- x
    Bunlarla Giriş Yapın: Facebook Google+ Twitter DH Giriş:
    ?
  • Hatırla
  • Yeni Kayıt
Göktürk Yazıtları
67 Cevap310734 Görüntüleme6 Favori
Bu konudaki kullanıcılar:
  Seçkin Yorumlar Linkli Mesajlar Yazdır
Sayfa: [1]      >>
Arama Terimi: Yazarı:
Konu içi arama ayarları
Sadece Arananın bulduğu yerler
Arama terimleri En önemli Üst minimum sıralama: /1000

Arama tercihlerinizi belirlediyseniz yukarıdaki kutuya arama terimini yazıp "Konu içi ara" butonuna tıklayınız.
Giriş
Mesaj


5463 Mesaj
11 Aralık 2005; 13:14:33 

Göktürk yazıtları üç taştan oluşur: Tonyukuk anıtı 716, Köl Tigin (Kültigin) anıtı 732, Bilge Kağan anıtı 735 yılında dikilmiştir. Köl Tigin yazıtı, Bilge Kağan'ın ağzından yazılmıştır. Kültigin, Bilge Kağan'ın kardeşi, buyrukçu ihtiyar Tonyukuk ise veziridir. Anıtların olduğu yerde yalnızca dikilitaşlar değil, yüzlerce heykel, balbal, şehir harabeleri, taş yollar, su kanalları, koç ve kaplumbağa heykelleri, sunak taşları bulunmuştur.

0

0


Kültigin Anıtı:
3,35 metre yükseklikte, kireçtaşından yapılmış ve dört cephelidir. Doğu-batı cephelerinin genişliği aşağıda 132, yukarıda 122 santimetredir. Kuzey-güney cepheleri de aşağıda 46, yukarıda 44 santimetredir. Üst kısım kemer şeklinde ve yukarıda beş kenarlı olarak bitmektedir. Anıttaki satırların uzunluğu 235 santimetredir. Yazıtın doğu yüzünde 40; güney ve kuzey yüzlerinde 13'er satır Göktürk harfli Türkçe metin vardır. Batı yüzünde ise, devrin Tang İmparatoru'nun Köl Tigin'in ölümü dolayısıyla gönderdiği Çince mesajına yer verilmiştir. Batı yüzde Çince yazılar dışında yazıta sonradan eklenmiş Göktürk harfli iki satır bulunmaktadır. Yazıtın kuzeydoğu, güneydoğu, güneybatı yüzlerinde de (pahlarda) Göktürk harfli Türkçe metinler mevcuttur. Kültigin yazıtında Göktürk tarihine ait olaylar, Bilge Kağan'ın ağzından nakledilerek birlik, bütünlük mesajı verilir. Yazıtın doğu, kuzey ve güney yüzlerinin yazıcısı, Yollug Tigin, batı yüzünün yazıcısı ise, Tang İmparatoru Hiuan Tsong'ın yeğeni Çang Sengün'dür. Köl Tigin yazıtının doğu yüzünde, bütün Türk boylarının ortak damgası olduğu sanılan dağ keçisi damgasına; doğuya ve batıya bakan "tepelik" kısımlarında ise, kurttan süt emen çocuk tasvirlerine yer verilmiştir. Yazıt, geçen yaklaşık 1300 yıllık süreç içinde önemli ölçüde tahrip olmuştur. Zira yazıtın doğu ile kuzey yüzlerini birleştiren kısım yıldırım düşmesi sonucunda parçalanmıştır. Orijinalinde kaplumbağa kaide üzerinde bulunan yazıt, bu kaidenin de parçalanması üzerine 1911 yılında, sunak taşından kesilen granit bir blok üzerine oturtulmuştur.

Bilge kağan Anıtı:
Kültigin Anıtının bir kilometre uzağındadır. 734 yılında ölen Bilge Kağan adına oğlu Tenri Kağan tarafından yaptırılan bu anıt 735 yılında dikilmiştir. Yazıtta Bilge Kağan'ın ağzından devletin nasıl büyüdüğü anlatılmakta ve Kültigin'in ölümünden sonraki olaylar ilave edilmektedir. Ayrıca kağanın konuşmasından başka yeğeni Yuluğ Tigin'in kayıtları da yer almaktadır. Yaklaşık 3,75 metre yüksekliğinde olan yazıt, dört cephelidir. Yazıtın doğu yüzünde 41, kuzey ve güney yüzlerinde 15'er satır Göktürk harfli Türkçe metin bulunmaktadır. Batı yüzünde ise, (Köl Tigin yazıtında olduğu gibi), Çince bir metne yer verilmiştir. Batı yüzün tepelik kısmının ortalarına da Göktürk harfli Türkçe manzum metin yazılmıştır. Yazıtın güneydoğu, güneybatı ve batı yüzlerinde de (pahlarda) Göktürk harfli Türkçe küçük metinler bulunmaktadır. Yazıtta olayları nakleden, öğütler veren Bilge Kağan'dır. Yazıta Köl Tigin'in ölümünden sonraki olaylar da ilave edilmiştir.

Tonyukuk Anıtı:Tonyukuk anıtı dört cepheli iki dikilitaş halindedir. Yazılar, diğer taşlara göre daha silik durumdadır. Tonyukuk, Bilge Kağan'ın babası İlteriş Kağan'ın amcası Kapgan Kağan'ın ve Bilge Kağan'ın baş bilicisi yani başveziri idi. Bu anıtı ihtiyarlık devrinde kendisi diktirmiştir ve yazılar da kendisine aittir. Taşlarda Göktürklerin Çin esaretinden nasıl kurtulduğu, kurtuluş savaşının nasıl yapıldığı ve Tonyukuk'un neler yaptığı anlatılır. Birinci yazıt, 243 cm; ikinci yazıt ise, 217 cm yüksekliğindedir. Birinci yazıtta 35, ikinci yazıtta 27 satır Göktürk harfli Türkçe metin bulunmaktadır.


_____________________________

İmzanız kural dışıdır! || Uymanız gereken imza kurallarını okumak için tıklayınız.


5463 Mesaj
11 Aralık 2005; 13:19:14 

AŞAĞIDAKİ METİNLERDEKİ KELİMELER GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİNE ÇEVRİLMİŞTİR, ANCAK CÜMLE YAPISI BÜYÜK ÖLÇÜDE KORUNMUŞTUR, BU NEDENLE CÜMLELER GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİNE GÖRE TUHAFIMIZA GİDEBİLİR.

METİNDE "......" İLE GÖSTERİLEN KISIMLAR TAHRİP OLMUŞ VE OKUNAMAYAN KISIMLARDIR.

BİLGE KAĞAN YAZITI

Doğu Yüzü:

