- x
1960'lı Yıllardan Günümüze Türk Hafif Müziği ve Anadolu Rock(Oldies içine taşındıkta
124 Cevap25866 Görüntüleme1 Favori
Bu konudaki kullanıcılar: hiç
  Seçkin Yorumlar Yazdır
Sayfa: [1] 3      >>
Arama Terimi: Yazarı:
Konu içi arama ayarları
Sadece Arananın bulduğu yerler
Arama terimleri En önemli Üst minimum sıralama: /1000

Arama tercihlerinizi belirlediyseniz yukarıdaki kutuya arama terimini yazıp "Konu içi ara" butonuna tıklayınız.
Giriş
Mesaj


817 Mesaj
16 Şubat 2010; 21:17:35 

Arkadaşlar bu bölümde 1960 lı yıllardan günümüze Türkiye'de hafif müzik yada o zamanki adıyla "Türk Hafif Müziği"ne ve "Anadolu Rock"a ait
bilgi, resim ve videoları paylaşalım. Katkıda bulunan herkese şimdiden çok teşekkürler.



< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Abincomartinez -- 3 Haziran 2010; 8:00:33 >


_____________________________



817 Mesaj
16 Şubat 2010; 21:20:19 

Anadolu Rock, Anadolu halk müziği ile rock müziğin birleşimi müzik türü.II. Dünya Savaşı yıllarında dünyaya gelmiş 68 kuşağı müzisyenleri, 60'lı ve 70'li yıllarda en ünlüleri İngiltere ve Amerika'dan çıkmak üzere müzik piyasasını kasıp kavururken, Türkiye de gelişen bu akımlardan nasibini alıyordu. Yurtdışında ilk dönemlerde Beatles, daha sonraları Rolling Stones, Led Zeppelin, Yes, King Crimson, Pink Floyd ve bu listenin uzayıp gidebileceği daha bir dolu gruplar Rock müziğinin en başta giden temsilcilerinden olmuşlardır.

Bu grupların patlamasından sonra '67-'68 yıllarında, Türkiye'de de başta Cem Karaca, Erkin Koray, Barış Manço ve Moğollar olmak üzere birçok grup ve müzisyen kendilerini yurt çapında üne kavuşturacak ilk 45'liklerini çıkarmışlardı ve Moğollar'ın ilk dönem klavyecisi Murat Ses'in öncülük ettiği bir akım olan Anadolu Rock’ın temelleri de yine aynı senelerde böylece atılmış oluyordu.Türkiye bu akıma çok ısınmıştı

Bu müzisyenler yurtdışındaki akımları oldukça yakından takip ediyorlardı ve farkında oldukları bir şey vardı ki bu da kendi ülkelerinin müziğinin aslında çok köklü bir geçmişe sahip olduğu ve de en önemlisi altmışlı yılların ikinci yarısında temelleri Amerika Birleşik Devletleri'nde atılmış olan psychedelic rock akımının aslında kendi ülkelerinin müziğinin özünde bulunduğuydu. Batının '68 kuşağı hippileri de doğu mistisizmine bol miktarda meraklıydı ve bu konuda bolca araştırma yapıyorlardı. Türkiye'de yaşayan müzisyenler ise zaten bu olayın içinde doğup büyümüş oldukları için bu onlar için çok büyük bir avantajdı ve bunu çok iyi değerlendirmesini bilip hem batıdaki dünyayı sallamış grupların çalışmalarından, hem de kendi ülkelerinin yerel müziğinden yararlanarak çok sağlam doğu batı sentezleri ortaya çıkarmasını bildiler.Bu da anadolu rock müziğini ortaya çıkardı.
(VikiPedi'den alintıdır.)


_____________________________



817 Mesaj
16 Şubat 2010; 21:23:42 

[font="Arial"]Cem Karaca - Namus Belası



[font="Arial"]Cem Karaca - Resimdeki Gözyaşları



_____________________________



817 Mesaj
16 Şubat 2010; 21:26:30 

[font="Arial"]Muhtar Cem Karaca (d. Antakya, 5 Nisan 1945 - ö. İstanbul, 8 Şubat 2004) Türk müzisyen. Türk müziğinin en önemli sanatçılarından biridir.Anadolu Rock'ın ve Anadolu Pop'ın kurucularındandır. Bu müzik tarzlarını uygulayan bir çok grupla çalışmış (Apaşlar, Kardaşlar, Moğollar ve Dervişan) kurucusu ve yöneticisi olmuş güçlü bir rock ve pop kültü yaratmıştır. Her tarzda rock ve pop müziğini anadolu insanına Türkçe sözlerle tanıtan ve sevdiren kişidir.Eserlerinde sosyal ve politik içerikli konulara değinmesiyle daha büyük sorumluluklar üstlenen Karaca, özgün stiliylede anadolu müziğinin efsane sanatçısıdır.

Hayatı
Annesi Ermeni asıllı Toto Karaca ve babası Azeri asıllı Mehmet Karaca olan Cem Karaca, sanatla hep iç içe büyüdü. Ortaöğrenimini Robert Kolej'de yapan Cem Karaca sanatçı bi çiftin çocuğu olduğundan müziğe doğustan yetenekliydi.Müzik ile ilk tanışması annesinin teyzesi Rosa Felegyan'ın Cem Karaca'ya piyano notaları ve piyano nağmeleri öğretmesi ile olmuştur. Kolej yıllarındayken dünyadaki popüleritesini arttıran rock müziğine ilgi duyar ve kız arkadaşlarını etkilemek için dönemin rock starlarının şarkılarını söyler.Karaca'nın sesinin keşfedilmesi ise annesi Toto Karaca tarafından olmuştur. İlk dönemlerde Jaguarlar, Dinamitler gibi gruplarla amatörce çalışmalar yapan Cem Karaca popüler rock'n roll parçalarını söylüyordu. O dönemlerde kendisinin en büyük destekçilerinden biri de İlham Gencer'di ve onun orkestrasında müzikal deneyimini oldukça ilerletmişti. Bu yıllarda aynı zamanda tiyatro ile de ilgilenen Cem Karaca çeşitli oyunlarda da görev aldı.

Askerliği sırasında Anadolu'nun ilkokul kitaplarında anlatıldığı gibi olmadığını fark etti. Asker arkadaşının çaldığı bağlama ise onu bambaşka diyarlara taşıdı. Bir zamanlar ilkel ve sıkıcı bulduğu müziğin kendi duygularını anlattığını keşfetti...

Müzikal geçmişi
1967'de askerlik dönüşü Apaşlar grubuna katıldı. Bu grupla Hürriyet'in düzenlediği Altın Mikrofon yarışmasında Emrah isimli parçalayla ikinci oldular ve doğu-batı müziği sentezinde şarkılar üretmeye çalıştılar. 'Resimdeki Gözyaşları' isimli parçayla büyük başarı elde eden Apaşlar'la Batı Almanya'ya gitti. Apaşlar'la olan beraberliği 1969'un sonlarına kadar sürdü. Grupta gitarist Mehmet Soyarslan ve Cem Karaca arasında doğan bazı politik anlaşmazlıklardan ötürü Apaşlar dağıldı.

Apaşlar'ın basçısı Seyhan Karabay ile birlikte Kardaşlar grubunu kurdu. Bu sırada Almanya'ya giderek Ferdy Klein Orkestrası'yla dört tane 45'lik doldurdu. Amacı maddi sıkıntı yaşamadan çalışmalar yapmaktı. İlk 45'likleri 'Dadaloğlu' ile büyük bir başarı elde ettiler. Fakat 1972'de Seyhan Karabay arasındaki tartışmalar nedeniyle Kardaşlar'la yolları ayrıldı. Bu sırada eşi benzeri görülmemiş bir değiş-tokuş meydana geldi. Cem Karaca, Kardaşlar'dan ayrılıp Anadolu Rock'ın güçlü sesi Moğollar'la birleşirken Kardaşlar da Moğollar'la anlaşamayan Ersen Dinleten'i gruplarına dahil etti.

Üç 45'lik çıkaran Karaca, Moğollar'ın dağılmasıyla kariyerinin en önemli dönemini yaşayacağı Dervişan grubunu kurdu. Dervişan politik rock'ın yanısıra progressive rock'ın Türkiye ile tanışmasında önemli rol oynadı. Aynı zamanda tam anlamıyla ilk stüdyo albümünü bu grupla çıkardı: 'Yoksulluk Kader Olamaz'. Dervişan'ın dağılmasından sonra Edirdahan isimli grubu kurdu. Yeni albümü 'Safinaz'la eski başarısını elde edemedi. Bu albümden sonra Almanya'ya gitti ve 1987'ye kadar sürgün hayatı yaşamak zorunda kaldı. Bu dönemdeki çalışmalarında sık sık gurbet acısı gibi temaları işledi. Bu süre içindeki en iyi albümünü Almanca olarak çıkardı: 'Die Kanaken'. Bu albümde yabancı düşmanlığı, gurbetçilerin yaşamı gibi konuları işledi. Albümdeki bazı parçaların Türkçesini sonraki albümlerinde kaydetti. 'Die Kanaken' albümünün arka kapağında kendisiyle ilgili şunlar yazılıydı:

Cem Karaca ülkesi olan Türkiye'de bir rock yıldızı. Ülkesinde 50'ye yakın 45'lik ve LP yayınlayan Karaca'nın parçalarının çoğu sosyal içerikli sözlere sahip. 1981'in ocak ayında Almanya'dayken son albümü yüzünden ülkesinde aranmaya başladı. Bunun üzerine Karaca, ülkesine geri dönmedi. Mallarına el konan şarkıcı 200 yıl hapis cezasına çarptırıldı ve 1983'te de darbeci generaller onu Türk vatandaşlığından attılar. Almanya'da daha çok Nazım Hikmet'in şiirlerini seslendirmesiyle tanınan Karaca, ilk olarak 1983'ün başlarında Almanca sözlerle ve doğu-batı sentezinden oluşan bir müzikle seyirci önüne çıktı. Amacı Türkiye'de olan biteni anlatmak değil, burada olup bitenleri anlatmak ve Alman-Türk ilişkilerini düzeltmeye çalışmak.

Yurda döndüğü zaman Turgut Özal'ın elini öptüğü iddia edildi ve döneklikle suçlandı. Hem Cem Karaca hem de Özal ailesi bu iddianın gerçek olmadığını ısrarla belirttikleri halde, sanatçı yine de 12 Eylül bozgununa sorumlu arayan eski solcuların günah keçisi olmaktan ve dışlanmaktan kurtulamadı. Bu aydın sapmasını hicvettiği 'Yarım Porsiyon Aydınlık' adlı şarkısında 'hiç bir şey üretemeden sadece eleştirirsiniz' diyerek kırgınlığını dile getirdi. Seksen sonrası dönemde müzik yapımcılarının desteğini alamadan çıkardığı albümler o yıllar büyük ses getirmemesine karşın, yıllar içinde şarkılar değerini buldu. Oh Be, Kahya Yahya,Hep Kahır gibi hit şarkılar bu dönemde çıktı.

Ülkesine yeniden dönüşünden sonra ilk albümünü 1987'de eski arkadaşı Cahit Berkay'la birlikte yaptılar. 'Merhaba Gençler ve Her Zaman Genç Kalanlar'. Bundan bir sene sonra 1988'de, aranjör Oğuz Abadan'la birlikte 60'lı yılların sonunda yaptığı çalışmalarda da olduğu gibi, orkestrasyona ağırlık vererek, yaylı varyasyonlarının hakim olduğu bir başka çalışmayı gerçekleştirirler: 'Töre'. 1990 ve 1992'de Uğur Dikmen ve Cahit Berkay'la 'Yiyin Efendiler' ve 'Nerde Kalmıştık' albümleriyle biraz da olsa eski günlerine döndü. 1997'de çekilen 'Ağır Roman' filminde seslendirdiği 'Resimdeki Gözyaşları' ile yeniden popüler oldu.

1999'da Cahit Berkay, Engin Yörükoğlu, Ahmet Güvenç ve Uğur Dikmen'in desteğiyle 'Bindik Bir Alamete...' isimli albümünü çıkardı. Son albümü de sayılabilecek olan bu albüm eski günlerin gürül gürül Cem Karaca'sının yeniden geri döndüğü başarılı bir çalışmadır. 'Kahpe Bizans' filmi için üç parça kaydedip, filmde küçük bir rol aldı. 2000'li yıllarda çeşitli şiir çalışmaları da yaptı. Barış Manço'nun efsanevi grubu Kurtalan Ekspres'le birleşerek konserler verdi. Son olarak Yol Arkadaşları isimli grubuyla sahneye çıkan ve bu grupla son albümü Hayvan Terli ve Murathan Mungan albümündeki Göç Yolları isimli şarkıyı kaydeden Cem Karaca, 8 Şubat 2004'de hayata gözlerini yumdu. Karacaahmet Mezarlığı'na defnedildi.

