Şimdi Ara

İnanç Konulu Filmler

Daha Fazla
Bu Konudaki Kullanıcılar: Daha Az
2 Misafir - 2 Masaüstü
5 sn
37
Cevap
10
Favori
11.771
Tıklama
Daha Fazla
İstatistik
  • Konu İstatistikleri Yükleniyor
Öne Çıkar
1 oy
Sayfa: 12
Sayfaya Git
Git
sonraki
Giriş
Mesaj
  • Luis Bunuel, toplumsal olan pek çok konuya değinmiştir filmlerinde. Kendisi burjuvazi bir ailede yetişmiştir. Onları tanıdığı için burjuva toplumunu nasıl eleştireceğini bilir. Din konusunda da cüretkardır. İnançlı bir yönetmen değildir belki ama inancı filmlerinde düz bir şekilde anlatmaz. Dinler tarihini, dinin toplumun üzerindeki etkisini çok iyi bilen Bunuel, eleştirisini çok yerinde yapmaktadır. Filmlerinin hepsini bir sinema sever muhakkak izlemelidir.

    Nazarín (1959) | Luis Buñuel | Meksika

    Meksika'nın epey fakir bir mahallesinde fakirler, hırsızlar ve fahişelerle yaşayan rahip Nazario, tüm bu kötü niyetli insanların arasında saflığını, suçluya olan merhametini, nefsini korumaktadır. Aslında ideal bir dindar tip olarak karşımıza çıkmakta Nazario. Tanrı'ya katıksız bir inancı var. Tanrı'ya sözde inançlı olanlar o kötülükler eden. Ölümden sonraki hayattaki adaletin bu dünyadaki adaletten daha önemli olduğuna inanıyor. Peki adaletsizlikler o sessiz kaldıkça onu daha da sararsa Tanrı'ya olan mutlak inancı sarsılacak mıdır?

    Viridiana (1961) | Luis Buñuel | İspanya-Meksika


    Viridiana manastırda inzivaya çekilmiş, hayatını Tanrı’ya adamış Katolik, bakire, genç ve güzel bir kızdır. Bir gün onun manastırda yetişmesini sağlayan, ekonomik olarak ona destek olan eniştesi onu görmek ister. Viridiana’nın tek yakını eniştesidir. Halası uzun süre önce ölmüştür. Viridiana ilk önce eniştesini görmek istemez ama ona borcu olduğunu düşündüğünden, onu kısa bir süreliğine de olsa görmeyi kabul eder. Viridiana eniştesine gittikten sonra olayların akışı onun da seçimlerini etkiler.


    Viridiana eniştesine gider. Fakat olaylar çok farklı yönlerde gelişir. Eniştesi uzun yıllar önce ölen karısını özlemektedir. Viridiana’yı da ona benzetir ve bu özlemi gidermek için kendi yeğenine evlenme teklif eder. Viridiana bu teklif karşısında dehşete düşer ve derhal oradan ayrılmak ister. Fakat eniştesi evin hizmetçisini de kullanarak onun kahvesine ilaç koyar. Viridiana bayılır. Eniştesi o baygınken onun ırzına geçmek ister ama yapamaz. Sabah kız uyandığında ona sahip olduğu yalanını söyler. Yoksa kızın gideceğini düşünmektedir. Bu Viridiana’yı daha kötü etkiler. Bunun üzerine eniştesi yalan söylediğini itiraf eder ama Viridiana eniştesinden daha da iğrenmekte ve hemen orayı terk etmeyi istemektedir. Öyle de yapar. Bavulunu toplar ve gider. Tam otobüse binecekken polisler gelir ve eniştesinin öldüğünü söylerler ona. Eniştesi hizmetçinin kızının atladığı iple kendini asmıştır. Viridiana bundan sonra kendini suçlu hisseder. Çünkü intihar eden birinin günahına ortak olmuştur. Manastırdan gelen rahibeye artık manastırda kalmak istemediğini, kendini burada Tanrı’ya adamaya devam edeceğini söyler. Artık kendini Meryem yerine koymaktadır. Kasabadan fakir on iki kişiyi (bana göre on iki havaridir bunlar) toplar. Görkemli evde onlara yer verir. Eniştenin oğlu (Jorge) da adam öldükten sonra gelir. Adam oğluna evi ve tarlaları miras bırakmıştır. İlk baş Viridiana’nın yoksulları evde toplamasına pek ses etmez. Viridiana onlara yemek de vermektedir. Bunların karşılığında onlar dua edecek ve ufak tefek işler yapacaklardır. Viridiana on iki yoksulun yanına iki yoksul daha getirir. Bunlardan biri cüzamlıdır ve diğer yoksullar tarafından ötekileştirilmektedir. Viridiana’nın topladığı yoksullar gerçekten de kendini beğenmiş, hiçbir şeyi beğenmeyen tiplerdir. Bu arada evin hizmetçisi eniştenin oğluna âşık olur. Jorge sevgilisiyle birlikte o eve yerleşmiştir. Ne var ki sevgilisi adamı terk eder.

    Jorge yolda bir at arabası görür. Arabanın altına köpek bağlanmıştır. Köpeği neden oraya bağladığını arabacıya sorar. O da başka çaresi olmadığını söyler. O da köpeği satın alarak onu kurtarır. Derken bir at arabası daha geçmektedir oradan. O arabaya da aynı şekilde bir köpek bağlanmıştır. Yani Viridiana da sokaklardan tüm fakirleri toplayamaz, bunun sonu yoktur. Bir de filmin başında Viridiana’nın eniştesi bir arıyı suda boğulmaktan kurtarır.