Tanrı gibi Tanrı yaratmış Türk Bilge Kağanı, sözüm: Babam Türk Bilge Kağanı ... Sir, Dokuz Oğuz, İki Ediz çadırlı beyleri, milleti ... Türk tanrısı ... üzerinde kagan oturdum. Oturduğumda ölecek gibi düşünen Türk beyleri, milleti memnun olup sevinip, yere dikilmiş gözü yukarı baktı. Bu zamanda kendim oturup bunca ağır töreyi dört taraftaki ... dim. Üstte mavi gök, altta yağız yer kılındıkta, ikisi arasında insan oğlu kılınmış. İnsan oğlunun üzerine ecdadım Bumın Kağan, İstemi Kağan oturmuş. Oturarak Türk milletinin ilini, töresini tutu vermiş, düzene soku vermiş. Dört taraf hep düşman imiş. Ordu sevk ederek dört taraftaki milleti hep almış, hep tâbi kılmış. Başlıya baş eğdirmiş, dizliye dik çöktürmüş. Doğuda Kadırkan ormanına kadar, batıda Demir Kapıya kadar kondurmuş. İkisi arasında pek teşkilâtsız Gök Türk'ü düzene sokarak öylece oturuyormuş. Bilgili kağan imiş, cesur kağan imiş. Buyruku bilgili imiş tabiî, Cesur imiş tabiî. Beyleri de milleti de doğru imiş. Onun için ili öylece tutmuş tabiî. İli tutup töreyi düzenlemiş. Kendisi öylece vefât etmiş. Yasçı, ağlayıcı, doğuda gün doğusundan Bökli Çöllü halk, Çin, Tibet, Avar, Bizans, Kırgız, Üç Kurıkan, Otuz Tatar, Kıtay, Tatabı, bunca millet gelip ağlamış, yas tutmuş. Öyle ünlü kağan imiş. Ondan sonra küçük kardeşi kağan olmuş tabiî, oğulları kağan olmuş tabiî. Ondan sonra küçük kardeşi büyük kardeşi gibi kılınmamış olacak, oğlu babası gibi kılınmamış olacak. Bilgisiz kağan oturmuştur, kötü kağan oturmuştur. Buyruku da bilgisizmiş tabiî, kötü imiş tabiî. Beyleri, milleti ahenksiz olduğu için, aldatıcı olduğu için, Çin milleti hilekâr ve sahtekâr olduğu için, küçük kardeş ve büyük kardeşi birbirine düşürdüğü için, bey ve milleti karşılıklı çekiştirttiği için, Türk milleti il yaptığı ilini elden çıkarmış, kağan yaptığı kağanını kaybedivermiş. Çin milletine beylik erkek evlâdını kul kıldı, hanımlık kız evlâdını cariye kıldı. Türk beyler Türk adını bıraktı. Çinli beyler Çin adını tutarak, Çin kağanına itaat etmiş. Elli yıl işi gücü vermiş. Doğuda gün doğusunda Bökli kağana kadar ordu sevk edi vermiş. Batıda Demir Kapıya ordu sevk edi vermiş. Çin kağanına ilini, töresini alı vermiş. Türk halk kitlesi şöyle demiş: İlli millet idim, ilim şimdi hani, kime ili kazanıyorum der imiş. Kağanlı millet idim, kağanım hani, ne kağana işi, gücü veriyorum der imiş. Öyle diyip Çin kağanına düşman olmuş. Düşman olup, kendisini tanzim ve tertip edemediğinden, yine tâbi olmuş. Bunca işi, gücü vermediğini düşünmeden, Türk milletini öldüreyim, kökünü kurutayım der imiş. Yok olmaya gidiyormuş. Yukarıda Türk Tanrısı, mukaddes yeri, suyu öyle tanzim etmiştir. Türk milleti yok olmasın diye, millet olsun diye, babam İltiriş kağanı, annem İlbilge Hatun'u göğün tepesinden tutup yukarı kaldırmıştır. Babam kağan on yedi erle dışarı çıkmış. Dışarı yürüyor diye ses işitip şehirdeki dağa çıkmış, dağdaki inmiş. Toplanıp yetmiş er olmuş. Tanrı kuvvet verdiği için, babam kağanın askeri kurt gibi imiş, düşmanı koyun gibi imiş. Doğuya batıya asker sevk edip toplamış, yığmış. Hepsi yedi yüz er olmuş. Yedi yüz er olup ilsizleşmiş, kağansızlaşmış milleti, cariye olmuş, kul olmuş milleti, Türk töresini bırakmış milleti, ecdadımın töresince yaratmış, yetiştirmiş. Tölis, Tarduş milletini orda tanzim etmiş. Yabguyu, şadı orda vermiş. Güneyde Çin milleti düşman imiş. Kuzeyde Baz Kağan, Dokuz Oğuz kavmi düşman imiş. Kırgız, Kurıkan, Otuz Tatar, Kıtay, Tatabı hep düşman imiş. Babam kağan bunca .... kırk yedi defa ordu sevk etmiş, yirmi savaş yapmış. Tanrı lûtfettiği için illiyi ilsizletmiş, kağanlıyı kağansızlatmış, dizliye diz çöktürmüş, başlıya baş eğdirmiş. Babam kağan öylece ili, töreyi kazanıp, uçup gitmiş. Babam kağan için ilkin Baz kağanı balbal olarak dikmiş. Babam kağan uçtuğunda kendim sekiz yaşında kaldım. O töre üzerine amcam kağan oturdu. Oturarak Türk milletini tekrar tanzim etti, tekrar besledi. Fakiri zengin kıldı, azı çok kıldı. Amcam kağan oturduğunda kendim prens ... Tanrı buyurduğu için ondört yaşımda Tarduş milleti üzerine şad oturdum. Amcam kağan ile doğuda Yeşil Nehir'e, Şantung ovasına kadar ordu sevk ettik. Batıda Demir Kapı'ya kadar ordu sevk ettik. Kögmen'i aşarak Kırgız ülkesine kadar ordu sevk ettik. Yekun olarak yirmi beş defa ordu sevk ettik, on üç defa savaştık. İlliyi ilsizleştirdik, kağanlıyı kağansızlaştırdık. Dizliye diz çöktürdük, başlıya baş eğdirdik. Türgiş kağanı Türk'üm, milletim idi. Bilmediği için, bize karşı yanlış hareket ettiği, ihanet ettiği için kağanı öldü, buyruku, beyleri de öldü. On Ok kavmi eziyet gördü. Ecdadımızın tutmuş olduğu yer, su sahipsiz kalmasın diye Az milletini tanzim ve tertip edip ... Bars bey idi. Kağan adını burda biz verdik. Kız kardeşim prensesi verdik. Kendisi ihanet etti, kağanı öldü, milleti cariye, kul oldu. Kögmen'in yeri, suyu sahipsiz kalmasın diye Az, Kırgız milletini tanzim ve tertip edip geldik. Savaştık ... ilini geri verdik. Doğuda Kadırkan ormanını aşarak milleti öyle kondurduk, öyle düzene soktuk. Batıda Kengü Tarbana kadar Türk milletini öyle kondurduk, öyle düzene soktuk. O zamanda kul kullu, cariye cariyeli olmuştu. Küçük kardeş büyük kardeşini bilmezdi, oğlu babasını bilmezdi. Öyle kazanılmış, öyle düzene sokulmuş ilimiz, töremiz vardı. Türk, Oğuz beyleri, milleti işit: Üstte gök basmasa, altta yer delinmese, Türk milleti, ilini, töreni kim bozabilecekti? Türk milleti, vazgeç, pişman ol! Disiplinsizliğinden dolayı, beslemiş olan kağanına, hür ve müstakil iyi iline karşı kendin hata ettin, kötü hâle soktun. Silâhlı nereden gelip dağıtarak gönderdi? Mızraklı nereden gelerek sürüp gönderdi? Mukaddes Ötüken ormanının milleti, gittin! Doğuya giden, gittin! Batıya giden, gittin! Gittiğin yerde hayrın şu olmalı: Kanın nehir gibi koştu. Kemiğin dağ gibi yattı. Beylik erkek evlâdını kul kıldın. Hanımlık kız evlâdını cariye kıldın. O bilmemenden dolayı, kötülüğün yüzünden amcam kağan uçup gitti. Önce Kırgız kağanını balbal olarak diktim. Türk milletinin adı sanı yok olmasın diye, babam kağanı, annem hatunu yükselten Tanrı, il veren Tanrı, Türk milletinin adı sanı yok olmasın diye, kendimi o Tanrı kağan oturttu tabiî. Varlıklı, zengin millet üzerine oturmadım. İçte aşsız, dışta elbisesiz; düşkün, perişan millet üzerine oturdum. Küçük kardeşim Kül Tigin, iki şad, küçük kardeşim Kül Tigin ile konuştuk. Babamızın, amcamızın kazanmış olduğu milletin adı sanı yok olmasın diye Türk milleti için gece uyuyamadım, gündüz oturmadım. Küçük kardeşim Kül Tigin ile, iki şad ile öle yite kazandım. Öyle kazanıp bütün milleti ateş, su kılmadım. Ben kendim kağan oturduğumdan her yere gitmiş olan millet yaya olarak, çıplak olarak, öle yite geri geldi. Milleti besleyeyim diye kuzeyde Oğuz kavmine doğru; doğuda Kıtay, Tatabı kavmine doğru; güneyde Çine doğru on iki defa ordu sevk ettim ... savaştım. Ondan sonra Tanrı buyurduğu için, devletim, kısmetim var olduğu için, ölecek milleti diriltip besledim. Çıplak milleti elbiseli kıldım. Fakir milleti zengin kıldım. Az milleti çok kıldım. Değerli illiden, değerli kağanlıdan daha iyi kıldım. Dört taraftaki milleti hep tâbi kıldım, düşmansız kıldım. Hep bana itaat etti. Onyedi yaşımda Tanguta doğru ordu sevk ettim. Tangut milletini bozdum. Oğlunu, karısını, at sürüsünü, servetini orda aldım. Onsekiz yaşımda Altı Çub Soğdaka doğru ordu sevk ettim. Milleti orda bozdum. Çinli Ong vali, elli bin asker geldi. Iduk Başta savaştım. O orduyu orda yok ettim. Yirmi yaşımda, Basmıl Iduk Kut soyumdan olan kavim idi, kervan göndermiyor diye ordu sevk ettim. K ... m tâbi kıldım, malını çevirip getirdim. Yirmi iki yaşımda Çin'e doğru ordu sevk ettim. Çaça general, seksen bin asker ile savaştım. Askerini orda öldürdüm. Yirmi altı yaşımda Çik kavmi Kırgız ile beraber düşman oldu. Kemi geçerek Çike doğru ordu sevk ettim. Örpende savaştım. Askerini mızrakladım. Az milletini aldım ... tâbi kıldım. Yirmi yedi yaşımda Kırgız'a doğru ordu sevk ettim. Mızrak batımı karı söküp, Kögmen ormanını aşarak yürüyüp Kırgız kavmini uykuda bastım. Kağanı ile Songa ormanında savaştım. Kağanını öldürdüm, ilini orda aldım. O yılda Türgiş'e doğru Altın ormanını aşarak İrtiş nehrini geçip yürüdüm. Türgiş kavmini uykuda bastım. Türgiş kağanının ordusu ateş gibi, fırtına gibi geldi. Bolçu'da savaştık. Kağanını, yabgusunu, şadını orda öldürdüm. İlini orda aldım. Otuz yaşımda Beş Balıka doğru ordu sevk ettim. Altı defa savaştım ... askerini hep öldürdüm. Onun içindeki ne kadar insan ... yok olacaktı ... çağırmak için geldi. Beş Balık onun için kurtuldu. Otuzbir yaşımda Karluk milleti sıkıntısız, hür ve serbest iken, düşman oldu. Tamag Iduk Başta savaştım. Karluk milletini öldürdüm, orda aldım ... Basmıl kara ... Karluk milleti toplanıp geldi ... m, öldürdüm. Dokuz Oğuz benim milletim idi. Gök, yer bulandığı için, ödüne kıskançlık değdiği için düşman oldu. Bir yılda dört defa savaştım: En önce Togu Balık!ta savaştım. Togla nehrini yüzdürerek geçip ordusu ... İkinci olarak Andırgu'da savaştım. Askerini mızrakladım ... Üçüncü olarak Çuş başında savaştım. Türk milleti ayak titretti, perişan olacaktı. İlerleyip yayarak gelen ordusunu püskürttüm. Çok ölecek orda dirildi. Orda Tongra yiğiti bir boyu Tonga Tigin mateminde çevirip vurdum. Dördüncü olarak Ezginti Kadız'da savaştım. Askerini orda mızrakladım, yıprattım ...yıprat ... Otuziki yaşımda Amgı kalesinde kışladıkta kıtlık oldu. İlk baharında Oğuz'a doğru ordu sevk ettim. İlk ordu dışarı çıkmıştı, ikinci ordu merkezde idi. Üç Oğuz ordusu basıp geldi. Yaya, kötü oldu diyip yenmek için geldi. Bir kısım ordusu evi barkı yağma etmek için gitti, bir kısım ordusu savaşmak için geldi. Biz az idik, kötü durumda idik. Oğuz ... düşman ... Tanrı kuvvet verdiği için orda mızrakladım, dağıttım. Tanrı bahşettiği için, ben kazandığım için Türk milleti kazanmıştır. Ben küçük kardeşimle beraber böyle başa geçip kazanmasam Türk milleti ölecekti, yok olacaktı. Türk beyleri, milleti, böyle düşünün, böyle bilin! Oğuz kavmi ... göndermeden, diye ordu sevk ettim. Evini barkını bozdum. Oğuz kavmi Dokuz Tatar ile toplanıp geldi. Aguda iki büyük savaş yaptım. Ordusunu bozdum. İlini orda aldım. Öyle kazanıp ... Tanrı buyurduğu için otuzüç yaşımda ... idi. Seçkin, muhterem, güç beslemiş olan, kahraman kağanına ihanet etti. Üstte Tanrı, mukaddes yer, su, amcam kağanın devleti kabul etmedi olacak. Dokuz Oğuz kavmi yerini, suyunu terk edip Çin'e doğru gitti. Çin ... bu yere geldi. Besleyeyim diye düşünüp ... millet .... suçla ... güneyde Çin'de adı sanı yok oldu. Bu yerde bana kul oldu. Ben kendim kağan oturduğum için Türk milletini ... kılmadım. İli, töreyi çok iyi kazandım ... toplanıp ... orda savaştım. Askerini mızrakladım. Teslim olan teslim oldu, millet oldu; Ölen öldü. Selengadan aşağıya yürüyerek Kargan vâdisinde evini, barkını orda bozdum ... ormana çıktı. Uygur valisi yüz kadar askerle doğuya kaçıp gitti ...... Türk milleti aç idi. O at sürüsünü alıp besledim. Otuz dört yaşımda Oğuz kaçıp Çin'e girdi. Eseflenip ordu sevk ettim. Hiddetle .., oğlunu, karısını orda aldım. İki valili millet ..... Tatabı milleti Çin kağanına itaat etti. Elçisi, iyi sözü, niyazı gelmiyor diye yazın ordu sevk ettim. Milleti orda bozdum. At sürüsünü ... askeri toplanıp geldi. Kadırkan ormanına kon ... yerine doğru, suyuna doşru kondu. Güneyde Karluk milletine doşru ordu sevk et diyip Tudun Yamtarı gönderdim, gitti ... Karluk valisi yok olmuş, küçük kardeşi bir kaleye ... kervanı koşmadı. Onu korkutayım diyip ordu sevk ettim. Koruyucu iki üç kişi ile beraber kaçıp gitti. Halk kütlesi kağanım geldi diyip övdü ... ad verdim. Küçük adlı ...

Güneydoğu Yüzü:


.... Gök Öngü çiğneyerek ordu yürüyüp, gece ve gündüz yedi zamanda susuzu geçtim. Çorağa ulaşıp yağmacı askeri ... Keçine kadar ...

Güney Yüzü:

... Çin süvarisini, on yedi bin askeri ilk gün öldürdüm. Piyadesini ikinci gün hep öldürdüm. Bi ... aşıp vard ... defa ordu sevk ettim. Otuzsekiz yaşımda kışın Kıtay'a doğru ordu sevk ettim ... Otuz dokuz yaşımda ilk baharda Tatabı'ya doğru ordu sevk ettim.... ben ... öldürdüm. Oğlunu, karısını, at sürüsünü, servetini ... millet... karısını yok kıldım....... savaştım. ... verdim. Kahraman erini öldürüp balbal kılı verdim. Elli yaşımda Tatabı milleti Kıtaydan ayrıldı. ... lker dağına ... Ku general kumandasında kırk bin asker geldi. Töngkes dağında hücum edip vurdum. Otuz bin askeri öldürdüm. On bin ... ise ... öktüm. Tatabı .... öldürdü. Büyük oğlum hastalanıp yok olunca Ku'yu, generali balbal olarak diki verdim. Ben on dokuz yıl şad olarak oturdum, on dokuz yıl kağan olarak oturdum, il tuttum. Otuz bir ... Türk'üm için, milletim için iyisini öylece kazanı verdim. Bu kadar kazanıp babam kağan köpek yılı, onuncu ay, yirmi altıda uçup gitti. Domuz yılı, beşinci ay, yirmi yedide yas töreni yaptırdım. Bukağ vali ... babası Lisün Tay generalin başkanlığında beş yüz yiğit geldi. Kokuluk .... altın, gümüş fazla fazla getirdi. Yas töreni kokusunu getirip diki verdi. Sandal ağacı getirip öz ... Bunca millet saçını, kulağını ... kesti. İyi binek atını, kara samurunu, mavi sincabını sayısız getirip hep bıraktı. Tanrı gibi Tanrı yaratmış Türk Bilge Kağanı, sözüm: Babam Türk Bilge Kağan'ı oturduğunda şimdiki Türk beyleri, sonra Tarduş beyleri; Kül Çor başta olarak, arkasından şadpıt beyleri; önde Tölis beyleri; Apa Tarkan başta olarak, arkasından şadpıt beyleri; bu ... Taman Tarkan, Tonyukuk Boyla Baga Tarkan ve buyruk ... iç buyruk; Sebig Kül İrkin başta olarak, arkasından buyruk; bunca şimdiki beyler, babam kağana fevkalâde fevkalâde çok iltica etti ... Türk beylerini, milletini fevkalâde çok yüceltti, övdü ... babam kağan ... ağır taşı, kalın ağacı Türk beyleri, milleti ... Kendime bunca ...

