ÇIĞIR AÇAN BİLİMADAMLARI!!!
84 Cevap102316 Görüntüleme
Bu konudaki kullanıcılar: hiç
  Seçkin Yorumlar Yazdır
Sayfa: [1]      >>
Arama Terimi: Yazarı:
Konu içi arama ayarları
Sadece Arananın bulduğu yerler
Arama terimleri En önemli Üst minimum sıralama: /1000

Arama tercihlerinizi belirlediyseniz yukarıdaki kutuya arama terimini yazıp "Konu içi ara" butonuna tıklayınız.
Giriş
Mesaj


156 Mesaj
8 Haziran 2006; 21:34:56 

Thomas Edison fakir bir aileden geliyordu.Elektronik mühendisi değildi,Türkiye'de olsa ampülü bulmak için elektrik mühendisi olmak zorundaydı(mesleğin ile bu işin bir alakası yok diyen kariyer şirketlerine lafım)
Algılamada eksiklik nedeniyle ilkokuldan atıldı. Ampülü,gramofonu vb. yüze yakın buluş yaptı. (Dogum tarihi:1841, olum tarihi: 1931)


_____________________________

"Öğrendiklerini bir saat gibi cebinde taşı; ikide bir saati olduğunu göstermek isteyen insanlar gibi ortaya çıkarma; eğer birisi sana saati sorarsa söylersin; ama her saat başında saat kulesi gibi ötme!"


846 Mesaj
8 Haziran 2006; 21:57:50 

0

Galilei Galileo : teleskobu keşfetti. bu sayede en uzak yerler yakına geldi, Hristiyanlık dünyası büyü yaralar aldı, bilim uzaydaki gezegenlerin hareketleri anlaşılınca daha gerçekçi hale geldi. Galilei Roma'nın en saygın fizikçi bilim adamlarından birisiydi, fakat kendi ülkesinde sevilmiyordu, kendisi koyu bir hristiyan olmasına karşın bir sürü radikal hristiyan düşmanı vardı, ülkesinden kaçarak insanlığa daha çok yararı dokunabilirdi, ama o ülkesini canından daha çok sevdi, ülkesine döndü ve bir zindanda ölüme terkedildi...


0

Newton: Yerçekimini keşfetti; ama bunu keşfettikten tam 11 yıl sonra açıkladı, çünkü o kadar alıngan ve utangaç birisiydi ki, herkesin onu bombardumana tutacağını biliyordu ve bununla karşılaşmaktan korkuyordu, ama arkadaşı sağolsun, yerçekimi açıklaması gerektiğine ikna etmiş onu. e bizde bu sayede çağ atlamış olduk :)

0

Edwin Hubble ; Andromeda galaksisini keşfetti, fakat asıl keşfi bundan sonra geldi; daha başka birçok galaksi keşfetmişti, evrenin samanyolundan ibaret olmadığını belkide sonsuz olabileceğini ortaya çıkardı, fakat daha da önemli keşfi bundan sonra geldi :) : tayf ölçerlerini bu galaksilere doğru tuttuğunda tüm galasilerin tayfının kırmızıya kaydığını keşfetti; tayfın kırmızıya kayması nesnelerin uzaklaştığı anlamına geliyor, üstelik bu galaksiler sadece bizden değil hepsi birbirinden uzaklaşıyordu, yani evren genişliyordu ...


0

Albert Einstein; onu fazla açıklamaya gerek yok; en büyük keşfi : atom bombası, tüm dünyanın anasını ağlattı :( , ama daha yararlı bir keşfide oldu :p : bir cismin hızının ona referans alınabilecek başka bir cisim ile alakalı olduğunu, bu sayede hızın göreceli olduğunu kanıtladı...


0

stephen hawking; bana bu dünyada kozmoloji anlatabilecek tek kişi :p



< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi _fisico_ -- 8 Haziran 2006; 21:59:57 >


_____________________________



5469 Mesaj
8 Haziran 2006; 22:06:57 

Thomas Alva Edison, Binlerce icadı vardır. Bildiğim kadarı ile kendi adına patentli en fazla icada sahip olan kişi rekoru hala kırılmış değil. Elektrik ampülünden başka önemli icatlarından bazıları: Fonoğraf (gramofonun atası) bilinen ilk ses kayıt cihazıdır, Kinetoğraf sinema makinesinin atasıdır. Kendisi bilimadamından çok bir mucit olsa da "edison etkisi" denen olayı bularak teorik fiziğe katkıda bulunmuştur. Edison etkisi ısıtılmış bir telden boşlukta elektron yayınlanması ile ilgilidir. Bu sayede ilk televizyonlarda kullanılan katot tüpleri yapılabildi.


_____________________________

İmzanız kural dışıdır! || Uymanız gereken imza kurallarını okumak için tıklayınız.


248 Mesaj
9 Haziran 2006; 0:13:57 

ya o zamanda bulacak o kadar çok şey varmış ki şimdi bulacak bişe kalmadı galiba


_____________________________



625 Mesaj
9 Haziran 2006; 0:40:27 

Eskimolara buzdolabı satmanın yollarını da ben buldum bitti zaten...


_____________________________

"Sadece arkadaşız."


3152 Mesaj
9 Haziran 2006; 0:43:36 

Bilime katkısı olan hiç bir Türk yok mu?



_____________________________



2056 Mesaj
9 Haziran 2006; 1:16:21 

quote:

Orjinalden alıntı: kara_eylül

Bilime katkısı olan hiç bir Türk yok mu?




Olmaz mı?
Cahit Arf bizzat kendi arf sayısını bulmuştur.
El Harezmi "0" sayısını bulmuştur. Sanırım logaritma ile ilgili çalışmalarda bulundu.
Ömer Hayyam da binom açılımını ilk bulan kişidir.
...

Daha bir çok kişi var ve ek olarak yukarıda yazdığım kişilerinde bir çok buluşları var ama aklıma direk gelenler bunlar oldu. Oktay Sinanoğlu gibi bir bilim insanımızıda unutmamak gerekir diğerlerinde olduğu gibi.


_____________________________

Doğru zamanda doğru fren, HIZ kazandırır!!!


1768 Mesaj
9 Haziran 2006; 2:14:21 

0

Charles Darwin
1809 yılında İngilterenin Shrewsbury kasabasında doğdu.
Tek hayali ilahiyat fakultesini bitirip, kilisede iyi bir rahip olmak olan Darwin,
kraliyet ailesinden kazandığı burs sayesinde 1831- 1836 yılları arasında Beagle gemisi ile araştırmaya katılmak için Galapagos adasına açıldı. Geminin rıhtımında karın tokluğuna yaptığı 5 yıllık araştırma sonucu, gerek bilimsel gerekse sosyal açılardan soğuk duş etkisi yaratacak, devrim niteliğinde bir gerçeği keşfetti. Canlıların evrimsel gelişimi.





< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi zero01 -- 10 Haziran 2006; 11:27:54 >


_____________________________



846 Mesaj
9 Haziran 2006; 8:29:36 

quote:

Orjinalden alıntı: zero01

0

Charles Darwin
1809 yılında İngilterenin Shrewsbury kasabasında doğdu.
1831- 1836 yılları arasında Beagle gemisinin rıhtımında tok karnına doğa ile ilgili araştırmalar yaptı.
Galapagos adasındaki araştırmaları sonucu , gerek bilimsel gerekse sosyal açılardan soğuk duş etkisi yaratacak, devrim niteliğinde bir gerçeği keşfetti. Canlıların evrimsel gelişimi.





Hala tartışma konusu olan bir şey nasıl keşif olabilir. Kaldı ki biyologlar bile bu konu hakkında ikiye bölünmüş durumdalar.


_____________________________



 
445 Mesaj
9 Haziran 2006; 10:02:10 


Nikola Tesla
Elektriğin babası
19 ve 20.yy ın en ilginç buluşcularından birisidir. Edison'un gölgesinde kalmış, unutulmuş bir dahi
Edison'un baş düşmanıdır bir keresinde Edison için "Edison bir konu ile ilgili olarak inanılmaz fazla efor sarf edebilir, mesela samanlıkta bir iğneyi aramak için tüm samanların altına tek tek bakabilir oysa bu tür bir işi ben mühendislik hesapları yaparak çok daha akılcı ve kısa sürede yapabilirim" demiştir
Edison elektriği 1km öteye iletemezken Tesla 60km öteye iletebilmektedir
önemli buluşları arasında bugün kullandığımız ac akım ve ac motorlar, tesla bobini, florasan ve neon lambaları, Marconi'den çok daha önce radyo(ABD Yüksek Mahkemesi 1943 yılında radyonun Marconi değil Tesla tarafından keşfedildiğini açıkladı) yer alır.
En büyük buluşlarından biride elektriği kablosuz olarak iletebilmesiydi. 200 ampülü 40km uzaktan yakmayı başarmıştır

http://www.focusdergisi...0_yilin_dahileri/00220/
http://www.antrak.org.tr/gazete/062004/yazi02.html

Tesla'yı tanımayanların bu linkleri okumalarını şiddetle tavsiye ederim

local://upfiles/74639/308A21466F36466E842E78EAB53F8493.jpg


Ekteki dosya (1)


_____________________________

İki adam gökte bir deliğe geldiler
"Beni omuzlayıver" dedi biri ötekine...
Ama herşey öylesine güzeldi ki cennette
delikten içeri bakan adam unutuverdi herşeyi,
peşi sıra çekmeye söz verdiği yoldaşını.
Ve dalıp içeri delikten,
cennetin saltanatına doğru koşarak gözden yitti.


3925 Mesaj
9 Haziran 2006; 15:27:16 

Tesla'yı tanıdıkça utandım ve üzüldüm. , kapitalistlerin neler yapabileceğine güzel bir örnek olmuş.


_____________________________

film/altyazı | Mal kaybeden, bir şey kaybetmiştir, Onurunu kaybeden birçok şey kaybetmiştir. Fakat cesaretini kaybeden her şeyini kaybetmiştir. Johann Wolfgang von Goethe


5469 Mesaj
9 Haziran 2006; 16:49:34 

Bir bilimadamını tanımak ve hayatını anlamak için bir tek kişiden duyulan söze bakmak yerine bir çok kaynaktan edinilen bilgiler ışığında bir yorum yapmak gerekir diye düşünüyorum. Edison Tesla'nın elektrik akımını arada tel olmadan aktarma projesindeki tehlikelere değinmiş ve reddetmiştir. Bu olay Tesla'nın sorunlu kişiliği ile birleşince Edison'a karşı bir kin ve düşmanlığa dönüşmüştür. Edison ve Tesla insanlığa hizmet etmiş değerli bilimadamlarıdır.


_____________________________

İmzanız kural dışıdır! || Uymanız gereken imza kurallarını okumak için tıklayınız.


195 Mesaj
9 Haziran 2006; 18:47:52 

HULUSİ BEHÇET
1889 yılında İstanbulda doğdu. Tıp eğitimini 1910 yılında tamamladı. Çeşitli Askeri hastanelerde çalıştıktan sonra 1933 yılında İstanbul Üniversitesinde Cildiye kliniğini kurdu. 1937 yılında 3 hastada ağız, genital bölge ve gözde çeşitli bulgularla seyreden, tıp dünyasında henüz bilinmeyen yeni bir hastalık farketti. Bir Fransız bilim dergisinde bu bulgularını yayınladı. Daha sonrasında avrupadan çeşitli bilim adamları bu hastalığı araştırdı ve bunun yeni bir hastalık olduğuna karar verildi. 1947 yılında Cenevre Tıp Kongresinde bu yeni hastalığa Behçet Hastalığı adı verildi.
Behçet Hastalığı nadir görülen, sebebi hala tam olarak bilinmeyen, bağışıklık sistemindeki bir bozukluktan dolayı oluştuğu tahmin edilen bir hastalıktır. Tıp litaretiründe bir türkün adını taşıyan ilk ve tek hastalıktır.


_____________________________

imza mimza yok


1768 Mesaj
10 Haziran 2006; 2:08:45 


quote:

Orjinalden alıntı: Ayıterbiyecisi

HULUSİ BEHÇET
1889 yılında İstanbulda doğdu. Tıp eğitimini 1910 yılında tamamladı. Çeşitli Askeri hastanelerde çalıştıktan sonra 1933 yılında İstanbul Üniversitesinde Cildiye kliniğini kurdu. 1937 yılında 3 hastada ağız, genital bölge ve gözde çeşitli bulgularla seyreden, tıp dünyasında henüz bilinmeyen yeni bir hastalık farketti. Bir Fransız bilim dergisinde bu bulgularını yayınladı. Daha sonrasında avrupadan çeşitli bilim adamları bu hastalığı araştırdı ve bunun yeni bir hastalık olduğuna karar verildi. 1947 yılında Cenevre Tıp Kongresinde bu yeni hastalığa Behçet Hastalığı adı verildi.
Behçet Hastalığı nadir görülen, sebebi hala tam olarak bilinmeyen, bağışıklık sistemindeki bir bozukluktan dolayı oluştuğu tahmin edilen bir hastalıktır. Tıp litaretiründe bir türkün adını taşıyan ilk ve tek hastalıktır.


0


Hulusi Behçet Hocamızı unutmak mümkün mü. Tıp dünyasına katkıları büyük bir ordinaryus.


