- x
Kelimeler
35 Cevap3284 Görüntüleme1 Favori
Bu konudaki kullanıcılar: hiç
  Seçkin Yorumlar Yazdır
Sayfa: [1]
Giriş
Mesaj


806 Mesaj
16 Temmuz 2010; 18:28:27 
Bu mesajla ilgili şikayetinizi bu icon a tıklayarak yapabilirsiniz. Şikayet PM

Şukarıdaki konudan ( http://forum.donanimhaber.com/m_41257708/tm.htm ) bağımsız olarak, orada öğrendiğim her şeyi paylaşıyorum(cümle ekleyip çeviriyorum falan) burada sadece kelime paylaşacağım. Diğer arkadaşlar da katkı yaparsa güzel bir arşiv oluşabilir. Lütfen kelimenin başka anlamları varsa ya da eklemek istediğiniz bir bilgi varsa, bir hata varsa vb. yardımlarınızı esirgemeyiniz.

Cümleler için günden güne eş anlamlılarını ve cümle içinde kullanılmış örneklerini de ekleyeceğim. Fakat sizin de katkıda bulunmanız daha çabuk gerçekleşmesini sağlar.


disguise: kılık değiştirmek, kimliği gizlemek
Maybe you could disguise yourself as a waiter and sneak in there.
There's no way you can disguise that southern accent.

annoy: rahatsız etmek
snore: horlamak
affection: şefkat

take care of somebody/something: birine bakmak, ilgi göstermek
The children are old enough to take care of themselves.
Her secretary always took care of the details.

resource: kaynak
a country rich in natural resources
Trees are a renewable resource.

efficiently: verimli bir şekilde
try: attempt / denemek, girişimde bulunmak

occupy mind/thoughts/attention/agenda: meşgul etmek
Work will occupy your mind and help you forget about him.

agenda: gündem
apart from sth(something): except for/from sth., besides sth.(ilave anlamı da var) / hariç

groundless x well-founded: asılsız, gerçeklere dayanmayan
Mr Kay's lawyer said the accusations were groundless.

suspicion: şüphe
fortunately: iyi ki, şükür ki

struggle with - struggle to do something -struggle for - struggle against : mücadele etmek, boğuşmak
She's struggling to bring up a family alone.
The airline is struggling with high costs.

scarcity: lack: shortage: deficiency (of): azlık
a deficiency of safe play areas for children
the scarcity of employment opportunities

oil: petrol
bully: kabadayı

threaten to do something - threaten somebody with something: tehdit etmek
He threatened to take them to court.

suffer from: acı çekmek, muzdarip olmak
Most of us have suffered the consequences of stupid decisions taken by others.

self-esteem: self-confidence / özgüven
issue: problem
problem yaşamak: experience a problem(live a problem değil. )
only : merely: solely / yalnızca
pollution: kirlilik
prevent(from) doing something: halt(from) doing something / önlemek

intend to do something: niyet etmek, amaçlamak
I intend to spend the night there.

intention: maksat, gaye
precaution: önlem
insure: sigortalamak, sağlama almak

take the precaution of doing something: bir şeyin önlemini almak
I took the precaution of insuring my camera.

caution: dikkat
previous: önceki
on a large/small/grand etc scale: büyük ölçüde, çapta

unprecedented: eşsiz, benzersiz
Crime has increased on an unprecedented scale.

by far: açık ara
enable somebody to (verb): mümkün kılmak
to make it more comprehensible: daha açık olmak gerekirse

tendency: eğilim
The drug is effective but has a tendency to cause headaches.
There is an increasing tendency for women to have children later in life.

figure out: anlamak, çözmek
in the first place: öncelikle, ilk olarak, ilk etapta

ruin: mahvetmek
This illness has ruined my life.

in ruins: mahvolmuş (ülke ekonomisi, bir kişinin hayatı)
Her marriage was in ruins.

restore: onarmak
The government promises to restore the economy to full strength.

balance: denge
Try to keep a balance between work and play.

effort:
çaba
We make every effort to satisfy clients' wishes.

assumption: varsayım
My calculations were based on the assumption that house prices would remain steady.

some: certain

clear/strong evidence: proof / kanıt
There is now clear evidence that these chemicals are damaging the environment.

prove: kanıtlamak

concrete: somut
a dialogue about concrete issues and problems
the lack of any concrete evidence

waterproof: su geçirmez

exist: var olmak
The club will cease to exist if financial help is not found.

rebel: isyancı / isyan etmek, baş kaldırmak
teenage boys rebelling against their parents

case: durum, vaziyet / dava / örnek
a classic case (=typical example) of poor design
In this case, several solutions could be tried.
He had his camera ready, just in case he saw something that would make a good picture.
Tom's career is a case in point (=a clear example of something that you are discussing or explaining).

demand: talep etmek / talep
We rely on new sources of energy to meet demand.
The exhibition will run for an extra week, due to popular demand.


impact: influence, effect / etki, tesir
success: başarı
inflation: enflasyon

expectation: beklenti
The show exceeded all expectations.
Profits are below expectations.

scope: kapsam, ufuk, faaliyet alanı

beyond: ötesinde
Such tasks are far beyond the scope of the average schoolkid.

together with: (bir şey ile) birlikte
rise: artış
include: içermek
violence: şiddet
careful: dikkatli
consult: danışmak
in order to: ... için
interview: görüşme, mülakat
affect: etkilemek
anger: nerve, temper / sinir
at least: en azından
enter: girmek
depend: bağlı olmak, değişmek / güvenmek
decide: determine / karar vermek
from person to person: kişiden kişiye
require: necessitate / gerektirmek



booklet: kitapçık
consume: tüketmek
healthy: sağlıklı
explain: account for / açıklamak, izah etmek
at first glance: at first sight / ilk bakışta
company: şirket, firma
be responsible for: bir şeyden sorumlu olmak
catastrophe: felaket
gulf: körfez
superficial: yüzeysel
cite: bahsetmek
towards: -e karşı
adolescent: ergen



yet: henüz
trip: gezi
business: iş
advertiser: reklamcı
prepare: hazırlamak
advertisement: reklam
crisis: kriz
profoundly: derinden
affect: impact, influence / etkilemek
economic: ekonomik
economical: hesaplı
recently: son zamanlarda



numerous: çok sayıda
several: birkaç
severe: ciddi
exist: var olmak
markedly: belirgin bir şekilde
stand out: göze çarpmak, dikkat çekmek, öne çıkmak
namely: yani - isim olarak(şunlar)
corporation: institution / kurum
for instance: örnek olarak
even: bile
shut down: close down / kapatmak
factory: fabrika



be confronted with: be faced with, come face to face with / karşı karşıya kalmak(bir olayla, bir durumla)
such as: i.e. / gibi
rate: oran
ever-increasing: durmadan artan
innumerable: sayılamayacak kadar çok
severe: serious: / ciddi
drought: kuraklık
to begin with: to commence with / başlangıç olarak, şununla başlamak gerekirse
all corners of the world: dünyanın her köşesinde
shortage: azlık
especially: particularly, in particular / özellikle
in part: partially / kısmen



branch: dal
bankrupcy: iflas(isim)
go bankrupt: iflas etmek
vocational: mesleki
suffice: yetmek, yeterli olmak
cherry: kiraz
sourcherry: vişne
watermelon: karpuz
melon: kavun
recently: son zamanlarda
dismiss: sack, fire / kovmak
majority: çoğunluk
minority: azınlık



favourable: expected: desirable: istenilen
be able to: can
originally: actually: esasında, aslında
even if: -sa bile
ordinarily: sıradan
laborer: emekçi(siyasal manada kullanılabilir.)
analyze: analiz etmek, incelemek
analysis: analiz(isim)
in my opinion: to my mind / bence, bana kalırsa
dramatically: önemli ölçüde
deteriorate: kötüleşmek
fact: gerçek
exam: sınav
gain importance: önem kazanmak
opportunity: facility / imkan
recently: son zamanlarda
due to: because / çünkü, -den dolayı



problematic: problemli
stand out: bir grup içinde öne çıkmak
among: arasında, aralarında
rather: too / fazla
as: since / çünkü anlamları vardır.
redundancy: gereksizlik
competent: işin ehli
occupy: meşgul etmek
beat somebody to death: öldüresiye kadar dövmek
before our eyes: gözümüzün önünde
comprehend: understand / anlamak
noteworthy: kayda değer
tricky: hileli
root: kök
cease-fire: ateşkes
cease: stop / durdurmak, durmak
disastrous: feci
barely: hardly: zar zor, ucu ucuna, anca
exclusively: solely: merely / yalnızca
disaster: catastrophe: felaket
precaution: önlem



with ease: kolaylıkla
deficiency of: lack of / eksiklik
border: sınır
common: yaygın
expanditure: yayılma, genişleme
check out: kontrol etmek
measurement: ölçüm
measure: önlem - ölçmek
implement: apply / uygulamak



< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Sendromkaan -- 14 Ağustos 2010; 20:25:10 >


_____________________________



806 Mesaj
18 Temmuz 2010; 16:14:58 

Should I continue to share? I don't know what I am doing is beneficial or not. Please tell me your opinions.