    Tarlaların bulunduğu yerdeki evden Viridiana, Jorge ve hizmetçi dört saatliğine ayrılırlar. Zaten pek tekin tipler olmayan yoksullar onların orada bulunmayışını fırsat bilerek evi talan ederler. Hepsi geri döndüklerinde fakirlerin bunu yaptıklarına şaşırırlar. Jorge'a saldırıp onu bayıltırlar ve dolabın oraya bağlarlar. Bu sırada fakirlerden biri Viridiana’nın ırzına geçmeye çalışır. Jorge uyanır ve diğer yoksulun saflığından yararlanıp, Viridiana’nın üstünde çırpınan adamı öldürtür. O sırada polisler gelir ve olaylar durulur. İsa’nın başına taktığı taç yakılır. Viridiana başörtüsünü çıkarır. Jorge'un aşkına karşılık vermeye karar verir ve onun kapısına gider. Fakat onun hizmetçiyle olan ilişkisini anlayınca suratı düşer. Film bu üçünün oturduğu kumar masasında biter.

    Hıristiyanlığı belki de dindarlığı eleştiren sert bir film. Kendini azize olarak gören Viridiana’nın saflığı onu kurban ediyor. Herkesin iyi ve temiz olabileceğini düşünüyor. Çünkü manastırda dış dünyadan bihaber büyümüş biri Viridiana. Hatta düşkünlere yardım ederek görevini yerine getirdiğini düşünüyor. Bana İsa’yı çarmıha geren on iki havariyi hatırlatan bu fakirler, Viridiana’nın kendini Tanrı’ya adamışlığından ve saflığından yararlanıyorlar. Viridiana yaptığı iyiliklerin hiçbirinin karşılığını bulamayınca kendini dine adamaktan vazgeçip, gençliğinin ve güzelliğinin tadını çıkarmayı yeğliyor.

    Son olarak Leonardo da Vinci'nin Son Akşam Yemeği (Il Cenacolo or L’Ultima Cena) (Hz. İsa’nın çarmıha gerilmeden önceki akşam havarileriyle yediği son yemek) tablosunu ve filmden bu görüntüyü seyirciye anımsatan bir sahneyi heyecanla paylaşmak isterim. Bu harika bir ayrıntıydı ve bunu fark ettiğimde epey sevinmiştim.
     İnanç Konulu Filmler

     İnanç Konulu Filmler


    El ángel exterminador | Mahvedici Melek (1962) | Luis Buñuel | Meksika



    Zengin bir çift, bir opera dinletisinden sonra arkadaşlarını eve misafirliğe çağırırlar. Bu nazik teklife aynı nezaketle karşılık veren kişiler, eve misafirliğe gideceklerdir. Misafirler gelmeden hemen önce, yemek için her şey hazırdır. Bilinmeyen nedenlerle hizmetkârlar çeşitli bahaneler uyandırarak evi terk ederler. Evde yalnızca yemek servisi için eleman kalır. Misafirler yemeklerini yerler, eğlenirler gülerler, vaktin nasıl geçtiği anlaşılmaz. Ev sahipleri ayıp olmasın diye onlara kalmalarını teklif eder. Bir kısmı teklifi geri çevirirken bir kısmı kalmak için elbiselerini çıkarmaya başlamışlardır. Fakat garip bir etki onları duraklatır. Hiç kimse evi terk edemiyordur. Gitmek istedikleri hâlde dışarı çıkamamaktadırlar. Bunun nedeni nedir? Peki, çıkabilecekler midir?

    Filmdeki karakterleri kafa karıştırıcı bir ustalıkla kullanmış Buñuel, onun dışında filmdeki ayı ve koyunlar da çok güzel simgeleştirilmiş. Filmin sonu ise pek manidar. Buñuel film boyunca burjuva insanının ellerinden temel ihtiyaçları alındığında nasıl hayvani bir hâl aldıklarını gösterirken bir yandan da dini, daha doğrusu hareket kuvvetini tamamen amaçsızca dine adayanları eleştiriyor -bu eleştiriden kastım
    Son sahnede evden çıkabilmiş olanlar kiliseye gidip dua ederler. Onlar kiliseden çıkabilir fakat bir şey olmuştur. Bu sefer cemaatteki diğer insanlar ve papazlar kiliseden çıkamamaktadır. Dışarıda askerler kargaşa içindeki insanları kiliseden uzak tutmak için havaya ateş açmaktadırlar. Bu sırada kiliseye nereden geldiği belli olmayan 5-6 tane koyun girmektedir. Yani Tanrı'nın kurban edilmesi için gönderdiği koyunlar. İnsanlar hareket kuvvetlerini kendi başlarına kullanamazlar ve Tanrı'nın ardına sığınarak, ellerinden hiçbir şey gelmeyerek, Tanrı'dan yardım isterler
    .

    Simón del desierto | Çöl Adamı Simon (1965) | Luis Buñuel | Meksika

    4. yy'da yaşamış Aziz Simon'un hayatından izler taşıyan film, Bunuel'in güldürü anlatımıyla birleşmiştir. Bir sütunun üzerinde Tanrı'ya sonsuz inayetiyle yaşayan Simon arada onu baştan çıkarmaya çalışan şeytan ile mücadele etmektedir. Filmde anakronizm vardır. Yani geçmiş bir zamanın içinde o tarihe uymayan başka bir tarihin özelliklerini taşıyan olaylar ya da nesneler filme sokuluyor.

    La voie lactée | Saman Yolu (1969) | Luis Buñuel | Fransa-İtalya

    İspanya'daki Santiago de Compostela Katedrali, Katolik Hıristiyanların hacı olmak için gittikleri kutsal bir mekândır. Paul ve Laurent isimli iki işsiz-güçsüz kişi de Fransa'dan ta oralara (sözde) hacı olmak için yola çıkarlar. Esasında bir yol filmi niteliği taşır Saman Yolu. Onların bu yolculuğunda zaman zaman İsa Dönemi'ne ya da orta çağ dönemine doğru bir zaman kayması olur. Bu bakımdan çok başarılı bir anlatım biçimi kullanılmış diyebiliriz. O dönemlerdeki dine ya da Tanrı'nın varlığına karşı çıkanlara ya da şüpheye düşenlere ya da Katolik inancını sorgulayanlara Tanrı adına ceza verilmesi, dini inancın bir dogma olduğu, değişik mezheplerin aynı Tanrı'ya farklı biçimde inanmaları gibi pek çok hadise ve olgu gerçek üstücü bir şekilde veriliyor. Özellikle Teslis inancı üzerinde epey durulmuş. Günümüz (yani filmin çekildiği yıllar) ve eski dönemler, bütün bu dönemlerin içerisindeki insanlar çok güzel harmanlanmış (buna bildiğim kadarı ile edebiyatta olduğu gibi anakronizm deniyor). Bunuel olayları zekice ve kendini hiç belli etmeyen bir güldürüyle veriyor. İçerik bakımından çok zengin, onlarca ayrıntıya sahip bir film. Çok çarpıcı diyaloglar mevcut.