Diskografi
45'likler
1967

Emrah / Karacaoğlan (Hürriyet Gazetesi H-018) (Apaşlar)
Hudey / Vahşet / Bang Bang / Shakin' All Over (Sayan EP Seri FS 127) (Apaşlar)
Emrah / Hücum / Karacaoğlan / Ayşen (Sayan EP Seri FS 134) (Apaşlar)
Ümit Tarlaları / Anadolu Oyun Havası / Suya Giden Allı Gelin / Nasılda Geçtin? (Sayan EP Seri FS 145) (Apaşlar)
1968

İstanbul'u Dinliyorum / Oy Bana Bana (Türkofon TU-St 1505) (Türküola 1505) (Apaşlar - Ferdy Klein Orkestrası)
Oy Babo / Hikaye (Türkofon TU-St 1506) (Türküola 1506)
İstanbul / Why (Türkofon TU-St 2010) (Apaşlar - Ferdy Klein Orkestrası)
Emrah 1970 / Karanlık Yollar (Türkofon TU-St 1507) (Apaşlar - Ferdy Klein Orkestrası)
Resimdeki Gözyaşları / Emrah (Sayan FS 167) (Apaşlar - Ferdy Klein Orkestrası)
Resimdeki Gözyaşları / Şans Çocuğu (Türkofon TU-St 1508) (Apaşlar - Ferdy Klein Orkestrası)
Tears / No , No , No (Türkofon TU-St 2011) (Apaşlar - Ferdy Klein Orkestrası)
1969

Ayrılık Günümüz / Gılgamış (Türkofon TU-St 1520) (Türküola 1520) (Apaşlar - Ferdy Klein Orkestrası)
Zeyno / Niksar (Türkofon TU 1002) (Türküola 1521) (Apaşlar - Ferdy Klein Orkestrası)
Bu Son Olsun / Felek Beni (Karacaoğlan III) (Türkofon TU 1003) (Türküola 1524) (Apaşlar - Ferdy Klein Orkestrası)
1970

Emmioğlu / O Leyli (Türküola 1528) (Ferdy Klein Orkestrası)
Kendim Ettim Kendim Buldum / Erenler (Türküola 1529) (Ferdy Klein Orkestrası)
Adsız / Unut Beni (Türküola 1530) (Ferdy Klein Orkestrası)
Muhtar / Baba (Türküola 1531) (Ferdy Klein Orkestrası)
Dadaloğlu / Kalender (Türkofon M-1014) (Kardaşlar)
1971

Oy Gülüm Oy / Kara Sevda (Türkofon M-1016) (Kardaşlar)
Tatlı Dillim / Demedim mi? (Türkofon M-1017) (Kardaşlar)
Kara Yılan / Lümüne (Türkofon M-1018) (Kardaşlar)
Acı Doktor (Kısım 1) / Acı Doktor (Kısım 2) (Türkofon M-1019) (Kardaşlar)
Kara Üzüm / Mehmet'e Ağıt (Türküola 1536) (Kardaşlar)
1972

Askaros Deresi / Üryan Geldim (Yavuz 1545) (Kardaşlar)
1973

Obur Dünya / El Çek Tabib (Yavuz 1547) (Moğollar)
Gel Gel / Üzüm Kaldı (Yavuz 1553) (Moğollar)
1974

Namus Belası / Gurbet (Yavuz 1560) (Moğollar)
Beyaz Atlı / Yiğitler (Yavuz 1567) (Dervişan)
1975

Tamirci Çırağı / Nerdesin? (Yavuz 1571) (Dervişan)
Mutlaka Yavrum / Kavga (Yavuz 1574) (Dervişan)
Beni Siz Delirttiniz / Niyazi (Yavuz 1578) (Dervişan)
1976

Parka / İhtarname (Yavuz 1582) (Dervişan)
1977

Mor Perşembe / Bir Mirasyediye Ağıt (Yavuz 1585) (Dervişan)
1 Mayıs / Durduramıyacaklar Halkın Çoşkun Akan Selini (Gönül GP525) (Dervişan)

Almanya'da çıkan 45'likler [değiştir]
İstanbul / Why (1968) (Türkofon 2010)
Tears / No , No , No (1968) (Türkofon 2011)
Üryan Geldim / Hasan Kalesi (1973) (Türkofon 1549)
Askaros Deresi / Kazak Abdal (Türkofon 1572)

Albümler
1973

Kardaşlar - Apaşlar (Türkofon VELP 6503)
1974

Cem Karaca (Apaşlar , Kardaşlar , Moğollar ve Ferdy Klein Orkestrası) (Yavuz LP 1006)
1975

Nem Kaldı (Yavuz LP 1012)
1977

Parka (Yavuz LP 1019)
Yoksulluk Kader Olamaz (Yavuz LP 1021) (Dervişan)
1978

Safinaz Gönül GPLP10) CD & Kaset (1994) (Kalan 050) (Edirdahan)
1980

Hasret Kaset (Türküola 1289) LP (Türküola)
1982

Bekle Beni Kaset (Türküola)
1984

Die Kanaken LP (Plane RC 0972-88375/76)
1987

Merhaba Gençler Ve Her Zaman Genç Kalanlar Kaset (Emre 569)
1988

Töre Kaset (Emre HE 579) (Oğuz Abadan Orkestrası)
1990

Yiyin Efendiler (Özbir 032)
1992

Nerde Kalmıştık ? (Marşandiz 083)
1997

Ağır Roman (O.S.T)
1999

Bindik Bir Alamete... (MajörMüzik 21550)
2000

Kahpe Bizans (O.S.T)
(Cem Karaca bu albümde Dost Hakkı, Aşk-ı İlahi ve Meydan Bu Meydan şarkılarını seslendirdi. )

2003

Düet (Cem Karaca-İbrahim Sadri / Attila İlhan'ın "Ben Sana Mecburum" adlı şiirinde.)
Gurbet Şiirleri - "Hep Kahır" (şiir) .
Gurbet Şiirleri - "Balacan
2004'

Söz Vermiş Şarkılar- Murathan Mungan / "Göç Yolları" şarkısı.
Ölümünden Sonra Yayınlanan Albümler
2004 Hayvan Terli
2004 Hayat Ne Garip (Mahsun Kırmızıgül-Sarı Sarı/Başroldeyim) "Son Düet"

2006 Mutlaka Yavrum (Cem Karaca Şarkıları) (çeşitli sanatçılar)

Filmleri
Kralların Öfkesi
Avcı (2001) TV dizisi
Yeni Hayat (2001) TV dizisi
Kahpe Bizans


(Vikipedi'den alıntıdır.)



< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Abincomartinez -- 16 Şubat 2010; 21:29:54 >


_____________________________



817 Mesaj
16 Şubat 2010; 21:54:51 

Fecri Ebcioğlu (d. 2 Mart 1927, İstanbul - ö. 6 Mart 1989) Türk besteci, şarkı sözü yazarı, aranjör, DJ ve şarkıcı,eski kaleci. 1960'lı yıllarda Türk popüler müziğine damgasını vurmuş müzik insanı.

1961 yılında Bob Azzam'ın "C'est écrit dans le Ciel" adlı parçasına Türkçe sözler yazıp "Bak Bir Varmış Bir Yokmuş" adıyla İlham Gencer'e söyletmesi ile Türk Popu'nu başlatmıştı. Bu parça Türkçe söylenmiş ilk pop şarkısıdır. O tarihe kadar bu tarz parçalar yine Türk şarkıcılar tarafından orijinal dillerinde yani İngilizce, İspanyolca, Fransızca ve İtalyanca söyleniyordu.

1960'ların başında Fecri Ebcioğlu ve Sezen Cumhur Önal birlikte yabancı şarkılara Türkçe söz yazma modasını başlattılar, böylece 10 yıl kadar sürecek olan "aranjman" müzik akımının öncüleri oldular. Fecri Ebcioğlu Ajda Pekkan Ay-feri, İlham Gencer, Selçuk Ural gibi şarkıcılara Türkçe sözlerle Avrupa şarkılarını söyletirken, Marc Aryan ve Adamo gibi Avrupalı sanaçlılara da Türkiye'ye geldiklerinde kendi parçalarına Türkçe sözler yazarak plak doldurttu.

Gençliğinde kalecilik yapmış ve bir dönem Fenerbahçe'de forma giymiştir. İstanbul Levent'te hayatının bir bölümünü geçirdiği sokağa adını vermiştir.

2 Mart 1927 yılında İstanbul'un Cihangir semtinde dünyaya geldi. Evin tek erkek çocuğu olduğu için el üstünde büyütülmüştü. Müziksever bir ailesi vardı, annesi ut çalıyordu evde Türk müziği hiç eksik olmazdı. Babıali'de bir kırtasiyeci dükkânı işleten babası alafranga müziğin düşmanıydı ve sırf bu nedenle eve radyo almıyordu. Buna rağmen evlerine çok yakın olan 'Ege Bahçesi' nden duyulan alafranga müzikler küçük Fecri'yi etkileyecekti. Hep bir sanatçı olmayı düşleyen Fecri ortaokul ve lise'yi Taksim'de okur. Cihangir yıllarından bir arkadaşı da Gazanfer Özcan'dı. Aile sonra Cağaloğlu'na taşınır, yazları ise Anadoluhisarı'ndaki konaklarında geçirirler. Bu yıllarda futbolla ilgilenir, Anadoluhisarı'nda lakabı "Kedi kaleci"dir, çok yeteneklidir ve Fenerbahçe futbol takımının kadrosuna seçilmiştir. Sonra çeşitli takımlarda birkaç sene daha kalecilik yapmıştı. Hisar'daki arkadaşlarından biri de Ergun Sav'dır (emekli diplomat) ve onun Küçüksu gazinosunda piyano çalıp şarkı söylediğini gayet iyi hatırlamaktadır.

1944 yılında 17 yaşındayken Babıali'de 'Öz Fenerbahçe' dergisinin yazı işleri müdürü olarak iş yaşamına başlamıştı, burada ilk tanışı Halit Kıvanç olmuştu. 1950'lerin başında Yeşilköy Hava Limanı'nda bir havayolu şirketinde çalışmaya başladı. Şirket onu kurs için 1953'te ABD'ye gönderdiğinde, orada da müziğe olan ilgisi devam etti, akşamları TV ve DJ'lik kurslarına devam etti, TV'lerda takdimcilik yaptı. 1956'da Türkiye'ye dönünce DJ olarak çalıştı. 1957-1960 yıllrı arasında Önce Yeni Sabah sonra da Hürriyet gazetelerinde müzik yazıları yazdı. 1961'de İstanbul Radyosu'nda haftalık bir müzik programı yapmaya başladı, 'Çay Saati Melodileri' adlı bu programda çaldığı plakların bir kısmını Amerikan Haberler Merkezi'nden temin ediyor, çoğunluğunu da dinleyicilerin gönderdiği plaklar arasından seçiyordu. Salı günleri yayınlanan ve bir saat süren bu radyo programı dinleyici rekorları kırmış ve Türkiye'de birçok şarkının sevilmesine yol açmıştı. Özellikle ithal plaklara ulaşmanın kolay olmadığı bir tarihte program büyük bir eksikliği gideriyordu.

Şarkı sözü yazarlığına başlaması ise şöyle olmuştu; Avrupa ülkelerinde popüler olmuş parçaların her ülkede o ülkenin diliyle de söylendiği ve çok beğenildiği konusu zaten uzunca bir süredir aklını kurcalıyordu. 1960'da Hollanda'dan dönerken Bob Azzam'ın o günlerin popüler şarkısı C'est Ecrit Dans Le Ciel'ine Türkçe sözler yazmaya başladı ve bunları uçak biletinin arkasına (başka bir söylentiye göre de sigara paketinin arkasına) karalayıverdi, parçanın adını da Bak Bir Varmış Bir Yokmuş yapmıştı. İstanbul'a indiğinde arkadaşı İlham Gencer'in çalıştığı gece klübü "Çatı" ya gittiğinde kendisinden bir şarkı isteği yapılmıştı. Orada bu parçayı söylediğinde önce şaka yapıyor zannedilmiş sonra da şarkıyı defalarca tekrar etmek zorunda kalmış. İlham Gencer bu şarkıyı plak yaptığında Türkiye'de bir ilk gerçekleşiyor ve ilk kez bir pop şarkısı Türkçe sözlerle söylenmiş/plağa alınmış oluyordu. Bunun arkası gelecekti. 1964 yılında Belçika'lı şarkıcı Adamo konser için İstanbul'a geldiğinde onun meşhur şarkısı Tombe La Neige'i de Türkçeleştirmişti. Adamo kendi şarkısını Her Yerde Kar Var adıyla Türkçe okuyunca Atlas Sinemasında yer yerinden oynadı, şarkının plağı yok sattı. Şarkılarını Fransızca ve İspanyolca söyleyen İzmir'li şarkıcı Dario Moreno'ya da ilk kez Türkçe sözler yazdı, bunlar Deniz ve Mehtap ve Her Akşam Votka, Rakı ve Şarap'tı.

1965 yılında o tarihlerde henüz çok tanınmamış bir sinema oyuncusu olan Ajda Pekkan'a "Her Yerde Kar Var" ve "Onyedi Yaşında" şarkılarını verdi ve plak yaptırttı. (Ajda Pekkan 1963 yılında Ses Dergisi'nin kapak yıldızı yarışmasında birinci seçilerek aynı yıl ilk filmini çekmişti) Daha sonra Pekkan için yazdığı Strangers in the Night ın aranjmanı olan İki Yabancı hit oldu ve arkası geldi, Ebcioğlu Ajda Pekkan için onlarca aranjman daha yapacaktır. 1960'larda popüler müzikle ilgili her alanda onu görürüz. Şarkı sözü yazarlığı, müzik festivalleri ve yarışmalarında sunuculuk dışında onlarca filmin de müziklerini yapmıştır. 1968'e kadar müziklerini yaptığı filmler arasında Acı Hayat, Suçlular Aramızda, Yılanların Öcü ve Susuz Yaz gibi filmler de vardı. Bu arada İstanbul Radyosundaki DJ'lik çalışmaları devam ediyor pazarları yayınlanan "Dinleyici İstekleri" programına haftada 6.000 mektup geliyordu. Fecri Ebcioğlu aynı zamanda Türkiye'nin ilk TV sunucusudur, 1956 yılında İstanbul'da deneme yayınlarına başlayan İTÜ televizyonunda 'Ebcioğlu Show' u uzunca bir zaman sunmuştu. Hatta şarkıcı Gönül Yazar'a bu televizyonda ilk play-back'i de o yaptırtmıştı. TRT ile devam eden televizyon serüveni 'Yedi Tepeden' 'Biz Bize', 'Laf Lafı Açar' (1978) ve 'Hatıralar' (1984) adlı show programları ile devam etti.

58 yaşında felç geçirerek Çapa Hastanesi'nde uzun bir süre yattı. Boynundan aşağısını hareket ettiremiyordu ancak büyük bir azimle iki yıl içinde ayağa kalktı. Artık Levent'e taşınmıştı. 6 Mart 1989 tarihinde Levent'teki evinde kalp krizi geçirerek öldü. Evinin bulunduğu sokağa adı verilmiştir; "Fecri Ebcioğlu sokak".