_____________________________


Uzaklaştırılmış
Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
10 Haziran 2006; 10:48:26 

Burada Tesla'ya değinmek istiyorum:
Edison tel olmadan aktarım projesindeki tehlikeye değil AC akımın DC akımdan daha tehlikeli olduğunu iddia etmiştir.Halbuki tam tersi doğrudur.Bunun için hayvanları elektrikle katletmiş ve taraf toplamaya çalışmıştır. Halbuki AC akım varken elektrik hiç DC ile iletilir mi? Edison kindar ve ikiyüzlüdür ayrıca sorunlu olan Tesla değil Edison'dur. Tesla onun yanında asistanken hakettiği ücretini bile vermemiştir. İftira, ikiyüzlülük, çirkef kapitalistlik Edison'da varken Tesla'nın neresi sorunlu merak ettim?
Ki eğer farklı olmayı sorunlu olmak kabul ederseniz o zaman bilimsel ve nesnel düşünmediğiniz kuşkusuna varacağım


846 Mesaj
10 Haziran 2006; 11:15:10 

quote:

Orjinalden alıntı: yalnizcocuk

Burada Tesla'ya değinmek istiyorum:
Edison tel olmadan aktarım projesindeki tehlikeye değil AC akımın DC akımdan daha tehlikeli olduğunu iddia etmiştir.Halbuki tam tersi doğrudur.Bunun için hayvanları elektrikle katletmiş ve taraf toplamaya çalışmıştır. Halbuki AC akım varken elektrik hiç DC ile iletilir mi? Edison kindar ve ikiyüzlüdür ayrıca sorunlu olan Tesla değil Edison'dur. Tesla onun yanında asistanken hakettiği ücretini bile vermemiştir. İftira, ikiyüzlülük, çirkef kapitalistlik Edison'da varken Tesla'nın neresi sorunlu merak ettim?
Ki eğer farklı olmayı sorunlu olmak kabul ederseniz o zaman bilimsel ve nesnel düşünmediğiniz kuşkusuna varacağım


afedersin bu bilgileri hangi kaynaktan edindin?


_____________________________



5469 Mesaj
10 Haziran 2006; 12:42:04 

Fisico, son derece haklısın, şimdi arkadaşın yazdığı cümleye bir bakalım.

quote:

Ki eğer farklı olmayı sorunlu olmak kabul ederseniz o zaman bilimsel ve nesnel düşünmediğiniz kuşkusuna varacağım.


Kulaktan dolma bilgilerle karşıdakini nesnel düşünememekle itham edenleri hiç dikkate almam. Bir de gelmiş geçmiş en büyük mucit olan Edison'u karalama kampanyasına da hiç anlam veremem. Bırakın adamın kemikleri rahat etsin.


_____________________________

İmzanız kural dışıdır! || Uymanız gereken imza kurallarını okumak için tıklayınız.


 
1184 Mesaj
10 Haziran 2006; 15:00:18 

Carl Friedrich Gauss, 30 Nisan 1777, Braunschweig'de (Almanya) doğdu - 23 Şubat 1855 Göttingen'de ölmüş.
"Matematikçilerin Prensi" olarak anılan Gauss, 1777'de Almanya'da doğdu. Gauss'un dehası çok erken yaşlarda kendini göstermiş ve konuşmayı öğrenmeden önce toplama ve çıkarma yapmayı öğrenmiştir. Güç koşullar altında sürdürdüğü eğitimini, 14 yaşında bir asilin sağladığı destekle güvence altına alabilmiştir. 16 yaşında Eukleides Geometrisi'nin alternatifi olacak yeni bir geometri tasarlamış ve 18 yaşındayken Lagrange ve Newton'un eserlerini incelemiştir.


Üniversitede öğrenciyken, sadece pergel ve cetvel kullanarak onyedi kenarlı düzgün bir çokgenin çizilmesi metodunu bulmuştur. Bu buluşundan çok mutlu olmuş ve mezarının üzerine bu çokgenin oyulmasını istemiştir. Archimedes tarafından başlatılan bu geleneğin bir matematikçiyi etkilediği anlaşılmaktadır.
Sayılar teorisi üzerine yazmış olduğu ilk büyük eseri "Disquistiones Aritmeticae (Aritmetik araştırmaları) ona şimdiki ününü kazandırmıştır. Eseri okuyan Lagrange, Gauss'a şunları yazmıştır:

Eseriniz sizi bir anda birinci sınıf matematikçiler arasına yükseltmiştir. Uzun zamandan beri yapılmış en güzel analitik keşfi ihtiva eden son bölümü çok önemli kabul ediyorum.

Gauss'un bu yapıtı modern sayılar teorisine temel olmuştur. Ona göre, sayılar teorisi çok önemlidir: "Matematik, bilimlerin kraliçesi olduğu gibi, sayılar teorisi de matematiğin kraliçesidir." Gauss, 1795 yılının Ekim ayında liseyi bitirip Göttingen Üniversitesi'ne gireceği zaman, matematiği mi yoksa filolojiyi mi seçeceğini bilemiyordu. Onsekiz yaşında en küçük kareler yöntemini bugünkü jeodeziye sokmuştu. Gauss bu keşfin şerefini, 1806 yılında yöntemini yayınlayan Legendre ile paylaşır. Normal dağılıma ait Gauss kanunu ve çan eğrisi artık bilinen buluşlarıdır. Gauss, 1796'da filolojiyi tamamen bırakmış ve ilk tarihi yazısı, düzgün onyedi kenarlı çokgen hakkındaki keşfini deftere yazmıştı. Bu hatıra defteri, Gauss'un ölümünden ancak kırküç yıl sonra 1898 yılında torunlarından biri tarafından Göttingen Krallık Kurumuna, defteri incelenmek için gönderildiği zaman ortaya çıktı. On dokuz sayfalık bu defterde, kısa kısa yazılmış yüz kırk altı tane keşif yazılıydı. Bu keşiflerin en sonuncusu 9 Temmuz 1814 tarihlidir. Bu defter 1917 yılında olduğu gibi yayınlanmış ve yetkili kimselerce bu buluşların genişçe bir incelenmesi yapılmıştır. Eğer bu buluşlar Gauss'un zamanında yayınlansaydı, bazı kimselere şöhret kapıları açılabilirdi. Çünkü, Gauss, birçok matematikçinin öncüsü ve ilham kaynağıydı. Kendisi şüphesiz böyle bir düşüncede değildi ama, gerçek buydu. Bugün, bunu kanıtlayan yazılı belgeler vardır. Adı geçen defterde çok güzel cebirsel bağlılıklar görülmüştür. Gauss'un doktora tezi, bugün cebirin temel teoremi adıyla bilinen teoremdir. Yani, n dereceli bir polinomun tam n tane kökü vardır. Cebirsel bir denklemin kökünün a + ib şeklinde olduğunu da Gauss göstermiştir. Böylece, karmaşık düzlemi kurmuş ve karmaşık sayılar bu düzlemde gösterilmiştir. Bu düzleme çoğu kez Gauss düzlemi de denir. Ayrıca,

i·i = i² = -1

gösterimini o kullanmıştır. Gauss'un hayatının son yıllarına ait yazmış olduğu mektupların büyük bir kısmı öldükten sonra yayınlanmıştır. Gauss'un bir yanlış davranışı da, Abel'de olduğu gibi genç matematikçilerin çalışmalarına kulak asmamasıydı. Örneğin, Cauchy, karmaşık değişkenli fonksiyonlara ait ünlü ve zarif buluşlarını yayınlamaya başladığında ona karşı isteksiz ve bu yayınlardan habersizdi. Cauchy'den hiç söz bile etmedi. Çünkü, Cauchy bu konuya başlamadan yıllarca önce, Gauss problemin en can alıcı noktasına erişmişti. Fakat onun ünlü not defterinde saklı kalmıştı. Bunun gibi daha başka örnekler de vardır. Hamilton'un kuaterniyonlar hakkındaki çalışması Gauss'un ölümünden üç yıl önce 1852 yılında Gauss'a sunulduğunda hiç bir şey söylememiştir. Çünkü, bu sonuçta kendi not defterinde otuz yıldan beri yazılı bulunmaktaydı. Yine bu konuda öncü olduğunu ileri sürmemiştir. Hamilton'un onbeş yıl kadar uğraştığı buluşları için, Gauss ne kadar uğraştığını söylemiyordu. Gauss'un yazdığı eserleri şöyle sıralayabiliriz.

1800 - 1820 yılları arasında astronomi,

1820 - 1830 yılları arasında jeodezi, yüzeyler kuramı, konform dönüşümleri

1830 - 1840 yılları arasında fizik, matematik, elekromanyetizm, yerkürenin manyetizmi ve Newton kanunlarına göre çekme kuramı,

1841 - 1855 yılları arasında durum geometrisi ve karmaşık değişkenli fonksiyonlar, bu fonksiyonlara bağlı geometri dallarında eserler vermiştir.

En ünlü jeodezi Gauss'undur. Gauss'tan önce Euler, Lagrange ve Monge bazı eğrisel yüzeyleri incelemişlerdi. Fakat, Gauss daha genel olarak incelemiş ve diferansiyel geometrinin birinci büyük devresi böylece doğmuştu.

İkinci devre 1854 yılında Riemann geometrisi ile olmuştur. Eğrilik, normal ve parametrelenme önemli işlediği konulardır. Konform dönüşümler yine Gauss'a aittir. Haritacılık, enlem ve boylam üzerine çalışmaları yine Gauss tarafından bulunmuştur. Gauss, 1855'de hayatı kaybettiğinde Avrupa'daki tüm dostları cenazesine geldi. Matematik ülkesinde, onun eserleri ve buluşları yaşayacaktır.

0


_____________________________


"Seni unutmam gerektiğini hatırlayamıyorum!"


5469 Mesaj
10 Haziran 2006; 15:35:30 

redhodrider, bilgiler için teşekkürler.

Ayrıca ne derece doğru bilmem ama Gauss'a ithaf edilen şöyle bir hikaye duymuştum. Gauss daha küçücük bir çocukken hocası bunlara oyalanmaları için 1 den 100 e kadar sayıları toplamalarını söylüyor ve bunun üzerine Gauss kendi adı ile bilinen yöntemi buluyor. toplam = ((n) X (n+1)) / 2



< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi kaotika -- 10 Haziran 2006; 15:40:36 >


_____________________________

İmzanız kural dışıdır! || Uymanız gereken imza kurallarını okumak için tıklayınız.


359 Mesaj
10 Haziran 2006; 15:48:15 

Einstein 3 yaşına kadar konuşamamış ve bu yüzden zekasından şüphe edilmişti.Onun yüzüncü doğum yılında yapılan kutlamaların birinde konuşan bir psikiyatrist: "Einstein'in yüz yıl önce yaşaması büyük bir talih eseridir." diyordu. "Zira bizim elimize düşseydi hemen onu özel bir eğitime tabi tutar ve onu sıradan bir insan haline getirirdik..."


_____________________________

Hayatı komedi sananlar; son espriyi iyi düşünün!!



156 Mesaj
10 Haziran 2006; 17:16:05 

Wilhelm Conrad Röntgen

İlk x-ray görüntüsünü fotoğraf plağı üzerine karısının el görüntüsünü almıştır.Tabi alyans olan elini:))

0


_____________________________

"Öğrendiklerini bir saat gibi cebinde taşı; ikide bir saati olduğunu göstermek isteyen insanlar gibi ortaya çıkarma; eğer birisi sana saati sorarsa söylersin; ama her saat başında saat kulesi gibi ötme!"


 
1184 Mesaj
10 Haziran 2006; 17:38:03 


quote:

Orjinalden alıntı: kaotika

redhodrider, bilgiler için teşekkürler.

Ayrıca ne derece doğru bilmem ama Gauss'a ithaf edilen şöyle bir hikaye duymuştum. Gauss daha küçücük bir çocukken hocası bunlara oyalanmaları için 1 den 100 e kadar sayıları toplamalarını söylüyor ve bunun üzerine Gauss kendi adı ile bilinen yöntemi buluyor. toplam = ((n) X (n+1)) / 2


evet bu olayı universitede bi hoca anlatmıştı...
ben lisedeyken donem odevi olarak gauss un hayatını almıstım...
gercekten cok etkilenmiştim..
bi de galileo ve bruno var ki..
onların ki gercekten ibretlik...


_____________________________


"Seni unutmam gerektiğini hatırlayamıyorum!"


 
1184 Mesaj
10 Haziran 2006; 17:42:13 


quote:

Orjinalden alıntı: yalnizcocuk

Burada Tesla'ya değinmek istiyorum:
Edison tel olmadan aktarım projesindeki tehlikeye değil AC akımın DC akımdan daha tehlikeli olduğunu iddia etmiştir.Halbuki tam tersi doğrudur.Bunun için hayvanları elektrikle katletmiş ve taraf toplamaya çalışmıştır. Halbuki AC akım varken elektrik hiç DC ile iletilir mi? Edison kindar ve ikiyüzlüdür ayrıca sorunlu olan Tesla değil Edison'dur. Tesla onun yanında asistanken hakettiği ücretini bile vermemiştir. İftira, ikiyüzlülük, çirkef kapitalistlik Edison'da varken Tesla'nın neresi sorunlu merak ettim?
Ki eğer farklı olmayı sorunlu olmak kabul ederseniz o zaman bilimsel ve nesnel düşünmediğiniz kuşkusuna varacağım


tesla yı bitiren kapitalist dusuncedir...
ozellikle donemin unlu firması white westling house...
ve de tabii devlet...
cunku tesla elektriği bedava dagıtmayı vaad etmekteydi...
amerika kendi vatandaslığına gecirdiği bu dahiyi tum haklarını elinden alarak ölüme terketti...
ama tesla nın da cok normal bir insan oldugu soylenemez...
teorilerini incelerseniz içinde uzayla gunesle ilgili ucuk teoriler oldugunu gorebilirsiniz...