    La passion de Jeanne d'Arc | Jeanne d'Arc'ın Tutkusu (1928) | Carl Theodor Dreyer | Fransa

    Fransa'da bir sembol hâline gelmiş olan Jeanne d'Arc'ı Dreyer'in betimlemesiyle izliyoruz. Sessiz bir film. Fakat film boyunca insanların konuşmaları yerine ilahileri dinliyoruz. d'Arc, onun Fransa'yı kurtarması için Tanrı tarafından gönderildiğini söylüyor. Onu yargılayanlarsa onu şeytanın görevlendirdiğini söylüyor. Tanrı'ya imanı ve inancı sarsılmaz olan kadın, suçlamalar ve inancının sınanması karşısında zor anlar yaşıyor. İzlenmeli.

    Vredens dag | Gazap Günü (1943) | Carl Theodor Dreyer | Danimarka


    Ortaçağ'da Danimarka. Ruhban sınıfı toplumdaki en güçlü sınıflardan biri. Onların cadı olarak ilân ettikleri kişiler yakılıyor. Tanrı yerine kilise onlara ceza veriyor.
    Filmde papaz Absalon, genç bir kadınla evlidir. Absalon'un çok otoriter bir annesi vardır ve gelinini pek de sevmemektedir. Genç kadın (Anne), yaşlı pederle evli olduğundan pek mutluluk duymamaktadır. Derken pederin ilk eşinden olan oğlu Martin eve dahil olur. Bundan sonra papazların denetimi altındaki Ortaçağ'daki o toplumun gerçeklerini izleriz. Ve Dreyer sineması bizi büyüler.


    Ordet | Sözcük (1943) | Carl Theodor Dreyer | Danimarka

    Film 1925 Danimarka’sının bir köyünde Borgen ailesi üzerinde geçiyor. Morten Borgen Tanrı’ya inanan yaşlı bir adam, büyük oğlu Mikkel Borgen iyi kalpli fakat Tanrı’ya inancı olmayan bir karakter, ortancası Johannes, ilahiyat eğitimi aldıktan sonra, Tanrı düşüncesi üzerine kendini fazla verdiğinden dolayı aklını yitiren ve kendini İsa sanan bir karakter, küçük oğlu Anders genç ve komşuları terzi Petersen’in kızı Anne ile evlenmeyi isteyen bir karakter ve son olarak, Mikkel’in karısı Inger, herkesin üstüne titreyen ve ailedekilerin üzülmesini istemeyen bir karakterdir. Film Borgen ailesinin komşusu olan Peter’in, kızının, onların inançlarıyla aynı ölçüde Tanrı’ya inanmadıklarını düşündüğü için Anders'le evlenmesine izin vermemesinden sonra, inananların arasında nasıl bir inanç ayrımı olabileceği ve yine inananların Tanrı’ya tüm varlıklarıyla birlikte inanıp inanmadıkları gibi konuların üzerine gidiyor.


    Petersenlerin kendi inançdaşlarıyla yaptıkları bir toplantının bitimine yakın, Morten, Peter’in kızını onlara vermedikleri için, onların evine gidiyor. Ve aslında aynı Tanrı’ya inanan insanlar, kendilerinin farklı inanç yollarını benimsediklerini ve kendi inanç şekillerinin inanmada daha doğru bir yol olduklarını savunuyorlar. Sonuçta orak bir nokta bulamıyorlar.Morten ve Anders evden ayrılacakken Mikkel doğum yapan karısının durumunu bildirmek için orayı arıyor. Ve karısının durumunun iyiye gitmediğini söylüyor. Peter Tanrı’nın onları cezalandırdığını düşünüyor.
    Inger içeride doğum yaparken Johannes sürekli ortada dolanıp, dini ahlak dersleri veriyor. Ama kimse onu dikkate almıyor.

    Filmde Hıristiyanlıkla ilgili simgeleştirmeler var. Sahneler çok uzun ve çok etkileyici, özellikle ilk sahneyi ve doğum gecesi sahnesini çok beğendim. Ama filmin sonunu pek beğenmedim çünkü,

    Filmin sonunda Tanrı'dan ve İsa'dan gerçekten isteyerek dua edersek, isteğimiz muhakkak gerçekleşir, bunu da ölünün diriltilmesi ile abartarak göstermiş yönetmen. Bu mucize gerçekleştikten sonra, inançsız Mikkel Tanrı'ya inanmaya karar veriyor. Ayrıca doğum sahnesinde Morten'in gelini için bir türlü dua edememesi filmin ne anlatmak istediğini destekler cinsteydi.

    Nihayetinde, Tanrı'ya katıksız bir inançla bağlanmalıyız. İnanç kavramı üzerine yoğunlaşmış film. İnanmak demek sonuna kadar, aklında herhangi bir şüphe olmadan inanmak demektir. Filmin anlatmak istediği şeyi beğenmesem de klasik bir sanat eseri olduğunu yadsıyamam. Herkes izlemeli.