_____________________________



 
2682 Mesaj
18 Temmuz 2010; 17:02:10 

Yes, you can continue if you want. I think it is beneficial. However, I suggest you to use these words in the essays you write, too. Of course using them in sentences helps, but if you use them in essays, it is a lot better for your vocabulary knowledge.


_____________________________



806 Mesaj
18 Temmuz 2010; 18:43:11 


quote:

Orijinalden alıntı: fernsehn

Yes, you can continue if you want. I think it is beneficial. However, I suggest you to use these words in the essays you write, too. Of course using them in sentences helps, but if you use them in essays, it is a lot better for your vocabulary knowledge.


Thank you. I am trying to use these words in my essays for sure. It is beneficial for me too because I sometimes study these words via my cell phone.



_____________________________



 
169 Mesaj
18 Temmuz 2010; 21:57:33 

thanks i learnt something

i figured out that i have lack of knowledge about conjuctions...


_____________________________



806 Mesaj
18 Temmuz 2010; 22:05:29 


quote:

Orijinalden alıntı: _iği_

thanks i learnt something

i figured out that i have lack of knowledge about conjuctions...


You're welcome. I am glad that you learnt some. I hope it will be more.

I keep writing words.


_____________________________



806 Mesaj
19 Temmuz 2010; 2:26:33 

novel: roman / yeni
novelty: yenilik
innovate: yenilik yapmak
tendency: inclination / eğilim
tend to do something: to be inclined to do something / bir şeyi yapmaya eğilimli olmak
punishment: ceza
on Earth: gezegende
in the world: across the world: all around the world / dünyada, dünya üzerinde
unlike: in contrary to: tersine
unlike the common views: sanılanın aksine
to deter somebody from doing something: bir şeyi bir şey yapmaktan caydırmak
debate: tartışma
controversy: çelişki
abolish: yürürlükten kaldırmak, feshetmek, iptal etmek
state: devlet



keep up with: keep pace with / ayak uydurmak
third world countries: üçüncü dünya ülkeleri
as if: -mış gibi
on the appearance: görünüşte
cure: çare, tedavi
obstacle: block: blockage: obstruction / engel, mani
necessity: zaruret
back down: caymak, pes etmek
pollute: kirletmek
conflict with: contradict with / çelişmek
progress: improvement: advancement / ilerleme
use up: tüketmek, tamamen bitirmek
research: araştırma(çoğul olmaz.)
provide somebody with something: birini bir şey ile desteklemek, birine bir şey temin etmek
serve: present / sunmak
enable somebody to do something: birinin bir şey yapmasını mümkün kılmak
apply for a position: bir pozisyon için işe başvurmak



< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Sendromkaan -- 4 Ağustos 2010; 10:11:19 >


_____________________________



 
6161 Mesaj
21 Temmuz 2010; 4:39:30 

Good topic, continue I'm following


_____________________________



981 Mesaj
22 Temmuz 2010; 2:11:06 

Thanks for topic. I want to learn lots of new words so I'm following too


_____________________________



 
1192 Mesaj
22 Temmuz 2010; 4:36:00 

abhor- tiksinmek, iğrenmek
abolish- ikna etmek
aborigines- yerliler
adolescent- delikanlı, ergen
appreciate- değer biçmek
article- yazı, makale
assure- ikna etmek, söz vermek, temin etmek
cliche- klişe, basmakalıp
consider- göz önüne almak
contain- içine almak, sınırlamak, kapsamak
dread- ödü kopmak
fill- doldurmak, işgal etmek, icra etmek
harshly- sertçe
hesitate- ne diyeceğini bilememek
lead- yol göstermek, başında olmak, başta gelmek, idare etmek
occupy- tutmak, meşgul etmek, elde etmek
scope- kapsam, alan
sore- çok duyarlı, kederli
stare- gözlerini dikerek bakmak
swine- domuz / swine flu- domuz gribi
vengeance- öç, intikam

Bunlar da benden... :)


_____________________________



806 Mesaj
3 Ağustos 2010; 23:16:24 

disorder: bozukluk, hastalık - düzensizlik, karışıklık
in front of: önünde
overlook: gözden kaçırmak - göz yummak
day by day: every passing day / gün geçtikçe, günden güne
drawback: disadvantage
alarming: panik yaratan, telaşlandıran
miss out on something: bir şeyi(fırsat gibi) kaçırmak
from a close distance: yakından
about to: üzere
put on weight: kilo almak
overly: aşırı
sad to say: unfortunately / maalesef
overshadow: gölgelemek, gölgede bırakmak(mecazi)
scare: korkutmak
fear: to be afraid of / korkmak



aforementioned: önceden bahsedilen
keep away from: keep off / uzak durmak, kaçınmak
ignore: önemsememek
induce: cause / sebep olmak
ceaselessly: durmaksızın
care about: önem vermek, umursamak
lately: recently / son zamanlarda
come with something: bir şey ile beraber gelmek
bring with something: bir şeyi beraberinde getirmek
virtual: sanal
withdrawn: introvert / içine kapanık
fill the void: boşluğu doldurmak
couch potatos: televizyonkolikler
create: yaratmak
generate: üretmek
pavement: sidewalk / kaldırım
pave the way for something: bir şeyin yolunu hazırlamak, bir şeye zemin hazırlamak
briefly: in short / kısacası
appear: emerge / ortaya çıkmak, belirmek
make something simpler: facilitate / kolaylaştırmak
desire: wish: want / istemek
attempt: try / denemek
even if: -sa bile
addict: bağımlı
to be occupied with: to be busy with / bir şeyle meşgul olmak
invite: davetiye çıkarmak, neden olmak - davet etmek



so far: şimdiye dek, bu zamana kadar
throughout history: tarih boyunca
have: possess / sahip olmak
guilty: suçlu(sıfat)
criminal: delinquent / suçlu kişi
distinctive: ayırt edici
raise: artırmak
increase: artmak
rise: yükselmek, artmak
moral: ahlak
curriculum: müfredat
union: birlik
applicable: uygulanabilir
secular: laik, seküler
cease: stop / durdurmak
lend/give a hand: yardım eli uzatmak
norm: kural
compulsory: mandatory / zorunlu
mobile: seyyar
hardship: difficulty / zorluk, cefa, sıkıntı



give top priority: yüksek öncelik vermek
assist: yardım etmek, yardımcı olmak
to be fed up with something: bir şeyden bıkmak
undeniable: inkar edilemez, su götürmez
deny: inkar etmek
insufficient: unsatisfactory: inadequate / yetersiz
service: hizmet
eradicate: yıkmak
distinguishable: bariz
innovation: yenilik
alteration: changing / değişim
changeable: değişken
neglect to do something: bir şey yapmayı aldırmamak, boşlamak
distance: uzaklık(insanlar arasındaki de olabilir.)
get through: bitirmek, tamamlamak
opponent (isim ve sıfat): muhalif, zıt
exhaustion: bitkinlik
provision: hazırlık, tedarik



properly: uygun şekilde, doğru dürüst, adamakıllı
decent: yeterli, uygun - nazik
deprive from: mahrum etmek, yoksun bırakmak



< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Sendromkaan -- 4 Ağustos 2010; 10:26:03 >


_____________________________



806 Mesaj
5 Ağustos 2010; 22:50:25 

assess: evaluate / değerlendirmek
shatter the unity: birliği bozmak
remove: get rid of / bir şeyden kurtulmak, ortadan kaldırmak
to be of great significance: çok önemli olmak
to be perfectly willing: çok istekli olmak
criterium: kriter
criteria: kriterler
observe: gözlemlemek
inequality: eşitsizlik
carry on: go on: continue / devam etmek
resort to violence(something, Verb-ing): şiddete başvurmak
learn whys and hows: "nedenlerini", "nasıl"larını öğrenmek
the proliferation of something: bir şeyin ani artışı
put forward: ileri sürmek, iddia etmek
the cream of something: bir grup içinde en iyi şeyler ya da kişiler - For example: The students at this college are the cream of the crop (=the best of all)
scrutinize: iyice incelemek
scrutiny: inceleme, araştırma
play an instrumental role on something: bir konuda yardımcı rol oynamak



drawback: disadvantage
fate: destiny / kader
perform: carry out / gerçekleştirmek(özellikle önemli bir şeyi)
to be too much of a burden for somebody: birinin taşıyamacağı kadar yük olmak
guide: rehberlik etmek, rehber olmak
indicate: demonstrate: show / göstermek(önemini, yanlışlarını vs.)
pupil: student / öğrenci
just because -sentence- doesn't mean -sentence-: şöyle oluyor diye şöyle olmak zorunda değil/anlamına gelmez
eager: enthusiastic(sıfat) / hevesli
on its own: kendi başına For example: We can figure out how weak a claim this is on its own.
hire: işe almak
to be well equipped with something: bir şeyle donanımlı olmak
fragile: kırılgan, savunmasız - For example: fragile economy
vulnerable: savunmasız
cheat on somebody: birini(sevgili, eş) aldatmak
know something by heart: bir şeyi çok iyi hatırlamak
to be for someone's good/sake: öznenin birinin iyiliğine olması
aforementioned reasons: önceden bahsedilen sebepler
to be involved in something: bir şeyin içerisinde yer almak, bir şekilde bağlantılı olmak
blame: suçlamak



third time is the charm: "Bizdeki Allah'ın hakkı üçtür"ün İngilizcesi.
to serve their own interest: kendi çıkarlarına hizmet etmek
to fall on deaf ear about something: bir konunun herkes tarafından gözmezden gelinmesi/ses çıkarılmaması
neglect: ihmal etmek/ihmal
field: area: groound / alan, bölge
revenue: income / gelir
justify: doğrulamak, haklı çıkarmak
regional: bölgesel
retiree: emekli kişi
employee: çalışan kişi
employer: işveren
unemployee: işsiz kişi
divorcee: boşanmış kişi
source: kaynak
to rank high on the list of something: bir listede üst sırada olmak
evaluate: consider: regard / değerlendirmek
regarding: concerning: about: as to / hakkında
joy: eğlence
enjoy: eğlenmek
to aim at something: bir şeyi hedef almak, hedef kabul etmek



invent: icat etmek
invention: icat
humankind: mankind / insanoğlu
human beings: insanlar
humanity: insanlık
goal(isim): hedef
recreation: entertainment / eğlence
conscious: bilinçli
prohibit: ban: forbid / yasaklamak
limit: restrict / sınırlamak
behave: act / davranmak
treat towards somebody/something like something: birine karşı muamele göstermek
gradually: gitgide, yavaş yavaş
undermine somebody's authority gradually: birinin otoritesine yavaş yavaş zarar vermek
an insurmountable problem: aşılamaz bir problem
unsolvable: çözülemez
to be subjected to: to be exposed to something: bir şeye maruz kalmak
satisfy/fulfil desires: istekleri tatmin etmek, karşılamak
met/fulfil needs: ihtiyaçları karşılamak
crossroads: kavşak - hayattaki dönüm noktaları(önemli kararlar verilen anlar)



diversity: variety / çeşitlilik
decline: reddetmek / azaltmak
reduce: azaltmak
decline: azalmak
fine: para cezası
ineffective: inefficient / etkisiz
deterrent: caydırıcı
concentrate on something: bir konu hakkında konsantre olmak
dramatically: substantially: remarkably / önemli ölçüde
constantly: all the time: continually / sürekli olarak
to be shaped/formed: şekillenmek
argue as follows "sentence": "sentence"taki gibi belirtmek
at all: whatsoever / olumsuz cümlelerde anlamı güçlendirir.
inspect: supervise / teftiş etmek, denetlemek



uncover: (gizli bir şeyi) ortaya çıkarmak
corruption: ahlaksızlık, ahlaki çürüme, yozlaşma
exploitation: istismar, kötüye kullanma
inspection: denetim
visualize: imagine / gözünde canlandırmak



< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Sendromkaan -- 12 Ağustos 2010; 0:55:49 >


_____________________________



806 Mesaj
6 Ağustos 2010; 19:32:12 

servant: hizmetçi
civil servant: memur
assertation: claim / iddia
in vain: boşu boşuna
allege: assert: claim: argue: put forward / iddia etmek
protest: itiraz etmek, karşı çıkmak, protesto etmek - itiraz, protesto
Tukish cuisine: Türk mutfağı
cousin: kuzen
convenient: uygun, elverişli
seek: aramak, araştırmak
vein: damar



at the soonest possible date: as soon as possible / mümkün olan en kısa zamanda
seize: yakalamak, ele geçirmek
to be doomed to do something: bir şeyi yapmaya mahkum olmak
to be entitled to do something: bir şeyi yapmaya yetkinin olması
promote: encourage / teşvik etmek, cesaretlendirmek
absence: yokluk
presence: existence / varlık
inconceivable: akıl almaz, inanılmaz, anlaşılmaz
severe: ciddi, vahim, kötü
millennium: 1000 yıllık süreç, milenyum - çoğulu millennia
rivalry: competition / rekabet
come up with something: (bir plan, çare, cevap v.b.'ni) bulmak

on each occasion: her seferinde
on different occasions: farklı zamanlarda
to grip on something or somebody: biri ya da bir şey üzerinde güçlü etkisi olmak
strive for/to do something: bir şeyi yapmak için büyük çaba harcamak
reciprocate: karşılık vermek(biri size bir şey yaptığı zaman)
consist of something: bir şeyden oluşmak, meydana gelmek
as far as something/somebody concerned: bir şey-biri söz konusu olduğunda ...
seldom: rarely / nadiren
argue over/about: bir şey hakkında tartışmak
indulgence: tolerance / hoşgörü
negligence: ihmal, ihmalkarlık
official: memur
deserve: hak etmek



minimum wage: asgari ücret
injustice: adaletsizlik
unjust: unfair(sıfat) / adil olmayan
directly: doğrudan
indirectly: dolaylı olarak
to be pleased: memnun olmak
barely make somebody's ends meet: iki yakasını zar zor bir araya getirmek
provide something for somebody/somebody with something: birini bir şeyle desteklemek
bring along/with: beraberinde getirmek
this case is also valid for something: bu durum şurada da geçerlidir
continue: carry on / devam etmek



sustain: maintain / sürdürmek
retain: elinden kaçırmamak, elinde tutmak
remedy: solution / çözüm
enhance: improve: remedy / iyileştirmek, daha iyi hale getirmek
benefit from something: bir şeyden faydalanmak
remain unclear/silent/unchanged/unanswered: bir durumda aynen kalmak(açık olmayan, sessiz, değişmemiş, cevaplanmamış)
task: görev
turn out well/badly/fine etc: bir şeylerin iyiye/kötüye dönmesi
abide: katlanmak, tahammül etmek
pledge: söz vermek(resmi olarak)
promise: söz vermek
hold/keep somebody in custody: birini gözaltında tutmak
to be kept under surveillance: gözetim altında tutmak
boş kontenjan = vacancy - vacancies(çoğul)
coin: madeni para
publish: yayımlamak
broadcast: yayın yapmak(radyo, TV)



neat: tidy / düzenli
untidy: düzensiz
questionnaire: anket
put somebody in charge of: birine sorumluluk ya da bir iş üzerinde kontrol vermek
to be crucial in/to doing something: bir işin, bir işi yaparken çok önemli olması
unreasonable: senseless: illogical / mantıksız
compile something from something: bir yerden derlemek yapmak
depot: depo
current: existing: present/ mevcut(sıfat)
treaty: antlaşma, mukavele
reach to a stage
fruitful: verimli
constitute an important stage in something: bir konuda önemli bir aşama teşkil etmek
regard: saygı, beğeni
regard: consider something as something/ bir şeyi, farklı bir şey olarak değerlendirmek
praise: övmek, methetmek - övgü, methiye
accommodate: barındırmak, kalacak yer sağlamak



< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Sendromkaan -- 7 Ağustos 2010; 20:40:37 >


_____________________________



806 Mesaj
7 Ağustos 2010; 22:15:56 

economical: hesaplı
means of something: bir şey aracı(olarak)
by means of: aracılığıyla
come to appear/occur: ortaya çıkmak
unable somebody to do something: birinin bir şey yapmasını engellemek
afford: maddi gücü yetmek
stubborn: inatçı
result in: sonuçlanmak
get rid of: kurtulmak
so as to: in order to, with the aim of, for the purpose of / (bir şey yapmak) için
obsession: saplantı
costs: charges: expenses / masraf
striking: çarpıcı
fail to achieve to do something: bir şey yapmayı becerememek
replace: take the place of somebody-something / yerini almak
inadequate: insufficient /yetersiz
disorder: rahatsızlık
strict rules: katı kurallar
eliminate: ortadan kaldırmak
payment: ödeme
debt: borç




handle: cope with: overcome / üstesinden gelmek
with consideration of something: bir şeyi göz önüne alarak
so that: -sın diye
moan about: bir şey hakkında sızlanmak, yakınmak
attach importance to: önem vermek
be traced back: kökü (bir şeye) dayanmak
decent: nazik / kalburüstü
inbalance: dengesizlik
constantly: daima
core: essence / öz, esas
the elderly: the old / yaşlılar
in other words: başka bir deyişle
dormitory: yurt
supply: kaynak
misusage: yanlış kullanım
give danger signs: tehlike işaretleri vermek
distillation: arıtma
foremost: en önde gelen
via: aracılığıyla, yoluyla
convert into: dönüştürmek
set up: found: establish / kurmak
deprivation: mahrumiyet
derive from: -den sağlamak, -den elde etmek, -den almak


cite: mention / belirtmek, bahsetmek
drastic: esaslı, etkisi güçlü
as urgently as possible: mümkün olduğu kadar çabuk sürede
conformity: uyumluluk
to be inclined to do something: bir şeyi yapmaya eğilimli olmak
deprive somebody of something: birini bir şeyden mahrum bırakmak
life span: ömür
bring up: yetiştirmek, büyütmek / bahsetmek
grow up: büyümek
countryside: rural areas / kırsal bölge
mood: ruh hali / halet-i ruhiye
innovation: yenilik
invention: icat, buluş
in the long run: uzun vadede
magnitude: büyüklük
bring up: yetiştirmek, büyütmek
to not have the slightest idea about something: bir şey hakkında en ufak fikri bile olmamak
slightest: en ufak, en ince
innovative: yenilikçi
innovative: yenilikçi
inclination: tendency / eğilim


bear fruit: meyve vermek(bear'in 2. hali bore, 3. hali born)
courage: cesaret
wisdom: bilgelik
Santa Claus: Noel Baba
harmony: harmoni, uyum
perfect: mükemmel
initially: first of all: firstly / öncelikle
decent: iyi, yeterli
child rearing: çocuk yetiştirme
minimum wage: asgari ücret
fanaticism: fanatizm
redouble: iki katına çıkarmak
aim: goal / amaç
pathological: patolojik, normal dışı seyir gösteren
axe: balta
progress: gelişim, ilerleme
heaven: cennet
hell: cehennem


collide with somebody/something over something: bir konu üzerinde biriyle ters düşmek
compel somebody to do something: birini bir şey yapmaya mecbur etmek
initiative(isim ve sıfat): girişim, girişimcilik / girişimci
dignity: itibar, haysiyet
consistency in: tutarlılık, bağdaşma
involve doing something: bir şey yapmaya yol açmak, gerektirmek
vastly: çok fazla
reveal (that): gözler önüne sermek, meydana çıkarmak
conceal (the fact that): mask something with something: gizlemek, örtbas etmek
show no signs of stirring: kıpırdama işareti göstermemek
chief: en önemli
offend: incitmek, rencide etmek
component: bileşen, öğe / tamamlayıcı
remote: ücra, uzak
section: bölüm
prolific: üretken
compensate: telafi etmek, dengelemek
pension: emekli maaşı
barbecue: mangal



criticize: tenkit etmek, eleştirmek
allay (somebody's) fear/concern/suspicion: hafifletmek, yatıştırmak
comparison: mukayese
at the heart of something: bir şeyin kalbi olmak, çok önemli olmak
illuminate: clarify / izah etmek
ultimate: nihai, son
decide: determine / belirlemek, kararlaştırmak
gigantic: / devasa
giant (only before noun): aynı türde olan şeylerden çok daha büyük
concrete: somut
abstract: soyut
congregate: toplanmak, bir araya gelmek
indispensable: vazgeçilmez, mecburi
equivalent: eşdeğer, denk
kindergarten: nursery school: preschool / anaokulu
take a step: adım atmak, girişimde bulunmak, önlem almak
..., but nothing could be further from the truth: bir durum/olay/bilgi tamamen yanlış ise kullanılır.
social circle: sosyal çevre, arkadaş çevresi
mentor: akıl hocası, kılavuz, rehber
during: boyunca



assuming that: farz edelim ki
take care of: birine bakmak, ilgilenmek - dikkat etmek
provided that: as long as -sentence-: -sentence- olduğu müddetçe
in the event of/that: önemli bir olayın meydana gelmesi halinde
sort of: kind of: type of / tip, çeşit
problem: difficulty
have difficulty in doing something: bir konuda problemi olmak




< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Sendromkaan -- 9 Ağustos 2010; 23:52:04 >


_____________________________



806 Mesaj
10 Ağustos 2010; 18:23:34 

It wasn't until recently that "problem" has become rather controversial/popular. : problem hiç bu kadar tartışmalı/popüler hale gelmemişti.

take for granted: itiraz etmeden, soru sormadan bir şeyin doğruluğunu kabul etmek/bir şeyden emin olmak - birini çantada keklik görmek, hep ihtiyacı olduğunda yanında olacağını düşünmek
-Why do you feel worthless when somebody takes you for granted? Isn't that what you do to everyone in your life?
-He just took it for granted that he would pass the exam.

periodically: belirli aralıklarla
compete with: yarışmak, rekabet etmek
truly: really / gerçekten
take somebody under your wing: birini kanatları altına almak - tecrübesiz ya da genç birine yardım etmek, onu kollamak

sum: bir miktar para
-He owes me a large sum of money.

in that: bir cümleden sonra hangi yönden öyle olduğunu belirtmek için kullanılır.
-I've been lucky in that I have never had to worry about money.

controversy: ciddi derecede tartışma
-There is some controversy among biologists about whether this is actually true.

conventional: traditional / geleneksel
free of charge: for free / bedava, ücretsiz
constitute an obstacle before/against something: bir şeyin önünde/karşısında engel teşkil etmek

as for somebody/something: söz başka bir noktaya geldiğinde kullanılır.
-As for racism, much progress has been made, but there is still much to do.
-You can ask the others, but as for myself, I'll be busy in the office.

lie: var olmak
-The strength of the book lies in the fact that the material is from classroom experience.