_____________________________


"Seni unutmam gerektiğini hatırlayamıyorum!"


1999 Mesaj
10 Haziran 2006; 18:40:20 

johann carl friedrich gauss
leonhard euler
friedrich nietzsche
arthur schopenhauer
nikola tesla

vs. vs.

bunlar ilk aklıma gelenler bi sürü böyle insan var. hatta bunlar insan değil. homo sapiens superior.


_____________________________


Uzaklaştırılmış
Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
10 Haziran 2006; 18:48:36 

İlk kağıt fabrikasını kuran alim İbni Fazıl

Kızamık ve çiçek hastalığını keşfeden; alim Razi

Mikrobu bulan alim . Akşemseddin

Cüzzamı bulan alim ... İbni Cessar

Vebanın bulaşıcı olduğunu bulan alim İbni Hatip

Verem mikrobunu bulan alim Kambur Vesîm

Retina tabakasını bulan alim İbni • Rüşd

İlk göz ameliyatını yapan alim Ammar

İlk kanser ameliyatını yapan alim Ali bin Abbas

Küçük kan dolaşımını bulan alim İbnünnefis

İlk Tabipler odası başkanı Ali bin Rıdvan

Sıfırı ilk kullanan alim Harizmi

Trigonometriyi ilk bulan alim Battani

Tanjant, kotanjant ve kosekantı ilk kullanan alim Ebul Vefa

Trigonometri kitabını yazan alim Nasiruddin Tusi

İlk trigonometrik dönüşüm formülünü bulan alim İbni Yunus

Binom formülünü ilk bulan alim Ömer Hayyam

İlk difransiyel kitabını yazan alim. Sabit bin Kurra

Ondalık kesiri ilk bulan alim Gıyaseddin Cemşid

İlk usturlabı yapan alim Zerkali

Dünyanın döndüğünü keşfeden ilk alim Biruni

Dünyanın çevresini ilk ölçen alim Musa kardeşler

Güneşin yüzündeki lekeleri ilk bulan alim Fergani

Yıldızların yer ve açıklıklarını ölçen ve ilk cetveli geliştiren alim Cabir bin Eflah

İlk otomatik kontrol sistemleri tasarlayan alim Ahmet bin Musa

Sibernetiği ilk kuran alim. İsmail-El Gezeri

İlk optik temellerini koyan alim İbni Heysem

Sesin .fiziki açıklamasını ilk yapan alim Farabi

İlk torna tezgahını yapan alim İbni Karara

Kanatlarla uçan ilk alim Hazerfen Ahmed Çelebi

İlk uçağı yapan alim Ebu Firnas

Yer çekimini ilk bulan alim Razi

Sarkaçlı saati ilk yapan alim İbni Yunus

Maddelerin özgül ağırlığını ilk hesaplayan alim Hazini

Atomun parçalanabileceğim ilk bulan alim Cabir bin Hayyan

Gök kuşağını ilk açıklayan alim Kutbettin Şirazi

İlk kimya laboratuarını kuran alim. Cabir

Saf alkolü ilk elde eden alim Razi

Fosforu ilk bulan alim Beşir

Havan topunu ilk bulan alim Fatih Sultan Mehmed

İlk kıta seyahatnamesini yazan alim İbni Battuta

İlk dünya haritasını çizen alim Mürsiyeli İbrahim

İlk ecza kitabını yazan alim İbni Baytar



alın buda link tartışmak lazım...

http://www.kimyaokulu.c...ri/html/bizdeilkler.htm


1163 Mesaj
10 Haziran 2006; 21:05:10 

böyle güzel bir başlık açmışsınız ve burada bile bazı arkadaşlarımız o içlerindeki kini kusmaktan geri kalmıyorlar.siz tebrik ederim arkadaşlar böyle devam edin.sakın ola karşınızdaki insanlar farklı bile düşünse emeklere saygı duymayın.gerçekten bravo

Sizin şuradaki bilim adamlarının bir tanesini geçersiz ilan etme yetkiniz olması için onun kadar çalışmış emek vermiş olmanız gerekir.

Carl Linnaeus (1707-1778)

0


Taxonomy yani sistematiğin kurallarını belirleyen bilimin babasıdır.Canlıların büyük bir bölümünü sınıflandırmıştır ve kendi koyduğu binomial kurallara göre rütbelendirme yapmıştır.günümüzde linneus in koymuş olduğu isimlerin içinde orjinalinde kalanlar olduğu gibi değişenler de vardır.Hatta Linneus un koymuş olduğu derecelendirme ölçüleri bile değişmiştir.

ancak bu bize Linneus in yaptığı çalışmalara karşı terbiyesizlik yapıp onu geçersiz bir buluş sahibi yapma hakkını vermiyor arkadaşlar.Çünkü bilim dünyasında herkesin emeğine saygı duyulmakta ve vefa borçları ödenmektedir.


_____________________________



1701 Mesaj
10 Haziran 2006; 21:05:28 

atom bombasını einstein bulmamıştı bildiğim kadarıyla.
hatta ünlü başka bir bilim adamı " atom bombası yapımından einstein ı sorumlu tutmak bugün düşen uçaklardan newton u sorumlu tutmakla aynıdır" gibi bi laf etmişti.


_____________________________



156 Mesaj
10 Haziran 2006; 21:11:50 


quote:

Orjinalden alıntı: Hirbag

atom bombasını einstein bulmamıştı bildiğim kadarıyla.
hatta ünlü başka bir bilim adamı " atom bombası yapımından einstein ı sorumlu tutmak bugün düşen uçaklardan newton u sorumlu tutmakla aynıdır" gibi bi laf etmişti.


Robert J. Oppenheimer öncülüğünde atom bombası yapıldı.Tabi ki Einstein fiziğinden de yararlandılar.


_____________________________

"Öğrendiklerini bir saat gibi cebinde taşı; ikide bir saati olduğunu göstermek isteyen insanlar gibi ortaya çıkarma; eğer birisi sana saati sorarsa söylersin; ama her saat başında saat kulesi gibi ötme!"


5469 Mesaj
10 Haziran 2006; 21:15:34 

yanlızçocuk, lütfen ben nelerden bahsediyorum, iyice okumanı rica ediyorum. Benim teslaya bir lafım yok lakin Edison'un karalanmasına bir anlam veremiyorum. Bir ikincisi lütfen şahısları tanımadan yorum yapmayalım, sen benim neleri okuyup okumadığımı nereden biliyorsun da şahsım adına yorum yapma cesaretini buluyorsun, şaşıyorum doğrusu.


_____________________________

İmzanız kural dışıdır! || Uymanız gereken imza kurallarını okumak için tıklayınız.


692 Mesaj
10 Haziran 2006; 22:13:26 

0


Michael Faraday

İngiliz fizik ve kimya bilginidir. Faraday iyi bir hrıstiyandı .Yaşamı boyunca bu inançtan güç almış, doğayı algılama ve yorumlamada bu inancın etkisi altında kalmıştır.

22 Eylül 1791'de Newington Surrey'de doğdu. On dört yaşında bir ciltçiye çırak olarak girdi. 1813 Mart ayına kadar bu işine devam etti. Gençliğinde pek çok kitap okudu. Bilhassa fizik kitaplarını büyük bir heves ve arzuyla okuyordu. 1813'te kimyacı Sir Humphry Davy ondaki kabiliyeti gördü. Onun teşvik ve desteğiyle kimya asistanı oldu. Faraday daha ziyade kendi kendine yetişmiş bir ilim adamıdır. Ekim 1813 ile Nisan 1815 tarihleri arasında Fransa, İtalya ve İsviçre gezisinde Davy'ye refakat etti. 1825'te laboratuvar müdürlüğüne getirildi. 1833'te enstitüye ders verme mecburiyeti olmaksızın kimya profesörü olarak tayin edildi. 25 Ağustos 1867'de öldü.

1820 yıllarında fen alimleri çalışmalarına daha ziyade elektriğe ait konularda ağırlık vermişlerdi. Bunlardan en önemlileri Volta'nın elektrik pili ve Hans Christian Ørsted'in elektrik akımından üretilen manyetik mıknatıslı güç kaynağı idi.

Elektrik enerjisinden manyetizma üretildiğinden bu yana fen adamlarının en büyük düşüncesi, "Manyetizmadan elektrik enerjisi elde edilebilir mi?" sorusu idi. Bu, fen ilimleri tarihinde en büyük mesele haline geldi. Faraday, zaman zaman bu mesele üzerinde çalıştı. Bu arada ilk ilmi keşfini de gerçekleştirmiş oldu. Bir mıknatıs etrafında tersine karşılıklı dönebilen bir kablo sistemi geliştirdi ve böylece ilk defa elektrik enerjisi mekanik enerjiye dönüştürülmüş oldu. Bu keşif, elektrik motorlarının esası kabul edildi.

Sonraki 10 yıl içinde Faraday kimya alanındaki çalışmalarını arttırdı. Benzone ve bütileni keşfetti, ilk paslanmaz çeliği imal etti. Kloru ve diğer bazı gazları sıvılaştırdı. Manyetizma yoluyla elektrik enerjisi elde etme fikri kendisini devamlı zorluyordu. 1831'de yeniden kimyadan elektriğe döndü. Bundan sonraki deneylerinin en önemlisi galvanometreye bir kablo bobini bağlayarak küçük elektrik akımlarını ölçmeye yarayan bir alet yapmasıydı. Bu kablo, bir mıknatısa değdirildiğinde galvanometrenin iğnesi hareket ediyor, kabloyu ayırdığında iğne ters yöne hareket ediyordu. Böylece Faraday manyetizmadan elektrik enerjisi elde etmenin yolunu bulmuş oldu. Mekanik enerjiyi bir mıknatıs yardımıyla elektriğe dönüştürdü. Bu, elektrik jeneratörlerinin esası oldu.

Faraday, ayrıca mıknatıs kutupları arasında döndürdüğü bir bakır yuvarlak ile devamlı bir akım elde etmeyi de başardı. 1832 ve 1833'te elektrolizin iki temel kanununun formüllerini buldu. 1840 yılında ışık enerjisi ile elektromanyetik enerjinin birbirine çok benzer, hatta aynı olduğu teorisini geliştirdi.

Doğrusu elektrik ve manyetizma deyince ondan bahsedilmeden geçilemezdi...

Wikipedia'dan yararlanılmıştır.



< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi akarahmet -- 10 Haziran 2006; 22:14:07 >


_____________________________

Vicdanını dinle!


5469 Mesaj
10 Haziran 2006; 22:56:27 

CHRISTIAAN HUYGENS (1629 - 1695)
(benim en sevdiğim bilimadamıdır)
0


Hollanda'da dünyaya geldi, çocuk yaşta bilime merak duymaya başladı. Bütün ömrünün her anı bir şeyler keşfetmekle geçti. Huygens hakkında daha ayrıntılı bir konu açmayı düşünüyorum. Matematik ve fizik alanında sayısız buluşları vardır. Logaritma ve olasılık teorileri onun buluşudur. Galileo'nun sarkaç ile ilgili keşfini ilerleterek ilk sarkaçlı saati yaptı, yetmedi zemberekli saati yaptı, yetmedi kol saatini yaptı. Büyütme gücü çok yüksek teleskoplar yaptı. Satürn'ün uydularını keşfetti. Yazdığı sayısız eserleri vardır. Yıldızların herbirinin birer güneş sistemi olduğunu belki de buralarda yaşayan canılar olduğunu ilk ıolarak düşünen huygens'tir. Işığın dalga kuramını buldu. Yansıma ve kırılma kanunlarını buldu. Hem kuram hem uygulama adamı idi.

Şu sözü hep aklımda kalmıştır:
"Benim ülkem dünya, dinim ise bilimdir"
Christiaan Huygens


_____________________________

İmzanız kural dışıdır! || Uymanız gereken imza kurallarını okumak için tıklayınız.


 
641 Mesaj
11 Haziran 2006; 12:54:41 


Edison'a laf edilmesini anlamıyorum. Yani bu adam aptal mı, 1000 tane buluşu başkalarından mı arakladı?
Üstelik buluşlarının hepsi çok farklı alanlardadır. En büyük buluşu tabiki ampuldur ama gramofon da büyük bir buluştur. Elektriğin ışığa dönüştürülebileceği biraz tahmin edilebilir, çünkü ısınan bir madde az da olsa ışık veriyor. Fakat sesi (akan, durmayan, hareketli) katı bir madde üstüne kaydetmeyi düşünmek muhteşem bir olay. Nasıl aklına gelmiş hayret ediyorum? Ona ilham veren ne imiş?