    Il vangelo secondo Matteo | Aziz Matta'ya Göre İncil (1964) | Pier Paolo Pasolini | İtalya


    Ünlü İtalyan yönetmen Pasolini, İncil'i kaynak alarak Hıristiyanlığı, İsa'nın doğuşundan ölümüne kadar ele alıyor. İnançsız biri olan Pasolini'den tarafsız bir gözle, İncil'de ne yazıyorsa onu temel alarak o dönemi anlatması beni şaşırttı. Meraklılarına öneririm. Müslümanlığın doğuşunu anlatan Çağrı ve Yahudiliğin doğuşunu anlatan (ismini unuttum) filmden biraz daha farklı bir film.

    Ostrov | Ada (2006) | Pavel Lungin | Rusya
     İnanç Konulu Filmler

    IMDB linki
    Anatoly, II. Dünya Savaşı sırasında Nazilerin zoruyla yanında çalıştığı amirali vurmak zorunda kalır. Gemi daha sonra Naziler tarafından patlatılır. Şans eseri Anatoly sağ kalır ve bir kilisenin bulunduğu bir adanın kıyısında pederler tarafından bulunur. Anatoly amirali vurduğu için büyük bir vicdan azabı duymaktadır. Kendini kiliseden ve papazlardan ayrı tutarak, Tanrı ile özel bir inanç ilişkisi yaşamaya başlar. Zamanla pek çok kişi tarafından bir ermiş olarak ünü yayılır. Geleceği tahmin eder, hastaları iyileştirir. Kısacası mucizeler gerçekleştirir. Tanrının ona bahşettiği bu özellik ise ancak böylesi büyük bir vicdan azabından dolayı kendini, günahlarını bağışlaması için, Tanrı’ya koşulsuz ve sınırsız bir inançla adamasından kaynaklı.

    Bu azapla yaşayan Anatoly ne yaşayabilmektedir ne de bu günahı affedilmediğinden ölebilmektedir. Yüreğine bir ağırlık oturmuştur, huzursuzdur. Peki nasıl özgür kalacaktır?

    Film harika bir görselliğe sahip, oradaki soğuğu iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Çok güzel doğa manzaraları da mevcut. Filmin anlattıkları da çok anlamlı her ne kadar kendi düşüncelerimle bağdaştıramasam da. Özellikle Tanrı'ya koşulsuz bir itikadı olan Anatoly'nin pederlere ve inancı bir kalıba sokan kiliseye tavrı epey sert. Diğer pederlerle beraber Tanrı'ya dua ederken onun belirlenen yönden başka bir yöne bakarak dua etmesi hoşuma gitti

    Agora (2009) | Alejandro Amenábar | İspanya


    Roma İmparatorluğunun özgür düşünce ortamı, Hıristiyanlığın orada güçlenmeye başlamasıyla beraber gücünü yitirmektedir. Hypatia o dönemde yaşamış bir matematikçi ve filozoftur. Felsefenin ve bilginin ışığında hayatına ve düşüncelerine yön veren biridir. Herkese eşit davranan Hypatia, güçlenen Hıristiyanlık ve bağnazlığın karşısında düşüncelerinde diretmekte tereddüt etmeyecektir. Amenabar sevdiğim bir yönetmendir. Yönetmenin en iyi filmi diyemeyiz belki ancak o dönemin gerçeklerini çok başarılı yansıtmıştır. İzleyin derim.

    The Man from Earth | Dünyalı (2007) | Richard Schenkman | Amerika

    Tarih profesörü olan John Oldman bulunduğu yerdeki görevinden istifa eder ve oradan taşınmaya hazırlanmaktadır. Meslektaşları onu son kez ziyaret ederler. Filmin geri kalanında içinde inanç tartışmaları ve konuşmalarının olacağı entelektüel tartışmalara girerler.

    Dekalog | On Emir (1990 | 1989) | Krzysztof Kieslowski | Polonya


    Polonyalı yönetmen Kieslowski'nin en önemli yapıtlarından biri Dekalog'tur. Dekalog'un Türkçe karşılığı On Emir'dir. Adından da anlaşılacağı üzere Kutsal Kitap'ta yer alan Tanrı'nın on buyruğunu işler Kieslowski filmlerinde. Yönetmenin neye inanıp neye inanmadığı beni ilgilendirmez. Fakat inancı filmlerinde nasıl işlediği beni elbette ki ilgilendirir. Yönetmen bu seride On Emir'i çağımız insanının hayatına uyarlayarak anlatmıştır. Üstelik filmler din düzlemi üzerinde ilerlemez. Kutsal iradeden ziyade bireyin kendi öz iradesinin onun ahlâkına nasıl yön verdiğini gösterir Kieslowski. Bu yönüyle çağımız insanının hayatlarını kendi ahlâki kurallarının belirlediğini görürüz. Gerçekte de böyledir, bizi geri dönülmez yollara sokan seçimlerimiz, iyi ve kötüye, doğruya ve yanlışa bakış açımızdır. Kieslowski On Emir'i yalnızca isimleriyle almış ve onları insanların hayatlarına ahlâki değerleri belirlemede bir etken olarak göstermiştir. Ne var ki yönetmen asla ahlâk dersi vermeye kalkmaz, kimsenin inancını sorgulamaz. Kieslowski'nin bu serisini inançla yalnızca başlıklar itibarıyla ilişkilendirebiliriz, yönetmen filmlerine kader etkenini her zaman kullanır ancak filmlerinde inanç konusunu alenen işlediğini görmedim.