therein lies something/cause: bu noktada şu(sebep) yatıyor.
-The treaty was imposed by force, and therein lay the cause of its ineffectiveness.
-The difficulty lies in providing sufficient evidence.
-The strength of the book lies in the fact that the material is from classroom experience.

fulfill a hope, wish, or aim/goal: gerçekleştirmek (bir hayali, bir amacı)
-Being deaf hasn't stopped Karen fulfilling her ambition to be a hairdresser
-We want to make sure that all children are able to fulfil their potential.

refute: rebut / çürütmek, aksini ispat etmek
-an attempt to refute Darwin's theories

refund: geri ödeme(beğenmediğiniz bir ürün için size geri verilen para)

there is considerable/great/little etc scope for something: bir olgu için önemli derecede olanağın olması
-There is considerable scope for further growth in the economy.

pitfall: gizli tehlike, potansiyel problem
-Financial advisers should explain to customers the potential pitfalls (=the problems that could happen) of investing in risky small company stocks.
He gave me advice on how to avoid the pitfalls of the legal process.

vicious circle: kısır döngü
-Some developing countries get caught in a vicious circle. They cannot afford to pay their debt repayments, and so the debts get even bigger.
-Stress at work can create a vicious circle. If you feel stressed and under pressure, you take longer to do your job, and because you take longer you become more stressed.

setback: gerileme, kötüleşme
-The peace talks suffered a major setback when a bomb exploded outside the conference hotel.
-Despite some early setbacks, his campaign for the presidency was successful.

way out: çıkış yolu, çözüm
-The president's advisors are trying to find a way out of the crisis.
-At first there seemed to be no way out of her difficulties.

remedy: çare, çözüm
-Expensive hi-tech remedies are often useless to poor countries.
-A number of remedies have been suggested, but so far none of them has shown itself to be effective.

commonplace(sıfat ve isim): pek çok yerde görülebilen, var olan, olağan
Car thefts are commonplace in this part of town.
Women's groups have become a commonplace.

manner: biçim, tavır
The issue will be resolved in a manner that is fair to both sides.
I had hoped you would behave in a more responsible manner.
He felt some guilt over the manner of her death.

ever after: sonrasında, ondan sonraki tüm süreçte
I suppose they'll get married and live happily ever after.

trivial: önemsiz, değersiz, ciddi olmayan
We were punished for the most trivial offences.
a trivial sum of money
Some ideas will be too trivial, some would be impossible to carry out.

dispatch somebody/something to somebody/something : yollamak, göndermek
A reporter was dispatched to Naples to cover the riot.
Goods are normally dispatched within 24 hours.

discrepancy: çelişki, uyuşmazlık
Police found discrepancies in the two men's reports.
There is a large discrepancy between the ideal image of motherhood and the reality.

be peculiar to somebody/something: birine/bir şeye özgü olmak
The problem of racism is not peculiar to this country.
The few useful studies that exist usually include factors that might be peculiar to one country, or society.

conceive of (doing) something: anlamak, kavramak
Many people can't conceive of a dinner without meat or fish.
Language may be conceived of as a process which arises from social interaction.

conviction: sağlam ve samimi inanç, kanı, görüş
The Dotens have a deep conviction that marriage is for life.
The students possess the conviction that they can make a difference to their community.
It was a reasonable explanation, but his voice lacked conviction.
He was able to say with/without conviction that he had changed.

roughly: approximately / yaklaşık olarak
There were roughly 200 people there.
two rocks of roughly equal size

lay emphasis/stress on something: vurgulamak
a political philosophy that lays great stress on individual responsibility

from now on: bugünden sonra
as can be seen: görüldüğü üzere
as mentioned above: yukarıda bahsedildiği gibi

superficial: yüzeysel
Naturally, such visits can allow only the most superficial understanding of prison life.
Even a superficial inspection revealed serious flaws.

attract somebody' attention to solutions/effect/the causes of something:

attain: erişmek - elde etmek
obtain: get

Most of them, including myself, think ...
attain enough maturity: yeterince olgunluk kazanmak

be in need of something: muhtaç olmak

a number of things exist: çoğuldur.
the number of things exists: tekildir.

admire: hayran olmak
have difficulty doing something: bir şey yaparken zorluk yaşamak
lend a hand: yardım eli uzatmak

without courage, wisdom bears no fruit: cesaret olmadan, bilgelik meyve vermez.

education is the best provision for old age: eğitim, yaşlılık için en iyi yatırımdır.

all we need is something: bütün ihtiyacımız olan şey şudur.

as the saying goes "sentence".
as "who" cites/says: "sentence".
as "who" once said: "sentence."


shortcoming: noksan, kusur, zayıflık
The report suggested that there were severe shortcomings in police tactics.
the shortcomings of our local government system
Peter was painfully aware of his own shortcomings.

to the detriment of something (=resulting in harm or damage to something)
He worked very long hours, to the detriment of his marriage.



< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Sendromkaan -- 13 Ağustos 2010; 20:50:05 >


_____________________________



806 Mesaj
13 Ağustos 2010; 23:45:44 

accordingly: bu doğrultuda, buna göre, bu yüzden
Some of the laws were contradictory. Accordingly, measures were taken to clarify them.
There aren't many jobs available. Accordingly, companies receive hundreds of resumés for every vacancy.

increasingly: artarak, artan bir şekilde
indeed: gerçekten
usually: genellikle
recently: son zamanlarda
certainly: elbette, kesinlikle
largely: büyük ölçüde
commonly: yaygın şekilde
mostly: çoğunlukla
wholly: completely / tamamen
particularly: especially: in particular / özellikle, bilhassa
generally: genellikle
probably: muhtemelen
likely: muhtemelen

not necessarily: şart değil, gerekli değil, kesin değil
Having this disease does not necessarily mean that you will die young.
Having recurrent dreams is a very common experience and not necessarily indicative of any psychological problems.

possibly: muhtemelen
formerly: previously / önceden
adversely: olumsuz şekilde
widely: büyük ölçüde
rarely: nadiren
initially: ilk olarak
nearly: yaklaşık
enough: yeterli
frequently: sık sık
relatively: nispeten
significantly: önemli derecede
easily: in an easy manner: with ease: without trouble / kolaylıkla
currently: şu anda, bu zamanlarda
merely: solely: only / yalnızca
highly: son derece
temporarily: geçici
permanently: kalıcı
prevalently: yaygın şekilde
properly: doğru dürüst, uygun bir şekilde
urgently: acilen
faultlessly: kusursuzca
readily: kolaylıkla - isteyerek
intensely: yoğun şekilde


intense: yoğun
Young people today are under intense pressure to succeed.
He took an intense interest in all religious matters.

by no means: asla
thanks to: sayesinde
in case of something: durumunda
excluding: hariç
including: dahil
in return for something: bir şeye karşılık olarak
above all: her şeyden önemlisi
in accordance with something: bir şeye göre
in terms of: açısından

on the contrary: unlike / aksine
It wasn't a good thing; on the contrary it was a huge mistake.
'I suppose your wife doesn't understand you.' 'On the contrary, she understands me very well.'

at once: hemen, derhal, acilen
When I saw him I recognized him at once.
Now, go upstairs at once and clean your room!

as regards: belirli bir konuyla ilgili söz söylendiği zaman kullanılır. ( use this when you want to talk or write about a particular subject)
As regards a cure for the disease, very few advances have been made.

be on the verge of (doing) something: olmak üzere olmak
The show was on the verge of being canceled due to low ratings.
Mountain gorillas are on the verge of extinction(nesli tükenme).

give rise to: (kötü ya da istenmeyen bir duruma) sebep olmak
His speech gave rise to a bitter argument.
The President's absence has given rise to speculation about his health.
The President's absence has given rise to speculation about his health.
The President's absence has given rise to speculation about his health.

catch up with: yetişmek, aynı düzeye gelmek
At the moment our technology is more advanced, but other countries are catching up with us.

rely on/upon somebody/something for: bel bağlamak(yaşamak, devam etmek, var olmak için)
They have to rely on the river for their water.

keep pace with: aynı hızda değişmek/artmak/hareket etmek
Salaries have not always kept pace with inflation.
The supply of materials cannot keep pace with demand.
Slow down! I can't keep pace with you.

