmaları durdurur. Boğaz ve baş ağrılarını dindirir. Dil iltihaplarını giderir.

Asma: Yaprakları ile yapılan ilaçlar kanamayı durdurur. Vücuda kuvvet verir. Sarılığı keser. İshali durdurur.

Ayçiçeği: Yağı, damar sertliğini giderir. Kurdeşen’in sebep olduğu kaşıntıları giderir. Esansı verem tedavisinde kullanılır. Kolesterol miktarını düşürür. Bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Kalp, sinir hastalıkları ve iktidarsızlığı önler.

Ayva: İshal ve dizanteriyi keser. Mide ve bağırsakları kuvvetlendirir. İnce bağırsak iltihabını giderir. Kanı temizler. Karaciğer tembelliğini giderir. Safra akışını sağlar. Çarpıntıyı dindirir. Kadınlarda görülen beyaz akıntıyı keser. Bronşit, müzmin öksürük ve veremde faydalıdır. Ağızdan su gelmesini ve kan kusmayı önler. Vücudun gelişmesine yardım eder. Merhem yapılarak kullanıldığı takdirde; el ayak ve meme ucu çatlaklarını, yüz ve boyun kırışıklıklarını giderir

Badem: Badem, bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Hamilelerin zayıf düşmemesini sağlar. Sütle içilirse mideyi kuvvetlendirir. Kabızlığı giderir. Nekahat devresini kısaltır. Böbrek mesane ve tenasül yollarındaki iltihapları giderir. Baş ağrısı, karaciğer ve böbrek ağrılarını hafifletir. Bronşit, boğaz ağrısı, anjin, boğaz yanması ve akciğer hastalıklarında faydalıdır. Bademyağı kabızlığı giderir. Egzama ve kaşıntıların verdiği rahatsızlıkları azaltır. Böbrek ve mesane taşlarının düşürülmesine yardım eder. Kulak ağrılarını dindirir. Yumurtayla karıştırılıp da, basur memelerine sürülecek olursa, ağrı ve yanmaları giderir.

Bakla: İdrar yollarını temizler. Böbrek ağrılarını dindirir. Böbrek iltihaplarını giderir. Böbrek kum ve taşlarının düşürülmesine yardımcı olur. Romatizma şikâyetlerini giderir.

Bamya: Kabızlığı giderir. Mide ve bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar.

Bezelye: Kabızlığı giderir. Kan yapar. Kan kanserine karşı korur.

Biber: Mideyi kuvvetlendirir. İştahı açar ve hazmı kolaylaştırır. Kanamaları önler.

Böğürtlen: İdrar söktürür. Ayaklardaki şişlikleri indirir. Yüksek tansiyonu düşürür. Mesane taşlarının düşmesine yardımcı olur. Ağız, dil, diş eti ve bademcik iltihaplarını giderir.

Börülce: İdrar tutukluğunu ve anüs kaşıntısını giderir. Yanık tedavisinde kullanılır.

Buğday: Kepekli buğday unundan yapılan ekmek, kurabiye ve benzerleri bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar. Kabız olmayı önler. Çimlendirilmiş buğday tanesi zihin yorgunluğu ve sinir bozukluklarını giderir.

Burçak: Lapası, ezik, çürük tedavisinde; taneleri ise, isilik ve mayasılda kullanılır.

Çamfıstığı: Bronşit, verem, akciğer hastalıklarının çabuk iyileşmesine yardımcı olur. Ruhi çöküntüyü giderir. Kalp hastalıklarında da faydalıdır.

Çay: Aşırı miktarda olmamak şartıyla içilecek olursa bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Sinirleri uyarır. Mide tembelliğini giderir. İdrar söktürür. İshal ve dizanteriyi keser. Damar kireçlenmesini önler. Damar sertliği, kalp yetersizliği, kan kanseri, guatr, nefrit, kolera ve bağırsak hastalıklarında koruyucu ve tedavi edicidir.

Çilek: Vücudu kuvvetlendirir. Hasta olmayı önler. İdrar söktürür ve karında biriken suyu boşaltır. Böbrek ve mesane hastalıklarının iyileşmesine yardımcı olur. Mide ve bağırsak tembelliğini giderir. Sinirleri kuvvetlendirir. Yüksek tansiyonu düşürür. Safra taşlarının dökülmesine yardımcı olur. Ateşi düşürür. Diş dibi taşlarını eritir. Cilde tazelik ve güzellik verir. Damar sertliği, mafsal iltihabı, romatizma ve nikriste de faydalıdır.

Çörekotu: İştah açar. Vücuda kuvvet ve dinçlik verir. Hazmı kolaylaştırır. Mide ve bağırsak gazlarını söker. Koklanacak olursa; baş ağrısını keser.

Defne: Terletir, ateşi düşürür, vücuda rahatlık verir. İdrar ve adet söktürür. İştah açar, hazmı kolaylaştırır. Sinir ağrılarını dindirir.

Dereotu: Mide ve bağırsak gazlarını söktürür. Hazmı kolaylaştırır, midenin gereği gibi çalışmasını sağlar. Hıçkırık ve hava yutmayı önler. Sinir zafiyetini giderir. Uyku verir. Aybaşı kanamalarının kolay olmasını sağlar. Anne sütünü artırır. İştah açar. Ağız kokusunu giderir. Çocuklardaki gaz ağrılarını giderir.

Domates: İdrar söktürür. Vücutta biriken zehirli maddelerin atılmasını ve kanın durulmasını sağlar, damar sertliğini giderir. Romatizma ve nikriste faydalıdır. Safra ve böbrek taşlarının düşürülmesine yardımcı olur. Üremiyi düşürür. Hazmı kolaylaştırır. Kabızlığı giderir. Mide ve bağırsakların düzenli bir şekilde çalışmasını sağlar. Cilde tazelik ve pembelik verir. Kansere karşı korur.

Dut: Aç karnına yenen beyaz dut, bağırsak solucanlarının düşürülmesini sağlar. Mide ve bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar.

Elma: Sinirleri ve adaleleri kuvvetlendirir. Bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Hamilelerin bulantı ve kusmalarını azaltır. Hastalıkların çabuk geçmesini sağlar. İdrar söktürür, vücutta biriken zararlı maddelerin atılmasında yardımcı olur. Böbreklerdeki kum ve taşların dökülmesine yardım eder. Kanı temizler. Kolesterolü düşürür. Damar sertliği ve kalp krizlerini önler. Kandaki şeker miktarını düşürür. Kabızlığı giderir. Öksürüğü keser. Kompostosu ateşi düşürür. Uçukları geçirir. Cildin taze ve güzel kalmasını sağlar. Göz ve kulak ağrılarında da kullanılır.

Enginar: Kandaki üre ve kolesterolü düşürür. İdrar söktürür. Kandaki şeker miktarını ayarlar. Şeker hastaları için çok faydalıdır. Bedeni ve ruhi bitkinliği giderir. Vücuda dinçlik verir. Sinirleri güçlendirir. Damar sertliği ve kalp hastalıklarını önler. Böbreklerdeki kumların dökülmesine yardım eder. Karaciğer hastalıklarının çabuk geçmesini sağlar. Mide ve bağırsakları temizler. İshali keser.

Erik: Sinirleri kuvvetlendirir. Zihin yorgunluğunu giderir. Kabızlığı giderir. İdrar söktürür ve vücudun rahatlamasını sağlar. Karaciğer şişliğini giderir. Böbrekleri dinlendirir. Kansızlığı giderir. Kalbi kuvvetlendirir. İştah açar ve hazmı kolaylaştırır.

Fasulye: Taze fasulye, bedeni ve zihni yorgunlukları giderir. Vücudun kuvvetlenmesini sağlar. Pankreas bezi’nin gereği gibi çalışmasına yardımcı olur. Şeker hastalığını önler ve kandaki şeker miktarını düşürür. İdrar tutukluğunu giderir. Albümini düşürür. Böbreklerdeki kum ve taşların dökülmesine yardımcı olur. Karaciğer yetersizliğini tedavi eder. Kalbi ve böbrekleri kuvvetlendirir. Kalp çarpıntılarını giderir.

Fesleğen: Öksürüğü keser. Hazımsızlığı giderir. Baş dönmesini durdurur. Zafiyeti giderir. Arı sokmasında faydalıdır. Ağız yaralarını tedavi eder.

Fındık: Bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Vücuda kuvvet verir. Nekahat devresinin çabuk geçmesini sağlar. Hamilelere de faydalıdır. Dövülmüş yenirse öksürüğü keser. Varise faydalıdır. Fındık yağı, böbrek ağrılarını giderir. Kum ve taşların düşürülmesinde yardımcı olur. Bağırsak solucanlarını düşürür.

Greyfurt: İştah açar. Karaciğerin normal çalışmasını sağlar. Safra ifrazatını arttırır. Hazmı kolaylaştırır. İdrar tutukluğunu giderir, bol miktarda idrar söktürür. Vücutta biriken suyu ve zehirli atıkları atar. Kanı temizler. Bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Felç ve kanamaları önler. Akciğer ve göğüs hastalıklarında faydalıdır.

Gül: Antiseptik olarak kullanılır. İshali keser. Boğaz ve bademcik iltihaplarını giderir. Göz kanlanmaları ve göz nezlelerinde faydalıdır.

Havuç: Çocuk ishallerini keser. Bağırsak iltihaplarını giderir. Mide ve bağırsak kanamalarını keser. Kansızlığı giderir. Cilde canlılık verir. Anne sütünü artırır. Cilt ve göz hastalıklarını önler. Böbrek ağrılarını dindirir. Vücuda kuvvet verir. Astım, bronşit, ses kısıklığında göğsü yumuşatır, rahatlık verir. Veremde de faydalıdır. Mide ve onikiparmak ülserinde şikayetleri giderir. Kalp hastalıkları ve damar sertliğinde faydalıdır. İdrar ve bağırsak gazlarını söktürür. Diş etlerini kuvvetlendirir. Yüz ve boyun kırıklıklarını giderir.

Salatalık: İdrar söktürür. Vücut yorgunluğunu giderir. Romatizma ve mafsal ağrılarında faydalıdır. Susuzluğu keser. Kandaki şeker miktarını düşürür. İnsulin ihtiyacını karşılar. Ter bezlerinin düzenli çalışmasını sağlar. El, yüz, boyun kırışıklıklarını ve lekeleri giderir. Cilde güzellik verir.

Hindistancevizi: İdrar söktürür. Böbreklerdeki kum ve taşların düşürülmesine yardımcı olur. Mide ağrılarını giderir.