Fecri Ebcioğlu 1961 yılında Fransız şarkıcı Bob Azzam'ın "C'est écrit dans le Ciel" adlı Fransızca şarkısına Türkçe sözler yazarak "Bak Bir Varmış Bir Yokmuş" adıyla İlham Gencer'e söyletmişti. Böylelikle Türkiyede bir ilk gerçekleşiyordu ve ilk kez yabancı dilde yazılmış bir şarkı Türkçe sözlerle plağa alınıyordu. Artık müzikte Türk Popu dönemi başlamıştı. İlk aranjmanı yapmak Ebcioğlu'na nasip olmuştu ama piyasada güçlü bir rakibi daha vardı o da Sezen Cumhur Önal'dı. Her ikisi de canla başla yabancı şarkılara Türkçe sözler yazma yarışına giriştiler. Aralarında tatlı bir rekabet de vardı. Hatta sanatçıları bile paylaşmışlardı. Ajda Pekkan, Gönül Turgut, Ay-feri gibi bazı sanatçılar Fecri Ebcioğlu'nun söz yazdığı sanatçılar grubuna dahilken aralarında Berkant, Özdemir Erdoğan, Kamuran Akkor, Ertan Anapa ve Selçuk Ural'ın da bulunduğu bir diğer grup ise Sezen Cumhur Önal'ın şarkı sözü yazdığı diğer sanatçı grubunu oluşturuyorlardı.Tarzları da birbirine çok benziyordu. Örneğin her ikisi de Türkiye'ye konser için gelen Avrupa'lı şarkıcıların kendi bestelerine Türkçe söz yazıp yine kendilerine söyletiyorlar ve plak doldurtuyorlardı. Şarkı söylettikleri Avrupalı şarkıcıları da neredeyse paylaşmışlardı. Fecri Ebcioğlu Adamo, Marc Aryan ve Juanito'yu angaje etmişken Sezen Cumhur Önal da Patricia Carli ve Peppino Di Capri ve Sacha Distel'e plak doldurtuyordu. Ufak tefek çakışmalar da olmuyor değildi. Örneğin 1966 yılında Fecri Ebcioğlu Patricia Carli'nin Les Mal Aimés adlı şarkısının aranjmanını "İlkokulda Tanışmıştık" adıyla yapmış ve Ajda Pekkan'a plak doldurtmuştu. Sezen Cumhur Önal ise aynı yıl Patricia Carli'yi bizzat stüdyoya sokarak kendi parçası Les Mal Aimés'in iki ayrı Türkçe versiyonunu plak haline getirmişti bunlar "Boğaziçi" ve "Özlerim İstanbul'u" idi.
Aranjman akımının (modasının) bu iki öncüsü Fecri Ebcioğlu ve Sezen Cumhur Önal'a bir süre sonra Fikret Şeneş ve Ülkü Aker, 1970'lerde de Norayr Demirci katıldı. Uzun yıllar bu alanda sadece bu isimler etkili oldu.
(Vikipedi'den alıntıdır.)




_____________________________



 
374 Mesaj
17 Şubat 2010; 6:57:19 

Barış Manço - Dağlar Dağlar


_____________________________



 
374 Mesaj
17 Şubat 2010; 7:01:33 

Barış Manço - Nazar Eyle


_____________________________



1373 Mesaj
17 Şubat 2010; 11:01:45 

ihtiyaç olan bir konu başlıgı ve bilgilendirici mesajlar atmışssıız...
İlgimi çeken dönemlerin müzik türlerini içeriyor...
Umarım devamı gelir,teşekkürler !


_____________________________

PhysioTurco


817 Mesaj
17 Şubat 2010; 13:17:12 


quote:

Orijinalden alıntı: atombak

ihtiyaç olan bir konu başlıgı ve bilgilendirici mesajlar atmışssıız...
İlgimi çeken dönemlerin müzik türlerini içeriyor...
Umarım devamı gelir,teşekkürler !


Teşekkür ederim elbette devamı gelecek. Netekim..


_____________________________



817 Mesaj
17 Şubat 2010; 19:00:28 

BARIŞ MANÇO (1943-....)

Konya ovasında yaşayan Mançozade adlı büyük bir aile, Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u alması ile birlikte Rumeliye göç etmiş ve Selanik'e yerleşmiştir. Birinci Dünya Savaşı'na kadar Selanik'de yaşayan Mançozade ailesi, savaşın hayat koşullarını güçleştirmesi nedeniyle tekrar İstanbul'a göç etmiştir. Mançozade'lerden Mehmet Abdi bey İstanbul'da bir konağa yerleşmiş ve arkadaşının kızkardeşi olan Nimet Hanım'la evlenmiştir. Yıllar sonra Nimet Hanım, Barış Manço'nun "Gülpembe" şarkısının ilham kaynağı olacaktır...

Cumhuriyet devrimlerini yaşayan aile, soyadı kanunu ile birlikte "Mançozade" olan aile adlarını değiştirerek, "Manço" soyadını alırlar. Abdi bey ile Nimet Hanım'ın oğlu Hakkı Bey, Rikkat Uyanık ile evlenir. Hakkı Bey ile Rikkat Hanım'ın ikinci çocuğu 2 Ocak 1943 tarihinde doğan Mehmet Barış Manço'dur. Onlar, Barış Manço, Oktay Manço, Savaş Manço ve İnci Manço olarak dört kardeştiler.

İkinci Dünya Savaşı'nın sonlarında doğan Barış Manço, ailesinin savaşın bitmesine duyduğu özlem nedeniyle "Barış" isminin kendisine verildiğini söylemektedir. Dönemin Türk Sanat Müziği sanatçısı olan Rikkat Hanım ile Hakkı Bey, Barış 3 yaşındayken ayrılırlar. Babasının yanında büyüyen Barış Manço'nun çocukluğu Kadıköy'de geçmiştir. İlkokulu Gazi Mustafa Kemal İlkokulu'nda tamamlamış, daha sonra Galatasaray Lisesi'ne devam etmiştir. 10.sınıftayken babasını kaybeden Barış Manço, Galatasaray Lisesi'nden ayrılarak Şişli Terakki Lisesi'ne gitmiş ve oradan mezun olmuştur.

Barış Manço, aileden gelen yetenekle 2 yaşından itibaren şarkı söylemeye ve Ortaokul 2.sınıf öğrencisiyken de amatör olarak müzikle uğraşmaya başlamıştır. Liseyi bitirince 20 Eylül 1963 tarihinde, önce Paris'e, oradan da Belçika'ya ağabeyi Savaş Manço'nun yanına gider. Belçika Kraliyet Güzel Sanatlar Akademisi'nde resim, grafik ve iç mimari okur. Lisede çok başarılı olmayan hatta müzik ve coğrafyadan ikmale kalan Barış Manço, bu okuldan çok iyi bir derece ile; okul birincisi olarak mezun olmuştur. Galatasaray Lisesi'nde başlayan müzik hayatı, Belçika'da da devam etmiştir...

Manço, 1969'da yurda döndüğünde, "Dağlar Dağlar" şarkısını yaptı. Bu şarkı, O'nun hayatında önemli bir dönüm noktası oldu. Aynı yıllarda görüntüsü değişmekte, müziği ve kıyafetleri ile bir ekol oluşturmaya başladı. Barış Manço, insan ilişkileri konusunda çok iyidir. Bağlantı kuramayacağı hiçbir canlı yok denebilir. Zaten daha sonraki yıllarda da yaptığı bir röportajında; "Kendimi, toplumla diyalog kuran bir iletişim aracı olarak görüyorum" diyecektir.

1971 yılında askerlik yılları başlayacaktır. Askerdeki ilk ayları; hem ani olarak askere alınması, diplomasına rağmen üniversite mezunu olmasının tartışılması, hem de saçlarının kesilmesi nedeniyle çok keyifli başlamadı. Askerliğini Polatlı'da Topçu asteğmen olarak yaptı. Askerliğin son ayları ise güzel dostluklar ve askeriyede bir dizi konserlerle üretken bir hale dönüştü.

Askerlikten sonra yine bir süre Belçika günleri araya girmektedir. Barış Manço, sıradışı kıyafetleri, takıları, enterasan el hareketleri ve şarkılarına çektiği klipler ile bizleri şaşırtmayı sürdürmeye devam eder. Sanatçı, görevinin biraz da şaşırtıcı şeyler yapmak olduğuna inanmıştı. Yıllar geçtikçe bu davranış ve biçimlerin onun özgün kişiliği olduğunu daha iyi anlayacaktık...

Barış Manço, 18 Temmuz 1978'de Kadıköy Evlendirme Dairesi'nde Lale Çağlar (Manço) ile evlendi. Bu konuda da topluma örnek olmayı başaran Barış Manço, evliliğinde de İstanbul geleneğini sürdürdü. Bu evliliği, Lale Manço da 1998 yılında yaptığı bir röportajda "Barış içinde 23 yıl" diye tanımlıyor. Çiftin evdeki birliktelikleri, iş hayatında da devam etmiştir. Lale Manço, televizyon programlarına yönetmen ve yapımcı olarak imzasını atar. Bu beraberliğe, oğulları 19 Mayıs 1981'de Doğukan Hazar, 24 Temmuz 1984'de de Batıkan Zorbey katılır. Dünya çocuklarının Barış abisi, kendi çocuklarıyla da iyi arkadaş olduğunu söylemektedir. Yoğun iş programı çocuklarını ihmal etmesine asla neden olmamıştır.

Çocukları için en büyük öğüdü, yaptıkları işin en iyisini severek yapmaları gerektiğidir. Çocukları için tek kaygısının "adam gibi adam"lık konusunda olduğunu dile getiren Barış Manço, çocuklarının hangi mesleği yaparsalar yapsınlar, tornacı bile olabilirler ama kendi deyimiyle onlar için "Doğukan usta, öyle bir vida sıkar ki başka türlü sıkar" denmesini arzu ettiğini söylemektedir. O, doğu ile batının sentezini yapmıştı. O'na göre, doğunun herşeyi kötü, batının herşeyi iyi doğru bir kavram değildi. Oğullarına da Doğukan ve Batıkan isimlerini koyması, doğu ve batının barış içinde olması dileğinden kaynaklanmaktadır.

Barış Manço'ya göre, Türkiye'nin de bulunduğu konumun kesin bir sınırlaması yoktur. Türkiye, doğudan bakıldığı zaman batıda, batıdan bakıldığı zaman da doğudadır. Bu konudaki duygularını ise, Japonya konserinde 20.000 Japon'un Türk bayrağı çıkartıp sallamasından televizyon başındaki 60 milyon insanın gözyaşları içinde izlemesi gibi heyecanlandığını ve gurur duyması ile ifade ediyor. Barış Manço yabancı ülkelerdeki çalışmaları için yaptığı değerlendirmede, "Japonlar beni sahiplendiler, milyonlarca Japon konserlerime geliyor, CD'lerimi alıyor, Japonlar bende doğru birşeyler buluyor. Şarkılarımı didik didik inceliyorlar, onlardan konferanslar hazırlayıp televizyon programları yapıyorlar. Türkiye'de bunun onda biri yapılmadı. Belçikada ise, onların ülkelerini tanıttığım için Liege Prensliği onur ödülü verdiler. Törene limuzin ve dört eskort ile gittik. Belçika'nın en büyük gazetesi birinci sayfada yarım sayfa ayırdı. Türkiye'de ise 40 yıllık sanat yaşamımda baş sayfaya çıkamadım" gibi bir serzenişte bulunmuştu. Ne yazık ki yıllar sonra baş sayfada bulunma nedenin "vefat" olması çok hüzünlü bir durumdu...

Önemli olmaktan çok değerli olmayı tercih ettiğini söyleyen Barış Manço, duygusallığı, seçtiği bir yaşam biçimi olduğunu vurgularken, kendi deyimiyle kuzey kutbunu da asla kaybetmediğini de sözlerine ekliyor. Manço; Rus romantikleriklerinden, Korsakof, Musolski ve Çaykoski'den etkilenerek, evinin dekorasyonunda da romantik çağı, 19.yüzyıl sonu ile 20.yüzyılın başını yansıtan tarzı tercih etmişti.

Türkiye'deki en uzun ve en başarılı televizyon programlarını yaptı. 200'den fazla şarkısı O'na; 12 altın ve platin albüm/kaset ödülü kazandırdı. Şarkılarının bir bölümü Yunanca, Bulgarca, Arapça, Farsça, Japonca, İbranice, Fransızca, İngilizce ve Flemenkçe'ye çevrildi. Her ülkede şarkıları çok sevildi. Kongo'daki 12-13 bin kişinin katıldığı konserde "Domates Biber Patlıcan"ı söylerken, Kongoluların koro halinde şarkıya eşlik etmeleri şarkının evrenselliği hakkında bilgi vermektedir. Bu konuya başka bir örnek de Mısır'da yaşanmıştı. Barış Manço, Mısır Televizyonu'nda canlı yayında Dağlar Dağlar'ı Arapça söylemişti, bu programın sonunda Mısırlılar sokağa döküldüğü gibi, program da defalarca tekrarlanmıştı.

En büyük arzusunun ansiklopedilerde yer almak olduğunu söyleyen ve "Barış Manço Müzesi" kurmak isteyen Manço, "20. yüzyılda yaşamış, o yüzyıla damgasını vurmaya çalışan bir Türk'üm, 20.yüzyılın Türk müziğini yapıyorum" demektedir. Müzik ve televizyon hayatında sayısız ödüller alan Barış Manço, 1991 yılında devlet sanatçısı ünvanı, yine aynı yıl Hacettepe Üniversitesi onursal doktora ünvanı, Uluslararası Teknoloji Ödülü, Japonya Uluslararası Kültür ve Barış ödülü, Belçika Krallığı Leopold II Şövalyesi nişanı, Fransız Kültür Bakanlığı Edebiyat ve Sanat Şövalyesi nişanı, Türkmenistan Cumhurbaşkanlığı; Türkmen Vatandaşlığı ödülleri kazanmıştır...

Barış Manço, 1999 yılında 31 Ocak'ı 1 Şubat'a bağlayan gece, geçirdiği kalp krizi sonucunda hayata veda etmiştir. Ancak, bu büyük sanatçı bıraktığı eserler ile her zaman Türk Milleti'nin kalbinde yaşayacaktır...