cope with: başa çıkmak
She feared she wouldn't be able to cope with two new babies.
Local authorities have to cope with the problems of homelessness.

deal with: (gerekeni yapıp) üstesinden gelmek, uğraşmak
The council has failed to deal with the problem of homelessness in the city.

take place: meydana gelmek, olmak
Major changes are taking place in society.
Talks between the two sides are still taking place.

milestone: bir şeyin gelişiminde kilometre taşı, çok önemli olay
an important milestone in South African history
The treatment of diabetes reached a significant milestone in the 1970s.

plenty: yeterlik miktarda, kafi miktarda
Make sure she gets plenty of fresh air.
No need to hurry - you've got plenty of time.

ozone layer: ozon tabakası
the depletion of the ozone layer
the hole in the ozone layer

menace: threat / tehdit
It's the only way to deal with the menace of drug dealing.
That man's a menace to society. He should be locked away.

preoccupied: (akıl için) karışmış
He's completely preoccupied with all the wedding preparations at the moment.
The minds of almost every student in high schools in Turkey are preoccupied with the question of which university to go.

excessive: aşırı
his excessive drinking
$15 for two beers seems a little excessive.

indispensable: vazgeçilmez, zaruri, öncelikli
This book is indispensable to anyone interested in space exploration.
Meat is not indispensable for maintaining a healthy diet.
Mobile phones have become an indispensable part of our lives.

solar power: güneş enerjisi

renewable energy: yenilenebilir enerji
renewable energy such as solar power
an industry based on renewable resources

be in relation with: be linked with, be parallel with / ilişkili olmak



< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Sendromkaan -- 22 Ağustos 2010; 1:25:46 >


_____________________________



981 Mesaj
14 Ağustos 2010; 18:41:02 

Takipteyim.

Hatta bir kısmını word'de düzenleyip çıktısını da aldım.

Hocamız derdi: Language is vocabulary



< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi V_lkan -- 14 Ağustos 2010; 18:42:33 >


_____________________________



806 Mesaj
14 Ağustos 2010; 19:19:42 


quote:

Orijinalden alıntı: V_lkan

Takipteyim.

Hatta bir kısmını word'de düzenleyip çıktısını da aldım.

Hocamız derdi: Language is vocabulary


Aynen hocam. Ben de buradakilerin çıktısını aldım. Salı günü sınavım var. İnşallah iyi geçer, bittikten sonra da yazmaya devam edeceğim. İnanılmaz faydalı oldu yahu bana bu. Önceden ne kadar uğraşsam da unutuyordum çalıştığım kelimeleri, bunları sürekli gözden geçiriyorum. Her gün mutlaka bakıyorum listeye tekrar. Şu an buradaki herhangi bir kelimeyi kaçırmam ama bazen aklıma gelemeyebiliyor tabii essay yazarken.


_____________________________



981 Mesaj
15 Ağustos 2010; 19:04:37 


quote:

Orijinalden alıntı: Sendromkaan




Aynen hocam. Ben de buradakilerin çıktısını aldım. Salı günü sınavım var. İnşallah iyi geçer, bittikten sonra da yazmaya devam edeceğim. İnanılmaz faydalı oldu yahu bana bu. Önceden ne kadar uğraşsam da unutuyordum çalıştığım kelimeleri, bunları sürekli gözden geçiriyorum. Her gün mutlaka bakıyorum listeye tekrar. Şu an buradaki herhangi bir kelimeyi kaçırmam ama bazen aklıma gelemeyebiliyor tabii essay yazarken.


Kesinlikle sürekli tekrar işe yarıyor, bir de benim gibi görsel hafıza kuvvetli olan birisi için sürekli görmek, okumak, tekrar etmek önemli. Sınavında da şimdiden başarılar, emeğinin karşılığını alıp başarılı olursun umarım. Paylaşımlara ara verme ama takipteyim ben. Sınava kadar değil mezara kadar


_____________________________



806 Mesaj
22 Ağustos 2010; 0:27:53 

Bunlar da How I Met Your Mother'dan gelsin. Pek çoğu "informal" olacak sanırım.

puke: kusmak
five-layer: beş katlı
odd: garip
porcelain: porselen
wrinkle(fiil ve isim): kırışmak, buruşmak - kırışık, buruşuk
bluff: blöf yapmak
pineapple: ananas
beverage: içecek, meşrubat
tickle: gıdıklamak, gıdıklanmak
make up: uydurmak
be down on bended knee: diz çökmek
put the moves on somebody: birine yazmak
spell is broken: büyü bozuldu
flaw: kusur, defo
speaking of something: -e gelince, hazır ...'yı demişken



< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Sendromkaan -- 22 Ağustos 2010; 17:55:44 >


_____________________________



805 Mesaj
22 Ağustos 2010; 1:15:01 

quote:

not necessarily: muhtemel ama kesin değil
Having this disease does not necessarily mean that you will die young.
Having recurrent dreams is a very common experience and not necessarily indicative of any psychological problems.


Hocam bundan emin misiniz ?
Bence bu ifadenin verdiği anlam "gerektirmiyor/şart değil" tarzı bir şey

Bu hastalığa sahip olduğun gerçeği illa da genç öleceksin anlamına gelmiyor /
Bu hastalığa sahip olman genç ölmeni gerektirmiyorgenç ölmeni gerektirmiyor. gibi

Yani bir "ihtimal" anlamı verdiğini düşünmüyorum..

Bu arada güzel bir konu olmuş, devamını bekliyoruz


_____________________________



806 Mesaj
22 Ağustos 2010; 1:24:05 


quote:

Orijinalden alıntı: TripsinojeN



Hocam bundan emin misiniz ?
Bence bu ifadenin verdiği anlam "gerektirmiyor/şart değil" tarzı bir şey

Bu hastalığa sahip olduğun gerçeği illa da genç öleceksin anlamına gelmiyor /
Bu hastalığa sahip olman genç ölmeni gerektirmiyorgenç ölmeni gerektirmiyor. gibi

Yani bir "ihtimal" anlamı verdiğini düşünmüyorum..

Bu arada güzel bir konu olmuş, devamını bekliyoruz


Teşekkürler. Ben de emin olamadım ama kontrol etmek için Longman Sözlük'ü kullanıyorum bilgisayarda. Çok çok iyi, bu kelimede ise şöyle yazıyor:

"not necessarily possibly, but not certainly"

Ben de sizin gibi düşünüyorum. Türkçe kaynaklarda da dediğiniz şekilde bulmuştum. Değiştiriyorum. Başka hata bulursanız lütfen söyleyin.


_____________________________



981 Mesaj
7 Eylül 2010; 0:05:21 

Kaan duruldun :)

Yeni sözcükleri bekliyorum.


_____________________________



806 Mesaj
5 Ekim 2010; 23:13:28 

Kaan is back.

Advanced English dersi alıyoruz üniversitede. Baya kelime çıkacak gibi. Şimdilik yakaladıklarımı yazayım:

sarcasm: iğneleme
mock: dalga geçmek - taklit etmek
ridicule: alay etmek - dalga geçmek
satire: yerme, hiciv, satir
coherent: tutarlı, mantıklı

clutter up: o cover or fill a space or room with too many things, so that it looks very untidy -- to fill your mind with a lot of different things
Piles of books and papers cluttered his desk.
The walls were cluttered with paintings and prints.
the everyday tasks that clutter our lives

replenish: doldurmak - tekrar doldurmak
More vaccines are needed to replenish our stocks.

adherence to: (bir ilkeye, inanca, kurala) bağlılık
adherence to democratic principles

entail: gerektirmek
A new computer system entails a lot of re-training.

tangible: elle tutulur, somut - rahatça fark edilebilen
hypocrisy: iki yüzlülük, riyakarlık
morality: ahlak
trial: deneme
elaborate: ayrıntılara inmek
trustworthy: güvenilir
indicator: gösterge
consistent with: tutarlı - istikrarlı
heed: kale almak, önemsemek
uneasy: huzursuz, tedirgin, gergin
gruesome: dehşet verici, korkunç
condone: göz yummak

beverage: içecek
hull: gövde - kabuk
hesitation: tereddüt, kararsızlık
vague: bulanık, belirsiz
stimulate: teşvik etmek - harekete geçirmek
tailor: terzi
luxury: lüks, gösterişli
encirclement: kuşatma


hitherto: şimdiye kadar
a species of fish hitherto unknown in the West


incontestable: su götürmez, tartışılmaz
ubiquitous: sık rastlanan
hale:
infirm
nourishing
staple
copious
consecration
baptism
burial
dizziness
wakeful
good-fellows






sip: yudum - yudumlamak
▪ a sip of water
▪ She poured more wine and took a sip.



< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Sendromkaan -- 7 Ekim 2010; 0:15:52 >


_____________________________


Kendi İsteğiyle Uzaklaştırılmış
30 gün cezanın,
13 gün 22 sa. 20 dk. kadarı kaldı.
8 Ekim 2010; 16:17:57 

Thanks for sharing :) I will follow this topic


 
144 Mesaj
10 Ekim 2010; 13:03:24 

hep burda ol kaan ve devam et takipçisiyim bu konunun her kelime için cümle örnegi olsa çok daha iyi olurdu daha akılda kalıcı ve ögretici olurdu.

bu arada advanced seviyesi ingilizce görüyorum dedin de, o mesajında eklediğin kelimeler günlük hayatta o kadar da sıkkullanılan kelimeler değil sanki , daha ileri seviye mi ?

bu arada günlük hayatta kullanılan 2500 kelime var googleda aratırsnaız bulursunuz tek excel dosyası halinde , kelime ve türkçe anlamı var sadece ama öyle çalışmak da sıkıcı oluyor.ordan bakıp bilmediğin kelimeleri alıp cümle içinde kullanım örnegi de bularak buraya eklesen de çok iyi olur sendromkaan.Verdiğin cümleler de güzel oluyor elindeki bi sözlükten falan mı bakıyorsun mesela
Trees are a renewable resource.
gibi , hangi sözlükten bu cümleler , gerçekten güzel ve akılda kalması için uygun cümleler.



< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi trybskts -- 10 Ekim 2010; 13:22:06 >


_____________________________



63 Mesaj
10 Ekim 2010; 22:12:48 


quote:

Orijinalden alıntı: trybskts

hep burda ol kaan ve devam et takipçisiyim bu konunun her kelime için cümle örnegi olsa çok daha iyi olurdu daha akılda kalıcı ve ögretici olurdu.

bu arada advanced seviyesi ingilizce görüyorum dedin de, o mesajında eklediğin kelimeler günlük hayatta o kadar da sıkkullanılan kelimeler değil sanki , daha ileri seviye mi ?

bu arada günlük hayatta kullanılan 2500 kelime var googleda aratırsnaız bulursunuz tek excel dosyası halinde , kelime ve türkçe anlamı var sadece ama öyle çalışmak da sıkıcı oluyor.ordan bakıp bilmediğin kelimeleri alıp cümle içinde kullanım örnegi de bularak buraya eklesen de çok iyi olur sendromkaan.Verdiğin cümleler de güzel oluyor elindeki bi sözlükten falan mı bakıyorsun mesela
Trees are a renewable resource.
gibi , hangi sözlükten bu cümleler , gerçekten güzel ve akılda kalması için uygun cümleler.

o günlük 2.500 kelıme dedıgın adres için link yollarmısın


_____________________________



31 Mesaj
11 Ekim 2010; 0:45:58 

Some Mixed Words

to outnumber/ to be outnumbered by something(someone) : sayıca üstünlük / sayıca azınlıkta kalmak

to dismiss: bırakmak, yol vermek

to piss: kızmak (argoda)/ işemek(argoda)

to leak/ to take a leak, taking a leak: sızmak(sızıntı), su dökmek(argoda)

to pass out: bayılmak

ass-wipe: tuvalet kağıdı(argoda)

to ashame: utanç duymak

to make fool(making fool) with(him, her, it)self : birini aptal yerine koymak

to throw up: kusmak

holocaust: soykırım

to massacre: katletmek

scholar/ scholarship: bilgin, alim/ burs

obvious: bariz olan, barizlik

ashe: kül

starvation: açlık

affair/ to have an affair: ilişki, ilişki yaşıyor olmak

to fire: kovmak

to put a ring on it(that one): "yüzüğü bas" ın ingilizcesi

maid: hizmetçi(dişi)

senior/ senior house: yaşlı/ huzur evi

elder/ wise man: bilge/ ermiş kişi

plague: veba

to loan: borç(kredi) vermek

flood: sel

prophet: peygamber (usually in islam)

tribe: kabile

to compete: rekabet etmek

to make fun with smt.(smb.): bir şey veya bir kişi ile alay etmek

to lay off/ to lay low: geri çekilmek, / gözden uzaklaşmak

community college: yüksekokul

to pretend/ to pretend like: ... gibi yapmak

to progress: ilerlemek

to predict: tahmin etmek

to lift smt. up: bir işi sırtlamak

percent: yüzde

to burry: gömmek, defnetmek

casket/ coffin: tabut

to seduce: baştan çıkarmak

remarkable: mükemmel, ortalamanın çok üstünde

apples and oranges: (deyim) elma ve armut(karıştırmamak)

speking of the devil: "iti an çomağı hazırla" nın ingilizcesi

chief/ chieftain: şef(lider, reis)

chef: şef(ahçı)

peninsula: yarımada

continent: kıta

solar(in science): güneş

to convict: hüküm giydirmek

to be broke/ being broke: finansal olarak batmak(argoda)/ batmış oluş

to bankrupt: iflas etmek(usually used for corporations, companies and nations)

to exist/ existance: var olmak/ varlık

to put the blame on someone: suçu birisine yüklemek


Some Common Races, Nationalities, Languages

North and Middle America

Canadian, American, Mexican, Guatemalan, Honduran, El Salvadoran, Nicaraguan, Costa Rican, Panamanian

South America

Colombian, Venezuellan, Peruvian, Bolivian, Brazilian, Chilian, Paraguan, Uruguaian

Europe

Portuguese, Spanish, Irish, Britannian(ancient), British-English(modern), Scottish, Norwegian, Swedish, Finnish, Estonian
Latvian, Lithuanian, Polish, German, Flemish(for both Belgium and Netherlands), Belgian, Swiss, Czech, Hungarian, Italian, French,
Austrian, Ukranian, Belarusian, Slovakian, Slovenian, Romanian, Bulgarian, Macedonian, Moldovian, Romanian, Bosnian , Latin(ancient)

Islamic World and West Asia

Moroccan, Algerian, Libyan, Nigerian, Egyptian, Sudanese, Ethiopian, Tunusian, Arabic, Iranian, Georgian, Armenian, Russian

Middle, Southeast and East Asia

Indian, Chinese, Vietnamese, Malaysian, Thailandese, Korean, Japanese, Australlian, Singaporese


@Kaan
good work man, keep it up..

btw, you haven't left any sh*t else to add..









< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Quagmire -- 11 Ekim 2010; 2:51:08 >


_____________________________

Physics


806 Mesaj
14 Ekim 2010; 0:11:47 

@trybskts

Her kelime için cümleyi ben de isterim ama bir boş vakit bulabilirsem halletmeye çalışırım.

Valla ileri seviye mi bilmiyorum ama bunlardan çok daha fazla kelime var ders kitaplarında çıkan ve daha önce hiç görmediğim. Yavaştan onları da paylaşacağım. Ben Longman Exams Dictionary'yi kullanıyorum. İnternette aratıp bulabilirsiniz.