Hurma: Bedeni ve zihni gelişmeyi sağlar. Besleyicidir. Kansere karşı koruyucudur. Zihni yorgunluğu giderir. Anne sütünün, bol ve besleyici olmasını sağlar. Boğaz ağrılarını keser. Bronşit, öksürük ve soğuk algınlığının şikayetlerini giderir. Kemik hastalıklarında faydalıdır.

Mandalina: Kanı temizler. Sinirleri yatıştırır. Damar sertliği, felç ve gripte faydalıdır.

Mantar: Etin yerini tutar. Protein değeri etten fazladır. Yorgunluğu giderir. Düşünme ve öğrenme yeteneğini geliştirir. Kansızlığı giderir. Bedenin gelişmesinde yardımcı olur.

Marul: Sinirleri yatıştırır. Uykusuzluğu giderir. Sinirsel kalp çarpıntılarını keser. İsteride faydalıdır. Kabızlığı giderir. Basur memelerinde faydalıdır. Kandaki şeker miktarını düşürür. Kanı temizler. Hazmı kolaylaştırır. Nekahat devresinin kolay atlatılmasında yardımcı olur. Göğsü yumuşatır. Karaciğer ve dalak şişliklerini indirir. Böbrek iltihaplarında iyidir. Aybaşı halinin ağrısız ve muntazam olmasını sağlar. Suyu, ergenlik sivilcelerini giderir. Yüze tazelik ve güzellik verir.

Maydanoz: İdrar söktürür. İştah açar. İltihaplı yaraların iyileşmesini sağlar. Aybaşı sancılarını keser. Yüksek tansiyonu düşürür. Kalbin yorulmasını önler. Kansızlığı giderir. Kansere karşı korur. Karaciğer şişliğini giderir. Safra akışını kolaylaştırır. Vücuttaki zehirli maddelerin atılmasını kolaylaştırır. Vücutta biriken suyu boşaltır. Böbrek taşlarının düşürülmesine yardımcı olur. Romatizmada faydalıdır. Mide ve bağırsaklarda gaz birikmesini önler. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı olur.

Mercimek: Beden ve zihin gücünü artırır. Sinirleri kuvvetlendirir. Bağırsaklara yumuşaklık verir. Sinir zafiyetlerinde faydalıdır. Kan yapar. Anne sütünü artırır.

Muz: Vücudun ihtiyacı olan bütün maddeleri karşılar. Kemiklerin gelişmesini sağlar. Nekahat devresini kısaltır. Sinir zafiyeti ve yorgunluğu giderir. Böbrek ve mafsal iltihabında, bağırsak hastalıklarında faydalıdır.

Lahana: Kansızlığı giderir. İdrar söktürür. Vücutta biriken zehirli maddelerin atılmasını sağlar. Mide ve bağırsak yaralarını yumuşatır. Kabızlığı giderir. Kandaki şeker miktarını düşürür. Vücudu hastalıklara ve kansere karşı korur. Göğüs ucu çatlaklarını giderir. Sarılık ve safra kesesi hastalıkları için iyidir. Astımda faydalıdır. Romatizma, siyatik, lumbago ve Apsede yararlıdır. Ses kısıklığını giderir. İştah açar.

Limon: Ateşi ve tansiyonu düşürür. Kanı temizler. Susuzluğu giderir. Kalbi kuvvetlendirir. Damar sertliği ve romatizmada faydalıdır. Gribin çabuk atlatılmasını sağlar. Mide, bağırsak ve idrar yollarındaki mikropları öldürür. Gıda zehirlenmesini önler. İdrar söktürür. Böbrek ve mesane kum ve taşlarının düşürülmesine yardımcı olur. Yüzdeki sivilceleri geçirir. Cildin güzelleşmesini sağlar. Karaciğer hastalıklarında faydalıdır. Dişleri beyazlatır ve diş etlerini kuvvetlendirir. Nezlede şikayetleri geçirir. Skorbüt hastalığında faydalıdır. Boğaz ve bademcik iltihaplarının giderir. İshali keser. Kansızlığı önler. Fazla aybaşı kanamasını önler. Nasırları söker. Mide ağrılarını dindirir. Baş ağrılarını ve vücut ağrılarını keser. Yüz çillerinde faydalıdır.

Kabak: İdrar söktürür ve idrar tutukluğunu giderir. Böbrek ve mesane iltihaplarını temizler. Prostattan doğan şikayetleri giderir. Mide ve bağırsaklara yumuşaklık verir, kabızlığı giderir. Basuru olanlar için faydalıdır. Yüksek tansiyonu düşürür. Göğsü yumuşatır, öksürüğü keser.

Kahve: Kan dolaşımını sağlar. Uykuyu kaçırır, düşünmeyi kolaylaştırır. Yarımbaş ağrılarını dindirir. Uyuşturucu maddelerle zehirlenmelerde faydalıdır. Boğmaca öksürüğünü keser. Nikris ağrılarını teskin eder.

Kakao: Uyarıcı, iştah açıcı ve kuvvet vericidir. İdrar söktürür. Vücuttaki zehirlerin dışarı atılmasını sağlar. Böbrek iltihaplarını giderir.

Karabiber: Mideyi ısıtır. İştah açar. Hazmı kolaylaştırır. Mide ve bağırsaklardaki mikropları öldürür. Gaz söktürür ve gaz birikmesine engel olur. Şeker hastalığının ilerlemesini durdurur. İdrar söktürür. Enerji verir. Sinirleri kuvvetlendirir.

Karnabahar: Zihin yorgunluğunu giderir. Sinirleri kuvvetlendirir. İdrar söktürür. Dalak hastalıklarına iyi gelir. Şeker hastalarına faydalıdır. Kalp hastalıklarında şikayetlerin azalmasında yardımcı olur.

Karpuz: Kanı temizler. Vücuda serinlik verir. Böbreklerdeki kum ve taşların dökülmesine yardım eder. Kemiklerin gelişmesine yardımcı olur.

Kavun: Sinirleri yatıştırır. Rahat bir uyku verir. Böbrekleri ve kanı temizler. Cide temizlik verir. İdrar söktürür. Böbreklerdeki kum ve taşların dökülmesine yardım eder. Nikris ve romatizma şikâyetlerinin hafiflemesini sağlar. Akciğer veremi ve kansızlıkta da faydalıdır. Kabızlığı giderir.

Kayısı: Sinir zafiyetini giderir. Uyku verir. Beyin yorgunluğunu geçirir. İştah açar ve hazmı kolaylaştırır. Nekahat devresini kısaltır. Raşitizmde faydalıdır. Kansızlığı tedavi eder. Kabızlığı giderir. Yüz ve boyunlara tazelik ve güzellik verir.

Kekik: Bedeni kuvvetlendirir. Hazmı kolaylaştırır. İştahsızlığı giderir. Sinirleri kuvvetlendirir. Kalp çarpıntılarını keser. Yemeklerin bozulmasını önler. Bağırsak iltihabını iyileştirir. Salgı bezlerinin düzenli çalışmasını sağlar. İdrar söktürür. Aybaşı kanamalarının düzenli olmasını sağlar. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardım eder. Böbreklerde ve mesanedeki mikropları öldürür. Tansiyonu geçici olarak yükseltir. Kan dolaşımını düzenler. Müzmin öksürük, astım, bronşit ve iltihaplı zatülcenp’e faydalıdır. Grip, beyin nezlesi ve anjinde şikâyetlerin azalmasına yardımcıdır. Kekik suyu ile banyo romatizma ağrılarını dindirir. Kandaki şeker miktarını azaltır.

Kereviz: Şeker, guatr ve yüksek tansiyonda faydalıdır. Böbrek, akciğer ve karaciğer hastalıklarını önler. Mideyi kuvvetlendirir. İştah açar. Sürmenajda faydalıdır. Sinir yorgunluğunu giderir. Kanı temizler. Böbreklerdeki kum ve taşların dökülmesinde yardımcı olur. Safra ifrazatını düzenler. Nikris ve romatizmada faydalıdır. Susuzluğu keser ve vücuda serinlik verir. Kalp hastalarına tavsiye edilir. Ses kısıklığını giderir.

Kestane: Kabuklarının suda kaynatılması ile hazırlanan ilaç; ateş düşürür ve sinirleri yatıştırır. Meyvesi, kasları kuvvetlendirir. Kan dolaşımını düzenler. Bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Varis ve basur memelerinin meydana gelmesini önler. Karaciğer yorgunluğu ve şişliğini geçirir. Kansızlığı giderir.

Ketentohumu: Bronşit ve soğuk algınlığında faydalıdır. Lavman olarak kullanılırsa kabızlığı giderir. Müzmin öksürüğü keser. Dolama, köpekmemeleri ve her türlü çıbanın tedavisinde faydalıdır.

Kırmızıbiber: Hazmı kolaylaştırır. Mide tembelliğini giderir. İştah açar. Kusmayı önler. İshali keser. Mide ve bağırsaklarda gaz birikmesini önler. İshali keser. İdrar ve ter söktürür. Grip ve soğuk algınlığında faydalıdır. Merhemi lumbago, nevralji ve romatizmada faydalıdır.

Kızılcık: Meyveleri ishali keser. Kabızlık yapar. Kabukları ateş düşürür. Ağız paslanmasını giderir. Ağız yaralarını geçirir. Şurubu, vücuda kuvvet verir. Kiraz: İdrar söktürür. Böbreklerde biriken zararlı maddelerin atılmasına yardımcı olur. Kabızlığı giderir. Kanın temizlenmesine yardım eder. Nikris, romatizma, damar sertliği ve mafsal kireçlenmesinde faydalıdır. Karaciğer şişliğine iyi gelir. Safra akışını normale döndürür. Sivilceleri önler. Susuzluğu giderir.

Kuşburnu: İdrar söktürür, ishali keser. İncir: Bağırsakları yumuşatır. Kabızlığı giderir. Mide tembelliğini tedavi eder. Vücudu ve sinirleri kuvvetlendirir. Enerji verir. Nekahat devresini kısaltır. Bronşit, öksürük ve boğaz ağrılarında faydalıdır. Bronşları yumuşatır. Çıbanların olgunlaşmasını sağlar. Lapası, yanık ağrılarını keser. Dallarından akan süt, nasır ve siğilleri giderir. Basurda faydalıdır. Nezle ve sıtmada da kullanılır.