_____________________________



817 Mesaj
18 Şubat 2010; 10:39:32 

Barış Manço - İşte Hendek İşte Deve



Barış Manço - Kol Düğmeleri



_____________________________



817 Mesaj
18 Şubat 2010; 10:42:35 

Barış Manço - Hal Hal



Barış Manço - Sarı Çizmeli Mehmet Ağa




< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Abincomartinez -- 18 Şubat 2010; 10:43:32 >


_____________________________



817 Mesaj
19 Şubat 2010; 8:24:22 

Erkin koray-Yanlızlar Rıhtımı



Erkin koray-Cemalim



_____________________________



817 Mesaj
19 Şubat 2010; 8:26:38 

Erkin Koray (1941 - .... )
Türk Rock Müziği’nin en büyük isimlerinden olan Erkin Koray, 24 Haziran 1941’de İstanbul’da doğdu. Annesi Vecihe Koray’ın, İstanbul Belediye Konservatuarı'nda Klasik Batı Müziği piyano öğretmeni olmasından dolayı, sanatçı küçük yaşlarda müzikle tanıştı. 5 yaşında annesinden piyano dersleri almaya başladıktan sonra, Alman Lisesi'nde okurken rock müziği ile tanıştı. Aynı zamanda okulda okurken konservatuara da devam etti. Sanatçı, 29 Aralık 1957 yılında, 16 yaşındayken, Galatasaray Lisesi’nde piyanoyla ilk konserini verdi.
Bu konser, Erkin Koray'ın hayatında büyük bir dönüm noktasını teşkil etti. Çünkü bu konser aynı zamanda sanatçının müzik hayatının da başlangıcı idi. İlk konserinden bir ay sonra Koray, 25 Ocak 1958’de Eminönü Halkevi’nde, 20 gün sonra da Almanya ve Avusturya Liselerinde konserler verdi ve artık konserler birbirini takip etmeye başladı. Bu konserlerden sonra gazeteler artık kendisinden "Rock'n'Roll Kralı" diye bahsetmeye başladılar.
1960'ların ilk dönemlerine gelince Koray, “Erkin Koray ve Ritmcileri” isimli grubuyla, kendisinin gitar çalıp söylediği ve rock'n'roll çaldığı bar ve klüp programları yaptı. 1962 yılında ise ilk 45’liği “Bir Eylül Akşamı”/It's So Long'u yayınladı. Çıkarttığı 45’likten sonra askerliğini 1963 - 1965 yılları arasında Eskişehir Hava Kuvvetleri Caz Orkestrası'nda gitarist - solist olarak yaptı. Askerden döndükten sonra bir süre daha İngilizce çalışmalarına ve klüp programlarına devam eden sanatçı, bu programlarından birinde İstanbul Plak şirketinin yetkilileri ile tanıştı ve 1967 yılında ülkede büyük şöhret olmasını sağlayan “Kızları da Alın Askere” isimli 45'liğini yayınladı.
Saçlarının uzunluğundan dolayı tepkiler de alan sanatçı, 1970'e geldiğinde, “Yeraltı Dörtlüsü” grubunu kurdu. Daha sonra Batı müziğini yerinde tanımak ve incelemek amacıyla, O sırada Beatles'ın da oradan şöhret olduğu, müziğin kalbinin attığı yer sayılan Almanya’nın Hamburg kentindeki Star Club'a gitti. Koray, burada her gün çalan en az üç İngiliz grubunu izledi ve bir çoğuyla da tanıştı. Bu arada Hiccups adlı bir Alman Grubu'yla da sahneye çıktı ve daha sonra o grubun basçısı Bernhard Weber'i yanına alarak Türkiye’ye döndü ve bu olay Türkiye’de Hard Rock döneminin başlangıcı oldu.
Çıkarttığı hit parçalarla o dönem gündemde olan sanatçı, tekrar Avrupa’ya gitti ve Fransa’da Beatles'ın efsanevi ismi John Lennon'la tanıştı. Koray’ın “Yeraltı Dörtlüsü” ile müzik yaparken yararlandıkları en büyük avantaj, batıdaki Pink Floyd, Grateful Dead gibi aynı tarz gruplarından daha doğuda bir ülkede yaşamalarıydı. Dönemin Avrupalı çoğu rock müzisyeninin doğu mistisizmine ve de özellikle Hindistan'a merakı vardı ve bu merakı müziklerine de bol miktarda yansıtabiliyorlardı. Bunun en önemli örneklerinden birisi Beatles'ın önce “Norwegian Wood” adlı 45'liklerinde, daha sonra da “Sgt. Pepper's Lonely Hearts Club Band” albümlerinin “Within You Without You” parçasında ‘Sitar' kullanmasıydı. Sitar, kökeni doğudan gelen bir enstrümandı ve bu enstrümanı İngiltere'de Beatles; Türkiye'de ise o dönemlerde Rock Müziği ile oldukça ilgili bir müzisyen olan Orhan Gencebay kullanıyordu.
İstanbul’a tekrar döndükten sonra “Supergroup” ile "Yağmur" isimli 45'liğini çıkardı. Maddi sıkıntılardan dolayı dağılan “Supergroup”un ardından kısa bir süre sonra kurduğu 'Ter' adlı grupla “Hor Görme Garibi” isimli 45'liğe imzasını attı. Fakat “Ter” grubu da dağıldıktan sonra 'Stop!' isimli bir grup kuran Koray, bu grupla da uzun süre devam edemeden ayrıldı ve grup dağıldı.
Avrupa'da Alice Cooper ve David Bowie renkli yüz makyajlarıyla sahneye çıkmaya başladı ve Erkin Koray’da bu modaya uyarak sahneye renkli yüz makyajlarıyla çıkmaya başladı ve büyük ilgi gördü. Bu çalışmalarından sonra da uzun süreliğine yurtdışına gitti. Koray, yurt dışından döndükten sonra tekrar çalışmalarına devam etti ve bu çalışmalar, Türkiye'nin çok iyi bildiği “Şaşkın”, “Arap Saçı”, “Fesuphanallah” gibi çalışmalardı. Bu dönemde bu tarz çalışmalara ağırlık vermesinin yanında “Krallar”, “Hadi Hadi Oradan” gibi rock çalışmaları, hatta başlı başına rock parçalarından oluşan “Elektronik Türküler' adında bir tane de LP yaptı. 1977 yılında, son rock grubu olan “Erkin Koray Tutkusu” isimli grubunu kurup, bu grupla aynı adı taşıyan bir rock LP'si çıkarttıktan sonra uzun süreliğine tekrar yurt dışına çıktı. Koray’ın Türkiye'yi terk etmesinin en önemli sebebi, 70'lerin ikinci yarısında Türkiye'de cereyan eden politik gerginlikler ve bu gerginliklerin ülkeyi müzik yapılamayacak hale getirmesiydi.
12 Eylül Askeri Darbesi’nin haberini yurt dışında iken almasından bir yıl sonra,1982 sonbaharında, yurda dönmeye karar verdi. Yurtdışından döndükten sonra uzun bir süre tamamen solo çalışmalar yapan Erkin Koray'ın bu dönemdeki en ünlü çalışması şüphesiz 'Çöpçüler'dir.
(Alıntıdır)


_____________________________



817 Mesaj
19 Şubat 2010; 8:30:34 

ERKİN KORAY - ÇÖPCÜLER



Erkin Koray - Anma Arkadaş



_____________________________



817 Mesaj
19 Şubat 2010; 8:33:19 

Üç Hür El - Kolbastı (1974)



Üç Hür El - Canım Kurban



_____________________________



817 Mesaj
19 Şubat 2010; 8:37:14 

İpicu Beşlisi - Heyecanlı (Mazhar Alanson solist)



_____________________________



817 Mesaj
19 Şubat 2010; 8:53:55 

Modern Folk Üçlüsü - Leblebi



Modern Folk Üçlüsü-Çiftliğim



_____________________________



817 Mesaj
19 Şubat 2010; 8:56:35 

Modern Folk Üçlüsü - Kuş Sesleri



Modern Folk Üçlüsü - Ali Paşa Ağıdı



_____________________________



817 Mesaj
19 Şubat 2010; 16:49:10 

Üç Hürel
3 Hürel veya 3 Hür-El Onur (1948), Haldun (1949) ve Feridun Hürel(1951) kardeşler tarafından 1970 yılında kurulan anadolu rock topluluğudur. Üç Hürel Trabzonlu bir müzik grubudur.

İlk isimleri Yankılar’dır. Ancak Yankılar isiminin daha once başka bir grup tarafından kullanıldığını öğrenince isimlerini İstanbul Dörtlüsü olarak değiştirirler. Daha sonra sırayla Trio İstanbul, Oğuzlar, Alizeler, ve Biraderler isimlerini kullanırlar.

Müzikle tanışmaları babalarının sınıf geçme hediyesi olarak eve getirdiği akordiyon sayesinde olur.

İlk kez 27 Kasım 1965’de Fatih’de Kamer Düğün Salonu’nda sahne alırlar. Çaldıkları ilk şarkı The Young Ones’dır.1966 yılında bir arkadaşları ile birlikte İstanbul Dörtlüsü’nü kurarlar. 1967 yılında Oğuzlar isimli gruplarını kurar ve Zeki Müren’in Benim olsan sana verirdim ben canımı parçasını tvist formda yorumlayarak Hürriyet Gazetesi'nin düzenlediği Altın Miktofon Yarışması'na katılırlar.

1967 yılı sonlarında uzun sure kullanacakları Biraderler isimini alırlar. Bu isimle daha ciddi mekanlarda konserler vermeye başlarlar. Ancak isimlerinin duyulmasını sağlayan asıl önemli şey zamanın popüler müzik dergisi olan Diskotek’e verdikleri röportajdır. Bu röportaj konserlerinde sadece kendi bestelerini çalan, sahneye hippi kostümleri çıkan grubun tanınmasında önemli bir rol oynar. Saçları da okulda kendilerine sorun çıkaracak kadar uzundur artık. Feridun kardeş Vefa Lisesi'nden okulu bitirmesine bir kaç ay kalmışken atılır. Lise tahsilini Pertevniyal Lisesi’nde tamamlar. Diskotek dergisinin düzenlediği yarışmada ikinci olurlar. 1968’de artık tüm kardeşler lise tahsillerini tamamlamıştır.

70’li yılların başında Feridun Hürel Selçuk Alagöz Orkestrası’nda çalmaya başlar. Feridun kardeş Selçuk Alagöz’le Türkiye’nin bir çok yerinde konserlere katılma fırsatı bulur. Diğer kardeşler Biraderler’le bir Anadolu turnesine katılır ve bu çalışmalarla kazandıkları paralarla yeni enstürümanlar alma fırsatı bulurlar. Daha sonra Onur ve Haldun kardeşler de Selçuk Alagöz Orkestrasına katılacak ve bir 6 ay da bereber çalışacaklardır. Kendi ayakları üzerinde durmak ve kendi özgün müziklerini yaratmak için 20 Temmuz 1970’de kendi tabirleri ile Kabataş Vapur İskelesi’nde enstrümanlarla dolu bir minübüste 3 Hürel grubunu kurarlar. Fakir bir ailenin mensübu olan Hürel kardeşler için en büyük engel yeni enstrümanlara sahip olamamaktır Bu yıllarda daha sonra grubun sembollerinden biri olacak olan babası ile beraber yaptıkları çift saplı saz-gitar diye adlandırdıkları ve günümüze kadar taşıdıkları enstrümanları sahneye çıkar.

İlk 45’likleri Ve Ölüm/Şeytan Bunun Neresinde olur. Yeni plaklarla birlikte ünleri hızla yayılır. Dergi listelerinin üst sıralarında dolaşmaya başlarlar.

Daha sonraki yıllarda müzik hayatlarından beri hiç değiştirmedikleri Diskotür etiketi taşıyan bir çok 45’lik yaparlar. 1973 yılında yaptıkları ilk uzunçalarları ile Türk Popu dergisinin verdiği Altın Plak ödülünü alırlar.

1975’de Onur’un askerliği nedeni ile grup çalışmalarına 6 ay kadar ara verir. Aynı durum 1977 yılında Feridun ve Haldun’un askerliği nedeni ile tekrarlanır ve bu, grubun iki sene müziğe ara vermesine neden olur. Feridun ve Haldun kardeşlerin askerlikleri sırasında annelerini kaybederler. Onur ve Haldun bu dönemden sonra evlenip müziği bırakırken Feridun şansını İngiltere’de denemek ister. Ancak orada aradığını bulamaz. 1981 yılında yurda döner ancak müziği bırakır ve reklamcılık sektöründe çalışmaya başlar. Aynı zamanda İstanbul Ticaret Üniversitesi ve Yeditepe Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak görev yapar. Diğer kardeşlerden Haldun Marmara Üniversitesi, İstanbul Ticaret Üniversitesi ve Bahçeşehir Üniversitesi'nde öğretim görevlisidir. Onur ise eğitimci olur.Ve İsmet İnönü ilk ögretim okulunda ögretmenliğe devam eder ögrencileri tarafından her zaman örnek alınmıs bir ögretmendir.Onurun hayat felsefesinde sürekli duygusallık yer almaktadır.Kendisi koyu bir Trabzonsporludur.

Kardeşler 1999’da müzik için tekrar bir araya gelir ve 1953 Hürel adlı bir album çıkarırlar.


_____________________________



817 Mesaj
19 Şubat 2010; 16:53:16 

Modern Folk Üçlüsü
Modern Folk Üçlüsü, Türk pop müzik grubu.Doğan Canku, Ahmet Kurtaran ve Selami Karaibrahimgil tarafından 1969'un son aylarında kuruldu.
İlk yıllarda menejerliğini Hıncal Uluç yaptı. Ali Kocatepe ile birlikte 1978 Seul Şarkı Yarışması'nda ve 1981 eurovision şarkı yarışması'nda
Türkiye'yi temsil ettil


_____________________________



817 Mesaj
19 Şubat 2010; 16:56:08 

İpucu Beşlisi
1970'lerin sonunda solo olarak ve Seyyal Taner ile müzik yapan pop, rock grubu.
Daha önce Mazhar - Fuat adıyla beraber çalışan Mazhar Alanson ve Fuat Güner, ikiliye eşlik eden ve askerden dönen bas gitarist Özkan Uğur, perküsyonda Ayhan Sicimoğlu ve klavyede Galip Boransu ile çalışmaya başladı. Grubun yaptığı bazı İngilizce parçalar İzzet Öz'ün televizyonda yaptığı bir yarışmada bulmaca olarak soruldu. Herkes yabancı grup isimlerini tahmin edip grubu bulamayınca grubun adı "İpucu Beşlisi" kalır. [1]

Grup 1976'da "Heyecanlı / Hop Otur Hop Kalk" adında tek bir 45'lik çıkardı. Heyecanlı şarkısı eski Alanson ve Güner bestelerinden çok farklıydı çünkü şarkının müziği İngiltere'de funk gruplarında çalan Ayhan Sicimoğlu tarafından yapılmıştı. [2] MFÖ'nün ilerideki pop günlerinin ilk örneği olan bu şarkının sözlerini Mazhar Alanson yazmıştı. Heyecanlı şarkılarına İzzet Öz tarafından da bir klip çekildi. Bu klip Türkiye'nin ilk klibi sayılmaktadır. "Hop Otur Hop Kalk" ise Ayhan Sicimoğlu düzenlemesiyle bir Mazhar & Fuat bestesiydi.