@Quagmire

Okay. I am going on.

inherent: doğasında olan, özünde olan
▪ I'm afraid the problems you mention are inherent in the system.
▪ Every business has its own inherent risks.

combat: fight / savaşmak, dövüşmek
▪ To combat inflation, the government raised interest rates.
▪ new strategies for combating terrorism


prevalent: yaygın
cheat on: deceive / aldatmak(sevgili, eş)
domestic: yerel - lokal
grave: mezar

circumvent: to avoid a problem or rule that restricts you, especially in a clever or dishonest way - used to show disapproval: (atlatmak)
▪ The company opened an account abroad, in order to circumvent the tax laws.

compassion: şefkat

disgrace: itibar kaybetme, utanç verici bir durumda olma
Smith faced total public disgrace after the incident.
His actions brought disgrace on the family.

physician: doktor
justify: haklı çıkarmak
hint: ipucu, işaret - ima
orphanage: yetimhane
imprisonment: hapsedilme

deprivation: the lack of something that you need in order to be healthy, comfortable, or happy: - yoksunluk, mahrumiyet
Sleep deprivation can result in mental disorders.
Low birth weight is related to economic deprivation.

laundry: çamaşır
stoic: başına gelenler karşısında merhamet gösteren
revive: diriltmek, canlandırmak
shed: ahır
mercilessly: merhametsizce
scalding water: kaynar su


dab: kurulamak, silmek
She dabbed her eyes with a handkerchief.

crawl: sürünmek - emeklemek
sniffle: burun çekmek(hastalık halinde)



_____________________________



296 Mesaj
15 Ekim 2010; 1:49:15 



_____________________________



 
144 Mesaj
15 Ekim 2010; 18:55:21 

Sendromkaan sana pm atmıstım okumussun ama cevap da yok


_____________________________



806 Mesaj
16 Ekim 2010; 0:57:36 


quote:

Orijinalden alıntı: trybskts

Sendromkaan sana pm atmıstım okumussun ama cevap da yok


PM atılmıyordu ben denediğim süre içerisinde. Tekrar deniyorum.


_____________________________



2676 Mesaj
19 Ekim 2010; 21:59:41 

It's an helpful topic. Thank you I think that it's a good idea to edit your first message.


_____________________________



806 Mesaj
19 Ekim 2010; 22:18:09 

Perşembe günü Advanced English quiz'imiz var. Çıkabilecek olan kelimeleri aktarayım.

Yukarıdaki son 2 mesajımdakilere ek olarak:

waiflike: evsiz barksız - savunmasız (kişi)

veil, v-n: çarşaf, peçe - maske
He pursues his self-interests behind a veil of charity. Hayırseverlik maskesi altında kendi çıkarlarını kolluyor.

cloistered , adj: dünyadan uzak - isolated
Academics lead a cloistered life.

slash, v: kesmek
shelter, n: sığınak

consensual, adj: tarafların rızasıyla
a consensual style of management
having consensual sex

grim: making you feel worried or unhappy
When he lost his job, his future looked grim.
the grim reality of rebuilding the shattered town.

clash with, v: çatışmak(görüş olarak ya da askeri)
Democrats clashed with Republicans in a heated debate.
Police have clashed with demonstrators again today.

equivalent: eşdeğer
he failure rates of both treatments was equivalent.
I had no dollars, but offered him an equivalent amount of sterling.
a qualification which is equivalent to a degree

redemption, n: kurtuluş
beyond redemption: kurtarılamaz

dispatch: send - göndermek
A reporter was dispatched to Naples to cover the riot.

envoy: temsilci, elçi
The United Nations is sending a special envoy to the area.

authentic: gerçek, hakiki, doğru
an authentic account by an eyewitness

chronicle: kronolojik kayda geçirmek, tarihe geçirmek
His life is chronicled in a new biography published last week.
The book chronicles the events leading up to the war.

epidemic: salgın

shift: değişiklik, değişim

stricture: kısıtlama
religious strictures on marriage

wedlock: evlilik
out of wed lock: evlilik dışı

convene: toplanmak

impede: engellemek
Storms at sea impeded our progress.

revamp: modify - düzenlemek - geliştirmek, modernleştirmek
Many older companies are revamping their image.

penal code: ceza kanunu

prompt: teşvik etmek, bir karar almayı sağlamak
What prompted you to buy that suit?

restrain: kısıtlamak, sınırlamak
monitor: izlemek, gözlemek
fiercely: hararetle, hiddetle
articulate: kendini iyi ifade etmek

invigorate: canlandırmak, zindelik vermek
At my age, the walk into town is enough to invigorate me.
tribe: kabile, aşiret
inference: çıkarım
incessant: aralıksız, sürekli
overnight: aniden - sürpriz derecede çabuk

lenient: merciful - yumuşak(cezalandırma, notlandırma)
the lenient sentences handed down by some judges

punctual: dakik
consistent with: tutarlı - istikrarlı
revere: büyük saygı göstermek
archaic: eskimiş, modası geçmiş
outrage: öfke

spark: kıvılcım saçmak, ateşlemek
The police response sparked outrage in the community.

flourishing: gelişen ve başarılı olan
allegedly: iddialara göre
adopt: benimsemek, kabul etmek - evlat edinmek
harbor: barındırmak, beslemek
grief: keder, ıstırap

discard: vazgeçmek, çıkarmak, kurtulmak
vivacious: neşeli, hayat dolu
enroll: kayıt olmak
entranged
drape

in verses from the Koran
anomaly
besmirch
strangle
macho
mantra
insular
inner-city
elevate
virtues
oppressive
pumpel
compile
fellow immate
dementedly
skew
juvenile
satellite dish: uydu çanağı
fathom
pacifism
thriving
digest
downunsettling
plight
mock
mainstream
taunt
ignite
fury
revelation
plotter
legislator
delicacy
tighten
grocer
scrutinize
prodigiously
mar

inflict on
hit a nerve
upscaled
score a coup succeed
galvanize
depiction
disobedient
seclusion
frustrate
prick up sb's ears
vigil
abounds
subtle
flaw
corpse
married to
lay in a heap
make good on his promise
scarf
hint
orphanage
nod
animated
consummate
laundry
household chores
enraged
stoic
workload
transcend
wanton
mercilessly
shed
beans
revive
pour
crawl away
home work tekil
sniffle
vicious
dab
bare back
sneak
bend eğilmek
epileptic
crown
tonsure
bruise
boiling
pity
shiver
ruthlessly
involuntarily
etch upon
beat past tense beat
pro-life against abortion
submit
sharia
fled
heartbroken
execute
pseudo
claptrap
mess
condemn
thug
port
adultery
clergy
mate
bishop
wax
eloquent
creep
wicked
imposter
half-baked
with impunity
militia milişa
prophet
obscure
cleric
scholar
get their kicks
weep
guts
right accurate answer not true
bland no emotion
deliberate
elaborate
protagorist
misery
flutter
fidget
glove
vellicationg
curtaion
pathological
womb
twitch
disciplined
irritate
aprehension
intensify
beyond the last moment of safety
hysterics
intensify
modest humble
irrepressible
foible
servant
torment

popping up
supervise
fur
butler
luggage
servant
six-storey
gloomy
bustling about
bundle
sheed
dust
duitcase
drape
stare
dot-dote
yearn
fond



< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Sendromkaan -- 20 Ekim 2010; 1:13:41 >


_____________________________



806 Mesaj
18 Ocak 2011; 2:13:54 

despicable: alçak, aşağılık
score a coup: başarmak
boisterous:gürültülü, şamatalı
blossom: çiçek açmak
subtle: hemen göze çarpmayan - zeki/ince
raid on/against: baskın, akın
reluctantly: gönülsüzce - unwilling
plight: kötü durum
headscarf: baş örtüsü
fathom (out): idrak etmek, anlamak, kavramak
commit adultery: zina etmek
corpse: ceset


_____________________________



53 Mesaj
20 Ocak 2011; 1:22:02 

Thank you, this is a great share. I'll follow this topic and i'll try to memorize most of these words. By the way, i liked your facebook page



< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi m.ali20 -- 20 Ocak 2011; 12:11:17 >


_____________________________

Sayfa:   [1]
Sayfa: [1]
Foruma Git
Bölümde Ara
Başa Dön


 

 



Forum Software powered by ASP Playground Advanced Edition 2.3
Copyright © 2000 - 2006 ASPPlayground.NET

Bu sayfanın mobil sürümü / tablet sürümü / mini sürümü.



0.906