_____________________________



1404 Mesaj
12 Haziran 2006; 10:53:02 

RICHARD P. FEYNMAN

Kuantum Elektrodinamiği'nin (QED) babası ve Nanoteknoloji fikrini ilk olarak ortaya atan kişi. Hatta 1960'larda bunu ilk söylediği konferansta salonda bulunan bazı kişiler (bilimadamları dahi) alaycı bir tavırla gülümseyerek kendilerini dışarıya zor atmışlar. Los Alamos'ta Oppenheimer ve diğer bazı biliadamlarıyla birlikte Manhattan Project adıyla bilinen Atom Bombası çalışmalarında yer almıştır.

local://upfiles/74269/779A53ED8AB74CCD9A0D301580EBE89A.jpg


Ekteki dosya (1)


_____________________________



41 Mesaj
12 Haziran 2006; 11:30:36 

Marie Curie(Asıl Adı Marie Sklodowska)
(7 Kasım 1867 Polonya- Varşowa -4 Temmuz 1934 Fransa Savoy)
Polonya kökenli Fransız fizikçi.1903 Nobel Fizik ödüllü,1991 Nobel Kimya ödülü sahibi bilim kadını.Radyoloji biliminin kurucusu.
Polonyanın varşova kentinde doğdu.Ablası Brenya ile birlikte öğretmen anne -babanın eğitimi ile yetişti.Gençliğinde Varşova Rus yönetimi altında idi.Siyasi aktifliği Varşova'dan ayrılmasını gerektirdi.İlk olarak Cracow'a gitti.Orda istediği bilimsel eğitimi alamayacağını gördü.Ailesinin parasal desteğinin az olması sebebiyle Paris Sarbonne'da tıp eğitimi alan ablası Brenya'ya eğitiminde yardım etmeye karar verdi.Ablasıda karşılığında fizik ve matematik eğitimi alması için yardım edecekti.
1891 yılında Paris'e ablasının yanına gitti.İki yılda sınıfının birincisi olarak fizik derecesi aldı.1894 yılında ikinci deresi olan matemetiği de bitirdi.bir sonra ki hedefi öğretmenlik diploması alıp Varşowaya dönmekti.
1894 yılında kardeşi Jacqes ile birlikte piezoeletriği keşfedn Pierre curie ile tanıştı.1895 yılında evlendiler.bu tarihten itibaren Marie Marie Curie adını aldı.
1896 yılında öğretmenlik diplomasını aldıktan sonra 1897 de daha önce Henri Becquerel'in duyurduğu,uranyum tuzlarının yaydığı,sonraları radoaktivite olarak adlandılacak olan ışın üzerine detaylı araştırmalara başladı.
1898 başalarında toryumunda bu ışınları yaydığını farketti.Bu arada Becquerel iki farklı urnayum mineralininde daha aktif olduğunu keşfetti.temmuz 1898'de Curie'ler yeni radyoaktif element olan ve uranyum bozunmasından ortaya çıkan polonyumu bulduklarını duyurdular.1898 de Fransız kimyacı Eugene demirçey'ın spektroskopi yöntemi ile tanımlanmasına yardım ettiği doğal radyoaktif element radyumu duyurdular.
Marie Curie 1903 yılşında doktorasını vererek fransada gelişmiş bilim alanında doktora unvanı alan ilkk kadın oldu.aynı yıl kocası ve Becquerel ile paylaştığı Nobel fizik ödülünü alarak,tarihte Nobel ödülü alan ilk kadın oldu.1908'de Sarbonnede ilk kadın profesör oldu.
1911 yılında radyum ve polonyum araştırılması ve keşfindeki katkılarından dolayı Nobel kimya ödülüne layık görüldü.1914 yılında Paris üniverstesinde radyum enstitüsü kuruldu Marie Curie ilk müdür olarak atandı.Varşowada radyum enstitüsünün kurulmasında önemli rol oynadı.Başkan Herber Hooverin kendisine vermiş olduğu 50.000 dolar ödülle Varşowada yeni kurulmuş olan labaratuvara radyum aldı.
1934 yılında Fransanın Sawoy kentinde kan kanserinden öldü.




local://upfiles/204078/5EDBBC03CF984CF2AE698B1562F24256.jpg


Ekteki dosya (1)


< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi dağ kırlangıcı -- 12 Haziran 2006; 12:04:57 >


_____________________________

Onen-i Estel Edain
u-chebin estel anim.


2056 Mesaj
12 Haziran 2006; 13:14:05 

Mimar Sinan
0


Kayseri’nin Ağırnas köyünde doğdu. Yavuz Sultan Selim zamanında devşirme olarak İstanbul’a getirildi. Zeki, genç ve dinamik olduğu için seçilenler arasındaydı. Sinan, At Meydanı’ndaki saraya verilen çocuklar içinde mimarlığa özendi, vatanın bağlarında ve bahçelerinde su yolları yapmak, kemerler meydana getirmek istedi. Devrinin mahir ustaları mahiyetinde han, çeşme ve türbe inşaatında çalıştı.

Sinan’ın mimarbaşılığa getirilmeden evvel yaptığı üç eser dikkat çekicidir. Bunlar Halep’de Hüsreviye Külliyesi, Gebze’de Çoban Mustafa Paşa Külliyesi ve İstanbul’da Hürrem Sultan için yapılan Haseki Külliyesi’dir.

Mimarbaşı olduktan sonra verdiği üç büyük eser, O’nun sanatının gelişmesini gösteren basamaklar gibidir. Bunların ilki, Şehzadebaşı Camii ve Külliyesidir. Külliyede ayrıca imaret, tabhane (mutfak), kervansaray ve bir sokak ile ayrılmış medrese bulunmaktadır.

Süleymaniye Camii, Mimar Sinan’ın İstanbul’daki en muhteşem eseridir. Yirmiyedi metre çapındaki büyük kubbe, zeminden itibaren tedricen yükselen binanın üzerine gayet nisbetli ve ahenkli bir şekilde oturtulmuştur. Sükûnet ve asaleti ifade eden bu sade ve ahenkli görünüşü ile Süleymaniye Camii, olgunlaşmış bir mimariyi temsil etmektedir.Sekiz ayrı binadan meydana gelen Süleymaniye Camii ve Külliyesi, Fatih’ten sonra şehrin ikinci üniversitesi olmuştur.

Mimar Sinan’ın en güzel eseri, seksen yaşında yaptığı Edirne Selimiye Camii’dir. Selimiye’nin kubbesi, Ayasofya kubbesinden daha yüksek ve derindir. 31,50 metre çapındaki kubbe, sekizgen şeklindeki gövde üzerine oturmuştur. Üç şerefeli ince minarelerine üç kişi aynı anda birbirini görmeden çıkabilmektedir.Sinan bu camiin ustalık eseri olduğunu ve bütün sanatını Selimiye’de gösterdiğini belirtmektedir.

Osmanlı, kubbeyi bir Doğu mirası olarak almış, Akdeniz'de yıkamıştır. Türk tarihçileri Ayasofya'yı bir Bizans yapısı sayar, Süleymaniye'nin ona öykünmediğini göstermeye çalışırlar.

Sinan yalın kubbenin geometrik biçimini içerde ve dışarda en etkili kılacak düzenleri arar ve bulur. Temel strüktürel fik­rin güçlü ve katıksız mimari ifadesini yaratmak, onun yaşamı­nın temel mimari sorunu olmuştur. Bu çabanın sonucu, bütün yapıları için ortak bazı tasarım özelliklerinden söz edilebilir: Bunların başında kemer ve kubbe gibi eğri biçimlerin, insanla­rı belki de (ilksel) simgeselliklere uzanan geometrileriyle etkileyen varlıkları gelir. Büyük kubbeli yapılarında, ana kubbenin diğer mimari öğeler ve insan ölçüleriyle karşıtlaşan ,boyutsal ve görsel egemenliği, insan-kubbe ikileminin yarattığı gerilim­le bu yapılara heyecan verici bir içerik kazandırır.

Kubbe yapısının, tümülüsten ve ilkel konuttan başlayıp stu-pada, büyük mezar yapılarında ve anıtsal yapılarda devam eden ve giderek kubbeyi mekânın tek örtüsü haline getiren gelişimi, Sinan'ın elinde sonuçlanır. Morfolojik açıdan Sinan yapıları, son bir çözümlemede üç geleneksel yapı düzeni ve imgesini birleştiren sentezlerdir: Tromplu Sasanî ya da İslâm kubbesi, geç Roma mimarisinde ortaya çıkan çevre koridorlu kubbeli mekân ve bütün İslâm tarihi boyunca değişmeyen dikdörtgen bir alan olarak plânlanan cami. Cami mekânının değişmez pa­rametresi olan dikdörtgen plân, Sinan'ın yapı tasarımına örtü­den başlamasına olanak veriyor. Çünkü her tür örtü şemasını bir dikdörtgen ya da kare çevre içine yerleştirme olanağı var­dır. O dönemin kubbeli yapı simgeselliğinde, kubbeyle "Gök"ün ve sultanın varlığını görmek olasıdır.

Sinan'ın üslubu, kuşkusuz sadece kubbeye bağlı olarak ta­nımlanamaz. Tasarımda bir mimari öğeler hiyerarşisi kurul­muştur. Bu hiyerarşinin kurgusu içinde büyük kubbe, kubbeler, kemerler, revaklar, pencereler üslubun niteliğini büyük plânda saptayan diğer öğelerdir. Kaldi ki, o dönemin ikincil üslup öğe­lerini, mukarnas bezemelerini, sütun başlıklarını, kemer klişele­rini, silmeleri, korkulukları, çini kaplamaları, boyalı bezemeyi, ahşap işçiliğini eklemeden tümel tasarım tamamlanmıyor. Üs­lubun kimliği bu öğelerin varlıksal bütünleşmesiyle oluşmakta­dır. Fakat Sinan'ı yücelten sanat söyleminin ana teması, ondan önce ve sonra da var olan Osmanlı yapı geleneğinin ikincil ya­pı ve bezeme öğeleri değil, büyük mekânsal kompozisyonlardır

Mimar Sinan, gördüğü bütün eserleri büyük bir dikkatle incelemiş, fakat hiçbirini aynen taklid etmeyip, sanatını devamlı geliştirmiş ve yenilemiştir. Eserlerindeki sütunlar, duvarlar ve diğer kısımlar taşıdıkları yüke mukavemet edebilecek miktardan daha kalın değildir. Kullandığı bütün mimari unsurlarda bu hesap dikkati çeker.

Mimar Sinan aynı zamanda bir şehircilik uzmanıdır. Yapacağı eserin, önce çevresini tanzim ederdi. Yer seçiminde de büyük başarı göstermiş ve eserlerini, çevresine en uygun tarzda yerleştirmiştir.

Bilinen eserleri: 84 camii, 53 mescid, 57 medrese, 7 darülkurra, 22 türbe, 17 imaret, 3 darüşşifa, 5 su yolu kemeri, 8 köprü, 20 kervansaray, 35 saray, 8 mahzen, 48 hamam olmak üzere 364 adettir.

Mimarın çok sayıdaki eserini inceleyenler, Sinan’ın depreme karşı bilinen ve gereken tüm tedbirleri aldığını söylemekteler.Bu tedbirlerden biri, temelde kullanılan taban harcıdır.Sadece Sinan’ın eserlerinde gördüğümüz bu harç sayesinde, deprem dalgaları emilir, etkisiz hale gelir. Yine yapıların yer seçimi de ilginç. Zeminin sağlamlaşması için kazıklarla toprağı sıkıştırmış dayanak duvarları inşa ettirmiş.Mesela Süleymaniye’nin temelini 6 yıl bekletmesi, temelin zemine tam olarak oturmasını sağlamak içindir.

Mimar Sinan, yapılarında ayrıca drenaj adı verilen bir kanalizasyon sistemi de kurmuştur.Drenaj sistemiyle yapının temellerinin sulardan ve nemden korunarak dayanıklı kalması öngörülmüştür. Ayrıca yapının içindeki rutubet ve nemi dışarı atarak soğuk ve sıcak hava dengelerini sağlayan hava kanalları kullanmış. Bunların dışında yazın suyun ve toprağın ısınmasından dolayı oluşan buharın, yapının temellerine ve içine girmemesi için tahliye kanalları kullanmıştır. Buhar tahliye ve rutubet kanalları drenaj kanallarına bağlı olarak uygulamaya konulmuştur.

İşte Sinan’ın eserlerini inceleyen ve birçoğunu da restore eden Mimar Abdülkadir Akpınar’ın söyledikleri:

“Karşılaştığım bir özellikten dolayı gözlerime inanamadım. Sinan’ın eserlerinde en ufak bir çıktı ve desen dahi tesadüf değil. Renklere bile bir fonksiyon yüklenmiş. Çünkü yapıyı herşeyi ile bir bütün olarak ele almış. Bütün ölçülerini ebced hesabına göre yapmış ve bir ana temayı temel almış. Ölçülerini asal sayıya göre yapmış ve onun katlarını baz almış. İlmini din ile bütünleştirip mükemmel eserler ortaya koymuş. Örneğin SinanKur’an-ı Kerim’de geçen “Biz dağları yeryüzüne çivi gibi gömdük...” ayetinden etkilenerek yapılarının yer altındaki kısmını ona göre inşa etmiş. Yapıları hislerine göre değil, matematiksel olarak oluşturmuş. Bugünün teknolojisi bile Sinan’ın yapmış olduğu bazı uygulamaları çözemiyor. Küresel ve piramidal uygulamalarının bir başka benzeri daha yok. Ama bunların hepsi estetik sağladığı gibi yapının sağlamlığını da pekiştirmiştir.
Kaynak: davetci.com, historicalsense.com

Ayrıca Selimiye Camii'ni inceleyen ve açıklayan bir kitapda okumuştum. Mimar Sinan bu camii yi yaparken 9 kat integral kullanıp, kendi kurduğu o karmaşık denklemleri çömek için dört işlem(toplama,çıkarma,çarpma,bölme) harici beşinci bir işlem tarzını geliştirmiştir. Tam olarak mühendislikte çığır açan bir insan olmayabilir fakat yinede dünya mühendis ve mimarları arasında hatrı sayılır bir yeri vardır kendisinin. Bende bundan ötürü bu güzel sayfaya onuda eklemk istedim.


_____________________________

Doğru zamanda doğru fren, HIZ kazandırır!!!


232 Mesaj
13 Haziran 2006; 20:09:35 

Surdaki bilim adamlarinin biri bile benim gozumde gelmis gecmis tum haci hocalarin kat kat ustu degerli yararli insanlardir.