    Dekalog 1 / Dekalog, Jeden (1989)
    “Senin Rabbin benim, benden başka Rabbin yoktur.”

    http://www.imdb.com/title/tt0094982/

    Kieslowski'nin Dekalog serisine büyük bir heyecanla başlamıştım. İlk bölümden çok ustaca bir film izleyeceğimi düşünüyordum. Fakat ilk bölüm benim için hayal kırıklığı yaratmıştı, yine de başarılı bir yönetmenliğin de tadını çıkarmıştım. Hayal kırıklığına uğratmasının sebebi, inançsız insanları hiçe saymasıydı. İnanmak zorunda olduğumuzu, yüzeysel bir aktarımla yapmasıydı. Fakat yönetmenin dar görüşlü bir insan olduğunu da sanmıyorum.
    Babasıyla birlikte yaşayan Pawel'in kısa hikayesini izliyoruz ilk bölümde. Baba maddeci, Tanrı'ya inanmıyor. Babanın kız kardeşi ona inançsız olduğu için kızıyor ve on yaşındaki Pawel'e babasının bu yaptığının yanlış bir şey olduğunu aşılıyor. Baba yalnızca bilime güveniyor, kaderi ya da Tanrı'yı geleceği düşünürken hesaplarının içine katmıyor. Filmin temasını oluşturan düşünce yerine gelecek elbet, bu yüzden mürekkep şişesi düşüyor, mürekkep akıyor. Bilimin hesaplamaları hiç ediliyor. Ve inanca doğru zorunlu bir yolculuk başlıyor. Pawel'in inançsız babasının adının Krzysztof (yönetmenin de adı) olması ayrıca güzeldir (7.5/10)

    Dekalog 2 / Dekalog, Dwa (1990)
    “Tanrı’nın ismini boş yere ağzına almayacaksın.”

    http://www.imdb.com/title/tt0094984/

    Bu bölüm güzeldi. Kieslowski'nin filmlerinde karakterleri, karakterlerin arasındaki ilişkileri aşamalı olarak işlediğini görürüz. Bu yüzden ilkin "Noluyo lan" desek de, zamanla filmin öyküsünü yerleşmiş oluruz fark etmeden.
    Filmde genç bir kadın, ölüm tehlikesiyle karşı karşıya olan kocasının durumunu, onun hekiminden ısrarla öğrenmek istemektedir. Hekim onun yaşayıp yaşayamayacağını söyleyemez. Kadının ısrarının nedeni, gerçekten kocasının durumunu merak etmesi midir, yoksa işin altında başka olaylar mı vardır? Merak içinde, kadere etki etmek istemeyen doktor ile kadının soğuk iletişimine tanık oluruz. (7.5/10)

    Dekalog 3 / Dekalog, Trzy (1990)
    “Şabat gününü hatırla ve onun kutsallığını kolla.”

    http://www.imdb.com/title/tt0094985/

    Karamsar, kasvetli bir film. Noel akşamıdır, fakat bu eğlenme akşamında eğlenemeyen insanları izleriz. Taksi şöforü olan Janusz, bir dostu olan Ewa'nın onun kocasının kaybolduğunu söylemesi üzerine onu aramaya çıkmalarını izleriz. Ewa'nın kocası gariptir ki hiçbir yerde değildir, onu ararlarken bazı gerçeklerin açığa çıkmasına da tanık oluruz. Zaman ilerler, Şabat günü sona ermektedir. (7.5/10)

    Dekalog 4 / Dekalog, Cztery (1990)
    “Anne ve babana saygılı davranacaksın.”

    http://www.imdb.com/title/tt0094986/

    Dekalogların en ağırı, en vurucusu, en etkileyicisi. Anka ve babası, onun annesinin ölümünden beri birlikte yaşamaktadırlar. Birbirleriyle çok iyi anlaşmaktadırlar. Bir mektup vardır. Üzerinde ben öldükten sonra aç yazmaktadır. Mektup açılmalıdır. Pandora'nın kutusu misali kötülükler çıkacak ve düzenli hayatı yerle bir mi edecektir. Belli ki düzenli gerçekler yerlerinden sökülecektir. (9/10)

    Dekalog 5 / Dekalog, Piec (1990)
    “Öldürmeyeceksin.”
    (25 dakika eklenmiş hâli Krótki film o zabijaniu/Öldürme Üzerine Kısa Bir Film'dir.)

    http://www.imdb.com/title/tt0094987/

    Öldürmeyeceksin işlenir bu filmde. Bölümün adından da anlaşılacağı üzere bir cinayet olacaktır. Biz cinayet öncesi ve sonrasını izleriniz. Peki bir tane mi cinayet işlenmektedir aslında? Filmin havası gördüğüm en karamsar hava. Resmen bunalıma girdim. (8/10)

    Dekalog 6 / Dekalog, Szesc (1990)
    “Zina yapmayacaksın\ Eşini aldatmayacaksın.”
    (25 dakika eklenmiş hâli Krótki film o milosci/Aşk Üzerine Kısa Bir Film'dir.)

    http://www.imdb.com/title/tt0094988/

    Postanede çalışan, kendi hâlinde bir hayat süren Tomek karşı apartmandaki Magda'yı gözlemektedir. Tanımadığı kadına aşık olmuştur. Filmde aşkın insanlar üzerindeki farklı yansıyışlarına tanık oluruz. Hayal kırıklıklarıyla dolu insanlardır aslında izlediklerimiz. (7.5/10)

    Dekalog 7 / Dekalog, Siedem (1990)
    “Çalmayacaksin.”

    http://www.imdb.com/title/tt0094989/


    Çalmayacaksın emrine karşılık sıradan bir hırsızlık hikayesi izleyeceğinizi sanmayın. Genç bir anne ve onun kızı ama ona annelik yapan onu gerçek annesinden çalan da küçük kızın anneannesidir. Sahiplenilmesi gereken şey bir eşya değil bir insandır. Dünyadaki en büyük hırsızlık bir anneyle kızının arasındaki sevgiyi çalmaktır herhalde. (8/10)

    Dekalog 8 / Dekalog, Osiem (1990)
    “Yalan yere şahitlik yapmayacaksın.”

    http://www.imdb.com/title/tt0094990/

    Kieslowski'nin bu kısa filmler arasındaki ustalık eseri bu film olsa gerek. Zofia, üniversitede Etik dersi veren bir hocadır. Elzbieta da onun dersine katılmak isteyen Polonya kökenli Amerikalı bir araştırmacıdır. Zofia gençlere ahlakın ne olduğunu anlatarak onlara kendilerini tanıma imkanı vermektedir. Ya onun geçmişindeki, onun ahlakını sarsıcı bir olay gün ışığına çıkarsa, onunla yeniden yüzleşmeye hazır olacak mıdır? Bu kez insan içindeki iyiliği göstermek zorundadır hem de din ne derse desin. (8.5/10)