Kuzey Yüzü:

Tanrı gibi gökte olmuş Türk Bilge Kağanı, bu zamanda oturdum. Sözümü tamamiyle işit. Bilhassa küçük kardeş yeğenim, oğlum, bütün soyum, milletim, güneydeki Şadpıt beyleri, kuzeydeki Tarkat, Buyruk beyleri, Otuz Tatar, ... Dokuz Oğuz beyleri, milleti! Bu sözümü iyice işit, adamakıllı dinle: Doğuda gün doğusuna, güneyde gün ortasına, batıda gün batısına, kuzeyde gece ortasına kadar, onun içindeki millet hep bana tâbidir. Bunca milleti hep düzene soktum. O şimdi kötü değildir. Türk kağanı Ötüken ormanında otursa ilde sıkıntı yoktur. Doğuda Şantung ovasına kadar ordu sevk ettim, denize ulaşmama az kaldı. Güneyde Dokuz Ersin'e kadar ordu sevk ettim, Tibet'e ulaşmama az kaldı. Batıda İnci nehrini geçerek Demir Kapıya kadar ordu sevk ettim. Kuzeyde Yir Bayırku yerine kadar ordu sevk ettim. Bunca yere kadar yürüttüm. Ötüken ormanından iyisi hiç yokmuş. İl tutacak yer Ötüken ormanı imiş. Bu yerde oturup Çin milleti ile anlaştım. Altını, gümüşü, ipeği, ipekliyi sıkıntısız öylece veriyor. Çin milletinin sözü tatlı, ipek kumaşı yumuşak imiş. Tatlı sözle, yumuşak ipek kumaşla aldatıp uzak milleti öylece yaklaştırırmış. Yaklaştırıp, konduktan sonra, kötü şeyleri o zaman düşünürmüş. İyi bilgili insanı, iyi cesur insanı yürütmezmiş. Bir insan yanılsa kabilesine, milletine, akrabasına kadar barındırmaz imiş. Tatlı sözüne, yumuşak ipek kumaşına aldanıp çok çok, Türk milleti, öldün; Türk milleti, öleceksin! Güneyde Çogay ormanına, Tögültün ovasına konayım dersen, Türk milleti, öleceksin! Orda kötü kişi şöyle öğretiyormuş: Uzak ise kötü mal verir, yakın ise iyi mal verir diyip öyle öğretiyormuş. Bilgi bilmez kişi o sözü alıp, yakına varıp, çok insan öldün! O yere doğru gidersen Türk milleti, öleceksin! Ötüken yerinde oturup kervan, kafile gönderirsen hiç bir sıkıntın yoktur. Ötüken ormanında oturursan ebediyen il tutarak oturacaksın. Türk milleti, tokluğun kıymetini bilmezsin. Acıksan tokluk düşünmezsin. Bir doysan açlığı düşünmezsin. Öyle olduğun için beslemiş olan kağanının sözünü almadan her yere gittin. Hep orda mahvoldun, yok edildin. Orda, geri kalanınla, her yere zayıflayarak ölerek yürüyordun. Tanrı buyurduğu için, kendim devletli olduğum için kağan oturdum. Kağan oturup aç, fakir milleti hep toplattım. Fakir milleti zengin kıldım. Az milleti çok kıldım. Yoksa bu sözümde yalan var mı? Türk beyleri, milleti, bunu işitin! Türk milletini toplayıp il tutacağını burda vurdum. Yanılıp öleceğini yine burda vurdum. Her ne sözüm varsa ebedî taşa vurdum. Ona bakarak bilin. Şimdiki Türk milleti, beyleri, bu zamanda itaat eden beyler olarak mı yanılacaksınız? Babam kağan, amcam kağan oturduğunda dört taraftaki milleti nasıl düzene sokmuş ... Tanrı buyurduğu için kendim oturduğumda dört taraftaki milleti düzene soktum ve tertipledim ... kıldım. ... Türgiş kağanına kızımı ... fevkalâde büyük törenle alı verdim. Türgiş kağanının kızını fevkalâde büyük törenle oğluma alıverdim ... fevkalâde büyük törenle alı verdim ... yaptırdım ... başlıya baş eğdirdim, dizliye diz çöktürdüm. Üstte Tanrı, altta yer bahşettiği için gözle görülmeyen, kulakla işitilmeyen milletimi doğuda gün doğusuna, güneyde ... batıda ... Sarı altınını, beyaz gümüşünü, kenarlı ipeğini, ipekli kumaşını, binek atını, aygırını, kara samurunu, mavi sincabını Türk'üme, milletime kazanı verdim, tanzim edi verdim ... kedersiz kıldım. Üstte Tanrı kudretli ... Türk beylerini, milletini ... besleyin, zahmet çektirmeyin, incitmeyin! ... benim Türk beylerim, Türk milletim,... kazanıp ... bu ... bu kağanından, bu beylerinden ... suyundan ayrılmazsan, Türk milleti, kendin iyilik göreceksin, evine gireceksin, dertsiz olacaksın. ... Ondan sonra Çin kağanından resimciyi hep getirttim. Benim sözümü kırmadı, maiyetindeki resimciyi gönderdi. Ona bambaşka türbe yaptırdım. İçine dışına bambaşka resim vurdurdum. Taş yontturdum. Gönüldeki sözümü vurdurdum ... On Ok oğluna, yabancına kadar bunu görüp bilin! Ebedî taş yontturdum ... yontturdum, yazdırdım. ... O taş türbesini ...

Batı Yüzü:

... üstte ... Bilge Kağan uçtu. Yaz olsa, üstte gök davulu gürler gibi, öylece ve dağda yabani geyik gürlese, öylece mateme gark oluyorum. Babam kağanın taşını kendim kağan ......

Güneybatı Yüzü:


Bilge Kağan kitâbesini Yollug Tigin, yazdım. Bunca türbeyi, resimi, sanatı ... kağanın yeğeni Yollug Tigin ben bir ay dört gün oturup yazdım, resimledim



< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi kaotika -- 11 Aralık 2005, 13:21:08 >


_____________________________

İmzanız kural dışıdır! || Uymanız gereken imza kurallarını okumak için tıklayınız.


5463 Mesaj
11 Aralık 2005; 13:22:56 

KÖL TİGİN (KÜL TİGİN) YAZITI
Güney Yüzü:

Tanrı gibi gökte olmuş Türk Bilge Kağanı, bu zamanda oturdum. Sözümü tamamiyle işit. Bilhassa küçük kardeş yeğenim, oğlum, bütün soyum, milletim, güneydeki Şadpıt beyleri, kuzeydeki Tarkat, Buyruk beyleri, Otuz Tatar ........... Dokuz Oğuz beyleri, milleti! Bu sözümü iyice işit, adamakıllı dinle: Doğuda gün doğusuna, güneyde gün ortasına, batıda gün batısına, kuzeyde gece ortasına kadar, onun içindeki millet hep bana tâbidir. Bunca milleti hep düzene soktum. O şimdi kötü değildir. Türk kağanı Ötüken ormanında otursa ilde sıkıntı yoktur. Doğuda Şantung ovasına kadar ordu sevk ettim, denize ulaşmama az kaldı. Güneyde Dokuz Ersin'e kadar ordu sevk ettim, Tibet'e ulaşmama az kaldı. Batıda İnci nehrini geçerek Demir Kapı'ya kadar ordu sevk ettim. Kuzeyde Yir Bayırku yerine kadar ordu sevk ettim. Bunca yere kadar yürüttüm. Ötüken ormanından daha iyisi hiç yokmuş. İl tutacak yer Ötüken ormanı imiş. Bu yerde oturup Çin milleti ile anlaştım. Altını, gümüşü, ipeği ipekliyi sıkıntısız öylece veriyor. Çin milletinin sözü tatlı, ipek kumaşı yumuşak imiş. Tatlı sözle, yumuşak ipek kumaşla aldatıp uzak milleti öylece yaklaştırırmış. Yaklaştırıp, konduktan sonra, kötü şeyleri o zaman düşünürmüş. İyi bilgili insanı, iyi cesur insanı yürütmezmiş. Bir insan yanılsa, kabilesi, milleti, akrabasına kadar barındırmazmış. Tatlı sözüne, yumuşak ipek kumaşına aldanıp çok çok, Türk milleti, öldün; Türk milleti, öleceksin! Güneyde Çogay ormanına, Tögültün ovasına konayım dersen, Türk milleti, öleceksin! Orda kötü kişi şöyle öğretiyormuş: Uzak ise kötü mal verir, yakın ise iyi mal verir diyip öyle öğretiyormuş. Bilgi bilmez kişi o sözü alıp, yakına gidip, çok insan, öldün! O yere doğru gidersen, Türk milleti öleceksin! Ötüken yerinde oturup kervan, kafile gönderirsen hiç bir sıkıntın yoktur. Ötüken ormanında oturursan ebediyen il tutarak oturacaksın. Türk milleti, tokluğun kıymetini bilmezsin. Açlık, tokluk düşünmezsin. Bir doysan açlığı düşünmezsin. Öyle olduğun için, beslemiş olan kağanının sözünü almadan her yere gittin. Hep orda mahvoldun, yok edildin. Orda, geri kalanınla her yere hep zayıflayarak, ölerek yürüyordun. Tanrı buyurduğu için, kendim devletli olduğum için, kağan oturdum. Kağan oturup aç, fakir milleti hep toplattım. Fakir milleti zengin kıldım. Az milleti çok kıldım. Yoksa, bu sözümde yalan var mı? Türk beyleri, milleti, bunu işitin! Türk milletini toplayıp il tutacağını burda vurdum. Yanılıp öleceğini yine burda vurdum. Her ne sözüm varsa ebedî taşa vurdum. Ona bakarak bilin. Şimdiki Türk milleti, beyleri, bu zamanda itaat eden beyler olarak mı yanılacaksınız? Ben ebedî taş yontturdum .... Çin kağanından resimci getirdim, resimlettim. Benim sözümü kırmadı. Çin kağanının maiyetindeki resimciyi gönderdi. Ona bambaşka türbe yaptırdım. İçine dışına bambaşka resim vurdurdum. Taş yontturdum. Gönüldeki sözümü vurdurdum ... On Ok oğluna, yabancına kadar bunu görüp bilin. Ebedî taş yontturdum ... İl ise, şöyle daha erişilir yerde ise, işte öyle erişilir yerde ebedî taş yontturdum, yazdırdım. Onu görüp öyle bilin. Şu taş .... dım. Bu yazıyı yazan yeğeni Yollug Tigin.

Doğu Yüzü:

Üstte mavi gök, altta yağız yer kılındıkta, ikisi arasında insan oğlu kılınmış. İnsan oğlunun üzerine ecdadım Bumin Kağan, İstemi Kağan oturmuş. Oturarak Türk milletinin ilini töresini tutuvermiş, düzenleyi vermiş. Dört taraf hep düşman imiş. Ordu sevk ederek dört taraftaki milleti hep almış, hep tâbi kılmış. Başlıya baş eğdirmiş, dizliye diz çöktürmüş. Doğuda Kadırkan ormanına kadar, batıda Demir Kapı'ya kadar kondurmuş. İkisi arasında pek teşkilâtsız Göktürk öylece oturuyormuş. Bilgili kağan imiş, cesur kağan imiş. Buyruku yine bilgili imiş tabiî, cesur imiş tabiî. Beyleri de milleti de doğru imiş. Onun için ili öylece tutmuş tabiî. İli tutup töreyi düzenlemiş. Kendisi öylece vefat etmiş. Yasçı, ağlayıcı, doğuda gün doğusundan Bökli Çöllü halk, Çin, Tibet, Avar, Bizans, Kırgız, Üç Kurıkan, Otuz Tatar, Kıtay, Tatabı, bunca millet gelip ağlamış, yas tutmuş. Öyle ünlü kağan imiş. Ondan sonra küçük kardeşi kağan olmuş tabiî, oğulları kağan olmuş tabiî. Ondan sonra küçük kardeşi büyük kardeşi gibi kılınmamış olacak, şğlu babası gibi kılınmamış olacak. Bilgisiz kağan oturmuştur, kötü kağan oturmuştur. Buyruku da bilgisizmiş tabiî, kötü imiş tabiî. Beyleri, milleti ahenksiz olduğu için, Çin milleti hilekâr ve sahtekâr olduğu için, aldatıcı olduğu için, küçük kardeş ve büyük kardeşi birbirine düşürdüğü için, bey ve milleti karşılıklı çekiştirdiği için, Türk milleti il yaptığı ilini elden çıkarmış, kağan yaptığı kağanını kaybedi vermiş. Çin milletine beylik erkek evladı kul oldu, hanımlık kız evlâdı cariye oldu. Türk beyler Türk adını bıraktı. Çinli beyler Çin adını tutup, Çin kağanına itaat etmiş. Elli yıl işi gücü vermiş. Doğuda gün doğusunda Bökli kağana kadar ordu sevk edi vermiş. Batıda Demir Kapıya kadar ordu sevk edi vermiş. Çin kağanına ilini, töresini alı vermiş. Türk halk kitlesi şöyle demiş: İlli millet idim, ilim şimdi hani, kime ili kazanıyorum der imiş. Kağanlı millet idim, kağanım hani, ne kağana işi gücü veriyorum der imiş. Öyle diyip Çin kağanına düşman olmuş. Düşman olup, kendisini tanzim ve tertip edemediğinden yine teslim olmuş. Bunca işi gücü verdiğini düşünmeden, Türk milletini öldüreyim, kökünü kurutayım der imiş. Yok olmaya gidiyormuş. Yukarıda Türk tanrısı, Tük mukaddes yeri, suyu öyle tanzim etmiş. Türk milleti yok olmasın diye, millet olsun diye babam İltiriş Kağanı, annem İlbilge Hatunu göğün tepesinde tutup yukarı kaldırmış olacak. Babam kağan on yedi erle dışarı çıkmış. Dışarı yürüyor diye ses işitip şehirdeki dağa çıkmış, dağdaki inmiş, toplanıp yetmiş er olmuş. Tanrı kuvvet verdiği için babam kağanın askeri kurt gibi imiş, düşmanı koyun gibi imiş. Doğuya, batıya asker sevk edip toplamış, yığmış. Hepsi yedi yüz er olmuş. Yedi yüz er olup ilsizleşmiş, kağansızlaşmış milleti, cariye olmuş, kul olmuş milleti, Türk töresini bırakmış milleti, ecdadımın töresince yaratmış, yetiştirmiş. Tölis, Tarduş milletini orda tanzim etmiş. Yabguyu, şadı orda vermiş. Güneyde Çin milleti düşman imiş. Kuzeyde Baz Kağan, Dokuz Oğuz kavmi düşman imiş. Kırgız, Kurıkan, Otuz Tatar, Kıtay, Tatabı hep düşman imiş. Babam kağan bunca ... Kırk yedi defa ordu sevk etmiş, yirmi savaş yapmış. Tanrı lûtfettiği için illiyi ilsizletmiş, kağanlıyı kağansızlatmış, düşmanı tâbi kılmış, dizliye diz çöktürmüş, başlıya baş eğdirmiş. Babam kağan öylece ili, töreyi kazanıp, uçup gitmiş. Babam kağan için ilkin Baz Kağanı balbal olarak dikmiş. O töre üzerine kağan oturdu. Amcam kağan oturarak Türk milletini tekrar tanzim etti, besledi. Fakiri zengin kıldı, azı çok kıldı. Amcam kağan oturduğunda kendim Tarduş milleti üzerinde şad idim. Amcam kağan ile doğuda Yeşil Nehir, Şantung ovasına kadar ordu sevk ettik. Batıda Demir Kapıya kadar ordu sevk ettik. Kögmeni aşarak Kırgız ülkesine kadar ordu sevk ettik. Yekûn olarak yirmi beş defa ordu sevk ettik, on üç defa savaştık. İlliyi ilsizleştirdik, kağanlıyı kağansızlaştırdık. Dizliye diz çöktürdük, başlıya baş eğdirdik. Türgiş Kağanı Türkümüz, milletimiz idi. Bilmediği için, bize karşı yanlış hareket ettiği için kağanı öldü. Buyruku, beyleri de öldü. On Ok kavmi eziyet gördü. Ecdadımızın tutmuş olduğu yer, su sahipsiz olmasın diye Az milletini tanzim ve tertip edip ... Bars bey idi. Kağan adını burda biz verdik. Küçük kız kardeşim prensesi verdik. Kendisi yanıldı, kağanı öldü, milleti cariye, kul oldu. Kögmenin yeri, suyu sahipsiz kalmasın diye Az, Kırgız kavmini düzene sokup geldik. Savaştık ... ilini geri verdik. Doğuda Kadırkan ormanını aşarak milleti öyle kondurduk, öyle düzene soktuk. Batıda Kengü Tarmana kadar Türk milletini öyle kondurduk, öyle düzene soktuk. O zamanda kul kullu olmuştu. Cariye cariyeli olmuştu. Küçük kardeş büyük kardeşini bilmezdi, oğlu babasını bilmezdi. Öyle kazanılmış, düzene sokulmuş ilimiz, töremiz vardı. Türk, Oğuz beyleri, milleti, işitin: Üstte gök basmasa, altta yer delinmese, Türk milleti, ilini töreni kim boza bilecekti? Türk milleti, vazgeç, pişman ol! Disiplinsizliğinden dolayı, beslemiş olan bilgili kağanınla, hür ve müstakil iyi iline karşı kendin hata ettin, kötü hâle soktun. Silahlı nereden gelip dağıtarak gönderdi? Mızraklı nereden gelerek sürüp gönderdi.Mukaddes Ötüken ormanının milleti, gittin. Doğuya giden, gittin. Batıya giden, gittin. Gittiğin yerde hayrın şu olmalı: Kanın su gibi koştu, kemiğin dağ gibi yattı. Beylik erkek evlâdın kul oldu, hanımlık kız evlâdın cariye oldu. Bilmediğin için, kötülüğün yüzünden amcam, kağan uçup gitti. Önce Kırgız kağanını balbal olarak diktim. Türk milletinin adı sanı yok olmasın diye, babam kağanı, annem hatunu yükseltmiş olan Tanrı, il veren Tanrı, Türk milletinin adı sanı yok olmasın diye, kendimi o Tanrı kağan oturttu tabiî. Varlıklı, zengin millet üzerine oturmadım. İşte aşsız, dışta elbisesiz; düşkün, perişan milletin üzerine oturdum. Küçük kardeşim Kül Tigin ile konuştuk. Babamızın, amcamızın kazanmış olduğu milletin adı sanı yok olmasın diye, Türk milleti için gece uyumadım, gündüz oturmadım. Küçük kardeşim Kül Tigin ile, iki şad ile öle yite kazandım. Öyle kazanıp bütün milleti ateş, su kılmadım. Ben kendim kağan oturduğumda, her yere gitmiş olan millet öle yite, yaya olarak çıplak olarak dönüp geldi. Milleti besleyeyim diye, kuzeyde Oğuz kavmine doğru, doğuda Kıtay, Tatabı kavmine doğru, güneyde Çine doğru on iki defa büyük ordu sevk ettim, ... savaştım. Ondan sonra, Tanrı bağışlasın, devletim var olduğu için, kısmetim var olduğu için, ölecek milleti diriltip besledim. Çıplak milleti elbiseli, fakir milleti zengin kıldım. Az milleti çok kıldım. Değerli illiden, değerli kağanlıdan daha iyi kıldım. Dört taraftaki milleti hep tâbî kıldım, düşmansız kıldım. Hep bana itaat etti. İşi gücü veriyor. Bunca töreyi kazanıp küçük kardeşim Kül Tigin kendisi öylece vefat etti. Babam kağan uçtuğunda küçük kardeşim Kül Tigin yedi yaşında kaldı ... Umay gibi annem hatunun devletine küçük kardeşim Kül Tigin er adını aldı. On altı yaşında, amcam kağanın ilini, töresini şöyle kazandı: Altı Çub Soğdaka doğru ordu sevk ettik, bozduk. Çinli Ong vali, elli bin asker geldi, savaştık. Kül Tigin yaya olarak atılıp hücum etti. Ong valinin kayın biraderini, silâhlı, elle tuttu, silâhlı olarak kağana takdim etti. O orduyu orda yok ettik. Yirmi bir yaşında iken, Çaça generale karşı savaştık. En önce Tadıgın, Çorun boz atına binip hücum etti. O at orda öldü. İkinci olarak Işbara Yamtar'ın boz atına binip hücum etti. O at orda öldü. Üçüncü olarak Yigen Silig beyin giyimli doru atına binip hücum etti. O at orda öldü. Zırhından kaftanından yüzden fazla ok ile vurdular, yüzüne başına bir tane değdirmedi. ... Hücum ettiğini, Türk beyleri, hep bilirsiniz. O orduyu orda yok ettik. Ondan sonra Yir Bayırkunun Uluğ Irkini düşman oldu. Onu dağıtıp Türgi Yargun Gölünde bozduk. Uluğ İrkin azıcık erle kaçıp gitti. Kül Tigin yirmi altı yaşında iken Kırgıza doğru ordu sevk ettik. Mızrak batımı karı söküp, Kögmen ormanını aşarak yürüyüp Kırgız kavmini uykuda bastık. Kağanı ile Songa ormanında savaştık. Kül Tigin, Bayırku'nun ak aygırına binip atılarak hücum etti. Bir eri ok ile vurdu, iki eri kovalayıp takip ederek mızrakladı. O hücum ettiğinde, Bayırku'nun ak aygırını, uyluğunu kırarak, vurdular. Kırgız kağanını öldürdük, ilini aldık.O yılda Türgiş'e doğru Altın ormanını aşarak, İrtiş nehrini geçerek yürüdük. Türgiş kavmini uykuda bastık. Türgiş kağanının ordusu Bolçu'da ateş gibi, fırtına gibi geldi. Savaştık. Kül Tigin alnı beyaz boz ata binip hücum etti. Alnı beyaz boz ...... tutturdu. İkisini kendisi yakalattı. Ondan sonra tekrar girip Türgiş kağanının buyruku Az valisini elle tuttu. Kağanını orda öldürdük, ilini aldık. Türgiş avam halkı hep tâbi oldu. O kavmi Tabarda kondurduk ... Soğd milletini düzene sokayım diye İnci nehrini geçerek Demir Kapıya kadar ordu sevk ettik. Ondan sonra Türgiş avam halkı düşman olmuş. Kengeris'e doğru gitti. Bizim askerin atı zayıf, azığı yok idi. Kötü kimse er ... kahraman er bize hücum etmişti. Öyle bir zamanda pişman olup Kül Tigini az erle eriştirip gönderdik. Büyük savaş savaşmış. Türgiş avam halkını orda öldürmüş, yenmiş. Tekrar yürüyüp...

Kuzey Yüzü:


... ile, Koşu vali ile savaşmış. Askerini hep öldürmüş. Evini, malını eksiksiz hep getirdi. Kül Tigin yirmi yedi yaşına gelince Karluk kavmi hür ve müstakil iken düşman oldu. Tamag Iduk Başta savaştık. Kül Tigin o savaşta otuz yaşında idi. Alp Şalçı ata binip atılarak hücum etti. İki eri takip edip kovalayarak mızrakladı. Karluk'u öldürdük, yendik. Az milleti düşman oldu. Kara Göl'de savaştık. Kül Tigin otuz bir yaşında idi. Alp Şalçı akına binip atılarak hücum etti. Az ilteberini tuttu. Az milleti orda yok oldu. Amcam kağanın ili sarsdığında; millet, hükümdar ikiye ayrıldığında; İzgil milleti ile savaştık. Kül Tigin Alp Şalçı akına binip atılarak hücum etti. O at orda düştü. İzgil milleti öldü. Dokuz Oğuz milleti kendi milletim idi. Gök, yer bulandığı için düşman oldu. Bir yılda beş defa savaştık. En önce Togu Balıkta savaştık. Kül Tigin Azman akına binip atılarak hücum etti. Altı eri mızrakladı. Askerin hücumunda yedinci eri kılıçladı. İkinci olarak Kuşalgukta Ediz ile savaştık. Kül Tigin Az yağızına binip, atılarak hücum edip bir eri mızrakladı. Dokuz eri çevirerek vurdu. Ediz kavmi orda öldü. Üçüncü olarak Bolçuda Oğuz ile savaştık. Kül Tigin Azman akına binip hücum etti, mızrakladı. Askerini mızrakladık, ilini aldık. Dördüncü olarak Çuş başında savaştık. Türk milleti ayak titretti. Perişan olacaktı. İlerleyip gelmiş ordusunu Kül Tigin püskürtüp, Tongradan bir boyu, yiğit on eri Tonga Tigin mateminde çevirip öldürdük. Beşinci olarak Ezginti Kadız'da Oğuz ile savaştık. Kül Tigin Az yağızına binip hücum etti. İki eri mızrakladı, çamura soktu. O ordu orda öldü. Amga kalesinde kışlayıp ilk baharında Oğuza doğru ordu çıkardık. Kül Tigini evin başında bırakarak, müdafaa tedbiri aldık. Oğuz düşman, merkezi bastı. Kül Tigin öksüz akına binip dokuz eri mızrakladı, merkezi vermedi. Annem hatun ve analarım, ablalarım, gelinlerim, prenseslerim, bunca yaşayanlar cariye olacaktı, ölenler yurtta yolda yatıp kalacaktınız. Kül Tigin olmasa hep ölecektiniz. Küçük kardeşim Kül Tigin vefat etti. Kendim düşünceye daldım. Görür gözüm görmez gibi, bilir aklım bilmez gibi oldu. Kendim düşünceye daldım. Zamanı Tanrı yaşar. İnsan oğlu hep ölmek için türemiş. Öyle düşünceye daldım. Gözden yaş gelse mani olarak, gönülden ağlamak gelse geri çevirerek düşünceye daldım. Müthiş düşünceye daldım. İki şadın ve küçük kardeş yeğenimin, oğlumun, beylerimin, milletimin gözü kaşı kötü olacak diyip düşünceye daldım. Yasçı, ağlayıcı olarak Kıtay, Tatabı milletinden başta Udar general geldi. Çin kağanından İsiyi Likeng geldi. On binlik hazine, altın, gümüş fazla fazla getirdi. Tibet kağanından vezir geldi. Batıda gün batısındaki Soğd, İranlı, Buhara ülkesi halkından Enik general, Oğul Tarkan geldi. On Ok oğlum Türgiş kağanından Makaraç mühürdar, Oğuz Bilge mühürdar geldi. Kırgız kağanından Tarduş İnançu Çor geldi. Türbe yapıcı, resim yapan, kitâbe taşı yapıcısı olarak Çin kağanının yeğeni Çang general geldi.

Kuzeydoğu Yüzü:

Kül Tigin koyun yılında on yedinci günde uçtu. Dokuzuncu ay, yirmi yedinci günde yas töreni tertip ettik. Türbesini, resimini, kitâbe taşını maymun yılında yedinci ay, yirmi yedinci günde hep bitirdik. Kül Tigin kendisi kırk yedi yaşında bulut çöktürdü ... Bunca resimciyi Tuygut vali getirdi.

Güneydoğu Yüzü:


Bunca yazıyı yazan Kül Tiginin yeğeni Yollug Tigin, yazdım. Yirmi gün oturup bu taşa, bu duvara hep Yollug Tigin, yazdım. Değerli oğlunuzdan, evlâdınızdan çok daha iyi beslerdiniz. Uçup gittiniz. Gökte hayattaki gibi ...

Güneybatı Yüzü:


Kül Tiginin altınını, gümüşünü, hazinesini, servetini, dört binlik at sürüsünü idare eden Tuygut bu ... Beyim prens yukarı gök ... taş yazdım. Yollug Tigin.

Batı Yüzü:

Batıdan Soğd baş kaldırdı. Küçük kardeşim Kül Tigin ... için, öle yite işi gücü verdiği için, Türk Bilge Kağanı, nezaret etmek üzere, küçük kardeşim Kül Tigini gözeterek oturdum. İnançu Apa Yargan Tarkan adını verdim. Onu övdürdüm.


_____________________________

İmzanız kural dışıdır! || Uymanız gereken imza kurallarını okumak için tıklayınız.


5463 Mesaj
11 Aralık 2005; 13:25:04 

TONYUKUK YAZITI

BİRİNCİ TAŞ (Batı Cephesi)

Ben Bilge Tonyukuk'um. Çin ülkesinde doğdum. Türk milleti Çin'de tutsak idi. Türk milleti hanını bulmayınca Çin'den ayrıldı, han sahibi oldu. Hanını bırakıp yine Çin'e tutsak düştü. Tanrı şöyle demiş: Han verdim, hanını bırakıp tutsak düştün. Tutsak düştüğün için Tanrı öldürdü. Türk milleti öldü, bitti, yok oldu. Türk Sır milletinin yerinde boy kalmadı.