Grup 1977'de eleman değişikliğine gitti. Ayhan Sicimoğlu'nun yerine Seyhan Karabay gelir. Grup o sene Seyyal Taner ile beraber çalmaya başladı. Zaman zaman "Seyyal Taner ve İpucu Grubu" olarak anıldı. 1978'te grup "Bugün İlkbahar" şarkısını Taner için besteledi. Bu dönemde Ele Güne Karşı şarkısını da Seyyal Taner'e verdler. Taner TRT'den boykotlu olduğu için iki şarkıyı da albümünde okuyamadı. Ele Güne Karşı ile MFÖ kendi çıkışını yapsa da Bugün İlkbahar hiçbir albümde bulunmamıştır.

Grup arka arkaya gelen askerlikler, farklı müzikal çalışmalar, araya giren uzaklıklar nedeniyle 1978 yılında dağıldı.

Vikipedi'den alıntıdır.


_____________________________



817 Mesaj
19 Şubat 2010; 16:59:58 

Moğollar
1967'de Silüetler'de çalışan Aziz Azmet, Tahir Nejat Özyılmazel, Murat Ses ve Aydın Daruga Vahşi Kediler grubunun basçısı Haluk Kunt'la birlikte grubu kurarlar. Kısa bir süre (yaklaşık 2 ay) sonra Selçuk Alagöz grubunda çalışan Cahit Berkay gruba katılır ve Tahir Nejat Özyılmazel gruptan ayrılır.
Kısa bir süre sonra yine bir ara Selçuk Alagöz grubunda çalışmış olan ve Almanya’da Cem Karaca Apaşlarla yaptığı turneden dönen Hasan Sel Haluk Kunt'un yerini alır. İlk 45'likleri "Eastern Love/Artık Çok Geç", Şubat 68'de çıkar. Bu dönemdeki parçalarda Azmet/Ses ikilisinin, Lennon/McCartney tarzı bir çalışma beraberliği sözkonusudur. Benzeri tonaliteye, bu ikilinin Silüetler döneminde, hatta Meteorlar döneminde rastlamak mümkündür. Bu plağın hemen ardından "Mektup/Lazy John"u yapan grup, Haziranda Altın Mikrofon yarışmasına katılır ve "Ilgaz" üçüncü olur.
Bu başarı ve ardından çıkan 45'lik Moğollar adının daha çok insan tarafından duyulmasını sağlar. Konserler verirler. İlginç konserlerdir bunlar; örneğin: Diskotek dergisi tarafından 3 Nisan 1968'de İstanbul Fitaş sineması'nda düzenlenen, Haramiler ve Kaygısızların da katıldığı konsere "silindir şapkaları, uzun siyah frakları ile üç keman bir viyolonsel ve bir trompet eşliğinde" çıkar Moğollar elemanları. İlk solo konserlerini ise 19 Ekim 1968'de İstanbul Fitaş Sineması'nda verirler. Yabancı şarkıların yanı sıra kendi bestelerini de seslendiren Moğollar, konserlerinde büyük ilgi görür. Ünleri İstanbul dışına çıkar, Anadolu'ya ulaşır. Aynı tarihlerde dördüncü plaklarını çıkaran Moğollar 1968'i tanınmış bir grup olarak kapatır.Ve eski moğlar göç eder.
1969 yılının Şubat ayında grupta bir eleman değişimi yaşanır. Aydın Daruga gruptan ayrılır, yerini Selçuk Alagöz grubunun eski davulcusu Engin Yörükoğlu alır. Moğollar 1969 yılını, neredeyse tüm Türkiye’yi kapsayan büyük bir turneyle geçirir. Bu turne sırasında yaşadıkları onların müziğinde önemli bir değişime neden olur. Turne öncesinde İstanbul'da verdikleri konserlerde kimi türkü düzenlemeleri ve halk müziği sazlarını kullanmaları ilgi görür, fakat bu turne Moğollar'ın Anadoluyu yakından tanımalarını sağlar, bu da onların tarzlarının daha belirginleşmesini gerçekleştirir ve Moğollar bu tarza bir isim verirler: Anadolu Pop. Hey dergisine bu adı seçmelerinin nedenini ve amaçlarını şöyle açıklarlar: "...ispatlamak istediğimiz, halk müziğimizin çok sesli bir ruha sahip olması. Ayrıca folklorumuzdaki dinamizmin pop müziğin dinamiğine yakın olması. Geri kalmış popüler müziğimizin ileri teknik ve zengin folklorumuzla birleşmesiyle bir kişilik kazanması..."
Moğollar, bu açıklamayı yaptıkları tarihlerde, Anadolu Pop'un yalnızca düzenlemelerden ibaret olmadığını ve bu tarzda beste de yapılabileceğini kanıtlamak için bir 45'lik çıkarırlar: "Dağ ve Çocuk/İmece". Her iki parça da yerli melodi ve ritimlerden yola çıkılarak yapılmış bestelerdir, büyük ilgi görür. Böylece Moğollar, Anadolu Pop'un yaratıcıları, "Dağ ve Çocuk" da bestelenmiş ilk Anadolu Pop hiti olarak tarihteki yerini alır. 1970'in başında Hasan Sel ayrılır, yerine daha önce Erkin Koray dörtlüsünde bas çalan Taner Öngür gelir. Daha sonra, Murat Ses'in tipik zurna biçemli org soloları ile Moğollar, aynı çizgide yollarına devam ederler (Garip Çoban ve diğerleri). Temmuz 1970'te bir eleman değişikliği daha yaşanır, Aziz Azmet gruptan ayrılıp solo çalışmaya başlar. Ayrıca önce Bunalımlar, sonra o sıralarda yeni isim yapmaya başlayan Üç Hürel ile bir süre çalışır. Aziz Azmet'in ayrılışının nedeni grubun türkülerle fazla içli dışlı olmasına muhalefet etmesi ve başka arayışlar içerisine girmesiydi. 1972'de son 45'liğini çıkaran Aziz Azmet, 70'lerin ortalarında iş hayatına atıldı ve mali müşavirlik yapmaya başladı. 2006'da "Son Osmanlı" filminde rol alan Azmet, İz Tv'de yayınlanan "Müzikte Bir Deney: Anadolu Rock" belgeseline de katkıda bulundu.
Aziz Azmet'in ayrılışı üzerine Ersen gruba katılır. Ersen'le "Ternek" 45'liğini yaparlar, ancak bu birliktelik uzun sürmez. 1970 Ağustos sonunda, Moğollar Ersen'den ayrılır ve Paris'e gider.
Paris'te Moğollar, CBS firması ile üç yıllık bir anlaşma imzalar ve Murat Ses'in bestelerinden oluşan bir 45'lik "Behind the dark/Hitchin" yaparlar (bu plak Türkiye'de İngilizce olarak listebaşı olur). Ayrıca <Guild international du disque> isimli bir plak şirketine de bir albüm yaparlar. Bu albüm "Danses et Rythmes de la Turquie-d'Hier d'Aujourd'hui" 1971 yılında <Academie Charles Cros> büyük plak ödülünü alır. Adı geçen plaktaki bestelerin ve gelenekselden düzenlemelerin tamamına yakını Murat Ses'in kaleminden çıkmıştır. (Kaynak: SACEM-Fransa ve MESAM-Türkiye).
Bu dönemden kalan en önemli Murat Ses bestesi, "Ağrı Dağı Efsanesi"dir. Konserlerde zaman zaman 10-15 dakika kadar süren bu parçada Murat Ses'in uzun org improvizasyonlari dikkat çeker. Bu arada Moğollar Paris'te o tarihlerde Belçika'da yaşamakta olan Barış Manço ile karşılaşırlar ve onunla çalışmaya başlarlar. Kurdukları birlikteliğe "ManchoMongol" adını verirler. Barış Manço, bu konuda Hey dergisine şunları söyler o tarihlerde: "Artık biz bir bütünüz. Ne ben Moğollar'ın şarkıcısıyım, ne de onlar benim grubum. Yepyeni bir grup olduk. Adımız MançoMongol. Kafaca anlaşan, aynı fikir seviyesine gelmiş olan bizler, yaptıklarımızın daha iyi olması için, sesimizi bütün dünyaya kuvvetlice duyurabilmek için, başbaşa vermenin zamanı geldiğini anladık." Ancak bu böyle olmaz. Birlikte Türkiyeye dönen Barış Manço ve Moğollar, dört ay değişik yörelerde konserler verdikten sonra ayrılır. Geriye beraber yaptıkları iki 45'lik plak kalır. Bu arada Moğollar'ın Paris'te doldurdukları albüm Mart 1971'de Academie Charles Cross ödülünü alır. Türkiyede büyük yankısı olur bu ödülün. Örneğin Hürriyet gazetesi tam sayfa olarak duyurur bu haberi: "Moğollar'ın davul ve zurna ile doldurduğu plak Akademi armağanı aldı."
Aynı tarihlerde, yine Paris'te CBS firmasından çıkan söz ve müzikleri Murat Ses'e ait 45'lik "Behind the Dark/Hitchin" şöyle sunulur dinleyiciye: "Pikabınızın kolunu plağın üstüne koyup dinlemeye başladığınız anda Doğu'dan gelen bir grubun varlığını anlayacaksınız. Moğollar, bir çeşit 'sitar' olan 'bağlama'yı pop müziğine iyi uygulamaları ile dikkati çekiyor. Öğütleyebileceğimiz tek şey, yalnızca Türklerin bildiği bu ritmin akışına, sihirine kendinizi bırakmanız."
Barış Manço'dan ayrıldıktan sonra tekrar Paris'e dönen Moğollar, bu kez Engin Yörükoğlu'nu orada bırakarak Türkiye'ye döner. Yörükoğlu ani bir kararla, 31 Temmuz 1971'de Dominique Meraud ile evlenerek Paris'e yerleşir. Bu beklenmedik ayrılık Mavi Işıklar'ın davulcusu Ayzer Danga ile telafi edilmeye çalışılır, bir sene bu formatta gider. "Alageyik Destanı/Moğol Halayı" ve "Cigrik/Sila" 45'liği bu dönemde yapılır. Ancak Ağustos 1972'de Murat Ses gruptan ayrılır. Bu arada Selda ile bir 45'lik yapar Moğollar. Daha sonra Ersen gruba yeniden katılır.
Aralık 1972'de ilginç bir olay yaşanır: Cem Karaca ile çalışan Kardaşlar, Ersen ile çalışan Moğollar solistlerini değişirler. Bu görülmedik olay Moğolların tekrar gündeme gelmesini sağlar. Cem Karaca ve Moğollar güçlü bir birliktelik oluşturmuş ve uzun sürecek bir dostluğun temeli atılmış olur. Çeşitli konser turneleri ve plak çalışmalarıyla geçen iki senelik bir zaman sonunda bu defa Taner Öngür ile Ayzer Danga Moğollar'dan ayrılır. Eskilerden bir tek Cahit Berkay kalmıştır.
Bu arada Cem Karaca ve Moğollar'ın en önemli parçalarından biri "Namus Belası" çıkar piyasaya. Bir süre sonra Cahit Berkay Moğollar'ı dağıtıp Fransa'ya gider orada Engin Yörükoğlu ile buluşur, yanlarına katılan çeşitli müzisyenlerle Moğollar adı altında iki albüm ve Ali Rıza Binboğa'yla birlikte bir 45'lik yaparlar. 1974 sonu ile 1976 yılları arasında Cahit Berkay ve Engin Yörükoğlunun sürdürdüğü Moğollar 1976'da, aralarına katılan müzisyen Oğuz Abadan'ın da Türkiye'ye geri dönmesiyle çalışmalarına son verir. Bu dönemden kalan en önemli albüm, Fransa'da RCA firmasından çıkan "Hitit Sun" Türkiyede "Düm-Tek" tir. Bu albümde Cahit Berkay'ın enstrümental besteleri Anadolu Pop'tan jazz rock'a doğru yönelmeyi işaretlemektedir.
1976'dan sonra yalnızca bireysel çalışmalarını sürdürür 'Çekirdek' Moğollar elemanları. Cahit Berkay, film müzikleri yapar aradaki yıllarda. '90'larda, Cem Karaca ve Uğur Dikmen'le Rock kumpanyası adlı grubu kurar, birlikte iki albüm (Yiyin Efendiler ve Nerde Kalmıştık)yaparlar.
Engin Yörükoğlu, Fransada çeşitli jazz grupları kurar, sonraları İstanbul'da Jazz Stop isimli bir kulüp açarak orada çalmaya başlar.
Taner Öngür ise Dostlar (Edip Akbayram'ın eski grubu), Dadaşlar (Ersen'in 1974-1993 arasında çalıştığı grup) ve Dervişan (Cem Karaca'nın eski grubu)'da çalışır bir süre. Daha sonra Almanya'ya yerleşir. 1992'de Türkiye'ye döner, "Alarm" isimli ilk solo albümünü çıkartır.
Murat Ses, Kurtalan Ekspres'le çalışır, bir ara kısa sürelerle Dostlar ve Dervişan'la çalışır, o dönemden kalan en önemli parça, Dostlar'la yapmış olduğu 'Garip'tir. Daha sonra, kendi grubu Ağrı Dağı Efsanesini kurar. 1979'dan itibaren Avusturya'ya yerleşen Ses, halen orada ve ABD'de yaşamaktadır. Avusturya'da ve ABD'de, bu güne kadar sekiz solo albüm çıkarmıştır: Automaton (1990), Binfen (1995), Culduz (1999), Automaton Square (2005), Binfen 2005 Remix (2005), Electric Levantine (2006), Umami (2007) ve Beside The Sun (2010).
1992'de bir televizyon programında dinlediği Moğollar'dan etkilenen Leman dergisi çizerlerinden Kaan Ertem, "Moğollar tekrar bir araya gelsin" çağrısıyla bir imza kampanyası açar. 4000'den fazla imza toplanır bu kampanya dahilinde. Cahit Berkay, Taner Öngür ve Engin Yörükoğlu arada bir araya gelip bu konuyu görüşürler, yeniden Moğollar'ı kurmak konusunda tereddütleri vardır, ancak kampanya'ya gelen mektuplar onlara cesaret verir. Yanlarına genç bir müzisyen Serhat Ersöz'ü alarak, 31 Mayıs 1993'te İstanbul Cemal Reşit Rey konser salonunda verdikleri muhteşem bir konserle geri dönerler. 1994'te "Moğollar94", 1996'da "Dört Renk", 1998'de "30.yıl", 2000'de "Moğollar 1968-2000" ve 2004'te "Yürüdük Durmadan" albümlerini çıkarırlar. 2007 yılında Cem Karaca'nın oğlu Emrah Karaca solist olarak gruba katılır. 2008'de Utku Ünal albüm çalışmaları için 2. davulcu olarak gruba katıldı ve grup 2009'da "Umut Yolunu Bulur" albümünü çıkardı.