_____________________________




 
1184 Mesaj
14 Haziran 2006; 15:41:22 

GİORDANO BRUNO


0



Giordano Bruno (1548 - 17 Şubat, 1600). İtalyan filozof. Rönesans felsefesini biçimlendiren filozofların en önemlilerinden biridir ve şair yönüyle de edebiyata en yakın duranıdır. Ona 'Doğacı coşkunluğun düşünürü'de denilebilir.

Soylu bir ailenin çocuğu olarak 1548 yılında İtalya'nın Nola kasabasında dünyaya geldi. Onaltı yaşındayken Dominiken adını taşıyan bir tarikatta yer aldı. Kopernilus sistemiyle tanışınca, Bruno tarikat mensubu bir kişi olmaktan sıyrıldı ve buna bağlı olarak Hıristiyan inancıyla arasındaki bütün bağları koparttı. Kiliseye karşı bir sistem içinde yer aldığından din sapkınlığı ile suçlandı. Engizisyondan baskısından kurtulmak için Roma'ya ardından Kuzey İtalya'ya kaçtı.

Dinsizlikle suçlandığı için hiç bir yerde kalıcı olarak yaşayamadı, sürekli gezdi. Cenevre'ye geçti, ardından Güney Fransa, Paris ve Londra'da devam etti yaşamına. 1582 yılında Sorbonne Üniversitesi'nde bir kürsü elde etti. Londra'da yapıtlarının bir bölümünü bastırdı. Londra'dan kısa bir süreliğine yine Paris'e geçen Bruno, bu defa da Almanya'ya gitti ve eserlerini yayımlatma çabalarını sürdürdü. Daha sonra Zurich'e geçen Bruno, bir İtalyan aristokrat tarafından Venedik'e davet edilince bu daveti kabul etti. Burada Galileo Galilei ile tanıştı. Ama Mocenigo adlı bu aristokrat'la çatışınca, onun tarafından Engizisyon'a teslim edildi. Ona, düşüncelerinden vazgeçmesi ve sonsuz evren görüşünün din sapkınlığı olduğunu kabul etmesi durumunda kilise tarafından affedileceği söylendi. Ama o, gördüğü bütün işkencelere karşın, görüşlerinden taviz vermedi ve ölüme mahkum edildi.

Ölüm kararını Bruno'ya bildiren yargıç, ondan şu cevabı almıştır: "Ölümümü bildirirken siz benden daha çok korkuyorsunuz". Kilisenin bu kararı, 1600 yılının Şubat ayında, Roma'da Campo dei Fiori meydanında Bruno'nun diri diri yakılması ile yerine getirildi.

Bruno evrenin sonsuzluğu yanında evrenin birliği ilkesini de benimser. Buna göre Ortaçağ felsefesi'nde temel alınan gök ile yer ayrılığını rededer. Bruno; Tanrı'nın ve evrenin birbirinden farklı iki töz olmadığı, ama aynı gerçekliğin iki sonsuz görünümü olduğunu kabul eder. Ona göre herşey Tanrısal kuvvetin görünüşüdür:

"Ne gördüğüm hakikati gizlemekten hoşlanırım, ne de bunu aşıkça ifade etmekten korkarım. Aydınlık ve karanlık arasındaki, bilim ve cehalet arasındaki savaşa her yerde katıldım. Bundan dolayı her yerde zorlukla karşılaştım ve cehaletin babaları olan resmi akademisyenlerin yanı sıra kalın kafalı çoğunluğun öfkesinde hedef olarak yaşadım."
Düşüncelerinin açıklanmasının kendisi için çok tehlikeli olduğunu bildiği halde, yukarıdaki cümlesinden de anlaşılacağı gibi, yazı ve konuşmalarında düşüncelerini hep böyle açıkça ifade etmiştir.


Eserleri
Il Candelaio (Şamdancı) (1582)
Della Cause principio et uno (Neden, ilke ve birlik üzerine) (1584)
De l'infinito universo et mundi (Sonsuz evren ve dünyalar üzerine) (1585)
De gl'heroici furori (Yiğitçe öfkeler üzerine) (1585)
Retrieved from "http://tr.wikipedia.org/wiki/Giordano_Bruno"



İŞTE ORTACAG KARANLIK AVRUPASINA KURBAN EDİLMİŞ BUYUK BİR BİLİM ADAMI...


_____________________________


"Seni unutmam gerektiğini hatırlayamıyorum!"


2567 Mesaj
19 Haziran 2006; 22:28:21 

Çok yönlü zekası ile matematik, fizik,biyoloji, astronomi, resim, müzik gibi alanlarda yaptığı çalışmalarıyla Leonardo da Vinci
0


http://www.mos.org/leonardo/
http://tr.wikipedia.org/wiki/Leonardo_da_Vinci


1327 Mesaj
20 Haziran 2006; 12:59:35 

0


James Clerk Maxwell (1831-1879)

Avukat olan babası Edinburg'un tanınmış bir ailesinden geliyordu.Annesini 8 yaşındayken yitiren James, kent yaşamından uzakta geçen çocukluk yıllarından sonra 1841-47 arasında Edinburg Akademisi'nde okudu. Ilk bilimsel makalesini henüz 14 yaşındayken yayımladı. 1847'de Edinburg Universitesi'ne giren Maxwel burada okurken iki bilimsel makale daha yayımladı.

1850'de Cambridge Universite'sine geçti. Ve Universiteye bağlı Trinity College'dan matemetik dalında sınıf ikincisi olarak lisans diploması aldı. Cambridge'de okurken yayımladığı bir makalede esneklik kuramının aksiyomatik temellerini oluşturdu; geometrik optik alanındaki bir makalesiyle de ileride balık gözü merceğin bulunmasına yol açacak ilkeleri ortaya koydu.
1855'te Trinity College'da öğretim üyesi olan Maxwell, babasının sağlığının bozulması üzerine Iskoçya'ya döndü. Ertesi yıl Aberdeen'deki Marischal College' da doğa felsefesi profesörü oldu. 1860'ta Marischal College ile gene Aberrdeen'deki King's College'in birleştirilerek Abeerdeen Universite'sine dönüştürülmesi sırasında kadrosuzluk nedeniyle görevinden ayrılmak zorunda kalan Maxwell, Edinburg Universitesi'ne başvurdu. Bu başvurudan sonuç alamayınca Londra'daki King's College'da doğa felsefesi profesörlğünü kabul ederek Iskoçya'dan ayrıldı. Bu görevde kaldığı beş yıl Maxwel'in en vermli dönemini oluşturdu. Elektromagnetizma konusunda iki makale yayımladı. Uyugulamalı bir konferansta renkli fotoğraf konusundaki bulgularını açıkladı. Elektromagnetik ve elektrostatik birimler arasındaki oranı ölçerek bu oranın, geliştirdiği elektromagnetizma kuramının öngörüsüne uygun olarak,ışık hızına eşit olduğunu gösterdi.
1861'de Royal Society'nin üyeliğne seçildi. Blimsel araştırmaya daha çok zaman ayırabilmek amacıyla Kıng's College'daki görevinden ayrılarak Iskoçya'daki malikhanesine çekilen Maxwell altı yıl boyunca elektromagnetizma kuramı üzerindeki ünlü yapıtını hazırladı. Maxwell o güne değin bulunmuş olan elektrik ve magnetizma yasalarını sistemli bir bütünlük içinde matematiksel bir yapıya kavuşturmuş, değişken elektrik ve magnetik alanların birbirlerinden ayrı olarak var olamayacağını göstermiş, ışığında bir elektromagnetik dalga olduğunu belirleyerek elektrik, magnetizma ve optiği tek bir temele oturtmuştur. Tüm elektriksel ve magnetik olayları ve bunlar arasındaki ilşkiyi günümüzde Maxwell denklemleri olarak bilinen ve dört yalın denklemden oluşan, bir denklem takımıyla ortaya koyan Maxwell, Faraday indükleme yasasını incelerken dielektrik ortamda bir yer değiştirme akımının var olması gerektiği sonucuna varmıştı. Maxwell böylece ışığında bir eletromagnetik dalga olduğunu öngörmüştü. Maxwell'in varlığını öngördüğü eletromagnetik dalgalar, onun ölümünden sekiz yıl sonra Heinrich Hertz tarfından laboratuvar koşullarında elde edilmişti.
Maxwell, fiziğin başka alanlarında da önemli katkılar da bulundu. 1852'de Adams Ödülü'nü almasına yol açan 68 sayfalık bir incelemesinde , Satürn halkalarının sayısız küçük parçacıktan oluşması gerektiğini tümüyle kuramsal hesaplarla ortaya koydu. Maxwell'in vardığı bu sonuç 1980'de Voyager I ve 1981'de Voyager II uzay araçları tarafından doğrulandı. Maxwell'in gazların kinetik kuramı üzerindeki çalışmaları, fiziğe en önemli katkılarından birini oluşturur. Gazların her doğrultuda ve her hızda devinebilen, birbirleriyle ve gazın içinde bulunduğu kabın çeperiyle çarpışmaları, tam esnek olan moleküllerden oluştuğu varsayımından yola çıkan Maxwell, olasılık ve istatistik yöntemlerini kullanarak bir gazdaki moleküllerin hız dağılımını saptama sorununu 1860' da çözdü.
Yaşamı boyunca unvan ve ödül almamış olan Maxwell, kısa bir hastalık sonucunda öldü ve Iskoçya'da bulunan Parton köyündeki kilise bahçesinde toprağa verildi.



_____________________________

Drunk and cRAZY


 
151 Mesaj
22 Haziran 2006; 9:25:28 

Alexander Fleming de önemli bir bilimadamı . (Antibiyotiklerinin keşfi 1928 )


_____________________________


Narçiçeği CRDi 2006


156 Mesaj
26 Haziran 2006; 17:08:16 

Karl Marx


_____________________________

"Öğrendiklerini bir saat gibi cebinde taşı; ikide bir saati olduğunu göstermek isteyen insanlar gibi ortaya çıkarma; eğer birisi sana saati sorarsa söylersin; ama her saat başında saat kulesi gibi ötme!"


6088 Mesaj
26 Haziran 2006; 20:35:43 

ortaya attığı şeylerin doğruluğunu ispat edemeyenler ne zamandan beri bilim adamı oldu..


_____________________________

İsrail'in Filistinliler'e işlediği savaş suçlarına suskun kalmayacağım. onların zulümlerinden ve işkencelerinden daha fenasını düşünemiyorum. yaptıkları bu kıyımı, bu vahşiliği , Filistinlilerin yaşam alanını tahrip etmeyi ve tüm bu suçlarını, kendi maruz kaldıkları zulümlerle haklı çıkarmaya çalışmalarından daha aşağılık bir şey düşünemiyorum! Norman Finkelstein..


156 Mesaj
27 Haziran 2006; 11:34:23 

Senden daha fazla topluma yararı vardır

0

Karl Heinrich Marx (okunuşu: Karl Marks) (5 Mayıs 1818 Trier - 14 Mart 1883 Londra), Alman filozof, devrimci, ekonomist, filozof ve siyasetçidir. Üniversitede okuduğu dönemlerde ünlü Alman düşünür Hegel'den etkilenmiştir ve genç Hegelciler akımının içinde yer almıştır. Öğrencisi olduğu Hegelci öğretiyi keskin bir eleştiri süzgecinden geçirmiştir. Diyalektik yöntemin yaratıcısı sayılabilecek Hegel'in diyalektik yöntemi kullanış biçimini eleştirmiştir. Marx'a göre Hegel'in öğretisi başaşağı duruyordu. Çünkü Hegel'in öğretisinin temelinde idealizm vardı ve bu yüzden tez-antitez-sentez sarmalında bilinç asıl öğe idi. Dr. Karl Marx ise maddenin bilinci belirlediğini ileri sürdüğünden, sarmalın ilk aşamasında maddenin varolması gerektiğini, maddenin bilinci ortaya çıkardığını savunuyordu. Hegel'in öğretisine materyalist bir eleştiri getirerek Diyalektik Materyalizm gibi bir kavramın ortaya çıkmasında etkin bir rol oynadı. Felsefede, Diyalektik Materyalizm akımının, ekonomik-siyasi-felsefi bir sistem olarak da komünizmin teorisyenlerindendir.

Marx'ın düşüncesinin temelini klasik Alman felsefesi, Fransız sosyalist akımı ve İngiltere'nin ekonomi-politiği oluşturmaktadır. Artı-değer teorisi ile kapitalizmin sömürü sistemini bir belirsizlikten kurtarmış; kapitalizmin eleştirisine bir bilimsellik kazandırmıştır. Bu nedenle bilimsel sosyalizmin kurucuları arasında sayılır.

En yakın yoldaşı Engels ile birlikte ekonomi, felsefe ve siyaset alanında pek çok eser vermiş ve neredeyse bütün Avrupa'da ve Amerika'da, Alman, Fransız, Hollandalı, Belçikalı, Rus, Amerikalı, İngiliz devrimcilerle örgütlenme çalışmasında bulunmuştur. Türkçeye tamamı çevrilmemiş olmakla birlikte, Engels ile birlikte kaleme aldıkları bütün eserlerinin (Marx-Engels Werke) İngilizce baskısı 50 kalın cilt tutar.




< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi cuneytyarikkaya -- 27 Haziran 2006; 20:59:57 >


_____________________________

"Öğrendiklerini bir saat gibi cebinde taşı; ikide bir saati olduğunu göstermek isteyen insanlar gibi ortaya çıkarma; eğer birisi sana saati sorarsa söylersin; ama her saat başında saat kulesi gibi ötme!"