Ihlamur: Sinirleri kuvvetlendirir, sinir bozukluğunu giderir. Uyku verir. Kan dolaşımının normal olmasını sağlar. Kansızlığı giderir. Kalp kifayetsizliğinde faydalıdır. Damar kireçlenmesini önler. Böbrekleri ve mesaneyi temizler. İdrar söktürür. Kum döker, taş oluşmasını önler. Ter söktürür. Grip ve soğuk algınlığının şikâyetlerini giderir. Göğsü ve bronşları yumuşatır. Mide ifrazatını artırır. Balla karıştırılıp içilirse, mide ülserine faydalıdır. Kabızlığı ve bağırsak spazmını giderir. Boyun ve yüze güzellik verir. Burkulma ve ezilmelerde ağrıyı keser. Saç dökülmesini önler.

Ispanak: Vücudun dayanıklılığını artırır. Kansızlığı ve gelişme bozukluğunu giderir. Soğuk algınlığına karşı korur. Kalp ve gelişme bozukluğunu giderir. Kalp adalelerini kuvvetlendirir. Ruhi çöküntünün sıkıntılarını giderir. Kan miktarını artırır. Ağız, boğaz ve göğüs hastalıklarında faydalıdır. Kanser ve veremden korur. Hamilelerde faydalıdır. Doğacak bebeğin güçlü olmasını sağlar. Yara, yanık ve dolamada da faydalıdır. Dişlerin çürümesini önler. Şişmanlık ve şeker hastalığına da faydalıdır.

Nane: Hazmı kolaylaştırır. Gaz söktürür. Karaciğer yetersizliğini giderir. Safra akışını düzenler. Mide ağrılarını keser. Bağırsak spazmını giderir. Nefes almayı kolaylaştırır. Astım, grip, bronşit ve öksürükte faydalıdır. Sinirleri kuvvetlendirir. Sükûnet verir. Heyecanları ve korkuyu yatıştırır. Kusmaları önler. Migren, uykusuzluk ve baş dönmelerinde faydalıdır. El ayak titremesi, dil tutukluğu, felç ve uykusuzlukta kullanılır. Kalbi kuvvetlendirir. Sinirsel kalp çarpıntılarını keser. Erkeklerde ruhsal kaynaklı iktidarsızlığı giderir. Anne sütünü artırır. Aybaşı kanamalarının muntazam ve ağrısız olmasını sağlar. Sütle şişen memelerin şişini indirir. Soğuk algınlığında faydalıdır. Bağırsak solucanlarının düşürülmesinde yardımcı olur.

Nar: Vücudu kuvvetlendirir. İshali keser. Burun poliplerine faydalıdır. Şerit düşürür. Kalbi kuvvetlendirir. Zayıflara faydalıdır.

Pancar: Kırmızı pancar, Karaciğer’in muntazam çalışmasını sağlar. İdrar söktürür. Kansızlığı giderir. Şeker hastalığı ve vereme karşı korur. Mide ve bağırsakları kuvvetlendirir. Sinirleri yatıştırır. Vücudu kuvvetlendirir.

Patates: Şeker hastalarına faydalıdır. Susuzluğu giderir. Mide ve onikiparmak ülserinde yararlıdır. Karaciğer şişliğini giderir. Safra akışını kolaylaştırır. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı olur. Damar sertliğine faydalıdır. Sert bir şey yutulduğunda yabancı maddenin zarar vermeden çıkmasını sağlar. El ve ayak çatlaklarında faydalıdır. Kandaki şeker seviyesini düşürür. Kanı temizler. Kansere karşı korur.

Patlıcan: Kansızlığı giderir. Karaciğer ve Pankreasın muntazam çalışmasını sağlar. İdrar söktürür. Kilo vermeye yardımcı olur. Böbrek yanması ve ağrısını keser. Sinirleri yatıştırır. Kalp çarpıntısını giderir.

Pırasa: İdrar söktürür. Şurubu göğsü yumuşatır, öksürüğü keser. İştahsızlığı giderir. Mide rahatsızlıklarına iyi gelir. Romatizma, mafsal ağrıları, damar sertliği, böbrek hastalıkları, üremi ve idrar tutukluğunda faydalıdır. Böbreklerdeki kum ve taşların düşürülmesine yardımcı olur. Suyu yüzdeki sivilce ve lekelere faydalıdır. Sinirleri kuvvetlendirir. Kabızlığı giderir.

Pirinç: Vücuda gerekli olan kaloriyi sağlar. Yüksek tansiyonu ve fazla üre miktarını düşürür. İshali keser. Kaynatılması ile elde edilen su ishal kesici olarak kullanılır.

Portakal: Çiçeklerinin kaynatılmasıyla elde edilen su, spazm giderir. Kabuklarından yapılan şurup ise, mide hastalıklarında kullanılır. Damar sertleşmesini ve felci önler. Soğuk algınlığı, grip ve nezlede faydalıdır. Yorgunluğu ve sinir bozukluğunu giderir. Cildin güzel olmasını sağlar. Kansızlığı giderir. Hazmı kolaylaştırır. Karaciğeri çalıştırır ve safra ifrazatını artırır. Ateşi düşürür. Nekahat devresini kısaltır. Vücuda enerji verir. Şeker hastalarına faydalıdır. Susuzluğu giderir. Zayıflatıcıdır.

Sarımsak: Yüksek tansiyonu düşürür. İştah açar. Solunum ve hazım sistemindeki mikropları öldürür. Grip, tifo ve difteri gibi salgın hastalıklar sırasında faydalıdır. Hazmı kolaylaştırır. Kabızlığı giderir. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı olur. Kanı temizler. Kalp adalelerini kuvvetlendirir. Böbreklerin normal çalışmasını sağlar. Karında ve bacaklarda toplanan suyun boşalmasında yardımcı olur. Romatizma ve mafsal iltihaplarında faydalıdır. Damar sertliğini önler. Ateşi düşürür. Arpacık ve basur memelerinde faydalıdır. Zehirlenmelerde kullanılır. İdrar tutukluğunu giderir. Zehirli hayvan sokmasında da faydalıdır. Saçların uzamasına da yardımcı olur.

Semizotu: Mide ve bağırsak kanamalarında ve kanlı idrarda faydalıdır. Kanı temizler. Vücuda serinlik verir. Şeker hastalarının susuzluğunu giderir. İdrar söktürür. Kabızlığı giderir. Zayıflamaya faydalıdır. Dalak hastalıklarında şikâyetleri geçirir. Uykusuzluk, sinirlilik ve zihin yorgunluğunda faydalıdır. Lapası, yanık ve apsede rahatlık verir.

Soğan: İdrar söktürür. Vücutta biriken zararlı maddeleri ve suyu atar. Romatizma, mafsal iltihabı, idrar tutukluğu, damar sertliğinde faydalıdır. Böbreklerdeki kum ve taşların dökülmesine yardımcı olur. Zayıflamayı sağlar. Böbrek ağrısını dindirir. Zihin yorgunluğunu dindirir. Baygınlığı geçirir. Prostat bezinin hastalanmasını önler. İktidarsızlıkta faydalıdır. Egzama ve diğer cilt hastalıklarında faydalıdır. Öksürük söktürür, bronşları temizler. Astım nöbeti, akciğer hastalıkları, grip ve soğuk algınlığında faydalıdır. Kandaki şeker seviyesini düşürür. Şeker hastalarında faydalıdır. Kolera ve veremde bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı olur. İhtiyarlamayı geciktirir. İştah açar. Kalbi kuvvetlendirir. Koroner damarları genişletir.

Susam: Yağı, safra taşlarının düşürülmesinde faydalıdır. Karaciğer hastalıklarında kullanılır. Kabızlığı giderir. Karın ağrısını giderir. Nefes darlığı ve bronşitte faydalıdır.

Şeftali: Çiçekleri kabızlığı giderir ve bağırsak solucanlarını düşürür. Meyvesi hazmı kolaylaştırır. İdrar yollarını temizler. Bol miktarda idrar söktürür. Kabızlığı giderir. Susuzluğu giderir. Ve vücuda serinlik verir. Basur memelerinden doğan şikayetleri giderir. Safra kesesi ve böbrekler için faydalıdır.

Turp: Böbreklerdeki mikropları öldürür. Kum taşlarının dökülmesine yardımcı olur. Karaciğeri kuvvetlendirir. Karaciğer şişliğini indirir. Sarılıkta faydalıdır. Safra taşlarının düşürülmesinde yardımcı olur. Romatizma, astım ve bronşitte faydalıdır. Öksürüğü keser. Kabızlığı giderir. Dişetlerini kuvvetlendirir.

Turunç: Sinirleri yatıştırır. Spazmları giderir. Hazmı kolaylaştırır.

Üzüm: Bedeni ve zihni gücü artırır. Kan yapar. Vücutta biriken zararlı maddelerin dışarı atılmasını sağlar. Yüksek tansiyonu düşürür. Mide ülseri, gastrit, karaciğer hastalıkları, dalak hastalıkları, romatizma ve mafsal iltihabında faydalıdır. Kabızlığı giderir. Kalbi kuvvetlendirir. Kanı temizler. Şişmanlıkta faydalıdır. Hamilelerin mide bulantısını önler. Cilt güzelliğini sağlar. Nekahat devresinin kolayca atlatılmasına yardımcı olur. Böbreklerdeki kum ve taşların düşürülmesine yardımcı olur. Besleyicidir.

Vişne: İshali keser, ateşi düşürür. İdrar söktürür. Vücuda rahatlık verir.

Vanilya: Vücudu kuvvetlendirir. Ateşi düşürür. Sinir bozukluğunu giderir. Hazmı kolaylaştırır. Bronşları temizler ve öksürük söktürür. Ruhi bunalımı geçirir.

Yulaf: Çocukların hazım güçlüklerini giderir. Bedeni ve ruhi yorgunlukları giderir. İdrar söktürür. Vücuda rahatlık verir. Kandaki şeker miktarını düşürür. İktidarsızlığı giderir. Guatrı önler. Mide ve bağırsak bozukluklarını giderir.

Zeytin: Zeytinyağı, safrayı artırır. Karaciğeri çalıştırır. Karaciğer ağrılarını keser. Sarılıkta faydalıdır. Eczacılıkta, bazı ilaçları hazırlamakta kullanılır. Yaprakları ve kabukları, yüksek tansiyonu düşürür. Kandaki şeker miktarını düşürür. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı olur. Taneleri de besleyicidir.






< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi mimayınkaf -- 18 Eylül 2006; 23:37:01 >


_____________________________



 
535 Mesaj
19 Eylül 2006; 20:09:33 

Ramazan’da çok yağlı, tuzlu ve tatlı besinlerden uzak durun

0


Ani mide gerginliği, tansiyon yükselmesi ya da aşırı hormon salgılanması gibi sorunlar yaşamak istemiyorsanız, İftar ve sahurda midenizi birden bire ve çok fazla yemekle doldurmayın.