    Dekalog 9 / Dekalog, Dziewiec (1990)
    “Komşunun karısına göz dikmeyeceksin.”

    http://www.imdb.com/title/tt0094991/

    Roman iktidarsızlık sorunu olduğunu öğrenir. Bunu karısı Hanka'ya söylemeye çekinir. Söyledikten sonra bile karısı aralarındaki aşkın cinsellikten öte olduğunu söyler ve onu asla terk etmeyeceğini belirtir. (9/10)

    Dekalog 10 / Dekalog, Dziesiec (1989)
    “Komşunun malına göz dikmeyeceksin.”

    http://www.imdb.com/title/tt0094983/

    Bu bölümde güzeldi. Birbirine zıt karaktere sahip iki kardeş babaları öldükten sonra bir araya gelirler. Babalarından onlara borçlarından başka pek bir şey kalmamıştır. Bir de babalarının hayatını harcadığı bir pul koleksiyonu vardır. Ancak çocuklar koleksiyonun değerini tahmin edememişlerdir. (8.5/10)

    Biraz da tam olarak inançla bağlantısı olmayan ama inanç öğelerinin içinde yer aldığı filmleri paylaşayım.

    Breaking the Waves | Dalgaları Aşmak (1996) | Lars von Trier | Danimarka

    Birçok kişi tarafından Trier'in başyapıtı olarak kabul edilmektedir. Filmde tutkulu ve hasta bir aşk anlatılır. Emily Watson'ın harika bir oyunculuk sergilediği filmde saf bir karakter olan Bess'in katolik çevresi tarafından dışlanması gösterilir ve zor zamanlarında Bess Tanrı ile konuşmaktadır.

    Püha Tõnu kiusamine | Aziz Tony'nin Günahı (2009) | Veiko Õunpuu | Estonya


    Günümüz dünyası ahlâktan, iyilikten, vicdandan sürülmüştür. Böylesi bir dünyada masum olan Tony'nin günahı da herhalde masum kalmasıdır. Fakat Tony iyiliği bulmaya doğru bir yolculuğa çıkar. Umudunu yitiren Tony filmin bir bölümünde içindeki din adamıyla bir konuşma yapacaktır.

    A torinói ló | Torino Atı (2011) | Béla Tarr | Macaristan

    Konunun sürpriz filmi Herkes farklı yorumlayabilir fakat ben Nietzsche de işin içinde olduğundan, insanoğlunun kafasında yarattığı Tanrı'yı öldürmesi sonucu varlıklarının bir amacının kalmadığını fark etmeleri ve dünyanın bir kaosa sürüklenmesi olarak yorumladım.

    Çok şey yazdım. Arada hatalar yaptıysam şimdiden affola. İzlemek isteyenlere de iyi seyirler dilerim. Okuyana da okumayana da teşekkürler.



    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Meursault. -- 5 Şubat 2013; 17:07:23 >



    _____________________________
    İzlediğim En İyi Filmler Listem
    "Yalnızım, boğulacak kadar yalnız, hasta bir köpek kadar yalnız..."
    Michelangelo Antonioni




  • İzleyipte beğenmediğim film yok listede. Sanırım farkında olmadan bu tür filmleri seviyorum Önerilerin için sağol.

    Google'dan araştırdığımda listede olmayan filmler (bunları izlemedim) :

    -Andrei Rublev
    -Babettes gæstebud
    -The Flowers of St. Francis
    -Francesco
    -Il vangelo secondo Matteo
    -La vie et la passion de Jésus Christ
    -A Man for All Seasons
    -The Mission 1986
    -Monsieur Vincent
    -Offret (1986)
    -Thérèse (1986)
    _____________________________
  • quote:

    Orijinalden alıntı: Casco!

    İzleyipte beğenmediğim film yok listede. Sanırım farkında olmadan bu tür filmleri seviyorum Önerilerin için sağol.

    Google'dan araştırdığımda listede olmayan filmler (bunları izlemedim) :

    -Andrei Rublev
    -Babettes gæstebud
    -The Flowers of St. Francis
    -Francesco
    -Il vangelo secondo Matteo
    -La vie et la passion de Jésus Christ
    -A Man for All Seasons
    -The Mission 1986
    -Monsieur Vincent
    -Offret (1986)
    -Thérèse (1986)



    Önemli değil Gerçekten insan bu konuyu işleyen filmleri seviyor, bir de ufuk açıcı olabiliyor bu tarz filmler. Dekalog serisine de bak derim, böyle sakin kafayla izleyip, mutlu olmacalı filmler, yönetmen dine filan da bulamamış esasında, insan ilişkilerini açıklamaya yönelik filmler.

    Nette ben de araştırmış ve pek sağlıklı sonuç elde edememiştim, sen bayağı bir film bulmuşsun. Babettes gæstebud izlenecekler listemdeydi. Thérèse'yi de alayım listeye güzele benziyor, sağ olasın Yalnız Il vangelo secondo Matteo listede vardı, gözünden kaçtı herhalde

    Bu arada o kadar da emek harcadım yazdım ha, alıntı bile yapmadım, kimsenin ilgisini çekmemiş herhalde, ben de hiçbir şey yazmadan imdb linkini yapıştırıp, izlemezseniz çok şey kaybedersiniz filan mı yazsam n'apsam
    _____________________________
    İzlediğim En İyi Filmler Listem
    "Yalnızım, boğulacak kadar yalnız, hasta bir köpek kadar yalnız..."
    Michelangelo Antonioni




  • quote:

    Orijinalden alıntı: diminishedtriad

    quote:

    Orijinalden alıntı: Casco

    -Andrei Rublev
    -Babettes gæstebud
    -The Flowers of St. Francis
    -Francesco
    -Il vangelo secondo Matteo
    -La vie et la passion de Jésus Christ
    -A Man for All Seasons
    -The Mission 1986
    -Monsieur Vincent
    -Offret (1986)
    -Thérèse (1986)



    Önemli değil Gerçekten insan bu konuyu işleyen filmleri seviyor, bir de ufuk açıcı olabiliyor bu tarz filmler. Dekalog serisine de bak derim, böyle sakin kafayla izleyip, mutlu olmacalı filmler, yönetmen dine filan da bulamamış esasında, insan ilişkilerini açıklamaya yönelik filmler.