846 Mesaj
27 Haziran 2006; 14:13:46 

1670 ylında Henrich Schanward adında bir camcı flüorit ile çalışıyordu. Bir nedenle onu kuvvetli asitlerin etkisine maruz bıraktı. Bir buhar çıkmaya başladı; Schanward'da yakından görmek için eğildi. Gözlüğü bulanıklaştı; herhalde buharın camlarda yoğunlaştığını düşünmüş olmalıydı.

Ancak bulanıklık gitmedi ve yakından incelediğinde gözlüğün asitten yanmış olduğunu gördü. Gerçekten de camlar yer yer erimiş, düzgün yüzeyleri pürüzleşmişti.

Bu çok şaşırtıcıydı; çünkü kimyacıların cam aygıt kullanma nedenlerinden biri de canım çok az sayıdaki kimyasal maddeden etkilenir olmasıydı. Schanward'ın aklına bundan yararlanmak geldi. Cam nesnelerinin bazı bölümlerini balmumu ile kapladı (balmumu bu bölümleri buhardan koruyordu); kalan yerleri asitle yaktı. Bu yolla bulanık bir zamin üzerinde berrak cam desenli çeşitli zarif şekiller elde etti. İmparatorun desteğini de sağlayınca işleri iyice yoluna girdi.

Ancak bu süreci bir sır gibi kendine sakladı ve 1725 'e gelinceye kadar kimyacıların, genelde, bu ilginç buhardan haberleri olmadı.

On sekizinci yüzyıl boyunca Flüorit arada bir gündeme geldi. 1768'de Alman kimyacı Andres Sigismund Marggraf Flüoritte küürt bulunmadığını gösterdi. Ayrıca, asitle işlem gören flüoritin cam eşyada delikler açabilen bir buhar çıkardığınıda keşfetti.

Ancak, cam çiğneyen gazı 1780'de tam olarak ortaya koyan, İsveçli kimyacı Carl Wilhelm Scheele oldu. O da kalsiyum füorürü (flüorit) asitleştirdi ve asitle cam yaktı; ama gazları kendinden önce gelenlerden çok daha dikkatli biçimde inceledi ve gazın bir asit olduğunu ileri sürdü. Bu nedenledir ki "flüorik asit" i (çeyrek yüzyıldır ona bu ad verilmişti) keşfetmenin şerefide Scheele'ye tanınmıştır.

0


Ne yazık ki bu keşif Scheele'nin sağlığına pek yaramadı. Bir çok maddeyi izole etmiş olanScheele elde ettiği her yeni maddeyi koklar ve tadına bakardı; bu da yeni maddenin özelliklerini belirleme sürecinin bir parçasını oluştururdu. Kendisi tehlikeli bir madde olan "flüorik asit" dışında hidrojen sülfür ( okul kimya labaratuvarlarını çaprıştıran, çok zehirli, kokmuş yumurta gazı) ve hidrojen süyanür ( gaz odası idamlarında kullanılan gaz) gibi berbat şeyleride ayrıştırmıştı. Bu bakımdan, ağzında bu esnelerden biri varken ölmemiş olması hayret vericidir.

Ancak tam olarak kurtulduğu da söylenemez. Birkaç yıl süren bir hastalık döneminden sonra, kırk üç gibi erken bir yaşta öldü. Bilinmeyen Kimyasal maddeleri koklama ve tatma alışkanlığının onun yaşam süresini kısalttığına hiç şüphem yok.

Not: Galileo'nun Buyruğu adlı kitabtan çok kısa bir alıntıdır.


_____________________________


Uzaklaştırılmış
Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
27 Haziran 2006; 15:15:41 

0


Niels Henrik David Bohr (7 Ekim 1885, Kopenhag - 18 Kasım 1962, Kopenhag), Danimarkalı Nobel Ödüllü ünlü bir fizikçidir.

Atomun ilk kuantum modelini önerdi. Kuantum mekaniğinin ilk gelişmesinde aktif olarak katıldı ve bu konuda pek çok felsefi çalışmalar yaptı. Çekirdek fiziğine, çekirdeğin sıvı damlası modelinin geliştirilmesi ve çekirdek fisyonunu da içeren başka birçok önemli katkılar yaptı. Atomların yapısı ve onlardan yayılan ışınım üzerine yaptığı çalışmalar için 1922'de fizikte Nobel ödülünü kazandı.1913'te o ilk destansı atom modelini öne sürdü.Bohr Atom Modeli.

Bohr Atom Modeli, 1913
Her atomun bir çekirdeği ve elektronları olduğu anlaşılmıştı. Thomson, atomik hacmin pozitif elektrik yüküyle dolu olduğunu elektronların da bu pozitif yüklü ortamda gömülü, hareket edemez durumda bulunduğunu tasarlamıştı. Rutherford'un modelindeki elektronlar ise durgun olamaz. Bu elektronlar, kütlenin ve pozitif yükün yoğunlaştığı çekirdek tarafından çekilir. Buna göre elektronları çeken elektrostatik kuvvete karşı onları yerinde tutacak hiçbir kuvvet yoktur. Klasik fizik ( o zamana dek bilinen fizik yasalarına) göre elektronlar ivmelendirilmiş elektrikle yüklü parçacıklar olarak ışıma yaparak saniyenin yüz milyonda biri kadar bir sürede(yol bu kadar) spiral bir hareketle çekirdek üzerine düşmelidir. Doğrudan denendiği başka olgularda başarılı olan elektromanyetik kuram, bu öngörüde başarılı olamadı. Çünkü çekirdekli atomunu yaşadığı bir gerçekti. Bu çelişki şu anlama geliyor: Makroskopik dünyada geçerli olan fizik yasaları, atomal boyutta, yani mikroskopik dünyada geçerli olmamaktadır. İncelenen olayın ölçeği küçüldükçe klasik fiziğin geçerliliği de azalıyor ve atom anlaşılmak istenirse kesinlikle dalgaların parçacık gibi, parçacıkların da dalgalar gibi davrandığını dikkate almalıyız. Günlük yaşantımızdan edinilen kavramlarla kuantum kuramının kavramları arasında hiç bir bağlantı yok ne yazık ki! Işığı ve elektronu, "hem dalga, hem parçacık" gibi, yani bu ikili tabiatta kavramaktan başka bir seçeneğimizin olmadığını anımsatmalıyım. Yine ileri gittik galiba. Daha ileri gideceğiz de gitmeden önce Bohr' un 1913'te ortaya koyduğu kuramın temellerini ve kendisini bir araştıralım. Niels Bohr, zamanındaki çağdaş bulguları birleştiren bir kuram üretti. Onun önünde biriken denel sonuçlar ve kendi buluşları şöylece özetlenebilir:

1. Rutherford'un 1911'de varlığını kanıtladığı çok yoğun, çok küçük hacimde istiflenmiş, pozitif yüklü atom çekirdeği; bu çekirdek çevresinde dolanan elektronlar.

2.Gaz halindeki atomların verdiği çizgisel tayf (spektrum) ve tayf çizgileriyle ilgili yasalar .Tayf çizgilerini başarıyla açıkladı.

3. Her elementin, insanlardaki parmak izi gibi, kendine özgü x-ışınları tayfı vermesi. Bohr,x-ışınlarını da başarıyla açıkladı.

4. Bütün bunları birbirine bağlamayı olanaklı kılan, Planck'ın 1900'de açıkladığı kuantum kuramı. Elektronun kabuk modeline göre,atomların kimyasal özelliklerini ve atomların nasıl molekül oluşturduklarını açıkladı.

Bohr, yaklaşık 40 yıl yeni fiziğin, yani kuantum kuramının 1920'lerdeki aşamasının, Einstein'e karşı bilimsel itirazların en büyük adıdır. Negatif yüklü, pek küçük kütleli elektronlar, pozitif yüklü olan ve neredeyse atomun kütlesinin tümünü taşıyan pozitif çekirdeğin çekimiyle neden çekirdek üzerine düşmüyor? Elektronlar her, enerjiyi değil de belli enerjileri alabildiği için.

Son önemli çalışmasını, 1939'da yaptı. Yeni keşfedilmiş olan çekirdek bölünmesinin neden bazı çekirdeklerde olup diğerlerinde olmadığını açıklamak için, bir büyük çekirdek ile bir sıvı damlası arasındaki benzerliği kullanmıştı. II. Dünya Savaşı sırasında Bohr, New Mexico'daki Los Alamos'ta (ABD) atom bombasının geliş­tirilmesine katkıda bulundu.Bohr, 1939'da bilimsel bir konferansa katılmak üzere Birleşik Devletleri ziyaret ettiğinde, Hahn ve Strassman tarafından Berlin'de uranyumun fisyonunun keşfedildiği haberini de getirdi. Kısa bir süre sonra diğer bilim adamları tarafından doğrulanan sonuçlar, İkinci Dünya Savaşı sırasında Birleşik Devletler'de geliştirilen atom bombasının temelleriydi.

Her ne kadar Bohr, 1945'e kadar bizzat Los Alamos'taki Manhattan Projesi'nde çalıştıysa da,ilgili ülkeler arasındaki açıklık konusunda ilk adımın nükleer silahların kontrol altına alınması olduğunu derinden hissetti. Bu amaçla ABD Başkanı Roosevelt'le ve İngiltere Başbakanı Churcill ile görüşmeler yaptı ve atom hakkındaki bilgilerin zamanın Sovyetler Birliği ile paylaşılması gerektiğini savundu. Savaştan sonra,atom enerjisinin barışçı kullanımının geliştirilmesini içeren kararını, birçok insani yayın organında açıkladı. 1957'de de Barış İçin Atom ödülünü aldı

http://www.atominsan.com/bohr_atomu.php


1404 Mesaj
27 Haziran 2006; 20:07:43 


quote:

Orjinalden alıntı: rashamon

0


Niels Henrik David Bohr (7 Ekim 1885, Kopenhag - 18 Kasım 1962, Kopenhag), Danimarkalı Nobel Ödüllü ünlü bir fizikçidir.

Atomun ilk kuantum modelini önerdi. Kuantum mekaniğinin ilk gelişmesinde aktif olarak katıldı ve bu konuda pek çok felsefi çalışmalar yaptı. Çekirdek fiziğine, çekirdeğin sıvı damlası modelinin geliştirilmesi ve çekirdek fisyonunu da içeren başka birçok önemli katkılar yaptı. Atomların yapısı ve onlardan yayılan ışınım üzerine yaptığı çalışmalar için 1922'de fizikte Nobel ödülünü kazandı.1913'te o ilk destansı atom modelini öne sürdü.Bohr Atom Modeli.



Bu ailede iki tane Nobel ödülü var. Niels Bohr'un oğlu Aage N. Bohr Fizik dalında 1975'te aileye 2. Nobel Ödülünü getirmiştir.



_____________________________



156 Mesaj
30 Haziran 2006; 20:05:23 

Prof.Dr.İhsan Doğramacı

0


_____________________________

"Öğrendiklerini bir saat gibi cebinde taşı; ikide bir saati olduğunu göstermek isteyen insanlar gibi ortaya çıkarma; eğer birisi sana saati sorarsa söylersin; ama her saat başında saat kulesi gibi ötme!"

Uzaklaştırılmış
Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
30 Haziran 2006; 22:19:04 

ibn-i Sina

Ailesi Belh'ten gelerek Buhara'ya yerleşmişti. İbni Sinâ, babası Abdullah, maliyeye ait bir görevle Afşan'dayken orada doğdu. Olağanüstü bir zekâ sahibi olduğu için daha 10 yaşındayken Kur�an-ı Kerim'i ezberledi. 18 yaşında çağının bütün ilimlerini öğrendi. 57 yaşındayken Hemedan'da öldüğü zaman 150'den fazla eser bıraktı. Eserleri Latince�ye ve Almanca�ya çevrilmiş, tıp, kimya ve felsefe alanında Avrupa�ya ışık vermiştir. Onu Latinler �Avicenna� adıyla anarlar ve eski Yunan bilgi ve felsefesinin aktarıcısı olarak görürler.

İbni Sinâ, daha çocukluğunda, çevresini hayrete düşüren bir zekâ ve hafıza örneği göstermiştir. Küçük yaşta çağının bütün, ilimlerini öğrenmişti. Gündüz ve gece okumakla vakit geçirir, mum ışığında saatlerce, çoğu zaman sabahlara kadar çalışırdı. Pek az uyurdu.

Buhara Emiri Nuh İbni Mansur�u ağır bir hastalıktan kurtardı ve bu yüzden de Samanoğulları sarayının kütüphanesinde çalışma iznini aldı. Bu sayede pek çok eseri elinin altında bulduğu için vaktini kitap okumak ve yazmakla geçirdi. Hükümdar öldüğü zaman o, henüz yirmi yaşındaydı ve Buhârâ'dan ayrılarak Harzem'e gitti: EI-Bîrûni gibi büyük bir şöhret ve değerin, onun çalışkanlığına, bilgisine değer vermesi, kendisini yanına kabul etmesi, beraber çalışması, hakkında kıskançlığa yol açtı. Bu yüzden takibata bile uğradı. Harzem'de barınamayarak yeniden yollara düştü. Şehirden şehre dolaşarak nihayet Hemedan'a kadar geldi ve orada kalmaya karar verdi.