İZMİR - Yanlış beslenme alışkanlıkları özellikle ramazan ayında önemli sağlık sorunlarına neden olabiliyor. İftar ve sahurda mideyi birdenbire ve fazla yemekle doldurmanın sakıncalarına dikkat çeken uzmanlar, çok yağlı, tuzlu ve aşırı tatlı besinler yerine hazmı kolay, mide, bağırsak sisteminde uzun süre kalabilen lif ve selüloz içeren sebze, meyveler ile kepekli ekmek tercih edilmesini öneriyor.

‘MİDEYİ BİRDEN BİRE YEMEKLE DOLDURMAYIN’

Beslenme ve Diyet Uzmanı Erkan Erdal, oruç tutmanın toksinleri temizleyici etki yaptığını belirterek, “Oruç tutan insanlar belirli bir şekilde beslendikleri için organizma bir ay dinleniyor. Bu da toksinlerin temizlenmesinde etkili oluyor” dedi. Erdal, iftar ve sahurda birden bire ve çok fazla yemekle mideyi doldurmamak gerektiğine de dikkat çekti. “Boş mideyi birden bire ve fazla yemekle doldurmak, ani mide gerginliğine, tansiyon yükselmesine ve nörolojik hormonların hızlı salgılanmasına yol açar. Bu sorunların yaşanmaması için İftardan sonra azar azar, iyi çiğneyerek ve sık aralıklarla yemek yenmelidir.”

‘ÖZELLİKLE KIZARTMALARDAN UZAK DURUN’

Yemeklerin seçiminde çok yağlı, çok tuzlu ve aşırı tatlı besinlerden kaçınılması gerektiğini ifade eden Erdal, bunların yerine hazmı kolay, mide, bağırsak sisteminde uzun süre kalabilen lif ve selüloz içeren sebze, meyve ile kepekli ekmeğin tercih edilmesi gerektiğini söyledi. Erdal, “Özellikle kızartmalardan da uzak durulmasını öneriyorum. İftarda yemeğe hafif bir çorbayla başlanmalı, bağırsak problemi olanlar çorbalarına kepek ilavesi yapabilecekleri gibi, kepekli ekmek de tercih edebilirler. Etli veya etsiz, fazla yağlı olmayan sebze yemeği, yoğurt ve meyve, tatlı olarak ise sütlü tatlılar tercih edilebilir. Ayrıca iftar ile sahur arasında en az 1.5 litre su içilmesi gerekiyor” dedi.

‘SAHURA KALKMADAN ORUÇ TUTMAYIN’

Erdal, protein içeriği fazla olan gıdaların, midenin boşalma üresini uzatarak, acıkmayı geciktirdiğini ifade ederek, “Sahurda kahvaltı şeklinde bir öğün düşünülebilir. Sahurda bol sıvı tüketilmesini ve meyve yenilmesini öneriyorum. Ramazanda yapılan beslenme hatalarından biri de sahura kalkmadan oruç tutulması. Bu durumda metabolizmanın hızı düşer ve buna bağlı olarak baş ağrısı, halsizlik gibi sorunlar yaşanır”dedi. Erdal, oruç tumanın bir zayıflama yöntemi olmadığına ve kilo almamak için mutlaka sahura kalkılması gerektiğine de dikkat çekti.




_____________________________



 
535 Mesaj
19 Eylül 2006; 23:17:53 

İlk Osmanlı parası satışa çıkıyor

0


Dünyanın en değerli paraları arasında gösterilen Abdülmecit dönemine ait el yazması kaime, İngiliz müzayede şirketi Spink tarafından 29 Eylül’de İngiltere’nin Başkenti Londra’da açık artırmayla satışa sunulacak.

İZMİR - 1666 yılından bu yana müzayede düzenleyen ve Avrupa’nın bu alandaki en seçkin şirketlerinden olan Spink’in 29 Eylülde “Dünya Kağıt Paraları” başlığıyla gerçekleştireceği açık artırmada, Osmanlı döneminden kalma 68 parça kağıt para da koleksiyonerlerin beğenisine sunulacak.

Bu paraların en önemlilerinden biri, 1840 yılında tedavüle çıkarılan 1000 kuruşluk el yazması kaime oluşturacak. Dünyada sadece iki tane olduğu bildirilen Osmanlı parası için Spink, tahmini olarak 55-75 bin pound (150-200 bin YTL) aralığında değer biçti.

Spink’e ortağı Mehmet Tezçakın ile birlikte danışmanlık da yapan para koleksiyoneri Güçlü Kayral, açık artırmaya çıkarılacak Osmanlı parasının ilk tedavüle konulan para olduğunu belirtti. Kayral, şunları kaydetti:
“Abdülmecit döneminde Tanzimat reformlarının finansmanına kaynak yaratmak amacıyla faizli kağıt para tedavül ettiriliyor. Londra’da satışa çıkarılacak bu kağıt paranın ilginç bir özelliği var, o da el yazması oluşu. O zamanki baskı teknikleri kullanılmadan hızlı bir şekilde ekonomiye değer, kazanç sağlasın maksadıyla el yazması, padişah mührü, nazım mührüyle birlikte sirküle ettiriliyor. El yazması kağıt üzerine yazılmış şeylerin bugüne kadar taşınmış örneklerini bulmak oldukça güç. Bu tertip paralardan günümüze bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar kupürler ulaşmış durumda.”

Paranın, Türkiye’den satışa sunulduğunu ve sahibinin de Türk olduğunu ifade eden Kayral, yurt dışında satışa çıkarılmasının, içeride alıcısının bulunmamasından kaynaklandığını bildirdi.

“BANKALARA ÇAĞRI”

Bu kadar kıymetli bir değerin yurt dışında satışa çıkarılmasının çok üzücü olduğunu ifade eden Kayral, tarihi ve kültürel varlıklara sahip çıkılmasının önemine işaret etti. Kayral, bu tip değerlerin yurt dışında satın alınmasının, kültürel açıdan önemli sakıncalar taşıdığını belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yurt dışında bunu alanlar, müzeler ya da büyük koleksiyonerler, direkt bir eser, kaynak yaratma yoluna gidiyorlar. Bizim tarihimizi onlar yazıyorlar. Bu da büyük bir ayıp. Elimizde malzeme var, arşiv var, iş gücü var, ama bunları bir araya getirip yoğuracak bir kaynak yaratamıyoruz. Gönül ister ki Türkiye’de bu bilinç yerleşmiş olsun, kurumlar, kuruluşlar, sermayesi bol kişiler bu konuya el atsın ve bu değerler olması gereken yerde, yani kaynağında, ülkemizde değerlendirilsin. Sermaye sahipleri, özellikle bankalar, parayı kullanan, parayı araç yapmış kurumlar, borsa kurumları, bu tip kıymetlerin manasını daha iyi anlayabilirler diye düşünüyorum. Bu kurumların koleksiyon oluşturma, bununla ilgili bir akıl geliştirme yönünde gidiyor olması, bizim tarihimiz açısından büyük bir kazanç olacaktır. Aynı zamanda bunların sergilenmesi, paylaşılması da ciddî bir reklam unsuru. Bundan geri dönüş, katma değer sağlayacaklarından da eminim.”

Kayral, Osmanlı parasına en çok İsrailliler ve Amerikalıların ilgi gösterdiğini belirtti. Bunun Osmanlı parasının koleksiyonerler için taşıdığı büyük değerden kaynaklandığını bildiren Kayral, şöyle devam etti:
“Dünyada kıymeti en fazla iki ülkenin parası söz konusu. Birincisi Filistin. Çok kısa bir dönem ayakta kalmış ve çok kısa ve çok az sirkülasyonu olan paralar tedavül ettirmişler. İkinci olarak da Osmanlı İmparatorluğu madeni ve kağıt paraları. Bu, cidden dünyadaki bütün koleksiyonerlerin kıymet verdiği, değer verdiği malzemeler arasında yer alıyor.”




_____________________________



 
535 Mesaj
19 Eylül 2006; 23:22:50 

Karınca yuvasında isyan çıktı!

0


Bilim insanları, Arjantin kökenli bir karıncanın California’da yayılmasını önlemek için, karıncaların bazılarını casus gibi kullanarak birbirlerine düşürme yolunu seçti.

NEW YORK - Arjantin’de yaşayan Linepithema humile türü karıncalar kimyasal bir salgı ile karşısındaki canlının dost veya düşman olduğunu sezinliyor. Hayvanlar kimyasal salgılar çıkararak birbirleriyle haberleşebiliyor. Ancak Arjantin’de yaşayan bu karıncanın çıkardığı kimyasal salgı, diğer hayvanlardan farklı olarak buharlaşmıyor. Karıncalar birbirlerine fiziksel temasla bu salgıyı kokluyor.

ABD’li bilim insanları, Arjantin’e özgü bu karınca türünün ABD’nin California eyaletinde istilacı bir şekilde yayılmaya başladığını ortaya çıkardı. Karıncaların 1890’larda gemi yoluyla Kuzey Amerika’ya taşındığı tahmin ediliyor. University of California-Irvine uzmanları, bu karıncaların birbirlerini kimyasal salgılarından tanıdığını ve farklı coğrafyada yabancılık çekmediklerini belirtiyor. Bilim insanları, bu türün California’ya özgü karınca türleri öldürerek, yerinden edeceğinden kuşku duyuyor.

FARKLI KİMYASAL SALGIYA DÜŞMANCA TAVIR

University of California-Irvine biyoloğu Neil Tsutsui ve ekibi, Arjantin karıncalarının kimyasal salgılarının bir türevini üreterek bunu karıncaların üstüne sürdü. Karıncaları türev madde ile kaplamak için hayvanlar teker teker tüplere kondu, 90 saniye boyunca dönen tüpün içinde bekletildi. Bunda amaç, Arjantin karıncaları arasındaki iletişimi bozmak. Türev kimyasalı taşıyan karınca daha sonra arkadaşlarının yanına bırakıldığında, diğer karıncaların üstüne saldırdığı, ısırdığı ve bacaklarını kopardığı gözlemlendi. Kimyasal salgılarını tanıyamayan karıncalar birbirlerinin düşman algılayor ve saldırmaya başlıyor.

Bilim insanları Arjantin tipi karıncaların istilasının California’daki ekosistemi alt üst edeceği görüşünde. Örneğin, bölgedeki bazı sürüngenler yerel karıncalarla besleniyor, Arjantin tipi karıncaların yerel türdeşlerini yok etmesi halinde, besin zincirinin bir katmanındaki sürüngenler de yemsiz kalacak.