    Nette ben de araştırmış ve pek sağlıklı sonuç elde edememiştim, sen bayağı bir film bulmuşsun. Babettes gæstebud izlenecekler listemdeydi. Thérèse'yi de alayım listeye güzele benziyor, sağ olasın Yalnız Il vangelo secondo Matteo listede vardı, gözünden kaçtı herhalde

    Bu arada o kadar da emek harcadım yazdım ha, alıntı bile yapmadım, kimsenin ilgisini çekmemiş herhalde, ben de hiçbir şey yazmadan imdb linkini yapıştırıp, izlemezseniz çok şey kaybedersiniz filan mı yazsam n'apsam

    Il vangelo secondo Matteo gözümden kaçmış.
    Dekalog serisi bayadan beri aklımda daha renk üçlemesinide izlemedim.
    Forumun ilgisini çekmek istiyosan başlığı aksiyon film önerileri diye değiştir. Jason Statham filmlerini ekle süper konu olmuş kardeş ellerine sağlık derler
    Benim anlamadığım şu hep aynı tarz konulara milyon tane mesaj atarlar şöyle güzel farklı konulara kimse cevap bile vermez. En azından bir şans verin. Benim arkadaşlarım Hollywood harici film izlemiyolar. Dedim artık sıkılmadın mı hadi avrupa sinemasından film açıyım izleyelim dedim. Tamam kabul etti ama şarta gel adamlar ingilizce konuşsun Ben nedimya Yani insanlar o kadar önyargılı ki bu konulara mesaj gelmemesi gayet normal. Gerçi izlediklerinde de beğeniceğini zannetmiyorum bu zihniyetteki insanların.
    _____________________________




  • Listeme aldım filmleri.Elimden geldiğince her filmi izlemeye çalışıyorum.Eline sağlık,teşekkür ederim.
    _____________________________
  • Bir çoğunu izledim, diğerleride sırasını bekliyor arşivde.
    _____________________________
  • quote:

    Orijinalden alıntı: Casco!

    Il vangelo secondo Matteo gözümden kaçmış.
    Dekalog serisi bayadan beri aklımda daha renk üçlemesinide izlemedim.
    Forumun ilgisini çekmek istiyosan başlığı aksiyon film önerileri diye değiştir. Jason Statham filmlerini ekle süper konu olmuş kardeş ellerine sağlık derler
    Benim anlamadığım şu hep aynı tarz konulara milyon tane mesaj atarlar şöyle güzel farklı konulara kimse cevap bile vermez. En azından bir şans verin. Benim arkadaşlarım Hollywood harici film izlemiyolar. Dedim artık sıkılmadın mı hadi avrupa sinemasından film açıyım izleyelim dedim. Tamam kabul etti ama şarta gel adamlar ingilizce konuşsun Ben nedimya Yani insanlar o kadar önyargılı ki bu konulara mesaj gelmemesi gayet normal. Gerçi izlediklerinde de beğeniceğini zannetmiyorum bu zihniyetteki insanların.

    Daha vakit çok izlersin bütün Kieslowski filmlerini Benim izlemediğim üç tane kaldı galiba.
    Doğru öyle konulara cevap yığılıyor Tabii böyle istisna konulara cevap beklemek de benim hatam, bu tarz filmlere de ilgi gösterilsin diye bir çabam var, gerçi karşılıksız kalmadığı da oldu. Herkes de izlemek zorunda değil fakat hep aynı şeyleri izlemekten de sıkılır insan.
    Bizim ev arkadaşlarına ben Süt filmini izletmiştim Demedikleri şey kalmadı, bir daha da bana film seçtirmediler. İşin kötü yanı Süt filmini ben de beğenmemiştim Böyle girişimlerim de sürmüştü, Vavien, Fasulye, Masumiyet gibi filmleri izlettim sonuç yine hüsran, hatta La meglio gioventù filmini izletecektim evden kovulma pahasına ama kısmet olmadı
    _____________________________
    İzlediğim En İyi Filmler Listem
    "Yalnızım, boğulacak kadar yalnız, hasta bir köpek kadar yalnız..."
    Michelangelo Antonioni




  • Yapay Zeka’dan İlgili Konular
    Daha Fazla Göster
  • @Zooteknist_ Önemli değil, umarım beğenirsiniz filmleri, iyi seyirler

    @Mat35 Siz bu konuda benden daha deneyimlisinizdir, ama umarım yararım da dokunuyordur, size de iyi seyirler
    _____________________________
    İzlediğim En İyi Filmler Listem
    "Yalnızım, boğulacak kadar yalnız, hasta bir köpek kadar yalnız..."
    Michelangelo Antonioni
  • quote:

    Orijinalden alıntı: diminishedtriad

    @Zooteknist_ Önemli değil, umarım beğenirsiniz filmleri, iyi seyirler

    @Mat35 Siz bu konuda benden daha deneyimlisinizdir, ama umarım yararım da dokunuyordur, size de iyi seyirler

    Olmaz mı, bizim herkese saygımız vardır, yolda gördüğümüz minicik çocuğun bile düşüncesini ciddiye alırız herkesin söyleyeceği bir yararlı fikri vardır.
    Gözümüzden kaçan yada arşivimizde durupda unuttuğumuz oluyor bu gibi forumlar sayesinde anımsatıyorsunuz çok teşekkürler.
    _____________________________




  • quote:

    Orijinalden alıntı: Mat35

    Olmaz mı, bizim herkese saygımız vardır, yolda gördüğümüz minicik çocuğun bile düşüncesini ciddiye alırız herkesin söyleyeceği bir yararlı fikri vardır.
    Gözümüzden kaçan yada arşivimizde durupda unuttuğumuz oluyor bu gibi forumlar sayesinde anımsatıyorsunuz çok teşekkürler.