İbni Sînâ, çoğu fizik, astronomi ve felsefeyle ilgili olarak 150 civarında eser yazmıştı. Farsça olan birkaçı dışında bunların hepsi Arapça'dır. Çünkü o devirde ilim eserlerini Arap diliyle yazmak âdetti. Arapça'ya bu bakımdan değer verilirdi. Bilhassa tıp ilmine dair araştırmaları son derece orijinal ve doğrudur. Bu yüzden doğu ve batı hekimliğine kelimenin tam anlamıyla, 600 yıl, hükmetmiştir.
Eserleri Batı dillerine Latince yoluyla çevrilerek Avicenna diye şöhrete ulaşan İbni Sinâ, yanlış olarak bir süre Avrupa'da İranlı hekim ve filozof olarak tanınmıştır. Bunun da sebebi, eserlerini Türkçe yazmamış olmasındandır... Bununla beraber, batılılar da kendisini Hâkim-i Tıb, yani hekimlerin piri ve hükümdarı olarak kabul etmişlerdir. 16 yaşındayken pratik hekimliğe başlayan İbni Sinâ, resmî saray doktorluğu da yapmıştır.

Matematik, astronomi, geometri alanlarında geniş araştırmaları vardır. İbni Sînâ, tıp araştırmaları yaparken bazı hastalıkların bulaşmasında göze görünmeyen birtakım yaratıkların etkisi olduğunu, yani mikropların varlığını sezmiş ve bu bilinmeyen mahluklardan eserlerinde sık sık bahsetmiştir. Mikroskobun henüz bilinmediği bir devirde böyle bir yargıya varmak çok ilginçtir.
Şifa adlı eseri bir felsefe ansiklopedisidir. Diğer eserlerine gelince bunlar arasında en tanınmış olanlarından: el-Kanun fi�t-Tıb isimli kitabı tamamen bir tıp ansiklopedisidir. Necât ve İşârât adlı kitapları ve Aristo�nun felsefesini anlatan yirmi ciltlik Kitâbü�l-İnsâf�ı başta gelen eserlerindendir.İbni Sina kimya alanında da çalıştı ve önemli keşiflerde bulundu. Bu hususta Berthelet, kimya ilminin bugünkü hale gelmesinde İbni Sina�nın büyük yardımı olduğunu söyler.Bu çalışmaları ve etkileriyle İbni Sina Doğu ve Batı kültürünü geliştiren büyük bilginlerden biri oldu. Bütün bunlardan başka İbni Sina çok güzel şiirler yazdı. Hatta Türkçe olarak yazmış olduğu şiirler de vardır.

İbni Sina, 1037 tarihinde Hemedan�da mide hastalığından öldü.
İbn-i Sina�nın asıl büyüklüğü doktorluğundadır. Şifâ adındaki 18 ciltlik ansiklopedisi, ismine rağmen tıptan çok matematik, fizik, metafizik, teoloji, ekonomi, siyaset ve musiki konularını içine alır. Onun tıp şaheseri, kısaca Kanûn diye bilinen el-Kanûn Fi�t-Tıb adlı büyük kitabıdır. Eser, fizyoloji, hıfzıssıhha, tedavi ve farmakoloji bahislerine ayrılmıştır. Konular dikkatle incelendiğinde İbn-i Sina�nın bugünkü tıp için bile geçerli olan pek çok ileri görüşleri bulunduğunu; mesela mikroskop olmadığı halde, hastalıkların �mikrop� mefhumuna benzer yaratıklarca meydana getirildiğini sezebildiğini görürüz.
İbn-i Sina�nın Kanûn adlı eseri XII. yüzyılda Latince�ye çevrildi ve Batı tıp aleminde bir patlama tesiri yaptı. Roma�nın Galen�i de, Er Razi�de ilimde eriştikleri tahtlarından indirildiler ve çağın Fransa�sının en meşhur tıp fakülteleri olan Montpellier ve Lauvain Üniversiteleri�nin temel kitabı Kanûn oldu. Durum XVII. yüzyılın ortalarına kadar böyle devam etti ve İbn-i Sina, 700 yıl Avrupa�nın tıp hocası oldu. Altı yüzyıl önce Paris Tıp Fakültesi�nin kütüphanesinde bulunan 9 ana kitabın en başında İbn-i Sina�nın Kanûn�u yer almıştır.
Bugün hala Paris Üniversitesi�nin tıp fakültesi öğrencileri St. Germain Bulvarı yanındaki büyük konferans salonunda toplandıklarında iki kişinin duvara asılı büyük boy portresiyle karşılaşırlar. Bu iki portre, İbn-i Sina ve er-Razi�ye aittir.










< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi wewillrise -- 30 Haziran 2006; 22:19:29 >

Uzaklaştırılmış
Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
30 Temmuz 2006; 19:01:14 


quote:

Orjinalden alıntı: zero01

0

Charles Darwin
1809 yılında İngilterenin Shrewsbury kasabasında doğdu.
Tek hayali ilahiyat fakultesini bitirip, kilisede iyi bir rahip olmak olan Darwin,
kraliyet ailesinden kazandığı burs sayesinde 1831- 1836 yılları arasında Beagle gemisi ile araştırmaya katılmak için Galapagos adasına açıldı. Geminin rıhtımında karın tokluğuna yaptığı 5 yıllık araştırma sonucu, gerek bilimsel gerekse sosyal açılardan soğuk duş etkisi yaratacak, devrim niteliğinde bir gerçeği keşfetti. Canlıların evrimsel gelişimi.





bu bir buluş bir icat değil
sadece ileri atılan bir düşünce


1239 Mesaj
30 Temmuz 2006; 23:18:06 

bence düşünceden bir adım ileride yani teorı...

detaylı araştırmak lazım..


_____________________________



1953 Mesaj
2 Ağustos 2006; 20:59:23 

Ampülü Edison buldu faturayı biz ödüyoruz


_____________________________




 
1385 Mesaj
3 Ağustos 2006; 21:17:17 

Müzehher Coşkunırmak...
Türk bilim kadını...bir çok buluşu var.kendisi ayrıca ailemizin akıl küpüdür.
1-artık atlet,gömlek,bilumum bezleri bir araya getirip ilk kırlenti yapan Türk kadını
2-portakal suyu daha sulu olsun die içine çaktırmadan su katan ilk zeki bilimci
3-ottan çöpten süpürge yapıp ıslak bez takar...heryeri 2su 3su siler.
4-yumurtayla ilgili birçok deneyi oldu.ancak hala deney aşamasında.
5-Yeryüzünde ilk kristal zeytinyağı tenekesini saklı olarak kullanan ataların atası.
.
.
.
.
.
.


_____________________________

canon 5d mark3 , canon 24-70 L , canon 135 L , sigma 35mm 1.4 , canon 580ex2, manfrotto prob550x , imac 27" i7


499 Mesaj
6 Ağustos 2006; 15:43:54 


quote:

Orjinalden alıntı: cuneytyarikkaya

Thomas Edison fakir bir aileden geliyordu.Elektronik mühendisi değildi,Türkiye'de olsa ampülü bulmak için elektrik mühendisi olmak zorundaydı(mesleğin ile bu işin bir alakası yok diyen kariyer şirketlerine lafım)
Algılamada eksiklik nedeniyle ilkokuldan atıldı. Ampülü,gramofonu vb. yüze yakın buluş yaptı. (Dogum tarihi:1841, olum tarihi: 1931)



Araştırmalara göre küçük yaşta zeki olanlar ekseri ileride pek verimli olmuyor. Başta gelen bilimadamları genellikle küçük yaşta aptal damgası yemiş insanlardır.
yani zeka denen olay çocuk yaşta belli olacak diye bir şey yok.
Lafım okula başlamadan okuma yazma biliyor diye çocuğuyla övünen kibirli insanlara, fazla ümit bağlamayın derim


_____________________________

Yüzünü soğuk suyla yıkadı. Sonra başını kaldırıp aynaya baktı. Aynada ki gerçeği görünce yaptıklarından utandı ve titremeye başladı. Havaya kalkan elini sıkıp hiddetle aynayı yumrukladı ve kırdı. Kendisini yok etmek istiyordu fakat buna gücü yetmiyordu. Zira o ebed ve ezeldi. O halde fani olanlar bunun cezasını çekmek zorundaydı. Çektide. Kıyamet koptu ve o hariç her şey yok oldu. Kendisiyle barışık değildi. Psikolojik destek mahiyetinde ki övgü ve methiyeler yoksa varlığın ne anlamı kaldı ki? Arabesk bir tavır içindeydi. Ya benimsin ya toprağın, diyordu sanki. Bütün derdi bundan ibaretti; farkedilmek! Evet. Herkes beni bilsin, derdindeydi O.. (mr.respect)


156 Mesaj
18 Ağustos 2006; 15:15:09 

Leonardo da Vinci (1425-1519), eşsiz ressam, seçkin yontucu ve filozof, yaşadığı dönemin en büyük mucit ve deneyci bilim adamı. … İşte insanlığı sanata, bilgiye ve doğaya açan Rönesans’ın simgesi Leonardo da Vinci!
Mona Lisa ve Son Yemek tablolarının yaratıcısı Leonardo’nun sanat dünyasındaki yüce konumu hemen herkesçe bilinen bir gerçek. Ama bilim adamlığı kimliği için aynı şey söylenemez. Bir kez, yüzyılımıza gelinceye dek bu kimlik sanatçı kişiliğinin gölgesinde ya gözden kaçmış ya da önemsenmediği için unutulmuştur. Sonra, bu unutulmuşlukta, Leonardo’nun kendi sıra dışı tutumunun da payı vardır. Bilimsel çalışmalarını yayımlamaktan özenle kaçındığı gibi, tuttuğu notları düpedüz okumaya elvermeyen kendine özgü bir yöntemle kaleme almıştı (400 yıl mahzende kalan, çizimleriyle birlikte yaklaşık 5000 sayfa tutan bu notlar sağdan sola doğru yazıldığı için ancak aynada yansıtılarak okunabilmiştir).


_____________________________

"Öğrendiklerini bir saat gibi cebinde taşı; ikide bir saati olduğunu göstermek isteyen insanlar gibi ortaya çıkarma; eğer birisi sana saati sorarsa söylersin; ama her saat başında saat kulesi gibi ötme!"


239 Mesaj
15 Eylül 2006; 0:26:48 


quote:

Orjinalden alıntı: mr.respekt




Araştırmalara göre küçük yaşta zeki olanlar ekseri ileride pek verimli olmuyor. Başta gelen bilimadamları genellikle küçük yaşta aptal damgası yemiş insanlardır.
yani zeka denen olay çocuk yaşta belli olacak diye bir şey yok.
Lafım okula başlamadan okuma yazma biliyor diye çocuğuyla övünen kibirli insanlara, fazla ümit bağlamayın derim


Albert Einstein da 8 yaşına kadar konuşmayı tam olarak öğrenememiş ve ailesi onun gerizekalı olduğunu sanmıştı ayrıca lise yıllarında da hiçbir notu ii olmayan ünlü fizikçi Einstein fizik dersinden sınıfta kalmıştı


_____________________________



 
3293 Mesaj
15 Eylül 2006; 0:30:03 


quote:

Orjinalden alıntı: cuneytyarikkaya

Thomas Edison fakir bir aileden geliyordu.Elektronik mühendisi değildi,Türkiye'de olsa ampülü bulmak için elektrik mühendisi olmak zorundaydı(mesleğin ile bu işin bir alakası yok diyen kariyer şirketlerine lafım)
Algılamada eksiklik nedeniyle ilkokuldan atıldı. Ampülü,gramofonu vb. yüze yakın buluş yaptı. (Dogum tarihi:1841, olum tarihi: 1931)


Elektrik teknolojisine ilişkin çalışmaları sürekli göz ardı edildi. O, göz kamaştıran bir zekânın sahibi olmakla birlikte, Edison'un gerisinde kalmış adsız bir kahramandı.





Uzun boyu, zayıf bedeni ve seçkin tavırlarıyla iğneyle kuyu kazan bir adam. Ancak, bilinen işçilerden çok farklı olduğu ilk bakışta seçilebiliyordu. Geçmişiyle yaşadıkları birbiriyle bağdaşmıyordu. Bir Hırvat rahibin oğlu olarak dünyaya gelen bu kişi, elinde mühendislik diplomasıyla, umutlarını gerçekleştirmek için 1884'te ABD'ye göç etmiş; ama, iki kat iş ve aldatmacayla karşılaşmıştı. Dişini tırnağına takıp çalıştığı o zor günler 3 yıl sürmüştü.

Nikola Tesla, birkaç ay içinde kendini, dünyayı dönüştürecek teknolojik devrimin merkezinde buldu. O, parlak bilimsel zekâsını mühendislik yeteneğiyle birleştirerek, ışığın milyonlara ulaşmasını sağlayan kişi olarak tarihe geçti. Keşifleri Faraday'ınkilerle aynı düzeydeydi ve başarılarının çağımıza etkileri ise, Edison'u bile geride bırakacak düzeyde. Öyle ki, günümüzde pek çok araştırmaya esin kaynağı olması nedeniyle "Çağdaş Prometheus" diye adlandırılıyor. Tüm bunlara rağmen, çok az kişi Tesla'nın kim olduğunu biliyor. Onun öyküsü, pek çok başarıya imza atan, yalnız başına ölmek zorunda kalan, sade yaşamı mum ışığı gibi sönen bir bilim adamının trajedisi.

Anlatılanlara göre, annesi her günkü gibi çalışmaya giderken, Hırvatistan'ın küçük köyü Smiljan'da şiddetli bir fırtına patlak vermişti. 10 Temmuz 1856 gününün gece yarısı, köye şiddetli bir yıldırımın düştüğü sırada Tesla dünyaya geldi. Ebe, eline aldığı bebeği dışarı çıkararak şöyle demişti: "Nikola, fırtınanın oğlu olacak."
Tesla, doğum hikâyesine uygun bir biçimde, çok küçük yaşlardan itibaren elektrikle ilgilenmeye başladı. Gençlik yıllarında bu tutkusunu akademik alana taşıdı ve Avusturya'da, Graz Teknik Üniversitesi'nin mühendislik bölümüne girdi.