_____________________________



 
535 Mesaj
20 Eylül 2006; 11:02:21 

Endonezya’da biyoçeşitlilik hazinesi

0


Endonezya’nın Papua adası açıklarında denizaltı araştırmaları yapan bilim insanları, yüzgeçleriyle deniz tabanında yürüyen bir köpekbalığı cinsine rastladı.

BANGKOK - Conservation International adlı çevre kuruluşu uzmanları, Endonezya açıklarında deniz tabanında 52 yeni canlı türü keşfetti. Bu canlıların bazıları balıkçıların kullandığı dinamit nedeniyle soyu tükenme tehlikesi içinde olduğu belirtiliyor. Araştırma Raja Ampat yarımadası ve FakFak-Kaimana kıyı şeridini kapsıyor.

Araştırmayı yürüten Conservation International uzmanı Mark Erdmann, yaklaşık 120.000 kilometre kare’lik bir alana yayılan Endonezya-Papua arasındaki bölgenin denizaltı canlı zenginliği açısından dünyanın en önemli noktalarından biri olduğunu belirtiyor.

0

0


Kaynak: Araştırma Journal of Ichthyology and Aquatic Biology dergisinde yayımlandı.
Kaynak


_____________________________



 
535 Mesaj
23 Eylül 2006; 20:23:52 

İftarda sigara ‘balyoz’ etkisi yapıyor

0


Ramazanda tutulan oruç nedeniyle gün boyu nikotin almayan vücuda, iftarla birlikte üst üste yakılan sigarayla nikotin yüklenmesi normal günlerdeki içicilikten daha fazla zarar veriyor.

ADANA - Türk Kanser Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlhan Tuncer, iftarı bile sigara ile açan aşırı tiryakilerin olduğunu, önemli bölümünün de iftarı açtıktan hemen sonra gün boyu nikotinsiz kalmanın acısını çıkarırcasına üst üste sigara içtiğini ifade ederek şunları söyledi:

“Gün boyu nikotin almayan vücuda yapılan nikotin yüklemesi ‘balyoz’ etkisi yaratıyor. Çünkü, gün boyu aç kalan vücutta kan şekeri önemli ölçüde düşüyor, bunun üzerine bir de hızla verilen nikotin ve diğer zararlı maddeler eklenince sert bir cisimle vurulmuş gibi baş dönmesine neden oluyor.”

Prof. Dr. İlhan Tuncer, iftarda sigara içimiyle gün içinde değerleri düşmüş olan nikotin ve diğer maddelerin yoğunluklarının hızla artmasının tüm damar sisteminin dengesini de bozduğuna dikkati çekerek “Bu durum, kalp rahatsızlığı olanlarda kalp krizine kadar varan olumsuz sonuçlara zemin hazırlayabiliyor. Bunun yanı sıra beyin damarlarını da tıkayan nikotin, nörolojik rahatsızlıkları da tetikliyor” dedi.

0


“BİR KEZ DENEYİN”

Tuncer, tiryakilerin, ramazanı sigarayı bırakmak için bir başlangıç noktası olarak değerlendirmeleri gerektiğini belirterek “Bir kez deneyin... Zaten gün boyu nikotin almayan vücut, iftardan sonra da alınmadığında gün geçtikçe alışacaktır. Sigaranın bırakıldığı ilk günlerde nikotinin yokluğu vücutta hissedilir, ancak ilerleyen günlerde bu etkiler yok olur” dedi.

Tiryakilere iftardan sonra sigara yakmak yerine kuruyemiş yemeyi, meyve suyu içmeyi ya da sakız çiğnemeyi öneren Tuncer, “Sigara tiryakileri, bu alışkanlıklarından vazgeçemiyorlarsa en azından iftar sonrası bol sıvı tüketmeli” dedi.

Tuncer, sigara tiryakilerinin ramazanda bir başka şikayetlerinin ise yoğun baş ağrıları olduğuna dikkati çekerek şunları söyledi:
“Ramazanın ilk günlerinde ortaya çıkan baş ağrısı, genellikle kafeinin ve nikotinin eksikliğine bağlı olarak gelişir. Sabahları kahve ve sigara içmeye alışık olanlar özellikle bu şikayetleri daha yoğun yaşarlar. Bunun için ramazana bir iki hafta kala sigara ve kahve tüketimi azaltılmalıdır. Kolalı içeceklerden uzak durulmalıdır. İftardan sonra bol meyve çayı tercih edilebilir.”





< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi mimayınkaf -- 23 Eylül 2006; 20:25:31 >


_____________________________



 
535 Mesaj
23 Eylül 2006; 23:39:53 

Rekorlar bir gün bitecek mi?

0


İnsan performansının sınırları merak konusu olmaya ve sporcuların, daha ne kadar güçlü, ne kadar hızlı ve ne kadar dayanıklı olabileceği, bilim insanları tarafından araştırılmaya devam ediyor.

ANKARA - Başarı, ün, para ve kariyer hırsı, sporcuları her geçen gün farklı yöntemler denemeye itiyor. Sporculara zaman zaman kalıcı zararlar veren, hatta ölümlere yol açan dopingin, neredeyse kullanılmadığı branş kalmazken, “rekorlar bitecek mi, bitmeyecek mi” tartışması gündemdeki yerini koruyor. Hacettepe Üniversitesi Spor Bilimleri ve Teknolojisi Yüksekokulu Müdürü Prof. Dr. Caner Açıkada, bazı araştırmalar yaptıklarını belirtti ve “Rekorlar elbette ilerlemeye devam edecek. Bir sınırı olacak ancak şu anda o sınırın ne olacağını biz de bilemiyoruz” dedi.

‘BAYANLAR 100 METREDE SONA YAKLAŞILDI’
1908 yılından bu yana atletizmde bazı branşlarda kırılan rekorları matematiksel yöntemlerle incelediklerini ve ileriye dönük tahmin yürüttüklerini belirten Prof. Dr. Açıkada, “Rekorlar ilerlemeye devam edecek. Bir sınırı olacak ancak şu an o sınırın ne olacağını biz de bilmiyoruz. 10.49 olan 100 metre bayanlar dünya rekorunun duraksama noktasına geldiğini görüyoruz. Ancak erkekler 100 metre rekorunun 9.77’den 9.75’e inebileceği tahmin ediliyor. Aynı şekilde 1500 metre bayanlar derecesinin 3.50.46’dan 3.32.46’ya, maraton derecesinin ise 2.12.25’den 2.05.09’a kadar inebileceğini tahmin ediyoruz. Erkekler 1500 metrede şu anki derece 3.26.00’ken, 3.09.63’e, maraton derecesi ise 2.04.55.00 iken 1.49.09.00’a çekilebilir” dedi.

‘DOPİNG HER ZAMAN VAR OLACAK’
Rekorların nasıl gelişeceği ve derecelerin nereye kadar ineceği tahminlerinin, birçok bilinmeyen etken nedeniyle çok sağlıklı yapılamadığına dikkati çeken Açıkada, “Ancak tüm çabalara rağmen rekorlar duraksama noktasına gelecek” dedi. Açıkada, dopingin bu konuda çok başvurulan bir yöntem olduğunu ifade etti. “Doping, alınan bütün tedbirlere rağmen hala gündemde. Bir yol kapanınca başka bir yolu deneme eğilimindeyiz. Şu an çok revaçta olan bir konu da genetik doping. İnsanoğlu sürekli arayacak, hiçbir zaman bir sınır olduğunu bilmeyecek.”

‘ORGANİZMA BASKIYA UYUM SAĞLAR’
Halter Federasyonu Başkanı Dr. Hasan Akkuş ise, organizmanın baskı altına alındığında bir süre sonra bu baskıya uyum sağladığını ve ne kadar fazla ağırlık yüklerseniz bir süre sonra daha fazla ağırlık kaldırdığını söyledi. Bünye 100 kiloya uyum sağladığında antrenman yükünü de artırdıklarını kaydeden Akkuş, “Bu uyumun sınırları nereye kadardır bilmiyorum. 100 yıl önce 100 kilo kaldıran bir sporcu o zaman (herkül) diye anılıyordu. Kaldı ki artık 50 kiloluk bir sporcu 100 kilo kaldırıyor. Şu anki sınırlar 260 kiloyu aşmış durumda. Bunların sonunu koyamıyoruz” dedi.

Akkuş, antrenman ve spor biliminin gelişimiyle her gün yeni sınırlar ortaya konduğunu belirterek,”Bu artışın sonu görünmüyor, çünkü insan organizmasının uyumu mükemmel. Çok iddialı olabilir ama uyumun da sonsuz olduğunu söyleyebilirim. Kullandığımız araçlar her gün gelişiyor. 200 yıl sonra bunların çok üstünde dereceler yapılacaktır. Sporda performans bir meydan okuma aracı olduğu sürece rekorlar devam edecektir ama ne zamanki insanın fiziki gösterileri anlamsız hale gelir, o zaman kimse dereceleri artırmak için uğraşmayacaktır” dedi.

‘GEN DOPİNGİ TARTIŞMASI’
Akkuş, Gen Dopinginin bazı çevrelerce etik bulunmadığını, ancak gen müdahalesiyle yorgunluğun azaltılabileceğini ve geciktirilebileceğini ifade etti. “Kasın antrenmana uyum süreci hızlandırılabilir. Etik bulmasak da ilerki zamanlarda buna ilişkin düşüncelerimiz değişebilir. Bu çalışmalar başladı ve devam edecek.”




_____________________________



 
535 Mesaj
24 Eylül 2006; 15:57:50 

İftarda hızlı ve fazla yemeyin

0


Aşırı yağlı kızartma ve kavurmalar ile hamur tatlıları, şekerleme ve aşırı tatlı besinlerden uzak durun, tatlı olarak sütlaç, keşkül, güllaç gibi sütlü tatlılar tercih edin. Sıvı alımına önem verin, iftar ile sahur arasında 10 su bardağı su için...

ANKARA - Sağlık Bakanlığı, vatandaşları Ramazan ayında sağlıklı beslenme konusunda uyardı. Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünden yapılan açıklamada, oruç tutan kişilerin Ramazan ayı süresince yeterli ve dengeli beslenme konusunda dikkatli olmaları gerektiği belirtildi.

Ramazan ayı süresince yetersiz, bilinçsiz ve dengesiz beslenmenin sağlık sorunlarına yol açtığı vurgulanan açıklamada, oruç tutan bazı vatandaşların, gün boyu aç kalacakları düşüncesiyle iftar veya sahurda gereğinden fazla ve hızlı yemek yemelerinin, hazımsızlık, mide ağrısı, kabızlık, kan şekeri ve tansiyonda ani yükselmelere neden olduğu belirtildi.