    Önemli değil, güzel düşünceleriniz için ayrıca ben teşekkür ederim, dediklerinize katılıyorum.
    _____________________________
    İzlediğim En İyi Filmler Listem
    "Yalnızım, boğulacak kadar yalnız, hasta bir köpek kadar yalnız..."
    Michelangelo Antonioni
  • Ek olarak aklıma gelenlerden :











    Bonus :



    Konu güzel, aklıma geldikçe eklerim ve bayram tatilinde Dekalog'u izlemeyi düşünüyorum.

    Güzel liste paylaşım için sağol yine diminis

    ek olarak : Avatar mı Lotr mu daha çok ilgi toplamış
    _____________________________




  • @diminishedtriad Üstad, yazdığın filmlerden sadece dördünü izlemişim
    Ordet'i neredeyse tamamen anlatmışsın Okuyanın filmi izlemesine gerek bile kalmayabilir
    Bayağı uğraşmışsın, eline sağlık
    _____________________________

    We Know The Truth, Cause We Told The Lies
  • @synchro Werckmeister harmóniák filmini ekleyecektim ama vazgeçmiştim, senin eklemen güzel oldu. Mr. Lonely'yi burada da görüyorum, yakın zamanda izlemek farz oldu Sağ olasın eklemeler için. Dekalog bayram şekeri gibi gider izlemesi keyifli filmler Son olarak da Lotr da Avatar da çocuğum gibi ayırım yapamam

    @DaRKN' geri kalanı da izlersin, özellikle Viridiana ve El ángel exterminador mükemmeldir, sen Nazarin'le başlamıştın galiba Bunuel'e. Bu filmler yönetmenin ustalık eseridir.
    Doğru dedin biraz ayrıntıya girmişim (keyif zevkini azaltıcı bilgi yok yalnız onu da diyeyim) Ordet'i yazarken, ama kendimi tutamamıştım Aslında izleyecek olanlar için bir sakınca olmaz ama ben yine de spoiler içine aldım bir kısmını şimdi. Sağ olasın


    Unutmuşum bu arada. Dizi severler de var ise ve izleyecek dizi bulamıyorlarsa onlar için harika bir seçenek Trier'den geliyor;
    Riget I | Kraliyet I (1994) | Lars von Trier | Danimarka


    Riget II | Kraliyet II (1997) | Lars von Trier | Danimarka


    İçinde dini unsurları da barındırıyor bu iki sezon sekiz bölümlük seri. Mizah, fantastik, korku, gerilim öğeleri içeriyor. Bir hastanede geçiyor. Sağlamdır.
    _____________________________
    İzlediğim En İyi Filmler Listem
    "Yalnızım, boğulacak kadar yalnız, hasta bir köpek kadar yalnız..."
    Michelangelo Antonioni




  • quote:

    Orijinalden alıntı: diminishedtriad

    Daha vakit çok izlersin bütün Kieslowski filmlerini Benim izlemediğim üç tane kaldı galiba.
    Doğru öyle konulara cevap yığılıyor Tabii böyle istisna konulara cevap beklemek de benim hatam, bu tarz filmlere de ilgi gösterilsin diye bir çabam var, gerçi karşılıksız kalmadığı da oldu. Herkes de izlemek zorunda değil fakat hep aynı şeyleri izlemekten de sıkılır insan.
    Bizim ev arkadaşlarına ben Süt filmini izletmiştim Demedikleri şey kalmadı, bir daha da bana film seçtirmediler. İşin kötü yanı Süt filmini ben de beğenmemiştim Böyle girişimlerim de sürmüştü, Vavien, Fasulye, Masumiyet gibi filmleri izlettim sonuç yine hüsran, hatta La meglio gioventù filmini izletecektim evden kovulma pahasına ama kısmet olmadı

    La meglio gioventù süresini söylemeden izlet bakalım ne olucak

    Bu arada Werckmeister harmóniák filmini nasıl unuturum anlamış değilim
    _____________________________




  • Herhalde izletmeye kalsam, 'Bu adam 20 yaşındayken başladı film, uyudum uyandım adam 60 yaşında ve film hâlâ sona ermemiş'gibi bir tepkiyle karşılaşabilirim herhalde

    Werckmeister harmóniák filmini ben de koyacaktım ama herkesin o filmi inançla bütünleştirmeyebilir, farklı anlamlar yüklenebilir diye koymamıştım.
    _____________________________
    İzlediğim En İyi Filmler Listem
    "Yalnızım, boğulacak kadar yalnız, hasta bir köpek kadar yalnız..."
    Michelangelo Antonioni
  • bunlar nasıl bir inanç ki
    _____________________________

    II. Mehmed
    Fatih Sultan Mehmed Hân

    "Ya İstanbul beni alır, ya ben İstanbul’u."
    v



  • < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi The Legion -- 22 Ekim 2012; 11:41:18 >
    _____________________________
  • _____________________________
  • çok iyi bir konu eline sağlık.Bayram için iyi oldu.
    _____________________________

    XBOX LİVE İD :ekotim
  • Devamı da gelecek pek yakında
    _____________________________
    İzlediğim En İyi Filmler Listem
    "Yalnızım, boğulacak kadar yalnız, hasta bir köpek kadar yalnız..."
    Michelangelo Antonioni
  • 
Sayfa: 12
Sayfaya Git
Git
sonraki
- x
Bildirim
mesajınız kopyalandı (ctrl+v) yapıştırmak istediğiniz yere yapıştırabilirsiniz.