Ormanda, dışarıda kalmış olanlar toplanıp yedi yüz er oldular. İki bölüğü atlı idi, bir bölüğü yaya idi. Yedi yüz kişiyi idare edenlerin büyüğü şad idi; danışman ol dedi, danışmanı ben oldum, Bilge Tonyukuk. (Şadı) kağan mı yapayım diye düşündüm. Arık boğa ile semiz boğa arkada oldukça; semiz boğa mı, arık boğa mı bilinmezmiş diye düşündüm. Bunun üzerine, Tanrı akıl verdiği için onu ben kağan yaptım.

İlteriş Kağan olunca, Bilge Tonyukuk Boyla Baga Tarkan ile İlteriş, güneyde Çinli'yi, doğuda Kıtay'ı, kuzeyde Oğuz'u pek çok öldürdüler. Danışmanı, yardımcısı ben idim.

Çogay'ın kuzeyi ile Kara Kum'da oturuyorduk.

BİRİNCİ TAŞ (Güney Cephesi)

Geyik yiyerek, tavşan yiyerek oturuyorduk. Milletin karnı tok idi. Düşmanımız çevremizde ocak gibi idi, biz ateş idik.

Böyle otururken Oğuz'dan casus geldi. Casusun sözü şöyle idi: Dokuz Oğuz boyu üzerine kağan oturmuş; Çin'e Kunı Sengün'ü göndermiş; Kıtay'a Tongra Esim'i göndermiş. Şu haberi göndermiş: Azıcık Türk (Köktürk) boyu var; fakat kağanı yiğit, danışmanı bilgili. Bu iki kişi var oldukça seni, Çinliyi öldürecek, diyorum; doğuda Kıtay'ı öldürecek, diyorum; beni, Oğuz'u mutlaka öldürecek diyorum. Çinli, sen güney yönünden saldır; Kıtay, sen doğu yönünden saldır; ben de kuzey yönünden saldırayım; Türk Sır boyunun yerinde hiç kimse kalmasın; mümkünse hepsini yok edelim, diyorum.

Bu haberi işitince gece uyuyasım gelmedi, gündüz oturasım gelmedi. Bunun üzerine kağanıma arza çıktım. Şunu arz ettim: Çinli, Oğuz, Kıtay... bu üçü birleşirse biz kalırız. Dıştan sarılmış gibiyiz. Yufka iken delmek kolay imiş, ince iken koparmak kolay. Yufka kalın olsa delmek zor imiş, ince yoğun olsa koparmak zor. Doğuda Kıtay'dan, güneyde Çin'den, batıda batılılardan, kuzeyde Oğuz'dan gelecek iki üç bin askerimiz var mı acaba? Böyle arz ettim.

Kağanım, ben Bilge Tonyukuk'un arzını işitti, gönlünce idare et dedi. Kök Öng'ü çiğneyerek Ötüke ormanına doğru orduyu sevkettim. İnek ve yük arabalarıyla Togla'da Oğuz geldi. Üç bin askeri varmış. Biz iki bin idik. Savaştık. Tanrı yarlığadı, yendik. Irmağa döküldüler. Pek çoğu da dağıttığımız yerde öldü.

Ondan sonra Oğuz tamamıyla geldi. Türk milletini Ötüken yerine, beni, Bilge Tonyukuk'u Ötüken yerine yerleşmiş diye işiten güneydeki millet; batıdaki, kuzeydeki, doğudaki millet geldi.

BİRİNCİ TAŞ (Doğu Cephesi)

İki bin idik. İki ordumuz oldu. Türk milleti yaratılalı, Türk kağanı tahta oturalı Şantung şehrine, denize ulaşmış olan yok imiş. Kağanıma arz edip ordu gönderdim. Şantung şehrine, denize ulaştırdım. Yirmi üç şehir zaptettiler. Uykularını burada bırakıp seferde yatıp kalktılar.

Çin kağanı düşmanımız idi. On Ok kağanı düşmanımız idi. Kırgızların güçlü kağanı da düşmanımız oldu. Bu üç kağan anlaşıp Altun ormanında birleşelim demişler. Şöyle anlaşmışlar: Doğuda Türk kağanına doğru sefere çıkalım demişler. Eğer biz üzerine yürümezsek, eninde sonunda o bizi, kağanı yiğit, danışmanı bilgili olduğu için, eninde sonunda o bizi mutlaka öldürecektir. Üçümüz birleşip üzerine yürüyelim, hepsini yok edelim demişler. Türgiş kağanı şöyle demiş: Benim milletim oradadır demiş, Türk (Kök-türk) boyu yine karışıklık içindedir, Oğuz'u yine dardadır demiş.

Bu sözleri işitince gece yine uyuyasım gelmiyordu, gündüz yine oturasım gelmiyordu. 0 zaman düşündüm. İlkin Kırgız üzerine yürüsek daha iyi olur dedim. Kögmen yolu tek imiş; kapanmış diye işitip bu yoldan yürümek olmaz dedim. Kılavuz istedim. Çöllü Az eri buldum. Az ülke (sinde), Anı bel (inde bir yol var) mış; bir at yolu imiş, onunla gitmiş. Onunla konuşup bir atlının gitmiş olduğunu öğrenince bu yolla gitmek mümkün dedim. Düşündüm ve kağanıma;...

BİRİNCİ TAŞ (Kuzey Cephesi)

...arz ettim.

Ordu yürüttüm. At in dedim. Ak Termil'i geçince at bindirdim. At üzerine bindirip karı söktürdüm. Sonra atları yedeğe aldırıp yaya olarak ve ağaçlara tutuna tutuna yukarı çıkarttım. Öndeki eri çapraz yürüterek ağaç olan tepeyi aştık. Yuvarlanarak indik. On gecede yandaki engeli dolaşarak gittik. Kılavuz yeri şaşırıp boğazlandı. Bunalıp "kağan, yetiş" demiş. Anı suyuna vardık. O sudan aşağı gittik. Yemek için attan iniyor, atı ağaca bağlıyorduk. Gece gündüz dört nala gittik. Kırgızları uykuda bastık. Uykularını mızrakla açtık. Hanı, ordusunu topladı; savaştık ve yendik. Hanlarını öldürdük. Kırgız boyu kağana teslim oldu, baş eğdi. Geri döndük, Kögmen ormanını dolaşarak geldik.

Kırgız’dan döner dönmez Türgiş kağanından casus geldi. Haberi şöyle idi: Doğudan kağana sefer edelim. Biz yürümezsek onlar bizi, kağanı yiğit, danışmanı bilgili olduğu için eninde sonunda onlar bizi mutlaka öldürecek, demiş. Casus, türgiş kağanı çıkmış dedi, On Ok boyu eksiksiz çıkmış dedi: Çin ordusu da varmış.

Bu haberi işittiğimiz sırada katun (kraliçe) vefat etmişti. Kağanım, ben eve ineyim, onun yoğ törenini yapayım dedi. Orduya “gidin Altun ormanında oturun” dedi. “Ordunun başında İni İl Kağan, Tarduş şadı gitsin” dedi. Bilge Tonyukuk’a, bana şunları söyledi : “Bu orduyu ilet” dedi, “ben sana ne söyleyeyim. Kararı istediğin gibi ver” dedi; “gelirse göreceği var, gelmezse haberciyi ve haberi alarak otur” dedi.

Altun ormanında oturduk. Üç casus geldi. Haberleri bir: Kağan orduyu çıkardı. On Ok eksiksiz çıktı. Yarış ovasında toplanalım demişler. Bu haberi işitince haberi kağana yolladım. Handan haber geldi: “Oturun, öncüyü ve nöbetçiyi iyice düzenleyin, baskın yapmayın” demiş. Bögü Kağan bana böyle haber yollamış. Apa Tarkan’a ise gizli haber göndermiş. Bilge Tonyukuk kötüdür, kindardır; yanılır; orduyu yürütelim diyecek; kabul etmeyin.

Bu haberi işitince ordu yürüttüm. Altun ormanını yol olmaksızın aştık. İrtiş ırmağını geçit olmaksızın geçtik. Gece de yol aldık ve Bolçu’ya şafak sökerken ulaştık.”

İKİNCİ TAŞ (Batı Cephesi)

“Haberciyi getirdiler. Sözü şöyle idi: Yarış ovasında yüz bin asker toplandı dedi. Bu sözü işitince beğler, hepbirlikte geri dönelim, zayıfın utancı daha iyidir dediler. Ben şöyle dedim; ben, Bilge Tonyukuk: Altun Ormanını aşarak geldik, İrtiş ırmağını geçerek geldik. Gelenler yiğit dediler duymadılar; tanrı, Umay, mukaddes yer su üzerine çöküverdi. Niçin kaçıyoruz? Çok diye niçin korkuyoruz? Azız diye niçin kendimizi küçümsüyoruz? Hücum edelim dedim. Hücum ettik ve yağmaladık.

İkinci gün ateş gibi kızıp geldiler. Savaştık. Bizden iki ucu, yarısı fazla idi. Tanrı yarlığadığı için çok diye korkmadık ve savaştık. Tarduş şadına kadar kovalayıp dağıttık. Kağanını tuttuk; yabgusunu, şadını orada öldürdük. Elli kadar er yakaladık. Hem o gece halkına haber gönderdik. O haberi işitip On Ok beğleri, halkı hep geldi, baş eğdi. Halkın birazı kaçmıştı. Gelen beğleri ve halkı düzenleyip toplayarak, On Ok ordusunu yürüttüm. Biz de yürüdük. Anı’yı geçtik. İnci ırmağını geçerek Tinsi oğlu denen ebedi Ek dağını aşırdım.”

İKİNCİ TAŞ (Güney Cephesi)

Demir Kapı’ya kadar gittik. Oradan geri döndük. İni İl Kağan’a... Tacikler, Toharlar... ondan berideki Suk başlı Soğdak kavmi hep gelip baş eğdi.

Türk milletinin Demir Kapı’ya , Tinsi Oğlu denen dağa ulaştığı hiç vâki değildi. O yere, ben Bilge Tonyukuk ulaştırdığım için sarı altın, beyaz gümüş, kızıl yak öküzü, eğri deve, mal sıkıntısızca getirdik.

İlteriş kağan, bilgisinden dolayı, yiğitliğinden dolayı Çin ile on yedi defa savaştı. Kıtaylarla yedi defa savaştı. Oğuzlarla beş defa savaştı. Bu savaşlarda da danışmanı hep ben idim. Kumandanı da yine ben idim. İlteriş Kağan’a, Türk’ün hakim kağanına, Türk’ün bilgili kağanına.”

İKİNCİ TAŞ (Doğu Cephesi)

Kapgan Kağan... Gece uyumadı, gündüz oturmadı. Kızıl kanımı dökerek, kara terimi akıtarak işimi gücümü hep ona verdim. Öncüleri yine uzaklara gönderdim; hisarları, gözcüleri çoğalttım; basılan düşmanı getirdim; kağanım ile seferlere çıktık. Tanrı korusun, bu Türk milletinin içinde silahlı düşman dolaştırmadım, damgalı at koşturtmadım. İlteriş Kağan kazanmasaydı, onun ardından ben kazanmasaydım il yine, millet yine yok olacaktı. O kazandığı için, ardından ben kazandığım için il yine il oldu, millet yine millet oldu.

Ben artık yaşlandım, kocadım. Her hangi bir yerdeki kağan sahibi bir millete benim gibisi olsa ne sıkıntıları olabilir?

Türk Bilge Kağan ilinde yazdırdım. Ben Bilge Tonyukuk.”


_____________________________

İmzanız kural dışıdır! || Uymanız gereken imza kurallarını okumak için tıklayınız.


5463 Mesaj
11 Aralık 2005; 13:35:56 

PEKİ O ZAMANDA KONUŞULAN TÜRKÇE NASIL BİR TÜRKÇE İDİ. ORİJİNAL METİNDEN ÖRNEKLER VERİYORUM

KÜLTİGİN YAZITI KUZEY CEPHESİ:
İnim Kül Tigin kergek boldı, Özüm sakındım. Körür közüm körmez teg, bilir biligim bilmez teg boldı. Özüm sakındım. Öd Tengri yaşar. Kişi oğlu kop ölgeli töremiş, Ança sakındım. Közde yaş kelser tıda, köngülte sığıt kelser yanduru sakındım. Katığdı sakındım.
İki şad ulayı ini yigünüm, oğlanım, beglerim, budunum közü kaşı yablak boldaçı tip sakındım.


Küçük kardeşim Kül Tigine gereken oldu. Kendim düşünceye daldım. Görür gözüm görmez gibi, bilir aklım bilmez gibi oldu. Kendim düşünceye daldım. Zamanı Tanrı yaşar. İnsanlar hep ölmek için türemiş. Öyle düşünceye daldım. Gözden yaş gelse engel olarak, gönülden ağlamak gelse geri çevirerek düşünceye daldım. Müthiş düşünceye daldım. İki şadım ve küçük kardeş yeğenim, oğlanım, beylerim ,milletim gözü kaşı kötü olacak diye düşünceye daldım.


_____________________________

İmzanız kural dışıdır! || Uymanız gereken imza kurallarını okumak için tıklayınız.