Açıklamada, bu tür sağlık sorunlarından uzak kalabilmek için; iftar ve sahurda yavaş yavaş ve azar azar yemek yenilmesi, yemeklerin ağızda iyi çiğnenmesi gerektiği ifade edildi.


İftar yemeğine çok sıcak veya çok soğuk olmayan hafif bir çorbayla başlanılması önerilen açıklamada, çorbanın ardından etli veya etsiz fazla yağlı olmayan bir sebze yemeği, yoğurt, meyve veya tatlının tüketilmesinin sağlıklı beslenme açısından doğru olacağı kaydedildi.
0


Tatlı olarak sütlaç, keşkül, güllaç gibi sütlü tatlıların tercih edilmesi tavsiye edilen açıklamada, oruç tutan vatandaşlara yönelik şu uyarılarda bulunuldu:
“Ramazan ayı süresince yeterli ve dengeli beslenin. Yeterli ve dengeli beslenme; dört besin grubunda bulunan besinlerin yeterli miktarda tüketilmesiyle sağlanır. Bu besinler; süt grubunda yer alan süt, peynir ve yoğurt, et grubunda yer alan et, tavuk, yumurta ve kuru baklagiller, sebze ve meyve grubu ile tahıl grubuna giren ekmek, bulgur, makarna, pirinç, mısır ve tarhanadır. Bu besinlerin önerilen tüketim miktarları oruç tutan kişiye özgü olarak değişmekte, bireyin yaşı, cinsiyeti ve fiziksel aktivite durumu bu oranları etkilemektedir. Ramazan ayında 3 öğün beslenme düzeni 2 öğün olarak değişmekte, sabah kahvaltısının yerini sahur, akşam yemeğinin yerini iftar almaktadır. Bu nedenle iftar ve sahur arasına konulan ara öğünler ile dengeli beslenme sağlayın. Aşırı yağlı kızartma ve kavurmalar ile hamur tatlıları, şekerleme ve aşırı tatlı besinlerden uzak durun. Kolay hazmedilen, mide-bağırsak sisteminde uzun süre kalabilen sebze, meyve ve kepekli ekmek gibi posalı besinler ile besin değeri yüksek gıdaları tercih edin.”


“SAHURA KALKMAMAK SAĞLIK SORUNLARINA YOL AÇIYOR”
Sahura kalkmadan oruç tutulmasının aç kalma süresini artırdığı, halsizlik, baş ağrısı, yorgunluk, tansiyon ve kan şekerinin düşmesi, verimsizlik, depresyon, konsantrasyon güçlüğü ve dikkatte azalmaya neden olduğu vurgulanan açıklamada, sahur yemeğinde midenin boşalma süresini uzatarak acıkmayı geciktiren; yumurta, süt, yoğurt, peynir ve kuru fasulye, nohut, mercimek tüketilmesi önerildi.
0


Sahurda aşırı yağlı, tuzlu ve ağır yemeklerle unlu gıdalardan uzak durulması gerektiği belirtilen açıklamada, zeytin, meyve, çiğ sebze, reçel gibi gıdaların sahurda tüketiminin yararlarına dikkat çekildi.

Ramazan ayında sıvı alımına önem verilmesi ve iftar ile sahur arasında 10 su bardağı su içilmesi tavsiye edilen açıklamada, aşırı çay, kahve ve asitli içeceklerin yerine taze sıkılmış meyve suyu ve komposto tüketilmesi önerildi.




_____________________________



 
535 Mesaj
26 Eylül 2006; 12:58:22 

Sigara üreticilerine light davası

0


Amerikan Federal Mahkemesi, light sigara kullanıcılarının sigara üreticilerine dava açabilmesine izin veren başvuruyu kabul etti.

Kararla tazminat taleplerinin 200 milyar doları bulabileceği tahminleri yapılıyor.

LONDRA - Amerikan Federal Mahkemesi, “light” sigara kullanan ancak zararlarını gören kullanıcıların bir araya gelerek, dava açmasına izin veren başvuruyu kabul etti. Böylece light sigara kullanıcılarının, Philipp Morris, RJ Reynolds VE British American Tobacco şirketlerine dava açmasının yolu da açılmış oldu.

Tazminat davasının gerekçesi, bu şirketlerin, light sigaranın sağlığa daha az zararlı olduğu yönünde, yanlış bir kanıya neden olmaları. Davacıların, topluca açtıkları tazminat davalarını kazanmaları durumunda sözkonusu şirketlerden yaklaşık 200 milyar dolar tazminat alabilecekleri belirtiliyor.

Şirketlerin sağlık risklerini bildikleri halde light sigaraları sanki daha az zararlıymış gibi pazarladıkları öne sürülüyor.

Kararı temyiz edeceklerini bildiren sigara şirketleri tüketicilerin içecekleri sigara konusunda nasıl bir bilgiyi dikkate aldıklarını bilmenin imkansız olduğunu savunuyor.

Müştekilerden Barbara Schwab’ın adıyla anılan Schwab davasında, şikayet sahipleri; Philips Morris, Reynolds, British American Tobacco, Liggett ve Lorillard şirketlerini, gelirleri azalmasın diye “hafif” sigaranın zararları konusunda tüketiciyi kandırmakla suçluyor.

Avukatlardan David Michael Hausfeld, şirketlerin “ölüm sattıklarını anladıklarını” öne sürdü.




_____________________________



 
535 Mesaj
26 Eylül 2006; 13:01:16 

Alerjiye yol açmayan kedi üretildi

0


Dünyanın ilk özel olarak üretilmiş kedileri ABD’de satışa sunuldu.

LONDRA - ABD’li biyoteknoloji şirketi Allerca, alerjik tepkileri tetikleyen belli bir protein türünün azaltıldığı kediler üretmeyi başardıklarını belirtti. Bu özel cins kediler, alerjik kişilerde göz kızarıklığı, hapşırık hatta alerjik astım gibi sorunlara yol açmıyor. Ancak uzmanlar, şiddetli alerjiden muzdarip kişiler dışında sonuç alabildiklerini belirtiyor.

Yaklaşık dört bin ABD doları fiyat biçilen kedileri edinmek isteyenler çok önceden sıraya girdi.
Allerca, ilk siparişleri 2004 yılında aldı.

NASIL BİR YÖNTEM İZLENDİ?

Allerca şirketi, alerjiye yol açan ve kedilerin salya, tüy ve derilerinde bulunan glycoprotein Fel d1 adlı proteini bünyesinde barındırmayanları bulmak için çok sayıda kediyi teste tabi tuttu. Bu kediler daha sonra alerjiye yol açmayan cinsin üretilmesi amacıyla kullanıldı.

Allerca şirketinden Steve May, BBC’ye yaptığı açıklamada, zaman alan bir yöntem olsa da, bu kedileri doğal yollardan ürettikleri açıklamasını yaptı. May, 50 bin kediden birinde böyle bir gen değişikliğinin görüldüğünü belirtti.

Sadece ABD’de 38 milyon aile evinde kedi besliyor.

Dünya genelinde insanların yüzde 35’inin kedi alerjisi olduğu tahmin ediliyor.





< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi mimayınkaf -- 26 Eylül 2006; 13:01:51 >


_____________________________



 
535 Mesaj
28 Eylül 2006; 13:40:06 

Sigara, bebeği savunmasız bırakıyor

0


Hamilelikte sigara içmek, bebeğin bağışıklık sistemini zayıflattıyor.

LONDRA - Sigara içenlerin çocuklarının solunum yolu enfeksiyonlarına daha çok yakalandığı biliniyordu ancak bunun nedeni bilinmiyordu. Avustralyalı bilim adamları, anneleri hamilelikte sigara içen 60 bebekle anneleri sigara içmeyen veya bırakmış olan 62 bebeği karşılaştırdılar.

Bilim adamları, sigaranın, bebeğin bağışıklık sistemindeki, bakterileri tanıyan ve bunlarla mücadele eden alıcı sinirlerde değişiklik meydana getirdiğini saptadılar.

Bulguları “Europian Respiratory Journal”da yayınlayan bilim adamları, ceninin sigaraya maruz kalmasının doğuştan gelen bağışıklık sistemini zayıflattığını ve sonradan kazanılan bağışıklık sisteminin gelişmesini yavaşlattığını saptadıklarını bildirdiler.




_____________________________



 
535 Mesaj
28 Eylül 2006; 13:43:48 

Kuşların kardeş kavgası öldürüyor

0


Kuşlar, annelerinin yuvaya getiridği yem için birbirleriyle kavga edebiliyor. Üstelik, insanlardan farklı olarak bu kavgalarda kardeşler bibrirlerini yuvadan aşağı iterek öldürebiliyor.

NEW YORK - Bilim insanlarına göre, kardeş kavgası insanlara özgü değil. Kuşlar da, yem kapabilmek için birbirleriyle kavga etmekten kaçınmıyor. Kavgayı kazanan kardeş, annenin yuvaya getirdiği yemi ilk yiyen oluyor. Alp Dağları’na özgü kuşları inceleyen bilim insanları, yuvanın kalabalıklaşmasının kavgayı artırdığını tespit etti. Kavgayı kaybeden kuş ise yuvadan düşüyor ve bu düşüş genellikle küçük kuşlar için öldürücü olabiliyor.

Glasgow Üniversitesi’nden Pierre Bize ve Lausanne Üniversitesi’nden Alexandre Roulin, İsviçre’nin Bienne ve Solothurn kentlerindeki yuvaları inceledi. Uzmanlar, deney için her yuvada 4 kuş olmasını sağladı, bunun için gerekirse yuvaya dışardan gelen kuşlar ayıklandı. Araştırmada, kalabalık yuvalarda kavgaya bağlı yuvadan düşme olayı daha sık görüldü.

YEM YETMEYİNCE KARDEŞ KAVGASI KAÇINILMAZ

Kuşlar arasında kardeş kavgası, anne kuşun yuvaya dönüşte yem getirmesiyle başlıyor. Yavru kuşlar, annenin ağzındaki böceği ilk kapan olmak için birbirlerine giriyor. Kardeş sayısının artması, yemin yetersiz olmasına, dolayısıyla da kavganın şiddetlenmesine neden oluyor. Araştırma, fiziksel olarak daha zayıf kuşların, kavgalarda daha sert davrandığını vurguluyor; bu durumda kendi aralarında mücadeleye alışan yavru kuşlar hayata da kendilerini daha iyi hazırlamış oluyor.