_____________________________



817 Mesaj
19 Şubat 2010; 17:03:32 

Moğollar

Grup Elemanları
Cahit Berkay
1946'da Senirkent Isparta'da doğan Cahit Berkay, müzik hayatına, 1962 yılında Siyah inciler adlı grupta başlar. 1964'te Selçuk Alagöz ün grubunda profesyonel müzik hayatına adım atmış olur. 1967 yılının sonunda katıldığı Moğollar'ın zamanla beyni oldu. Berkay; grupta akustik, elektro gitar, yaylı tambur, ıklığ, bağlama çalıyordu.

Moğollar dışında bireysel çalışmalar yürüterek birçok film müziğine de imza atan Cahit Berkay, 1978'de "Fıratın cinleri", 1982'de "Kırık bir aşk hikâyesi", 1991'de "Gizli yüz" filim müzikleri ile Altın Portakal ödülünü aldı. 200'den fazla uzun metrajlı filim müziği ve birçok dizi müziğinin altında Cahit Berkay'ın imzası bulunmaktadır. 1997'de Cahit Berkay filim müzikleri albümleri serisinin birincisini yaptı. Film müzikleri volüm 2 , 1998'de, volüm 3 ise 2001'de çıktı..

Taner Öngür
1949'da İstanbul'da doğdu. Müzik hayatına 16 yaşında Volkanlar isimli grupla Kontrabas çalarak başladı. Daha sonra sırasıyla, Meteorlar, Okan Dinçer Kontrastlar ve Erkin Koray dörtlüsü ile çalıştı. 1969 yılında Moğollar'a katılan Öngür, grup'ta Bass gitar çalıyordu 1974 yılında Moğollar'dan ayrılarak Tank isimli bir grup kurdu. Fakat bu grup fazla uzun ömürlü olamadı. Daha sonra Ersen ve Dadaşlar ile Cem Karaca Dervişan grubuyla çalışan Taner Öngür, 1980 yılında Almanya'ya gitti. Frankfurt'ta Figo Andaç ile Baba isimli bir proje üzerinde 10 sene elektronik, psycodelic deneyler yaptılar. 1991 yılında Türkiye'ye dönen Taner Öngür 1993'te Alarm isimli bir solo albüm yaptı. 2005'te 2. solo albümü Evde Tek Başına'yı çıkardı.

Rock müziğinin türkiye'deki isyanı olan Barışarock'ın hayata geçirilmesinde bireysel anlamda büyük katkıları oldu ve her yılda olmaya devam etmektedir.

Engin Yörükoğlu
Moğollar'ın dedesi olarak tanımlanan Engin Yörükoğlu, 1945'te Kahramanmaraş'ta doğdu. Müziğe 1963 yılında Gölcük'te başladı. Daha sonra Selçuk Alagöz'ün grubuna girdi. 1969 yılında Moğollar'a katılana kadar burada çalıştı. Moğollar'la gittiği Paris'te gruptan ayrıldı. Daha sonraki yıllarda Cahit Berkay ile Paris'te çeşitli çalışmalar yaptı. Ayrıca Jazz müziğine yöneldi. Çeşitli triolar ve Quartetler kurdu. 1991'de Türkiye'ye dönen Yörükoğlu, halen İstanbul/Beyoğlunda Jazz Stop isimli bir Jazz ve Rock kulübü ve Bodrum Kızılağaç köyünde de bir restaurant işletmektedir.

Moğollar hayranları tarafından çok sevilen dede Engin Yörükoğlu'nın ünlü çinçan solosu ise her konserde vazgeçilmez davul solosu olarak konserlerine gidenlere sunulmaktadır. Engin Yörükoğlu 2007 yılında akciğer kanserine yakalandığı için kemoterapi görmektedir.

Moğollar grubunun 40.yılı,2008 yılında da Dedesi olarak tanımlanan Engin Yörükoğlu,Gümüş uzun saçlarını,gümüş bıyık ve sakallarını kesip traş köpüğü ve traş bıçağıyla gümüş saçlarını,sakallarını ve bıyıklarını alıp sıfırlamıştır.

Serhat Ersöz
Moğollar grubunun en genç elemanı olan Serhat Ersöz 1972'de Eskişehir'de doğdu. 1991'de üniversite imtihanını kazanıp Kocaeli'den İstanbul’a taşındığı zaman, arkadaşlarıyla Midas isimli bir grup kurdu. Sonraları bu grupla Engin Yörükoğlu’nun jazzstop isimli klübünde çalmaya başladığı sıralar yeniden bir araya gelmeyi düşünen Moğolların dikkatini çekti ve gruba 1993 yılında katıldı. Grupta klavye çalmaktadır. Bir süre Bilgi Üniversitesi Müzik bölümünde öğretim görevlisi olmuş ve Bulutsuzluk Özlemi'nin Yaşamaya Mecbursun albümüne katkıda bulunmuştur. Moğollar Grubunun 40.yılında genç olarak da tanımlanan Serhat Ersöz,uzun saçlarını makineyle alıp kuaförde kestirdi (2008).

Emrah Karaca
Grubun solistidir, en yeni üye olarak 2008'de katıldı. Grubun kurucularından Cem Karaca'nın oğludur.


_____________________________



817 Mesaj
19 Şubat 2010; 17:06:56 

Mavi Işıklar

Türk rock müzik grubu, 7 Eylül 1964 tarihinde kuruldu. Mavi Işıklar, Çetin ve Metin Yavuzdoğan kardeşler, Nejat Toksoy, Cihat Günaydın ve Zamir Manisa’dan oluşuyordu. 1964 yılında bir gazetenin çekilişlerinden birine katılarak, sahne alırlar ve çok beğenilirler. Grup üylerinin hepsi de aynı tip kıyafet giymişler ve müziklerini Amerikan tarzı olarak belirlemişlerdir. Müziği Türk halkı tarafından çok beğenilen mavi ışıklar grubu, ilk başlarda üniverstede okudukları için fazla hızlı yükselmek istemezler ve sadece bir sinema salonunda küçük konserler verirler. Ancak 1964 Aralık ayında, Hürriyet gazetesi'nin tarihinde ilk defa düzenleyeceği Altın mikrofon yarışmasına katılırlar. Sonuç ilk başta bekledikleri gibi olmayıp ikincilikle yetinseler de, aslında halk gözünde onlar birinci olmuş ve kısa sürede şöhreti yakalmışlardır. Amerikan tarzıyla başlasalar da daha özgün bir hale gelerek Batı müzik aletleri, tekniği ve tarzıyla modern Türk müziği oluştururlar. 1966 yılında Altın mikrofon müzik yarışmasında tekrar ikinci olurlar. Yine bu yıl Ankara Rüzgarı’nın yanına üç İngilizce şarkı katılarak yapılan plak en gürültü koparan bir yapım olmuştur. Eleştirmenlerden tam not alır ve “aranjman yönünden çok kuvvetli” bulunur. “Ankara Rüzgarı” Beatles’ın “Paperback Writer”ile liste başı olduğu, Marc Aryan, Peppino Di Capri ve Adamo tarafından parsellenen Top 10'a girmeyi başaran ender Türkçe şarkılardan biridir.

Zaman zaman üyelerinde askerlik, yurt dışına gitme gibi nedenleriyle değişiklikler olan Mavi ışıklar grubu pijamayla şarkı söyleme, yatak odalarını sahneye getirme gibi ilginçliklere de imza atarlar. Ancak grubun solisti Nejat Toksoy ile Orgcusu Metin Yavuzdoğan’ın aynı anda uzun süre vatani göre için gruptan ayrılamaları grubu yavaşlatır ve nihayet arabesk rüzgarının da etkisiyle müzik yaşamlarına nokta koyarlar.

1990 yılında tekrar biraraya gelen grup 2000'li yıllarda bile eski hayranlarının yanı sıra yeni hayranlarının beğenisini toplayarak, şarkı söyleme devam ettiler.


_____________________________



817 Mesaj
19 Şubat 2010; 17:09:41 

Mavi Işıklar - İyi Düşün Taşın (1968)



Gaffur Dansı ile



Cedars - For Your Information (Şarkının Orjinali)



_____________________________



817 Mesaj
19 Şubat 2010; 20:00:27 

Münir Fikret Kızılok (10 Kasım 1946, İstanbul - 22 Eylül 2001, Istanbul),
Türk rock müziği sanatçısıdır. 1946 yılında İstanbul'da doğdu. 22 Eylül 2001'de bir hastanede uzun süredir çektiği kalp hastalığı yüzünden hayatını kaybetti. Hafif Türk müziği için rock tınıları ve deneysel çalışmalarıyla çok önemli bir sanatçıydı.
Çocukluğu
Öğrenim hayatına Galatasaray Lisesi'nin ilkokul kısmında başladı. Müzikle de ilk tanışması burada gerçekleşti. İlk enstrümanı kendisine yaş gününde armağan edilen kırmızı bir akordeondu. İlk müzik derslerini sınıf arkadaşlarından birinin klarnetçi olan babasından aldı; ilk konserini de bir 23 Nisan’da Taksim Belediye Gazinosu’nda düzenlenen okul müsameresinde verdi. Fikret Kızılok ve Orkestrası adlı küçük grubun elemanları Kızılok’un sınıf arkadaşlarıdır ve çaldıkları halk türküleri ile alkış alıyorlardı. Bu dönemdeki en büyük hitleri "Tamzara" türküsünün yorumuydu.

İlk plakları
Ortaokul ve lise yıllarında bu konserler sürdü. Lise yıllarında akordiyonu bırakan Kızılok, Elvis Presley'den etkilenerek eline gitarı aldı. Fikret’in o dönemdeki en büyük destekçileri ise üst sınıflarda okuyan Barış Manço ile Timur Selçuk'tu.

Kadıköy'de oturan Fikret Kızılok, 1964'te arkadaşı olan Cahit Oben ile birlikte yeni bir atılım içine girdiler . Yeni bir grup kurarak profesyonel hayata geçmeye karar verdiler. Yanlarına bas gitarist Koray Oktay ve davulcu Erol Ulaştır'ı aldılar; böylece Cahit Oben 4 doğdu. Kendilerini "daha ziyade Beatles tipi müzik yapan bir grup" olarak tanımlayan Cahit Oben 4, İlham Gencer'in işlettiği Çatı Gece Kulübünde programlar yapmaya başladı, bir yandan da mahalle konserlerini sürdürdü. Bu arada kendi paralarıyla iki 45'lik plak doldurdular. Bunlardan ilkinde iki yabancı şarkıyı yorumladılar: The Rolling Stones'ın söylediği bir The Beatles şarkısı "I Wanna Be Your Man" ve "36 24 36". İkinci plaklarında daha "kendilerine" döndüler. Plağın ilk yüzünde Silifke’nin Yoğurdu vardı; diğer yüzü ise bir besteydi: Hereke, aynı zamanda Kızılok'un plak olarak yayınlanan ilk bestesiydi. Cahit Oben 4, Hürriyet Gazetesi'nin düzenlediği Altın Mikrofon yarışmasının 1965 ayağına da "Makaram Sarı Bağlar / Halime" plağıyla katıldılar. Grup bu plaklardan sonra Oben, müzik hayatına nişanlısı Füsun Önal ile devam etmek istediği için ayrıldı.
1965'te Kızılok, "Fikret Kızılok ve Üç Veliaht" adı altında ilk plağını yayınladı. Grup gitarda Harun Batıbaygil, basta Gökhan Torgay, davulda Koral Tümay'dan oluşuyordu. "Belle Marie / Kız Ayşe" şarkılarından oluşan plağın iki şarkısı da Fikret Kızılok'a aitti. Fikret Kızılok, bu iki grupla çıkardığı plaklardan sonra Cahit Oben 4 ile çalışmalarını sürdürürken girdiği dişçilik yüksekokulundaki eğitimini sürdürdü. Bir süre sadece okuluyla ilgilendi.

Müzikten kopamayacağını anladığında ilk solo plağını doldurdu. Bu dört şarkıdan oluşan bir EP'ydi. Folk adını verdiği bölümde "Ay Osman" ve "Colours" şarkıları yer almaktaydı. Beat adını verdiği ikinci plakta ise The Beatles'ın All My Loving şarkısının Türkçe aranjmanı olan "Sevgilim" ve "Baby" şarkıları yer aldı. Bu plak o yıllarda fazla ses getirmedi. Bunun üzerine Kızılok okulunu bitirmeye karar verdi. Yine de zaman zaman arkadaşlarının kurduğu Kaygısızlar'la birlikte çalıştı, Barış Manço'ya eşlik etti. "Ay Osman" şarkısının Barış Manço ve Kaygısızlar olarak yeni bir yorumunda kaydetti. Ancak Barış Manço'nun ilk eşi Marie Claude ile aşk yaşamaya başladığı için ikilinin yolları ayrıldı.