Burada, en önemli buluşlarına ilham kaynaklığı edecek bir elektrik cihazıyla karşılaştı. "Gram dinamosu" olarak bilinen bu cihaz, manyetik alan içinde sarılı teller yardımıyla bir motor gibi çalı-şıyordu. Aynı zamanda, elektrik akımından doğan hareketle jeneratör görevi de üstleniyordu. 22 yaşındaki Tesla, profesörlerine dinamoların yetersiz tasarımlarını kökten değiştirebileceğini söyledi. 4 yıl sonra da bu isteğini gerçekleştirdi ve iki "alternatif akımlı" (AC), motora gücünü vermek için döner manyetik alan yaratan dahiyane tasarımını gerçekleştirdi. Yüksek verimli bu yeni "AC indüksiyon motoru"nu sergilemek arzusuyla yanan bilim adamı, "Continental Edison"da çalışabilmek için Paris'e taşındı. Şirket, Edison'un teknolojik imparatorluğunun Avrupa'daki ayağıydı. Orada buluşunun gücünü kanıtlayabilir ve icat ettiği indüksiyon motoru, Edison'un şirketinin Strasbourg'da imzalayacağı prestijli ışıklandırma anlaşmasını tamamlamasına yardımcı olabilirdi.

Sonunda amacına ulaştı ve 1884'te, Edison'dan kendilerine katılması için bir çağrı aldı. İlk bakışta, bu gelişme Tesla için cennetin kapılarının açılmasıyla eşdeğerdi: Edison güçlü bir pratik zekâya ve ticari öngörüye sahipti. Ancak, teorilere yönelik ne sabrı ne de anlama yeteneği vardı. Teslay'a göreyse, yeni keşifler için, fizik yasalarının derin bir şekilde incelenmesi gerekliydi. Bu iki farklı mizaç bir araya gelebilir miydi? Sonuçlara bakıldığında sorunun yanıtı kolayca görülüyor. Kısa bir süre sonra azılı birer düşmana dönüşeceklerdi.

Aslında her iki taraf da suçlanabilir. Edison, kendi buluşu olan elektrik ampulü üzerinde odaklanmış ve bunu geliştirmesi için de Tesla'ya büyük rakamlarda paralar vaat etmişti. Tesla bu teklifi kabul etti, Edison'un istediği gibi buluşu geliştirdi; ama, kendisine söz verilen primleri alamadı. Öte yanda, Edison'un büyük yatırım yaptığı ışıklandırma teknolojisini Tesla'nın sırtına dayayıp, sonra onu yarı yolda bırakacağı açıktı. Tesla, aslında sonucu bile bile lades demişti.
Bu değer bilmezlik karşısında, 1887 yılında Edison'un şirketi için çalışmama kararı aldı ve canını dişine takmaktan vazgeçti. Bu aynı zamanda "Akımlar Savaşı"nın da başlangıcıydı.





Çalışmasına ara verdiği bir sırada, ustabaşına, fikir ve projelerini tek başına geliştirmesine izin verilmesi halinde, elektrikle nasıl harikalar yaratabileceğine ilişkin hikâyeler anlattı. Ustabaşı, yeni yatırım olanakları üstünde duran bir kişinin varlığından bahsetti ve hemen bir toplantı ayarladılar. Birkaç ay içinde şansı dönmeye başladı. Tesla Elektrik Şirketi adı altında kendi şirketini kurdu ve alternatif akıma dayalı yeni elektrik teknolojisinin tüm gereklerini karşılayan anahtar buluşların patentlerini alma yarışına girdi.

Tesla'nın büyük atağı, tam da Edison'un doğru akıma dayanan teknolojisinde yaşadığı sıkıntılı döneme denk geldi. Doğru akım, basitliğine karşın çok önemli bir kusura sahipti. Görece olarak daha düşük voltaj üretiyor ve tel üzerinde yol alan akım, yaklaşık 800 m. sonra gücünü yitiriyordu. Bu nedenle Edison, voltajı 100 volta yükseltmek için her 900 metrede bir güç istasyonu kurmak zorunda kalıyordu. Tesla'nın AC teknolojisinde bu tür sorunlar yaşanmıyordu. 300.000 volt ve üzerine çıkabilen AC trans-formatörleri, büyük miktarlardaki elektrik kuvvetinin kilometrelerce uzağa taşınmasına olanak tanıyor ve diğer tranformatörler de, kuvveti aynı seviyede tutuyordu. Böylece kuvvet kaybı yaşanmıyordu.

AC sisteminin belirgin üstünlüğüne rağmen, Edison'un doğru akım üzerine yaptığı yatırımlar, Tesla'nın sistemi karşısında çabuk pes etmeyeceğinin göstergesiydi. Akımlar Savaşı 1888'de alevlendiğinde, meydana yeni bir rakip daha çıktı: Edison'un bir başka azılı düşmanı sanayici George Westinghouse...

Ancak, teknolojik yetersizliğini kapatabilmek için ilk kanı Edison dökmüştü. İlk işi, yüksek voltajlı alternatif akımı karalama kampanyası başlatmak oldu. O dönemlerde sokaklardaki kedi ve köpekler, Westinghouse'un geliştirdiği alternatif akım kullanan metal çubuklarla, elektrik verilerek öldürülüyordu. Ayrıca New York eyaleti yeni bir idam cezası yöntemi bulmuştu: elektrikli sandalye. Bunda da alternatif akım kullanı-lıyordu. Edison, kamuoyuna AC'nin kötü amaçlarla kullanıldığı ve olumsuz bir gelişme olduğu izlenimini vermeye çalışıyordu.

Westinghouse ise, buna misilleme olarak Edison'un doğru akımının bir bifteğin tek tarafını 100 saniyede pişirebileceğini kanıtladı. Bu bir strateji ustalığıydı. Ancak, 6 Ağustos 1890'da bir katilin idamında kullanılan elektrikli sandalyenin etkisini unutturamadı.


Tesla ve ışık topunun gizemi.
Tesla'nın elektrik ve ışık konusundaki başarılarından söz edip bir konuyu göz ardı etmek, ona haksızlık olur: ışık toplarının kökeni. Yıldırım düşmesi sırasında yerden sıçrayan ışık toplarının tartışması 200 yıldır sürüyor. 30 cm. çapında ve güç sağlayıcısı olmadan 100 watt'lık bir ampulün gücünde ışık yayan küçük toplar. Bu, genellikle yıldırımlara bağlanıyor, ancak, nadiren ışığın yansıması şeklinde de açıklanıyor. Teoriyi ileri sürenler, herhangi bir sıcaklık yaymadığını ileri sürüyorlar. Oysaki, bu ışık toplarının camı erittiğine ilişkin raporlar var.
Tesla, benzeri çelişkiler yığınıyla ilgilenmeye 1899 yılında, Colorado'daki elektrik laboratuvarında başladı. Özel olarak tasarlanmış cihazlarıyla, doğal yıldırımda meydana gelen 100 milyon voltluk elektriği üretebiliyordu. Tesla, ürettiği bu yüksek voltajlı elektriğe rağmen ışık toplarını oluşturmayı başaramamıştı. Ancak, tahta malzemeler gibi organik maddelerle temas halinde ortaya çıkan elektrik boşalmasını gözlerken sonuca ulaştı. Yıldırım, bu tür maddelere çarptığında onları buharlaştırıyor, bir sıcaklık yaratıyor, elektrik yüklü madde de toprak zemin üzerinde süzülüyordu.
Her zaman olduğu gibi, bu kez de düşüncelerinde haklıydı. Ancak, bu keşfi zaman içinde unutuldu. 2000 yılının şubat ayında, Yeni Zelandalı bilim adamları, bu tür ilginç bilimsel deneyleri gerçekleştirdiler. Bunlardan biri de ışık toplarıydı. Ve Tesla'nın çok önceleri açıkladığı gibi, bu toplar yıldırımın maddeyi buharlaştırması sonucu doğu-yordu.


Westinghouse, medyadaki olumsuz imajı delmek için bir kumar oynamaya karar verdi. Tesla'nın alternatif akımını kullanarak yüzlerce madencinin hayatını kurtaracaktı. Colorado'daki "The Gold King" madeni, ekonomik olmadığı gerekçesiyle kapatılma tehdidi altındaydı. Herkes, madenin yakınındaki bir nehirden ucuz hidroelektrik ener-jisinin sağlanabileceğini ve bunun da madenin kapanmasını engelleyebileceğini biliyordu. Ancak nehir 3,5 km. uzaklıktaydı. Yani, Edison'un doğru akım teknolojisi bu konuda yeterli olmayacaktı.

Westinghouse, alternatif akım sisteminin bunu başarabileceğini kabul ettirdi ve 1891 yılında, Tesla'nın endüstriyel desteği madene elektrik taşıdı. Edison karşısındaki bu başarıdan sonra, Westinghouse ikinci planını hazırladı. Chicago'da 1893'te yapılacak Dünya Fuarı'nın ışıklandırma anlaşmasını imzaladı. Tesla, izleyenlerin şaşkın bakışları arasında vücudundan güvenli bir şekilde geçen alternatif akımla parmaklarının ucundaki elektrik ampullerini yakınca, ikinci zafer de perçinlenmiş oldu. Edison, doğru akımın gözden düşmesiyle, bu konudaki rekabeti durdurdu ve başka ilgi alanlarına yöneldi. Şirketi, Tesla'nın AC teknolojisini elde etmek için Westinghouse'la anlaşma imzaladı. İki eski düşman kuruluş, Niyagara Şelalesi'nin hidroelektrik enerjisinden yararlanmak için birlikte çalışmaya karar verdi.

1895 yılında güç istasyonunun açılmasıyla "Akımlar Savaşı"na son nokta kondu: Tabii ki Tesla'nın kesin zaferiyle.
Ancak, bir türlü istediği hakkı alamıyordu. Şimdi de Westinghouse şirketi onun sırtından geçiniyor ve milyonlarca dolar kazanıyordu. Ve bir kez daha araştırmaları için gerekli parayı elde edememişti. Bu nedenle, elektromanyetizma gücünden yararlanma konusundaki amaçlarını gerçekleştirememişti.

Tesla, 1890'ların başında pek çok ilginç keşfe daha imza atmıştı. Dünya Fuarı'ndaki gösterisi bunlardan sadece biriydi. Bu keşifler arasında, floresanlı gaz lambası, X-ışınlarıyla deneyler, radyonun keşfinden çok önce radyo dalgalarıyla ilgili (ABD Yüksek Mahkemesi 1943 yılında radyonun Marconi değil Tesla tarafından keşfedildiğini açıkladı) araştırmalar bulunuyor.

Ama aralarında en önemlisi, yüksek frekansta elektrik akımı üretmesine olanak tanıyan ve "Tesla bobini" diye anılan buluşuydu. Tesla, alternatif akım elektriğinin ilginç özelliklerini keşfetmişti. Yüksek frekanslı AC, "yüzey etkisi" denilen özelliği nedeniyle, tellerin sadece dış yüzeylerinde yol alıyordu. Dünya Fuarı'nda vücuduna sardığı tellerden geçen yüksek voltajlı AC'nin kendisine zarar vermemesinin nedeni buydu. Dahası, Tesla bobini, radyo ve TV yayınlarının kapısını da araladı. Yine şaşırtıcı çalışmalarından bir başkası da, havada elektrik kuvvetinin iletilmesini incelediği deneydi.






Colorado'daki laboratuvarda, yüksek frekanslı elektromanyetik alan oluşturmak için devasa bir bobin inşa etti. Ve 40 km. uzaklıktaki 200 ampulü yakmak için 10.000 watt gücündeki elektriği hava yoluyla göndermeyi başardı.

Tesla, elektrik kuvvetini tüm dünyaya taşıyabilmesini sağlayacak çığırı açan tarihi bir buluş gerçekleştirdiğinin farkındaydı. Ancak, bunu kanıtlayabilmesi için paraya ihtiyacı vardı. 1900 yılında, ünlü sermayedar John Piermont Morgan'ın desteğini arkasına aldı ve patentlerinin kontrolünü elde etme imkânı sağladı.

Ama, yine maddi çıkarların kurbanı olmuştu. Morgan, AC teknolojisini kullanan elektrik şirketleriyle büyük yatırım ortaklıklarına girişmiş; Tesla'nın yeni telsiz güç sistemini hayata geçirmesine olanak tanımamıştı. Morgan, dört yıl boyunca dahiye para ödedikten sonra projeden mali desteğini çekti. Böylece, Tesla'nın telsiz güç rüyası da suya düştü. 50 yaşındayken, parasız ve işsiz bir durumda en başa döndü.

İlerleyen yıllarda, otel odalarında yalnız başına yaşayan Tesla'nın durumu acınacak haldeydi. 5 ya da 8 Ocak 1943'te geçirdiği kalp krizi sonucunda, New York Oteli'nde hayatını kaybetti. Belki de, Edison'la o amansız yarışa girmeseydi, şimdi büyük buluşlar anıtındaki yerini alabilirdi. Onun yerine, adı sadece manyetik alanları ölçmekte kullanılan birime verildi: "tesla". Bu, insanlığa büyük bir armağan sunan Prometheus gibi, ışığı günlük yaşama taşıyan Tesla'nın tek tesellisi.


Ben bu adama hayranlık duyuyorum.


_____________________________