5463 Mesaj
11 Aralık 2005; 13:45:09 

KÜLTİGİN YAZITI DOĞU CEPHESİ:

Türk Oguz begleri budun eşiding: Üze tengri basmasar, asra yir telinmeser, Türk budun, ilingin törüngin kim artatı udaçı erti? Türk budun ertin, okün! Küregüngün üçün igidmiş bilge kaganıngın ermiş barmış edgü ilinge kentü yangıldıg, yablak kigürtüg.

Türk, Oğuz beyleri, milleti, işitin: Üstte gök basmasa, altta yer delinmese, Türk milleti, ilini töreni kim bozabilecekti? Türk milleti, vaz geç, pişman ol! Disiplinsizliğinden dolayı, beslemiş olan bilgili kağanınla, hür ve müstakil iyi iline karşı kendin hata ettin, kötü hale soktun.


_____________________________

İmzanız kural dışıdır! || Uymanız gereken imza kurallarını okumak için tıklayınız.


2920 Mesaj
11 Aralık 2005; 15:35:19 

kaotika verdiğin bilgiler için çok sağol şimdi yazıcıdan çıktısını alıp okuyacam oyle daha kolay olur.
benim bildiğim kadarıyla Göktürk Yazıtları günümüze kadar bulunabilen İlk Türkçe Yazı örnekleridir.


_____________________________

DH'ye beleş ALTIN danışmanlığı.
DH-ALTINCILAR (facebook). Özel Mesajdan gelen sorulara cevap vermiyorum lütfen ilgili başlığa sorunuz..
Renault Smybol 2009 1.4-Atiker LPG. 0.20 krş/km-Iphone-3GS-16gb- Canon_EOS550D


5463 Mesaj
11 Aralık 2005; 16:06:42 

cosef saol
Bu yazıtlarda dikkatimi çeken şu oldu.
*Türkçe daha o devirlerde çok zengin ve işlek bir dil imiş. Göçebe bir toplum olarak kabul edilen Türklerin her türlü edebi eseri rahatlıkla yazabilecek kadar işlek bir dile sahip olmaları, bu dilin ve kültürün çok daha eskilere dayandığını gösteriyor. Demek ki atalarımız boş değilmiş.

*En çok dikkatimi çeken yerlerden bir de burasıdır:
Sabimda igid bar gu? Türk begler budun buni esiding. Türk budunug tirip il tutsikingin bunda urtum. Yangilip ölsiking in yime bunda urtum. Neng sabım erser benggü taska urtum. Angar körü biling. Türk amti budun begler bödke körügme begler gü yangildaci siz.

Sözümde yalan var mi? Türk beyleri, milleti, bunu isitin! Türk milletini toplayip il tutacagini burda vurdum. Yanilip ölecegini yine burda vurdum. Her ne sözüm varsa ebedi taşa vurdum. Ona bakarak bilin. Simdiki Türk milleti, beyleri, bu zamanda itaat eden beyler olarak mi yanilacaksiniz?

*Bir de çin filimlerinde seyrederiz, Çinliler çok iyi savaşır. Hele en son HERO diye bir film vardı. Bu filmde çinliler öyle bir savaşıyorlar ki, yağmur damlasından hızlı hareket ediyor, havaya atılan bir fincan su daha yere düşmeden koskoca bir kütüphaneyi darmadağın ediyor, suyun üzerinde yürüyorlar, yağmur gibi yağan okları kılıçarı ile savuşturuyorlar felan filan. Yahu madem öyle niye yenememişler göktürkleri? Bir de türkler gelmesin diye koskoca set yapmışlar hatta filmde de vardı bu. Çin kaynaklarında Kültiginden "yenilmez savaşçı" diye bahsediyorlarmış. Ya Göktürkler onlardan çok daha iyi, ya da Çinliler bizi uyutuyorlar, kimbilir.



< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi kaotika -- 11 Aralık 2005, 16:07:27 >


_____________________________

İmzanız kural dışıdır! || Uymanız gereken imza kurallarını okumak için tıklayınız.


 
208 Mesaj
11 Aralık 2005; 18:09:04 


Tengri senden razı olsun kaotika


_____________________________

Lisede Sophokles okuduk , Klasik Türk musikisine sövmeyi , Divan şiirini hor görmeyi , buna karşılık devletin yayınladığı kötü çevrilmiş Batı klasiklerine körü körüne hayranlık göstermeyi öğrendik.

Sanki SİNAN Leonardo'dan önemsiz , MEVLANA Dante'den küçüktü , ITRİ ise Bach'ın eline su dökemezdi.

Aslında kültür emperyalizminin ilmiğini kendi elimizle boynumuza geçiriyorduk , ulusal bileşim arama yerine hazır bileşimler aktarmak hastalığımız tepmişti ." Attila İLHAN


5463 Mesaj
11 Aralık 2005; 22:15:40 



_____________________________

İmzanız kural dışıdır! || Uymanız gereken imza kurallarını okumak için tıklayınız.


606 Mesaj
11 Aralık 2005; 22:25:14 

anıt üstündeki keçi ve kurt figürlerini verev net bir resim var mı?



_____________________________

.


3280 Mesaj
11 Aralık 2005; 22:28:50 


quote:

Orjinalden alıntı: cosef

kaotika verdiğin bilgiler için çok sağol şimdi yazıcıdan çıktısını alıp okuyacam oyle daha kolay olur.
benim bildiğim kadarıyla Göktürk Yazıtları günümüze kadar bulunabilen İlk Türkçe Yazı örnekleridir.



........... Eşyaları incelemeye devam ederken, arkeoloğun birden gözleri parladı. Gördüğü şeye elini uzatırken parmakları titriyordu. Gördüğü şey, ışıl ışıl altınların yanında en son farkedilen , yarısı iyice kararmış bir gümüş tabaktı. Kazak tarihçi, bu gümüş eşyanın bütün o altınlarla, o altın elbise ile karşılaştırılamayacak kadar değerli olduğunu hissediyordu. Çünkü gördüğü şeyin üzerinde yazı vardı. 26 harften oluşan 2 satır yazı. 26 harflik ve iki satırlık yazı, bir süre sonra kurganda bulunan bütün o altınları gölgede bırakarak tarihçinin gözünde bir ışık gibi parladı: Türk tarihinin milattan önceki yüzyıllarını aydınlattı.

Yazı, Orhun alfabesinin harfleriyle yazılmıştı. Runik yazı idi. Yani fırça ile yazılan Türk yazısı değil, madene kazılarak yazılan Türk yazısı. Eski türk damgalarında görülen şekillerden çıkma bir yazı. Göktürkler'den mi kalmıştı? Hayır, Sovyet Türkologları yazıyı okumakta gecikmediler. Bu iki satırın anlamı şu idi. "HAN'IN OĞLU 23'ÜNDE ÖLDÜ, ESİK HALKININ BAŞI SAĞOLSUN."

........................Lazerle radyo-karbonik analiz yapıldı ve kurganında , kurgandaki eşyalarında M.Ö. V. yy a ait oldukları anlaşıldı.


dip not: copy paste değildir, hepsini yazmak isterdim ama malesef çok zaman alıcak.


_____________________________

Iletisim kurmayi guclestiren herkesi blokluyorm




606 Mesaj
11 Aralık 2005; 22:39:04 

altın elbiseli adam


_____________________________

.


5463 Mesaj
11 Aralık 2005; 22:47:25 

Göktürk alfabesi 38 harflidir. 4 tanesi sesli 34 tanesi sessizdir. Türklerin kendi buldukları özgün bir yazıdır. Başka milletin alfabesinden alıntı değildir. Eski Türk damgalarındaki şekillerle ve Türkçe kelimelerin anlamına uygun olarak icat edilmiştir. Mesela "ok" olarak okunan harf oka "y" olarak okunan harf yay'a, "s" olarak okunan harf süngüye benzer. Harfler hakkında daha ayrıntılı bilgiyi burada bulabilirsiniz.

http://www.dilimiz.com/dil/orhunalfabesi.htm

Dünyada yazının icadıyla beraber alfabeler değişik aşamalardan geçmiştir. İlk olarak resim yazısı ortaya çıkmıştır, resim yazsızında bir düşünceyi anlatan her kelime bir resim ile ifade edilir. Bu yazı dilini öğrenmek ve bu yazı dili ile anlaşmak zordur. daha sonra hece alfabesi çıkmış. hece alfabesinde her hece bir sembol ile gösterilir. bu alfabe türü resim alfabesine göre daha işlevsel ve öğrenmesi daha kolaydır. daha sonra harf alfabesi çıkmıştır. harf alfabelerinde her ses bir sembolle gösterilir. Günümüzde kullanılan modern alfabeler harf alfabeleridir. Öğrenmesi kolay ve kavram kargaşası yaratmadan her okuyanın aynı şekilde okuyup anlayabileceği, edebi ederler vermeye müsait alfabe türü "harf alfabesidir". Göktürk alfabesi de bir harf alfabesidir oysa çin alfabesi resim-hece alfabesidir. Göktürk alfabesi sade, işlevsel ve öğrenmesi kolaydır. Bence günümüzde bile rahatlıkla kullanılabilir.



< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi kaotika -- 11 Aralık 2005, 22:55:17 >


_____________________________

İmzanız kural dışıdır! || Uymanız gereken imza kurallarını okumak için tıklayınız.


5463 Mesaj
11 Aralık 2005; 22:53:22 

yeni türkü,
demek bu alfabe göktürklerden önce de vardı ve kökenleri beşinci yüzyıla kadar gidiyor. Göktürklerden önce de bu yazı var olmuş olabilir sonuçta türklerin kendi icad ettikleri ve türklerin kullandıkları damgalardan icad edilmiş bir yazı.


_____________________________

İmzanız kural dışıdır! || Uymanız gereken imza kurallarını okumak için tıklayınız.


2298 Mesaj
11 Aralık 2005; 22:58:26 


Yoğun emek için teşekkürler @kaotika.

quote:

Orjinalden alıntı: kaotika

..... Türk, Oğuz beyleri, milleti işit: Üstte gök basmasa, altta yer delinmese, Türk milleti, ilini, töreni kim bozabilecekti? ....





Bir de "Batıda "Demir Kapı'ya kadar" ne demek? Neresi biliniyor mu?


_____________________________


Nuh Baba

-------------------
Zaman hep aynıdır, Geçen Biziz...


5463 Mesaj
11 Aralık 2005; 23:03:32 

was,
Demir kapıyı ben de merak ediyorum. Bildiğim kadarı ile bu ergenekon destanında adı geçen demir dağın eritilmesi ile ortaya çıkan kapı.


_____________________________

İmzanız kural dışıdır! || Uymanız gereken imza kurallarını okumak için tıklayınız.


606 Mesaj
11 Aralık 2005; 23:03:59 

demir kapı bazılarına göre hazar denizi bazılarına göre kafkaslar...doğrusu nedir ?
başka biyer mi acaba ?


_____________________________

.


3280 Mesaj
11 Aralık 2005; 23:06:12 

Üze tengri basmasar, asra yir telinmeser, Türk budun, ilingin törüngin kim artatı udaçı erti?



Kaotika

Bu yazıyı arıyordum bende uzun zamandır. Bu sayede hatırlamış oldum. Sağolasın. (was hocamda sevmiş belli )

Ben daha anıtlardaki yazıları okumadım, çok uzun geldi. yorumlara göz gezdirirken cosef in iletisine

takıldım. Gözüm keserse birazdan onları okumaya başlayacağım


_____________________________

Iletisim kurmayi guclestiren herkesi blokluyorm




2298 Mesaj
11 Aralık 2005; 23:14:55 


quote:

Orjinalden alıntı: Yeni Türkü
.........
Bu yazıyı arıyordum bende uzun zamandır. ... (was hocamda sevmiş belli )
...........


O cümleyi Otuz yıldır bilirdim @Yenitürkü,
Bende merhum Prof Muharrem ERGİN Hocam'dan kalma bir şey.
"Ne mutlu Türküm diyene!" gibi muhteşem bir kalıp bence!

@Kaotika, şu Demirkapı ile alakalı ilginç bir ayet var,
Ne zamandır işlesem diyordum ama, dini topiğe dönüşür diye vazgeçiyordum.
Bulursam biraz sonra sunarım.



_____________________________


Nuh Baba

-------------------
Zaman hep aynıdır, Geçen Biziz...


5463 Mesaj
11 Aralık 2005; 23:27:11 

was,
Ben de merak ediyorum, bulursan muhakkak buraya koy.
Elbette burada dini tartışacak değiliz. Burada din tartışması topiğine dönüşecek birşey yok.

(Ayrıca bu noktada şahsi olarak şöyle bir açıklamada bulunmak istiyorum, ben dini topiklere karşı değilim, bu foruma ayetler ve hadislerin konmasına da karşı değilim. benim karşı olduğum şey inanç ayrımcılığı yapılması ve "işte ispat ediyoruz sen neden inanmıyorsun" tarzında karşısındakinin inancını sorgulayan eleştirisel ifade tarzı ve tartışmaların kişisel inançların tartışılması boyutuna getirilmesi)


_____________________________

İmzanız kural dışıdır! || Uymanız gereken imza kurallarını okumak için tıklayınız.


2298 Mesaj
12 Aralık 2005; 0:06:36 

quote:

Orjinalden alıntı: kaotika

was,
Ben de merak ediyorum, bulursan muhakkak buraya koy.
….


"Kehf suresi: 90-98

90.
Zü'l-Karneyn (*), sonunda Güneşin doğduğu yere kadar (**) ulaştı ve onu ( Güneşi),
kendileri için ona karşı bir siper kılmadığımız bir kavim üzerine doğmakta iken buldu.

91.

İşte böyle, onun yanında "özü kapsayan bilgi olduğunu" (veya yanında olup-biten herşeyi) Biz
İlmimizle büsbütün kuşatmıştık.