Anadolu şarkıları
Dişçilik Yüksekokulu'nun son sınıfında okurken mahalleden arkadaşı Arda Uskan ile bir yolculuğa çıktı; bu müzik hayatını tümüyle etkileyecek bir yolculuktu. Bu yolculukta Aşık Veysel ile tanıştı. Dönüşte gitarını eline alan Kızılok stüdyoya girdi ve 1969'da Aşık Veysel'in Uzun İnce Bir Yoldayım türküsünü yeni bir düzenlemeyle kayda aldı. Bunu bir 45'lik olarak yayınladı. İkinci solo 45’liği Fikret Kızılok'un hayatında da önemli bir dönüm noktası oldu. Arka yüzünde sözlerini kendi yazdığı bir halk şarkısı, "Pınar Başından Bulanır" türküsünün bir bölümünü kullanan Benim Aşkım Beni Geçti yer aldı. O güne dek sürdürdüğü suskunluğu ve bunu bozmasının nedenini de plak kapağında şöyle açıkladı: Piyasa, öylesine Türk benliğinden uzak melodilere kucak açmıştı ki, beni dinlemeyeceklerdi bile. Bugün ise durum büyük bir hızla değişiyor. Bu öz benliğimize dönüşte ben de üzerime düşen görevi yapmaya karar verdim...

Kasım 1969'da yine Aşık Veysel'in yanına Sivrialan'a gitti. Kar yolları kapayınca üç ay ustasının yanında kaldı. Dönüşte "Yumma Gözün Kör Gibi / Yağmur Olsam", Kızılok’un asıl çıkışını yaptığı plak oldu. 1970 tarihli plaktaki iki şarkının da sözleri Aşık Veysel'e, besteleri Fikret Kızılok'undu. Plakta, gitar, tumba ve sazın yanında değişiklik olsun diye enstrüman olarak tahta ve taş kullandı. Şarkılar çok beğenildi, plak çok sattı ve sanatçı ilk altın plağını aldı.

Bu başarının ardından fazla ara vermeden bir 45’lik daha yaptı. Ancak bu kez kendisine ait bir şarkıyla ortaya çıktı: "Söyle Sazım". Plak kapağında, "Türk geleneklerine uygun 17 perdeli Hüseyni düzende üç değişik sazın batı anlayışında ve çoksesli olarak kullanıldığı" bir şarkı olarak tanımlanıyordu. Plağın arka yüzünde Kızılok’un Karacaoğlan'dan bestelediği Güzel Ne Güzel Olmuşsun vardı. Her iki şarkıda da kendisine Nedim Demirelli eşlik etti. Plak, listelerde de kendisini gösterdi ve haftalarca 1 numarada kalmış olan Barış Manço’nun Dağlar Dağlar'ını devirerek liste başı oldu.

1970 yılını bu iki plakla kapattı. Bu plaklar yıl sonunda Hey dergisi tarafından düzenlenen "Yılın Müzik Oskarları" anketinde görülmemiş bir başarıya imza attı: "Söyle Sazım", "Yumma Gözün Kör Gibi" ve "Güzel Ne Güzel Olmuşsun", Barış Manço'nun "Dağlar Dağlar"ının ardından sırasıyla ikinci, üçüncü ve dördüncü oldu. Fikret Kızılok da aynı ankette "Yılın Erkek Şarkıcısı" seçildi.

1970 yılının getirdiği başarıların ardından bir süre plak yapmayan sanatçı bu dönemde bir Anadolu turnesine çıktı. Turne sırasında Siverek yolunda donma tehlikesi geçirdi; bir kamyon şoförü tarafından kurtarıldı. Bu olayın ardından bir plak yaptı ve "Emmo" adlı bestesini bu kamyon şoförüne ithaf etti. Grafson şirketi ile anlaşan Kızılok'un 1971 tarihli firmadan çıkardığı ilk plağın arka yüzünde Ahmed Arif'in şiiri üzerine bestelediği "Vurulmuşum" adlı şarkı vardı. Kızılok, 1972'de bu şarkıyla Bulgaristan'da yapılan Altın Orfe Festivali'ne katıldı.

Bu dönemde Kızılok Bir Ali Var adlı bir oyun yazdı ancak bu oyun hiç sahnelenmedi. Bu oyunun şarkıları bu dönemde plak olarak yayınlandı. 1971'de "Gün Ola Devran Döne / Anadolu'yum" (Anadolu'yum şarkısının ilk kıtası Ahmed Arif'e aittir), 1972'de "Leylim Leylim (Kara Tren) / Gözlerinden Bellidir", 1973'te "Köroğlu Dağları / Tutamadım Ellerini" hep Bir Ali Var oyununun şarkılarıydı. Köroğlu Dağları şarkısı Türk müziğinde çok ender yer alan sitar ile başlamaktaydı. Bu oyunun diğer şarkılarından "Kime Sormalı"yı Dönüşüm eşliğinde Tansu, "Duyar Mısın"ı ise o dönemde ününün doruğunda olan Timur Selçuk yorumladı. Aynı yıl "Bacın Önde Ben Arkada / Koyverdin Gittin Beni" plağını çıkardı.

1973'te Aşık Veysel hayatını kaybetti. Kızılok cenaze törenine de katıldı. Bu ölüm üzerine daha sonra Kızılok sazını kırdı, bir süreliğine müziği bıraktı ve kendini tümüyle diş hekimliğine verdi. Bu dönemde eşi Şeyda Kızılok ile evlendi. Fikret Kızılok 1974'te Tehlikeli Madde adını taşıyan yeni grubuyla uzunca bir Anadolu turnesine çıkana kadar ortalıkta gözükmedi. Grup klavyede Turhan Yükseler, gitarlarda Ataman Hakman ve Siret Yurtsever, bas gitarda Sahir Kayıhan, davulda Eser Sayıner'den oluşuyordu. Turnenin ardından İstanbul’da seri konserler verdi. Tehlikeli Madde ile folk motiflerinin rock ile harmanlandığı şarkılar yaptı. Giderek folk motiflerinin yerini daha alaturka sesler aldı. Yine Ahmed Arif'in şiirlerinden yararlandığı "Haberin Var mı / Kör Pencere / Ay Battı" bu dönemin en önemli plağı olarak dikkat çekti. Kör Pencere'ye bağlı olarak plağa alınan "Ay Battı" ise, popüler müziğimizin enstrümantal şarkıları arasında özel bir yere sahipti. Aynı yıl grupla ikinci ve son plağında "Aşkın Olmadığı Yerde" ve yine bir Aşık Veysel türküsü "İnsan Mıyım Mahluk Muyum Ot Muyum" şarkıları yer aldı.

Bu plaktan sonra yapılan "Anadolu’yum 75", daha önce yayınlanan aynı adlı şarkıya bir göndermeydi. Bu şarkıda Fikret Kızılok, ilk kez Nazım Hikmet şiirinden yararlandı. B yüzünde "Darağacı" şarkısı yer aldı. Son 45'liği ise Mart 1976'da yayınlandı. Mahzuni Şerif'ten "Biz Yanarız" ve vazgeçemediği Veysel'den "Sen Bir Ceylan Olsan" adlı türküleri yorumladı sanatçı bu plağında. Plak eleştirildi. Fikret Kızılok’un kendini yenileyeceği günleri bekliyoruz gibi ifadeler kullanılmıştı bu eleştirilerde. Kızılok, bütün bunlar üzerine ortadan kayboldu.

Müziğe verdiği ara
1977 ortalarında, 1971 - 1972 yıllarında yaptığı ancak o güne dek yayınlamadığı kimi kayıtları bir albüm olarak piyasaya sürdü. Not Defterimden adını taşıyan bu albümde Kızılok’un deneysel çalışmaları vardı: Atonal bir altyapı üzerine Nazım Hikmet şiirini koydu ve kendi deyimiyle "şarkıcılığı değil, müzisyenliği" dener. Ancak dönemin "nazik" siyasi ortamında bu çalışma fazla ortalarda gözükmedi. Plak çıktıktan kısa bir süre sonra toplatıldı. (Yeniden yayınlanması ise 1993'ü buldu.) Bu arada Varşova'da bu albümüyle iki ödül aldı. Ancak, plağın toplatılması onu etkiledi ve Fikret Kızılok, müziği bıraktığını açıkladı. O güne dek 13 altın plak ve çeşitli ödüller alan sanatçı, bundan sonra derin bir sessizliğe gömüldü. Buna gerekçe olarak da "hazırladığı yapıtların ticari olmadığı gerekçesiyle plakevleri tarafından geri çevrilmesini" gösterdi ve bir daha profesyonel olarak müzik hayatına dönmeyeceğini bildirdi. 1978'te oğlu Yağmur Kızılok doğdu.

Zaman Zaman
1983'te 5 senelik bir aradan sonra tabla, bas gitar, ney ve bendir eşliğinde kaydettiği Zaman Zaman albümünü yayınladı. En iyi albümlerinden biri olarak Zaman Zaman'da, klibinde ud çaldığı albüme adını veren şarkı Zaman Zaman, daha sonra yeniden yorumlanacak Yeter Ki, Sevda Çiçeği, daha önce 45'lik olarak okuduğu Güzel Ne Güzel Olmuşsun şarkısının yeni yorumu ve daha bir çok başarılı şarkı vardı. Albümün plağında Kızılok'un "Ege Şarkıları", "Veyselname" ve "İnsancıklar" adlı albümlerinin yayınlanacağı söylense de bu gerçekleşmedi. Bu albümdeki "Sevda Çiçeği"nin, Orhan Gencebay'ın "Tanrıya Feryat" şarkısından esinlendiği iddia edilmiştir. Ancak Kızılok şarkının bir Bektaşi nefesi tarzında olduğunu söylemiştir.

Çekirdek Sanat Evi
Fikret Kızılok 1980'lerin başında Bülent Ortaçgil ile tanıştı. İkili Çekirdek Sanatevi projesine başladılar. Bu projede Türkiye'de popüler müziğin dışında kalan gruplar, burada dinletiler yapıp, bunlar kaydedilip sınırlı biçimde basılıp dağıtılıyordu. Para amacı gütmeyen bu projede, birçok sanatçı ilk sahne deneyimlerini yaşadı. Bu sanatçılar içinde Erkan Oğur, Yeni Türkü, Ezginin Günlüğü gibi bir çok kişi vardı. Bu dönemde Fikret Kızılok diş hekimiliğini de bıraktı ve kendini sadece müziğe verdi. Fikret Kızılok, burada dağıtılan ürünlerde kayıtları yaptı. 1985'te Bülent Ortaçgil ile "Biz Şarkılarımızı..." albümü kaydetti. 1986'da ise bandrollü albüm olan "Pencere Önü Çiçeği" albümü çıkarttı. TRT'nin "Cumartesiden Cumartesiye" programı için çocuk şarkıları kaydettiler. Daha sonra yasalar nedeniyle albüm yayınlamak zorlaşınca, evin üretkenliği azaldı, daha sonra da Kızılok ve Ortaçgil'in uyuşmazlıkları baş gösterince ikili yollarını ayırdı.

Son albümleri
Kızılok, Ortaçgil ile birlikte Sonay Tanrısever'in albümü "Gecenin Üçünde" albümünü prodüktörlüğünü yaptı ve Ortaçgil'in "Mum" şarkısı dışında bütün şarkıları yazdı. Aynı yıl Sibel Sezal'in "Bu Kalp Seni Unutur Mu?" albümünü yine Ortaçgil ile yapımını üstlendi. Şarkıların çoğunu da Özkan Samioğlu ile yazdı. Aynı yıl Yana Yana albümünü çıkardı. Bu albümde Erkan Oğur, Fuat Güner, Fahir Atakoğlu gibi sanatçılar, Kızılok'a eşlik etti. Bu albümde prodüktörlüğünü yaptığı Sonay ve Sibel Sezal albümlerinden iki şarkıyı doğrudan albümden alıp üstüne vokallerini kaydetti. (Sırasıyla Gecenin Üçünde ve Bu Kalp Seni Unutur mu? şarkıları) Eleştirel "Why High One Why" şarkısının geri vokallerinde Hıncal Uluç, Ferhan Şensoy, Grup Gündoğarken gibi isimler yer aldı.

1990'da Olmuyo Olmuyo albümü yayınlandı. Bu albüm Kızılok tarafından da eleştirilen, milletvekili seçimleri öncesine yetiştirilmek için aceleye gelmiş bir yapım olarak görülmektedir. Çekirdek Evi döneminden Ninni, Entelektüel, Alaturka Liberal, Düşler şarkıları da albümde yeni düzenlemeleriyle yer almaktaydı. 1993'te Ferhan Şensoy'un "Köhne Bizans Operası"nın müziklerini yaptı. Aynı yıl ikinci eşi Dicle Kızılok ile evlendi.

Politik çalışmalar Bir süre yine müzik çalışmalarına ara veren Kızılok, 1995'te Demirbaş şarkısı ile geri döndü. Türkiye'deki en başarılı siyasal taşlamalardan biri olan "Demirbaş", Süleyman Demirel'in siyaset sahnesinden uzaklaşamamasını esprili bir dille anlatan bir şarkıydı. Bu şarkının içinde bulunduğu albümde "Ninni", "En Entellektüel", "Şarkıdaki Maymun" gibi eski taşlamaların yeni düzenlemeleri, "Uğur Mumcu" isimli bir şarkı, Zülfü Livaneli ve Ahmet Kaya'ya taşlamalarda bulunan "Pşşt Barmen" şarkısı vardı. Albüm Deniz Som'un "Vaziyetler" kitabı ile birlikte satılıyordu. Aynı yıl "Demirbaş" ve "Pşşt Barmen"in de yer aldığı, yeni şarkılardan oluşan "Yadigar" albümü çıktı. Bu albümden çıkan "Kalbim" şarkısı dikkat çekti.

Kızılok daha önce 25 Ağustos 1975'te Uğur Mumcu'nun yazdığı "Sesleniş" yazısını, 10 bölümde inceleyip senfonik şiir olarak bestelemiş, 1993'te Show TV'de bu çalışmanın bir bölümünü Derya Baykal okumuştu. Bu çalışma "Vurulduk Ey Halkım" adıyla albüm haline getirildi ve 1996'da yayınlandı.