Araştırma Animal Behavior dergisinde yayımlanmıştır.
Kaynak


_____________________________


Uzaklaştırılmış
Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
16 Ekim 2006; 11:29:22 

0

Araştırmacılar, normal şartlarda birbirlerini şiddetli bir patlamayla yok etmesi gereken madde ve antimaddeyi bütünleştirmeyi başardı.İsviçre’nin Cenevre kentindeki CERN partikül fizik laboratuvarında yapılan deneyde, madde ve antimaddeyi bütünleştirmenin yeni bir yolunu buldu. Deneyde ortaya çıkan ‘sentez-madde’, proton ve protonyum adı verilen antiprotonlardan oluşuyor.CERN uzmanları söz konusu deneyin bir benzerini 2002’de gerçekleştirmiş, ancak sonuçları bilimsel kesinlikle anlaşılamamıştı. Antiprotonlar ve positronlar (elektron ile kütlesi aynı olup, zıt yüklü parçacıklar) aynı manyetik kafes içine sıkıştırılmıştı. Bu deneyde açığa bir miktar anti-hidrojen çıkmıştı.



BİRKAÇ MİKROSANİYELİK BARIŞ

CERN araştırmacıları aynı deneyi tekrar ettiler, ancak bu kez açığa farklı bir hibrit madde çıktı. Deneyi gerçekleştiren İtalya’nın Brescia Üniversitesi’nden Evandro Rizzini’nin yorumuna göre, bazı antiprotonlar hidrojendeki iyonize moleküllerle reaksiyona girdi ve proton çekip çıkardı. Bu proton-antiproton birlikteliği sadece birkaç mikrosaniye boyunca varlığını sürdürdü. Protonyum üretmek için, normal şartlarda şiddetli patlamalar gerekiyor. Söz konusu deneyde proton-antiproton sistemi, böyle güçlü patlamanın önünü kesiyor. Bilim dergisi Physical Review Letters‘ta (vol 97, no 153401) bir makale yayımlayan araştırmacılar, böylece protonyum çıkarmanın alternatif bir yolunun bulunduğunu yazdı.


Uzaklaştırılmış
Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
16 Ekim 2006; 11:39:36 

Üniversite öğrencilerinin psikolojileri bozuluyor


TRABZON (İHA) - Türkiye'de ergenlikle birlikte üniversiteye adım atan öğrenciler, kendilerini sorunlar yumağının içinde hissediyor ve psikolojilerinin bozulmasıyla birlikte psikolojik yardım almaya başlıyor.

Türkiye'de çoğunluğu 17-24 yaşarası üniversiteli gençler üzerinde yapılan bir araştırmada, gençlerin kimlik bocalaması, meslek seçimi, mesleki yeterlilik, hayata atılmanın verdiği endişe ve dünya görüşlerinin şekillenmesinin ortaya çıkardığı sorunlar yaşadığı belirlendi. Ruhsal bunalıma giren öğrencilerin alkol, uyuşturucu ve benzeri kötü alışkanlıkların pençesine düştüğü, girdikleri depresyondan tek başına çıkamayan birçok öğrencinin ise psikiyatrik yardıma başvurduğu kaydedildi.
Evde tek başına kalan öğrencilerin yurtlarda veya arkadaşlarıyla birlikte evde kalan öğrencilere göre daha fazla bunalıma ve depresyona meyilli olduğu tespit edilirken, dini inanç ve tutumları özellikle ailesi tarafından belirlenen öğrencilerin üniversitede bocalama yaşadıkları gözlendi.

Araştırmada; cinsiyetin, yaşın, öğrenim görülen fakültenin ve aile yapılarının öğrencilerin psikolojileri üzerinde önemli bir etken olduğu ifade edilirken, öğrenci kızların, erkeklere ve çalışan kızlara göre daha çok bunalıma girdikleri belirlendi. Erkeklerin ise kızlara göre daha çok alkollü içki ve sigara kullandıkları tespit edildi.

Uzaklaştırılmış
Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
16 Ekim 2006; 11:41:49 

Saç bitinin tarihçesini biliyor musunuz?




Yüzyıllardır belirgin bir şekilde insanlarda sorun teşkil eden ve asalak canlılar olarak bilinen bitler, trajikomik bir tarihe sahip.

Dünyanın her köşesinde yaygın olan bitlerin, milyonlarca yıldır varolduğu biliniyor. Bitlerin geçmişinin insanlık tarihi kadar eskiye dayandığı tahmin edilirken, insanlarda yaşayan bitlerin bugüne kalan en eski örneklerinin 4 bin yıllık mumyalarda olduğu saptandı. İnsanlık tarihinde de önemli bir yere sahip olan bitler, zaman zaman bir ilin belediye başkanını belirlerken, kimi zaman da prens ve leydilerin görgü dersleri arasında yer aldı.

Bitlerle ilgili derlenen ilgi çekici bilgiler arasında dikkat çekenler şöyle sıralanıyor:

- Bit, hem temiz saçta hem de kirli saçta olabilir. Kan emerek beslendiği için saçta kepek veya kir tabakası olmadığında daha kolay kafa derisini aşıp kan emebilir. Bu yüzden temiz saçta yaşaması daha kolaydır.

- İnsanlık tarihinde bit, pire ve uyuz zengin ve yoksul ayırmaksızın sorun oluşturmuştur. Öyle ki 'toplum içinde kaşınmanın veya kaşınmaya neden olan haşerelerin yakalanması ve toplum içinde öldürülmesinin' ayıp olduğu prenseslerin temel görgü eğitimindeydi.

- Ortaçağda bitlere 'yoksulluğun incileri' dendiğinden, Canterbury Başpiskoposu Aziz Thomas öldüğünde üzerinde bit kaynaştığı için çok yüksek mertebeden bir aziz olarak tarihe geçti.

- İnsanlık birçok hastalığın bitlerle bulaştığını çok geç öğrendi.

- Bit yoluyla geçen bit tifüsü Trablusgarp Harbi, Balkan Harbi ve 1. Dünya Savaşı'nda Türk ordularına büyük zorluklar yaşatmıştı.

- Ortaçağ'da İsveç'in Hurdenburg kentinde belediye başkanı seçimlerinde adaylar bir masanın etrafına oturur, sakallarını masaya değdirirler, ortaya konan bitin yöneldiği sakalın sahibi aday, o yıl belediye başkanı seçilirdi.

- Orta çağda prenses ve leydilere topluluk içinde kaşınma ve kaşınmaya neden olan haşerelerin yakalanmasının ve öldürülmesinin ayıp olduğu öğretilirdi."


Uzaklaştırılmış
Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
16 Ekim 2006; 11:50:18 

"3 Boyutlu TV Projesi" Avrupa'da yarışacak




Ankara (AA)- AB Komisyonunun destek sağladığı bilimsel projeler için Avrupa'da ''En İyi Web Sitesi'' yarışması düzenlendi. Türkiye ise 3 Boyutlu Televizyon Projesinin web sitesiyle yarışıyor.

3 Boyutlu Televizyon Projesinin koordinatörü Bilkent Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Levent Onural, AB Komisyonu desteğindeki pek çok projenin Ekim ayı süresince ''En İyi Web Sitesi'' yarışmasına alındığını belirtti.

Yarışmanın ilk ayağının proje web sayfalarının, ziyaretçiler tarafından değerlendirmesinden oluştuğunu ifade eden Onural, finale kalan sitelerin jüri tarafından tekrar değerlendirilerek, birincinin belirleneceğini söyledi.

Onural, yarışmaya katılan projeler arasında koordinatörü Türkiye'den tek projenin, 3 Boyutlu Televizyon Projesi olduğunu, projeye
https://www.3dtv-research.org/adresinden oy verilebileceğini bildirdi.

Levent Onural, projenin web sayfasına erişilerek, notların sayfadaki ''Vote for 3DTV'' düğmesi kullanılarak verilebileceğini, yüksek notların Türkiye'nin koordinatörü olduğu projeyi birinciliğe taşıyabileceğini kaydetti.


Uzaklaştırılmış
Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
18 Ekim 2006; 14:44:34 

Bir konuyu daha kitlemiş olduk böylelikle

Benim önerim bu her tarafa çek uzat konuların bu üst konu altında daha rahat konuşulabilecek tartışılabilecek durumunda olduğumuzdan burda tartışmak daha faydalı gibi,nede olsa biraz daha esnek burası

@_fisico_
Ben zaten felsefeyle bilimi ayıralım diye bir yargıda bulunmuyorum,yanlış anlaşılmasın sakın,felsefeyle bilim birbirileriyle ilşkisiz değildir.
Benim felsefeden anladığım bütüne yönelik bir düşünce mantığı olduğur,bütüncüdür ve doğa bilimleri ve diğer sosyal bilimlerin yanında müstakil bir bilim olarak algılanmamalıdır.
Felsefenin sorunu nihai gerçeklik ve nihai hakikattır,felsefe bu soruyu sorarken realitenin ve gerçek gibi görünen her şeyin gerçek olup olmadığını sorgular.
Bilimde ki us doğaya kavramlaıyla yaklaşır,ve ilşkilerin mantıksal olmalarının dışında işleyemeyeceğini,doğada bilinemezcilik gibi kuşkucu bir yaklaşımla hiç bir gizemin,hiç bir bilinmeyenin,hiç bir belirsizliğin ve hiç bir anlaşılmazlığın olamıyacağını,yoksa kuşku ile yaklaşmanın evrene ve doğaya yabancı kalmak olduğunu idrak ettirir.
Bu yüzden felsefe-din ilşkisi ile bilim ve din ilşkisi benim için farklı noktalardadır,felsefenin din ile bir ilşkisi vardır,ama bilimin din ile ilişkisi nihai değildir.
Onun için bilim adına yapılacak her türlü dinsel yargılar bilimin önünde bana göre bir sorun teşkil eder,din varoluşçuluğunu felsefi çıkarımlarıyla yapmalıdır.

Uzaklaştırılmış
Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
20 Ekim 2006; 17:47:47 

Işınlama Kısmen Başarıldı

Bilim adamları atomlararası özellik iletimini, 1 milimetreden kısa bir mesafede de olsa başardılar."Teleportasyon' adı verilen bu yöntemle, atomlar, enerji, hareket, manyetik gibi kuantum özelliklerini birbirlerine aktarıyorlar. "Işınlama' ya da atomlararası "kuantum aktarımı'nın başarılması, gelecekte üretimi öngörülen kuantum bilgisayarlarını mümkün kılacak. Son derece hızlı çalışacak olan kuantum bilgisayarlarının raflara çıkmasının 10 yıldan fazla sürmesi bekleniyor.ABD'den National Institute of Standards and Technology öğretim üyesi David J. Wineland ve Avusturya'dan Innsbruck Üniversitesi'nden Rainer Blatt başkanlığındaki ekibin çalışması, atomların fiziksel özelliklerinin birbirleri arasında alışverişini sağlıyor. Çalışma üzerine Nature dergisinde bir makale yayımlayan Dr. Wineland, aktarımın şimdilik sadece 1 milimetre'den küçük bir mesafe içinde yapılabildiğini, ancak gelecekte daha uzun mesafeler arasında da aktarım yapılabileceğini belirtti.