92-93

Sonra (yine) bir yol tuttu. Nihayet iki dağ arasına ulaştığı zaman,
orada hiç söz anlamayan bir kavim buldu.(***)

94.
Dediler ki: "Ey Zü'l-Karneyn, gerçekten de ye'cüc ve me'cüc yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaktalar,
Bizimle onlar arasında bir sed inşa etmen için sana vergi verelim mi?

95.
Dedi ki: Rabbimin beni kendisinde sağlam bir iktidarla yerleşik kıldığı (güç, nimet ve imkân)
daha hayırlıdır. Madem öyle , siz bana (insani) güçle yardım edin, Sizinle onlar arasına
sapasağlam bir engel kılayım.

96.

Bana demir kütleleri getirin.
İki dağ arası eşit düzeye gelince, "Körükleyin" dedi.

Onu ateş haline getirinceye kadar (bu işi yaptı, sonra:) dedi ki:
Bana getirin, üzerine eritilmiş bakır dökeyim"


97.
Böylelikle, ne onu aşabildiler, ne de onu delmeye güç yetirebildiler.

98.
Dedi ki: "Bu benim Rabbimden bir rahmettir. Rabbimin va'di geldiği zaman
O, bunu dümdüz eder; Rabbimin va'di haktır."


(*)Zü’l-Karneyn: Çift boynuzlu lâkaplı hükümdar veya Ulus.
(**)Yani fetihlerin sonlandığı yer.(Mevdudi)
(***) Yani iletişim kurmak zordu (Mevdudi-T.Kur’an)
Not:Tüm tefsirciler bu seddin Çin Seddi olmadığında müttefiktirler.


_____________________________


Nuh Baba

-------------------
Zaman hep aynıdır, Geçen Biziz...


606 Mesaj
12 Aralık 2005; 0:14:00 

quote:

Orjinalden alıntı: was



"Kehf suresi: 90-98

90.
Zü'l-Karneyn (*), sonunda Güneşin doğduğu yere kadar (**) ulaştı ve onu ( Güneşi),
kendileri için ona karşı bir siper kılmadığımız bir kavim üzerine doğmakta iken buldu.

91.

İşte böyle, onun yanında "özü kapsayan bilgi olduğunu" (veya yanında olup-biten herşeyi) Biz
İlmimizle büsbütün kuşatmıştık.

92-93

Sonra (yine) bir yol tuttu. Nihayet iki dağ arasına ulaştığı zaman,
orada hiç söz anlamayan bir kavim buldu.(***)

94.
Dediler ki: "Ey Zü'l-Karneyn, gerçekten de ye'cüc ve me'cüc yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaktalar,
Bizimle onlar arasında bir sed inşa etmen için sana vergi verelim mi?

95.
Dedi ki: Rabbimin beni kendisinde sağlam bir iktidarla yerleşik kıldığı (güç, nimet ve imkân)
daha hayırlıdır. Madem öyle , siz bana (insani) güçle yardım edin, Sizinle onlar arasına
sapasağlam bir engel kılayım.

96.

Bana demir kütleleri getirin.
İki dağ arası eşit düzeye gelince, "Körükleyin" dedi.

Onu ateş haline getirinceye kadar (bu işi yaptı, sonra:) dedi ki:
Bana getirin, üzerine eritilmiş bakır dökeyim"


97.
Böylelikle, ne onu aşabildiler, ne de onu delmeye güç yetirebildiler.

98.
Dedi ki: "Bu benim Rabbimden bir rahmettir. Rabbimin va'di geldiği zaman
O, bunu dümdüz eder; Rabbimin va'di haktır."


(*)Zü�l-Karneyn: Çift boynuzlu lâkaplı hükümdar veya Ulus.
(**)Yani fetihlerin sonlandığı yer.(Mevdudi)
(***) Yani iletişim kurmak zordu (Mevdudi-T.Kur�an)
Not:Tüm tefsirciler bu seddin Çin Seddi olmadığında müttefiktirler.



kaotikatının anlaması için bir ikide hadis koyman lazım belkide..
demirkazıkla ilgisi açısından..

birde 94. ayetin meali yanlış kanaatimce ..zülkarneyn bir sed inşa etmedi diye düşünüyorum..



_____________________________

.


5463 Mesaj
12 Aralık 2005; 0:19:37 

quote:

Orjinalden alıntı: uranium
kaotikatının anlaması için bir ikide hadis koyman lazım belkide..
demirkazıkla ilgisi açısından...

uranium,

demirkazık değil demir kapı,

Ayrıca bir de şahsa yönelik yorumlara girmeyelim, ne dersin.


_____________________________

İmzanız kural dışıdır! || Uymanız gereken imza kurallarını okumak için tıklayınız.


2298 Mesaj
12 Aralık 2005; 0:26:29 


quote:

Orjinalden alıntı: uranium
............
birde 94. ayetin meali yanlış kanaatimce ..zülkarneyn bir sed inşa etmedi diye düşünüyorum..
..........


Aldığım kaynak Mevdudi'nin Tefhim-ul Kur'an Tefsiri idi.(Cilt:3 Sh:196)
Öte yandan az önce baktım diğerlerinde de aynısıdır.
Örneğin Suudilerin Türkçe mealinde de öyle:
"Bizimle onlar arasında bir sed inşa etmen için sana vergi verelim mi?" şeklinde aynen.
(Mealin 1992 basımı, Sh:302)


_____________________________


Nuh Baba

-------------------
Zaman hep aynıdır, Geçen Biziz...


606 Mesaj
12 Aralık 2005; 0:26:54 

quote:

Orjinalden alıntı: kaotika


uranium,

demirkazık değil demir kapı,

Ayrıca bir de şahsa yönelik yorumlara girmeyelim, ne dersin.


haklısın demirkapı olacaktı....
sen bana yazılan ayetlerden demirkapının yerini söyle....

beni daha sonra anlayacaksın..



_____________________________

.


5463 Mesaj
12 Aralık 2005; 0:27:20 

was,
Ayette şöyle diyor:
"97.
Böylelikle, ne onu aşabildiler, ne de onu delmeye güç yetirebildiler."

Bence bu ayette bahsedilen set, demir kapı olamaz çünkü ergenekon efsanesinde bahsedilen Türklerin demir kapıyı aşarak ergenekondan çıkmaları kuran'dan daha eski. Oysa ayette bu seti aşamadılar diyor.


_____________________________

İmzanız kural dışıdır! || Uymanız gereken imza kurallarını okumak için tıklayınız.


606 Mesaj
12 Aralık 2005; 0:32:28 

quote:

Orjinalden alıntı: was




Aldığım kaynak Mevdudi'nin Tefhim-ul Kur'an Tefsiri idi.(Cilt:3 Sh:196)
Öte yandan az önce baktım diğerlerinde de aynısıdır.
Örneğin Suudilerin Türkçe mealinde de öyle:
"Bizimle onlar arasında bir sed inşa etmen için sana vergi verelim mi?" şeklinde aynen.
(Mealin 1992 basımı, Sh:302)


pardon haklısın ayetleri karıştırmışım...

94. ayette sed yapılması talep ediliyor..

95 ayette ise zülkarneyn sed yerine redim (redimen) yapmayı söylüyor...

doğru ayet 95 olacak...



< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi uranium -- 12 Aralık 2005, 3:33:52 >


_____________________________

.


5463 Mesaj
12 Aralık 2005; 0:34:52 

quote:

Orjinalden alıntı: uranium



haklısın demirkapı olacaktı....
sen bana yazılan ayetlerden demirkapının yerini söyle....

beni daha sonra anlayacaksın..




Göktürk yazıtında şöyle diyor:
Doğuda Kadırkan ormanına kadar, batıda Demir Kapıya kadar kondurmuş.

Ayette şöyle diyor:
Zü'l-Karneyn (*), sonunda Güneşin doğduğu yere kadar (**) ulaştı ve onu ( Güneşi),
kendileri için ona karşı bir siper kılmadığımız bir kavim üzerine doğmakta iken buldu.



< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi kaotika -- 12 Aralık 2005, 0:35:52 >


_____________________________

İmzanız kural dışıdır! || Uymanız gereken imza kurallarını okumak için tıklayınız.


606 Mesaj
12 Aralık 2005; 0:35:57 

demirkapı batıda...doğuda deil..



_____________________________

.


2298 Mesaj
12 Aralık 2005; 0:37:56 


@kaotika,
Bu suredeki Zü'l-Karneyn adlı kişi islam öncesi bir kişi zaten.
İskender veya bir Pers hükümdarı yahut İskitlere karşı savaşan bir peygamber olduğu söylenmekte ise de
Tefsirciler bunun şu kısırlı malumattan anlaşılamayacağında birliktirler.

"Demir Kapı" gibi bire bir tasvir edilmediği konusunda ise seninle hemfikirim.
Ergenekonda yol açılmakta iken burada yol kapatılıyor.

(Ayetlerin inme sebebi ise yahudi bilginlerinin Hz.Peygamberi eski mit'ler
Konusunda sınamalarından kaynaklanmış. Aynı bu surede antik söylence
Yedi Uyurlar ve beraberindeki köpek 'den bahsetme gereği duyulmuş)





_____________________________


Nuh Baba

-------------------
Zaman hep aynıdır, Geçen Biziz...


2298 Mesaj
12 Aralık 2005; 0:56:41 


quote:

Orjinalden alıntı: kaotika
............
Göktürk yazıtında şöyle diyor:
Doğuda Kadırkan ormanına kadar, batıda Demir Kapıya kadar kondurmuş.

Ayette şöyle diyor:
Zü'l-Karneyn (*), sonunda Güneşin doğduğu yere kadar (**) ulaştı ve onu ( Güneşi),
kendileri için ona karşı bir siper kılmadığımız bir kavim üzerine doğmakta iken buldu.



Bunun için yine ek izahat yapmak zorundayım kaotika:

Ayetlerdeki Batı'nın "Zülkarneyn'nin ülkesinin batısı" olduğu açıktır.
Mevdudi ve diğerleri, Zülkarneyn ülkesinin batısının, Anadolu'nun Batısı ve Ege olarak düşünmekteler.
Tefsircilerce Zülkarneyn'in gittiği doğu ise, Hazar ve Karadeniz arası olarak zikredilir.
Bir görüşe göre de bu en doğudaki yerin ise
İran'daki Derbent ve Daryal arası Kafkas bölgesi olup harabeleri hala olduğu söylenir.
Yani Bu nedenle Zülkarneyn ülkesinin doğusu, Türk Ülkesinin batısının olduğu yerdir.
Şimdi izahat daha açık oldu mu kardeş?


_____________________________


Nuh Baba

-------------------
Zaman hep aynıdır, Geçen Biziz...


5463 Mesaj
12 Aralık 2005; 1:14:04 

Birincisi eğer ayette adı geçen kapı, demir kapı ise, bozgunculuk çıkaran kavmin türkler olması lazım.
Bir de göktürk yazıtlarında demir kapı "batıda" değil de "doğuda" olarak tarif edilse idi bu sefer "işte kuranda da aynısı şey söyleniyor, doğuda deniyor" denecekti.


_____________________________

İmzanız kural dışıdır! || Uymanız gereken imza kurallarını okumak için tıklayınız.


2298 Mesaj
12 Aralık 2005; 1:26:16 


Ayette "sed ve engel "olarak geçmiş, kapı yazmıyor hiç bir yerde. Tam ters anlamlar!!!
Çünkü: Kapı geçmek içindir, sed ve engeller ise geçmemek için!
Bu yönden iki söylem çakışmıyor.

Bozguncuları ise, "iskitler, tatarlar" vaya "moğollar-mançurlar" olarak tarif edenler olmuştur.
Doğrusunu Kur'an'ı indiren bilir.

İkici cümlen ise tam yorum olmuş.




_____________________________


Nuh Baba

-------------------
Zaman hep aynıdır, Geçen Biziz...


 
641 Mesaj
12 Aralık 2005; 10:49:06 


Bence yecücle mecüc Çinliler. Bir 10 ya da 20 sene sonra Dünya'yı istila edecekler. Şimdiden tehdit oluşturmaya başladılar. İçimizden bir Türk Hakan'ının çıkıp şu Çinlilere hadlerini bildirmesi lazım.


_____________________________



2298 Mesaj
13 Aralık 2005; 17:45:20 


quote:

Orjinalden alıntı: kaotika

Güney Yüzü:
... Doğuda gün doğusuna, güneyde gün ortasına, batıda gün batısına, kuzeyde gece ortasına kadar, onun içindeki millet hep bana tâbidir.
..................


Bunlar, sınırların zaman vektörüne göre genişliği midir?
Ve galiba dörtnala at koşumu gidilen zaman kadar uzaklık anlatılıyor.
En geniş sınırlar doğu-batı arası olmalı, gün doğumu ve günbatımına dek uzak!
Kuzeyde de sınır çok geniş: Sabahtan "gece ortasına" dek!
Örneğin bu tarife göre ülkenin en dar yeri güneyi olmalı çünkü "..gün ortasına" kadar geniş!


_____________________________


Nuh Baba

-------------------
Zaman hep aynıdır, Geçen Biziz...


5463 Mesaj
13 Aralık 2005; 19:02:26 

was,
bence bu ifadeler bir deyim Çünkü eğer öyle olsaydı, gün ortasına kadar atla gidilen 6ı saatlik mesafe sadece birkaçyüz kilometre yapar. Ama bana da ilginç geliyor. Doğuda gün goğusunu anladım. batıda gün batısını da anladım da Güneyde gün ortası ne demek. Gün ortasında yani öğle vakti güneşin gösterdiği istikamet olarak kabul edersek bu güney yönü olur. peki kuzeyde gece ortası ne demek? güneş battıktan sonra güneş dünyanın altından dolaşıyor, acaba dünanın yuvarlak olduğunu bilge kağan biliyor muydu

Bir de şu ifadelere bak
"Doğuda Şantung ovasına kadar ordu sevk ettim, denize ulaşmama az kaldı. Güneyde Dokuz Ersin'e kadar ordu sevk ettim, Tibet'e ulaşmama az kaldı. Batıda İnci nehrini geçerek Demir Kapı'ya kadar ordu sevk ettim. Kuzeyde Yir Bayırku yerine kadar ordu sevk ettim. Bunca yere kadar yürüttüm. "


_____________________________

İmzanız kural dışıdır! || Uymanız gereken imza kurallarını okumak için tıklayınız.


 
208 Mesaj
13 Aralık 2005; 19:45:17 


bence , bir atla gidilecek yolu ifade ediyor , yani sabah yola çıkılsa öğleye kadar gün ortası , kuzey için ise sabah yola çıkılsa gece ortası yani gece yarısına kadar gidilen bir mesafeyi anlatıyor

dolayısıyla şimdiki moğolistanı Kül Teğinin ülkesi kabul etsek , güneyde himalayalara kadar , kuzeyde ise sibiryaya kadar

yani güney sınırları daha yakın kuzey sınırları daha uzak , birine öğlen vakti varılıyor , dierine gece yarısı , haritaya baktığımızda da aradaki bu fark açıkça görülür

ne dersiniz ?

bir de ayrıca bazıları , Zülkarneynin Oğuz kağan olduğunu söylemektedirler , şahsen ben buna inanıyorum


_____________________________

Lisede Sophokles okuduk , Klasik Türk musikisine sövmeyi , Divan şiirini hor görmeyi , buna karşılık devletin yayınladığı kötü çevrilmiş Batı klasiklerine körü körüne hayranlık göstermeyi öğrendik.

Sanki SİNAN Leonardo'dan önemsiz , MEVLANA Dante'den küçüktü , ITRİ ise Bach'ın eline su dökemezdi.

Aslında kültür emperyalizminin ilmiğini kendi elimizle boynumuza geçiriyorduk , ulusal bileşim arama yerine hazır bileşimler aktarmak hastalığımız tepmişti ." Attila İLHAN


2298 Mesaj
13 Aralık 2005; 22:33:03 


@Lonelyturk,
Mesafe ve at koşumu zamanı şeklinde aynen sizin gibi düşünmüştüm.


_____________________________


Nuh Baba

-------------------
Zaman hep aynıdır, Geçen Biziz...


248 Mesaj
15 Şubat 2006; 16:09:06 


quote:

Orjinalden alıntı: kaotika

KÖL TİGİN (KÜL TİGİN) YAZITI
Güney Yüzü:

Tanrı gibi gökte olmuş Türk Bilge Kağanı, bu zamanda oturdum. Sözümü tamamiyle işit. Bilhassa küçük kardeş yeğenim, oğlum, bütün soyum, milletim, güneydeki Şadpıt beyleri, kuzeydeki Tarkat, Buyruk beyleri, Otuz Tatar ........... Dokuz Oğuz beyleri, milleti! Bu sözümü iyice işit, adamakıllı dinle: Doğuda gün doğusuna, güneyde gün ortasına, batıda gün batısına, kuzeyde gece ortasına kadar, onun içindeki millet hep bana tâbidir. Bunca milleti hep düzene soktum. O şimdi kötü değildir. Türk kağanı Ötüken ormanında otursa ilde sıkıntı yoktur. Doğuda Şantung ovasına kadar ordu sevk ettim, denize ulaşmama az kaldı. Güneyde Dokuz Ersin'e kadar ordu sevk ettim, Tibet'e ulaşmama az kaldı. Batıda İnci nehrini geçerek Demir Kapı'ya kadar ordu sevk ettim. Kuzeyde Yir Bayırku yerine kadar ordu sevk ettim. Bunca yere kadar yürüttüm. Ötüken ormanından daha iyisi hiç yokmuş. İl tutacak yer Ötüken ormanı imiş. Bu yerde oturup Çin milleti ile anlaştım. Altını, gümüşü, ipeği ipekliyi sıkıntısız öylece veriyor. Çin milletinin sözü tatlı, ipek kumaşı yumuşak imiş. Tatlı sözle, yumuşak ipek kumaşla aldatıp uzak milleti öylece yaklaştırırmış. Yaklaştırıp, konduktan sonra, kötü şeyleri o zaman düşünürmüş. İyi bilgili insanı, iyi cesur insanı yürütmezmiş. Bir insan yanılsa, kabilesi, milleti, akrabasına kadar barındırmazmış. Tatlı sözüne, yumuşak ipek kumaşına aldanıp çok çok, Türk milleti, öldün; Türk milleti, öleceksin! Güneyde Çogay ormanına, Tögültün ovasına konayım dersen, Türk milleti, öleceksin! Orda kötü kişi şöyle öğretiyormuş: Uzak ise kötü mal verir, yakın ise iyi mal verir diyip öyle öğretiyormuş. Bilgi bilmez kişi o sözü alıp, yakına gidip, çok insan, öldün! O yere doğru gidersen, Türk milleti öleceksin! Ötüken yerinde oturup kervan, kafile gönderirsen hiç bir sıkıntın yoktur. Ötüken ormanında oturursan ebediyen il tutarak oturacaksın. Türk milleti, tokluğun kıymetini bilmezsin. Açlık, tokluk düşünmezsin. Bir doysan açlığı düşünmezsin. Öyle olduğun için, beslemiş olan kağanının sözünü almadan her yere gittin. Hep orda mahvoldun, yok edildin. Orda, geri kalanınla her yere hep zayıflayarak, ölerek yürüyordun. Tanrı buyurduğu için, kendim devletli olduğum için, kağan oturdum. Kağan oturup aç, fakir milleti hep toplattım. Fakir milleti zengin kıldım. Az milleti çok kıldım. Yoksa, bu sözümde yalan var mı? Türk beyleri, milleti, bunu işitin! Türk milletini toplayıp il tutacağını burda vurdum. Yanılıp öleceğini yine burda vurdum. Her ne sözüm varsa ebedî taşa vurdum. Ona bakarak bilin. Şimdiki Türk milleti, beyleri, bu zamanda itaat eden beyler olarak mı yanılacaksınız? Ben ebedî taş yontturdum .... Çin kağanından resimci getirdim, resimlettim. Benim sözümü kırmadı. Çin kağanının maiyetindeki resimciyi gönderdi. Ona bambaşka türbe yaptırdım. İçine dışına bambaşka resim vurdurdum. Taş yontturdum. Gönüldeki sözümü vurdurdum ... On Ok oğluna, yabancına kadar bunu görüp bilin. Ebedî taş yontturdum ... İl ise, şöyle daha erişilir yerde ise, işte öyle erişilir yerde ebedî taş yontturdum, yazdırdım. Onu görüp öyle bilin. Şu taş .... dım. Bu yazıyı yazan yeğeni Yollug Tigin.


ben bu kısımı okumuştum


_____________________________

.....


 
10 Mesaj
7 Nisan 2007; 0:36:30 

HOCAM GOKTURK YAZITLARININ TURK DİLİŞ VE EDEBİYATI ACISINDAN ONEMİ Nİ SOYLERMİSİN RİCA EDERİM


_____________________________

Guest
7 Nisan 2007; 1:11:28 

Demirkapı ismine Tatar/Nogay ların ülkemizdeki yerleşim yeri isimlerinde çok sık rastlanır. Konudaki Demirkapı Kafkasya olmalıdır.


_____________________________



21890 Mesaj
7 Nisan 2007; 1:18:41 

Neden bilmem Kur-an' da Zülkarneyn ile ilgili ayetlerde bazı ayrıntılar var ki, bana ister istemez Göktürklerin Ergenekon' dan çıkış destanını hatırlatıyor.


_____________________________

Bazıları hayatı dolu dolu yaşar. Bazıları ise yavaşça akıp geçmesini bekler. Ama hayatı biryerde yakaladın mı, işte O zaman muhteşem birşey olur...


43 Mesaj
8 Nisan 2007; 4:55:13 

bi sorum olacakti , bunlarin yazilarii hangi yone dogru okunuluyor ? sagdan sola mi yoksa tam tersimi ?


_____________________________

im tha oZ


2298 Mesaj
8 Nisan 2007; 18:11:17 


quote:



kaotika
....peki kuzeyde gece ortası ne demek?



Belki de kuzey kutbuna doğru gidildikçe
Gündüz ve gecelerin 24 saat esasından ayrılması nedeniyle oluşan bir vakittir.
Kuzeydeki "Bayırku" saptanırsa bu bilinebilir belki...




_____________________________


Nuh Baba

-------------------
Zaman hep aynıdır, Geçen Biziz...
Guest
8 Nisan 2007; 19:39:40 


quote:

Orjinalden alıntı: thaoz

bi sorum olacakti , bunlarin yazilarii hangi yone dogru okunuluyor ? sagdan sola mi yoksa tam tersimi ?


Sağdan sola olmalı.


_____________________________



3950 Mesaj
8 Nisan 2007; 21:53:26 

Güzel bilgiler için teşekkürler.
Yeryüzünde bozgunculuk çıkaran kavimleri göz önüne alıp (tarih bilgisi ile) bunlardan kısa boylu olanını bilirsek yecüc ve mecüc hangisiymiş azda olsa emin olabiliriz. Çinliler olabilir diyeceğim ama seddi biz değil onlar yaptı.
Son olarak ileri bir zamanda bu kavmin tekrar bozgunculuk yapacağından bahsediliyor ardından hastalıktan kırılacaklarını yazıyor. Şimdi hastalıktan kırılacaklar insan olsaydı tümden kırılırdık, buda bu kavmin insan olmadığına bir işaret olabilir. Kaynak; okuduğum çeşitli kitaplardan.


_____________________________

film/altyazı | Mal kaybeden, bir şey kaybetmiştir, Onurunu kaybeden birçok şey kaybetmiştir. Fakat cesaretini kaybeden her şeyini kaybetmiştir. Johann Wolfgang von Goethe


21890 Mesaj
8 Nisan 2007; 22:09:50 

Kur-an' da Zülkarneyn ile ilgili ayetleri okursanız, doğu seferinde bir diyara geldiğini ve orada seddin nasıl yapıldığını anlatır.
Ergenekon Destanı' nda buna benzer çok ayrıntı var.


_____________________________

Bazıları hayatı dolu dolu yaşar. Bazıları ise yavaşça akıp geçmesini bekler. Ama hayatı biryerde yakaladın mı, işte O zaman muhteşem birşey olur...


3950 Mesaj
8 Nisan 2007; 23:14:33 

Okuduklarım üzerinden tekrar geçtim ve her iki konu bir birine çelişiyor diyebilirim. Öncelikle göktürkler Ergenekon Destanı' nda savaştan kaçıyordu bu savaşta birleşmiş kavimlerin hileyle kazandığı bir savaştı. Zülkarneyn'in bulduğu topluluk hiç bir dil bilmiyormuş diye yazıyor ama ortak detayları gerçekten büyük göz ardı edemeyiz. Bence bu zat geldiğinde göktürklerin dilinden anlamıyordu bu yüzden böyle sanırım. Sahip olduğu ilim sayesinde vadiye giren geçidi bir şekilde kapamış olmalı ardından göktürklerle vadide kalmış olabilir.
Yecüc ve mecüc kim? Bu gerçekten zor bir soru, kısa boylu küfür eden tipsiz bir çok insan var ama bir tanesi bir seferde 1000 yavru doğurmuyor. Sanırım bu dönemin kafirlerine bir benzetmeydi. Zülkarneyn göktürklerin düşmanını bu kavimden sandı (öyle bir kavim varsa tabii)(inanmak istiyorum).
Neticede Türküz hala 4 bir yanımızda düşman var, hoş sohbetler dilerim.


_____________________________

film/altyazı | Mal kaybeden, bir şey kaybetmiştir, Onurunu kaybeden birçok şey kaybetmiştir. Fakat cesaretini kaybeden her şeyini kaybetmiştir. Johann Wolfgang von Goethe


 
1 Mesaj
29 Haziran 2007; 11:06:53 

Kuzey Kutbuna yaklastıkca zamanın nasıl oldugunu göz ardı etmiyorsunuz umarım kutupta 6 ay gece 6 ay gündüz fillandiyada yılın belli zamanlarında günes hic batmıyor...

Sabahtan "gece ortasına" dek!

bu durumda Turk yurdu çinin batısındamı kalıyo ?

demir kapıda anadolu olur


_____________________________



611 Mesaj
30 Haziran 2007; 11:55:15 

Kuran ı kerim de Türk'lerden bahsettiklerini duymuştum acaba yukarıdaki yazılan larmı yoksa başka bizden bahsedilen yerler varmı yada yokmu

bilgiler için teşekkür ederim


_____________________________


337. DÖNEM BİLGİ EKRANI
KAYDOLMAYAN TERTİP KALMASIN


1165 Mesaj
16 Ekim 2007; 21:33:55 


Ödevime yardımcı ola herkez cok teşekkür ederim. İyiki varsınız...
Amacınız belki bilgi vermekti ama benim işime cok yaradı.


_____________________________



741 Mesaj
29 Aralık 2007; 11:00:55