EŞLENEN ATOMLAR ÖZDEŞLEŞİYOR
Dr. Wineland "Kuantum aktarımı' çalışmasını beril atomları arasında gerçekleştirdi. Avusturyalı ekip ise, aynı işlem için kalsiyum atomu kullandı. Her iki çalışmada da, bir atomun içinde bulundurduğu kuantum özellikleri diğer eş-atoma aktarıldı.

EİNSTEİN'I "KORKUTAN' YÖNTEM
Bilim adamları, laboratuvar ortamında atomları birbirleri ile "entaglement' denen, Albert Einstein'ın el yazmalarında"korkutucu" diye tarif ettiği, bir yöntemle eşliyorlar. Bu eşlemenin doğası gereği, bir atomun edindiği özelliği, ya da tam tersini, eş-atomu da otomatikman üstleniyor. Özelliklerin iletimi için, eş-atomlar arasındaki mesafe önem taşımıyor. Atomlar teorik olarak kilometrelerce uzakta olasalar dahi, özelliklerini "Kuantum aktarımı' ile değiş tokuş edebiliyorlar.Işınlama süresi sadece milisaniyelerle ifade ediliyor.


Uzaklaştırılmış
Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
30 Ekim 2006; 18:48:00 

Yerin 3 km altında bakteri bulundu

Bilim adamları yerin 3 km altında bakteri buldu
Bilimadamlarının, yerin yaklaşık 3 km altında rutubetli bir ortamda ve radyoaktif kayalarda yaşayan, sülfürle beslenen bir bakterinin varlığını ortaya çıkarmaları büyük yankı yarattı.

ABD'nin en prestijli üniversitelerinden Princeton'dan bilimadamlarının başında bulunduğu bir uluslararası ekip tarafından varlığı tespit edilen organizmaların milyonlarca yaşında olduğu belirtildi.

Princeton Üniversitesi'nden yapılan açıklamada, 2003'te Güney Afrika'da bir altın madeninde bir çatlaktan damlayan suda bulunan mikropların, dünyada varlığı tespit edilen ilkel yaşam biçimlerinden birisi olduğu kaydedildi.

Sonuçları Science dergisinde de yayınlanan buluşu olağan dışı kılanın, ilkel organizmaların, güneş ışınının dolayısıyla Dünya yüzeyinde yaşamın ortaya çıkmasını sağlayan fotosentez ve gıda izinin bulunmadığı bir ortamı kendilerine yurt edinmeleri olduğu ifade ediliyor.

Mars'ta yaşam mümkün olabilir mi?

Yeryüzü için gayet olağan dışı olan bu yaşam biçiminin, başka gezegenlerde yaşam bulunması için yürütülen araştırmalara destek verici nitelikte olduğunu söyleyen bilimadamlarından Rhode Island Üniversitesi öğretim üyesi Steven D'Hondt, bunun Mars'ta yaşam için harika bir potansiyel model olduğunu belirtti.

Ekibe başkanlık eden Princeton Üniversitesi öğretim üyesi Tullis Onstott da, bu organizmanın, çevrenin etkisiyle tükenmez bir enerji kaynağı olan radyasyonla beslendiğini belirterek, su, kayalar ve radyasyonun yaşamı binlerce yıl sürdürmek için yeterli olduğunu gösterdiğini kaydetti.

ABD'li, Tayvanlı, Alman ve Güney Afrikalı bilimadamlarının katıldığı bilimsel ekibin buluşunda ortaya çıkan organizmanın yaşadığı kayaların sıcaklığının 50 derece civarında olduğu belirtildi.

Uzaklaştırılmış
Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
30 Ekim 2006; 18:50:31 

Bak şu planktonların yaptığına!

Okyanuslarda yaşayan mikroskobik canlılar, yeni bir araştırmaya göre boyutlarının ötesinde bir iş başarıyor. Planktonların, insanların bir yılda tükettiği enerjinin 5 katını ürettiği belirlendi.

LIVESCIENCE
NTV-MSNBC


NEW YORK - Bilim insanları denizler yaşayan ve besin zincirinin en alt halkalarından olan planktonların her yıl yaklaşık 63 terawatt enerji ürettiğini tespit etti. 1 terawatt 1 trilyon watt’a eşit; 2001 yılında insanlar yaklaşık 13.5 terawatt enerji tüketmişti.


KÜRESEL SU HAREKETİ
Araştırmacılar ayrıca planktonlardan besin zincirinin en üstündeki balinalara kadar tüm deniz canlılarının topyekün hareketinin, okyanus tabanındaki soğuk suyu yüzeye kaldırdığını vurguluyor. Bu topyekün canlı hareketi, Dünya okyanuslarında küresel bir su hareketini tetikliyor, deniz akıntılarına ve yeryüzündeki iklimin oluşmasına da katkı yapıyor.

Araştırmayı yürüten Florida State University uzmanı William Dewar, insan eliyle balıkların ve diğer canlıların öldürülmesinin bu küresel dengenin adım adım bozulmasına yol açtığını vurguluyor.

Kaynak: Araştırma Journal of Marine Research dergisinde yayımlanıyor.

Uzaklaştırılmış
Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
31 Ekim 2006; 9:44:31 

Bilimsel yayınlarımız UNESCO yu şaşırttı.

Türkiye'deki bilimsel yayın artışı için 'görkemli' denildi.

Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) tarafından yayımlanan "2005 Bilim Raporu"nda, Türkiye de önemli ilerlemeler yaşandığı vurgulandı.

Türkiye nin 1997 ile 2002 yılları arasında tanınmış yayınlardaki bilimsel yayın sayısının 3 kat arttığı bildirilen raporda, 1992 ile 2002 yılları arasındaki yayınların karşılaştırması, "görkemli" diye ifade edildi. Raporda, söz konusu dönemdeki bilimsel yayın sayısının yüzde 500 oranında arttığı ifade edilerek, bu durum karşısındaki şaşkınlık vurgulandı. Türkiye�nin bilimsel yayın sayısındaki artışta yakaladığı başarıyla dünya sıralamasında 37 incilikten 22 inciliğe yükseldiği bildirildi.

Raporda, Avrupa Patent Ofisi ne Türkiye den gelen başvuru sayısının 1993 te 5 iken 2000 li yıllara gelindiğinde 82 ye çıktığı da belirtildi.

Uzaklaştırılmış
Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
31 Ekim 2006; 9:49:12 

AB proje yarışmasında İTÜ 3’üncü

İTÜ mühendislik öğrencileri, su altında denizaltı gibi hareket eden, su üstünde ise motoryat özellikleri gösteren projeleri ile AB Proje Yarışması’nda 3. oldu.

İSTANBUL - İstanbul Teknik Üniversitesi’nden yapılan yazılı açıklamaya göre, AB 6. Çerçeve Programı çerçevesinde ilk kez düzenlenen ve geleceğin gemi ve yüzer yapılarının tasarlandığı yarışmaya, Gemi İnşaatı ve Deniz Bilimleri Fakültesi’nden Yasemin Usal, Hakan Şen, Serdar Mete ve Fuzuli Ağrı Akçay adlı öğrencilerin üçüncülüğü aldığı belirtildi.

Uzaklaştırılmış
Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
31 Ekim 2006; 10:10:00 

Isınma Zenginlerin Vebali

İngiliz ekonomist Sir Nicholas Stern, küresel ısınmanın dünya ekonomisine maliyetinin 7 trilyon doları bulacağını öngörüyor. Stern, maliyeti esas sorumlular olan zengin ülkelerin üslenmesini savunuyor.Küresel ısınmanın doğaya verdiği zarara ekolojik anlamda inanmayanlar, belki ekonomik zararından ikna olabilir. İngiliz ekonomist Sir Nicholas Stern, gerekli önlemler alınmazsa, küresel ısınmanın getireceği maliyetin mevcut dünya ekonomisinin yüzde 20 sine denk olacağını vurguluyor. Sir Stern a göre bugünden önlem almanın maliyeti ise dünya ekonomisinin sadece yüzde 1ine denk düşüyor. Küresel ısınma nedeniyle gelecekte 200 milyon insan evlerini terkederek göçmen durumuna düşecek.Sir Stern ün yayımladığı 700 sayfalık raporda, küresel ısınmaya önlem almanın temelinde ABD ve Çin gibi büyük sera gazı üreticilerinin faaliyetlerini kontrol altına alması. Sir Stern bunun için daha sıkı denetimler, daha çevreci ürünler ve verimli enerji kullanımı gibi yeni politikaların uygulanması gerektiğini vurguluyor.

ZENGİN ÜLKELER MALİYETİ ÜSTLENMELİ
Sir Nicholas Stern, ayrıca küresel ısınmayla mücadelenin ülkelerin tek tek çabasıyla değil, uluslararası koordinasyonlu topyekün bir oluşumla yapılması gerektiğinin altını çiziyor. Sir Stern, BBC ye yaptığı açıklamada küresel ısınma sürecinin henüz başında olunduğu için maliyetlerin daha düşük olduğu ve risk yönetiminin daha kolay olduğunu belirtti. Stern ayrıca, gelişmiş ülkelerin küresel ısınmaya sebep oldukları oranda, bunun maliyetini de üstlenmek mecburiyetinde olduklarını ifade etti.

ZENGİNİN VEBALİNİ FAKİR ÇEKECEK
Stern ün dikkat çektiği nokta ise şu, küresel ısınmanın vahim sonuçları önce fakir halkları etkileyecek. Diğer bir deyişle, zengin ülkelerin ürettiği gazlar, zaten fakir olan halkların hayatını daha da zorlaştıracak. Stern ve Al Gore gibi birçok uluslararası çevreci, küresel ısınmanın maliyetinin bu nedenle esas sorumluları gelişmiş ülkeler tarafından karşılanmasını savunuyor.

Sir Nicholas Stern ün raporunda küresel ısınmanın sonuçları olarak şu noktalara yer veriliyor:
* Deniz suyu seviyesinin yükselmesiyle 100 milyon kişi iklim göçmeni olacak.
* Dağlardaki buzulların bütünüyle erimesi 1 milyar insanın su kaynağını yok edecek.
* Yeryüzündeki canlı türlerinin yüzde 40 ı yok olacak.
* Genel kuraklıklar milyonlarca insanı iklim göçmeni yapacak.