1998'de Mustafa Kemal Atatürk'ün hayatını Atatürk'ün ağzından anlattığı, araştırmalarını, metin yazarlığını, söz ve bestelerini tamamen kendisinin yaptığı veda albümü Mustafa Kemal - Bir Devrimcinin Güncesi ile destansı, lirik bir müzik yaptı. Albüm yanında konuyu anlatan bir kitapla piyasaya sürülmüştü. 28 Şubat Süreci'ni yaşayan Türkiye'de Kızılok safını göstermişti. Bu albümden sonra "Suya Yazılan Şarkılar" adlı bir albüm çıkaracağını söylese de o albüm hiç yayınlanmadı
Son yılları Devrimci'nin güncesi sonrası Fikret Kızılok, şarkıcı olarak müzik dünyasından uzaklaştı. 1995'te Fuat Güner ile MFÖ hiti "Sakın Gelme" şarkısının sözlerini yazdı. 1999'da Fuat Güner'in solo albümü için 4 şarkının sözünü yazdı. Aynı yıl Ferhan Şensoy'un yazdığı, Derya Baykal'ın oynadığı "Şu An Mutfaktayım" oyununun müziklerini yaptı. 60'lı yıllardaki 45'liklerinin bir bölümü "Gün Ola Devren Döne" adıyla bir albümde toplandı. 2001'de Sertab Erener'e "Oysa" ve "Kumsalda" şarkılarını verdi ve Erener "Kumsalda"yı albümün ilk klip parçası yaptı.

Ölümü
Daha önce 1998'de kalp krizi geçiren Kızılok, Bodrum'da 2001 Temmuz'unda kalp krizi geçirdi. İstanbul'a getirilen Kızılok'un durumu bir süre düzeldi. Onu ölümden kurtaran hemşire için son bir şiir yazdı. Kalp pili takılsa da 22 Eylül 2001'de hayatını kaybetti. Ölümünden sonra daha önce şiirini bestelediği dönemin başbakanı Bülent Ecevit: "Değerli besteci ve yorumcu Fikret Kızılok'un zamansız aramızdan ayrılışından üzüntü duydum. Fikret Kızılok, birbirinden güzel besteleri ve eşsiz yorumculuğu ile her dönem büyük beğeni toplamış ve müzik tarihimizin öncü sanatçılarından olmuştur. Merhuma Allah'tan rahmet, ailesi ve sanatçı dostlarına başsağlığı dilerim." açıklamasını yaptı. Ortaçgil ise "Ölüm karşısında ne söylenir bilemiyorum. Çok üzgünüm. Bir zamanlar birlikte çalıştığımız iyi bir dostumdu. Hem iş ortağım, hem iyi arkadaşımdı. Son yıllarda kendisiyle fazla görüşme imkanımız olmadı ama onu her zaman, çok zeki ve iyi bir söz yazarı olarak herkes gibi ben de hatırlayacağım." dedi. Sanatçı, hayatının son yıllarını geçirdiği Bodrum'da defnedildi.

Ölümünden sonra
Sanatçının ölümünden sonra adı Ankara'da bir parka verildi. Nisan 2002'de Sezen Aksu, MFÖ, Bülent Ortaçgil, Sertab Erener, Gündoğarken, Cahit Berkay gibi sanatçıların katıldığı bir saygı konseri verildi. Denizi çok seven Kızılok 2004'te adına düzenlenen bir yelken yarışıyla da anıldı.

Son şarkısı "Aşk Var Ya", Demir Demirkan ve Fuat Güner tarafından okundu. 2002'de Dünden Bugüne adlı Fikret Kızılok toplaması yayınlandı. Bu albümde daha önce yayınlanmamış Ama Babacığım ve Kumsalda şarkısının Fransızca orijinal demosu Plage Egoiste bulunmaktaydı. 2007'de Bülent Ortaçgil ile Çekirdek yıllarında kaydettikleri çocuk şarkılarından oluşan "Büyükler İçin Çocuk Şarkıları" albümü yayınlandı. Dream TV'de "Bir Sanatçıyı Anlamak" adlı bir belgesel ile anıldı.


_____________________________



817 Mesaj
19 Şubat 2010; 22:06:30 

CEM KARACA - OY BABO



Cem KARACA - Bu Son Olsun



_____________________________



817 Mesaj
19 Şubat 2010; 22:09:11 

Cem KARACA - Kendim Ettim Kendim Buldum



Cem KARACA - Odam Kireç Tutmuyor



_____________________________



817 Mesaj
19 Şubat 2010; 22:12:42 

Zülfü Livaneli - Karlı Kayın Ormanı



Zülfü Livaneli - Leylim Ley



_____________________________



817 Mesaj
19 Şubat 2010; 22:18:14 

Joan Baez - Kız Çocuğu



Joan Baez - Yiğidim Aslanım



_____________________________



2270 Mesaj
20 Şubat 2010; 0:38:59 

Anadolu rock başlığını okuyunca ilk bu aklıma geldi nedense

Cem Yılmaz Anadolu Rock



_____________________________

Kıran Kırana "TÜRK-AMERİKAN SAVAŞI" Belgeseli İçin:

TIKLA


817 Mesaj
20 Şubat 2010; 11:39:20 

Güzel espri Netekim...


_____________________________



817 Mesaj
20 Şubat 2010; 11:41:28 

Zülfü Livaneli, (d.20 Haziran 1946'da Ilgın, Konya)

Türk özgün müzik sanatçısı, senarist politikacı, yazar ve yönetmen.

Tam adı Ömer Zülfü Livanelioğlu’dur. Aslen Artvin Yusufelilidir. Ankara Koleji(TED) mezunudur. Daha sonraki tarihlerde ABD Fairfax Konservatuarı'nı bitirmiştir. Zülfü Livanelioğlu bağlama çalmayı teyzesi Nazmiye (Türeli) Yücel'in eşi olan eniştesi Turhan Yücel'den Ilgın'da yaşadığı yıllarda ve yaz tatillerinde öğrendiğinde, eniştesi Turhan bey'in hayatını değiştirecek bir sermayeyi kendisine hediye ettiğinden haberi yoktu.

Zülfü Livaneli, müziği ile birçok ulusal ve uluslararası ödül aldı ve eserleri Joan Baez, Maria Farandouri, Maria del Mar Bonet, Leman Sam gibi onlarca yerli ve yabancı sanatçı tarafından yorumlandı. Kültür, sanat ve politika alanında Türkiye’nin önemli isimlerinden birisi olan sanatçı, sanat yaşamı boyunca 300'e yakın besteye ve 30 film müziğine imzasını attı.

Türkiye'den ansızın ayrılarak İsveç'e sürgün yıllarında bulaşıkçıklık dahil muhtelif işlerde çalışan Livaneli'nin en büyük arzusu bir gün Türkan Şoray ile tanışabilmek ve o zaman Türkiye'de suçlanan kişilerin uğrak yeri haline gelen İsveç'te bulunan ünlü yazar, gazeteci veya şairlerle karşılaşabilmekti.

Bugüne kadar üç uzun metrajlı film yönetti: "Yer Demir Gök Bakır", "Sis" ve "Şahmaran". Valencia Film Festivali'nde "Altın Palmiye" ve 1989'da Montpelier Film Festivali'nde "Altın Antigone" ödülüne layık görüldü. "Sis", "En iyi Avrupa Film Ödülü"ne aday gösterildi. Sanatçının filmleri Türkiye, ABD, Fransa, Almanya, İsviçre, ve Japonya'da gösterime girdi ve BBC, WDR, İspanya, Kanada ve Japon televizyonları gibi birçok televizyon şirketine satıldı.

Ekim 1986'da Cengiz Aytmatov'un daveti üzerine Federico Major, Yaşar Kemal, Arthur Miller ve diğer ünlü sanatçı ve düşünürlerin katıldığı Kırgızistan ve daha sonra Wengen, Granada ve Mexico City'de toplanan Issyk - Kul Forumu'nda yer aldı.

Livaneli, Elia Kazan, Jack Lang, Vanessa Redgrave, Arthur Miller, Mikhail Gorbaçov gibi ünlü kişilerle birlikte dünya kültürünün ilerlemesi ve dünya sanatlarının gelişmesine katkıda bulunmak üzere çalışmalarda bulundu.

1996 yılında Paris’te merkezi bulunan UNESCO (Birleşmiş Milletlerin Eğitim Kültür Bilim Kurulu) tarafından büyükelçilik verilen sanatçı Livaneli, 1978 yılında yaptığı "Nazım Türküsü" adlı albümde Nazım Hikmet'in şiirlerinden bestelediği şarkıları bir araya getirdi.

"Arafatta bir çocuk", "Geçmişten Geleceğe Türküler", "Sis", "Orta Zekalılar Cenneti", "Diktatör ile Palyaço", "Sosyalizm öldü mü", "Engereğin Gözündeki Kamaşma" ve "Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm" ve "Mutluluk" ve Leyla'nın Evi kitaplarının yazarı olan Livaneli, hâlen Vatan Gazetesi'nde köşe yazarlığına devam etmektedir. Sanatçı uluslararası kültür çevrelerinde tanınmakta ve saygı görmektedir.

Ömer Zülfü Livaneli Ülker Hanım'la evlidir ve bir kızı vardır. Kızı Aylin Livaneli eğitimi ve yaptığı pek çok işten sonra müzik ile ilgilenmiş. 5 albüme imza atmıştır. Müziğe ara veren Aylin Livaneli şuan yurt dışında ekonomi üzerine eğitim almaktadır.Yayınlanmış 3 kitabı bulunmaktadır. Livaneli vejeteryandir.

19 Mayıs 1997 tarihinde, Ankara Hipodrom meydanında verdiği konsere 500.000 kişinin katılmasıyla Türkiye'nin en büyük konserini gerçekleştirme ünvanını kazanmıştır.


_____________________________



817 Mesaj
20 Şubat 2010; 16:06:26 

Baris Manço ve Mogollar - Katip Arzuhalim Yaz Yare Böyle



Baris Manço ve Mogollar - Binboğanın Kızı



_____________________________



817 Mesaj
20 Şubat 2010; 16:10:23 

Siluetler

Mesut Aytunca, 1944 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. Tıp Fakültesi üçüncü sınıftan ayrıldıktan sonra Gazetecilik Yüksek Okulu'na girdi ve buradan mezun oldu. Müziğe Gökçen Kaynatan orkestrasında bas gitar çalarak başladı. Bu orkestradan ayrılarak Erol Bilem ile kendi grubunu kurdu.

Basçı Aytunca'nın gitarist, gitarist Bilem'in basçı olduğu bu grup Silüetler’di. Önceleri radyoda Bilgesu Duru'ya (Erenus) eşlik eden topluluğun ilk bateristi ise Şerif Yüzbaşıoğlu Orkestrası’ndan Salim Dündar’dı. Silüetler ismini alan topluluğun bu ismi alma nedeni, ilk dönemlerde uyguladıkları Shadows tarzı gitar stili ve sahnede ışık oyunlarıyla kendilerini yalnızca silüet olarak göstermeleriydi. Grubun kimlik kazanma sonrası ilk kadrosu, solo gitarda Mesut Aytunca, bas gitarda Berç Kürkçü, ritm gitarda Erol Bilem, bateride Koray Yılmaz ve vokalde Muzaffer Güler'den oluşuyordu. Grup 3. Boğaziçi Festivali’nde folk düzenlemesi alanında "Üsküdar" ile üçüncülük kazandıktan sonra ilk Altın Mikrofon Yarışması’na katıldı. Bu yarışmada da “Kaşık Havası”yla finalist oldular. Toplam 7.776 oy kullanılan yarışmada 1985 reyle Yıldırım Gürses birinci, 1407 rey alan Mavi Işıklar ikinci ve 1188 rey alan Silüetler tıpkı 3. Boğaziçi Festivali'nde olduğu gibi üçüncü oldu. Bu yarışmanın sonucunda ilk 45'likleri olan "Kaşık Havası - Sis"i çıkardılar.

1965'in sonbaharında ise Silüetler'in kadrosu Gökçen Kaynatan'dan kopan vokalistleri de barındırıyordu. Erol Bilem'in basa geçtiği bu dönemde Göktuğ Vensürel gitarda, Sadık Bütünley ve Sabi Halevi vokalde yeralıyordu.
Aytunca'nın Hank Marvin tarzında çaldığı gitarıyla yorumladığı türküler, gençlik gruplarının ergenlikten sıyrılıp, kimliklerini bulmalarını ve yaptıkları müzik konusunda en az orkestralı ağabeyleri kadar bilinçlenlenmelerini simgeliyordu.

1966 yılındaki Altın Mikrofon yarışmasına Lorke türküsünün Shadows tarzı sert düzenlemesiyle katıldı. 12 konserde 13.411 oy kullanıldı ve Silüetler 4563 rey alarak birinci, Mavi Işıklar 2.850 reyle ikinci, Selçuk Alagöz ise 2.382 reyle üçüncü oldu. Birinci olan ekibin kadrosu şu şekildeydi: Mesut Aytunca solo gitar, Erol Bilem bas, Rasim Ulusman (1964 yılında Volkanlar ile başladı, Volkanlar'ın diğer elemanları Taner Öngür ve Tuncer Dürüm) ritm gitar, Aydın Daruga bateri. Grupta ayrıca Sadık Bütünley de konserlerde solist olarak faaliyet gösteriyordu.

1967 Silüetler için yine hareketli bir yıl oldu. Topluluğun yeni üyeleri olan Meteorlar’dan Murat Ses ve Aziz Azmet organist ve ritm gitarist olarak topluluğa katılırken, solo gitarist Mesut Aytunca ve baterist Aydın Daruga topluluğun değişmeyen elemanları olarak kaldı. Bu kadroyla Silüetler kendi adlarını taşıyan ilk uzunçalarlarını Eylül ayında Sayan Plak hesabına çıkardı. Bu uzunçalarda “Dede Efendi 67” ve “Lorke Lorke”nin yanısıra “I’m A Believer”, “Black Is Black”, “I’m Looking For A Saxophonist”, “Na Na Na Song” gibi popüler yapıtların cover’ları da bulunuyordu. Ön vokalleri Aziz Azmet, Erol Bilem ve Lale Akat üstlenirken Murat Ses de geri vokalleriyle polifoniye katkıda bulunuyordu. Bu dönemde gruba bascı olarak Neco katıldı. Aydın Daruga, Aziz Azmet, Murat Ses ve Neco daha sonra Mogollar'ı kurmak için gruptan ayrıldı.

1966 yılındaki popülerliğine bir daha ulaşamayacak olan Silüetler 1968 yılını neredeyse boş geçirdi. 1969’a ise yeni bir sloganla girmişlerdi: “Halka inip; halkı eğitmek”. Silüetler’in bu yeni döneminde ritm gitarda İrfan Başaran, orgda Sermet Somer, basta Engin Demirtaş, bateride Turgay Çevik yeralıyordu. Solo gitarda ise Taner Öngür’ün deyimiyle “Erken bir David Bowie” olan Mesut Aytunca yer alıyordu. Grup bu dönemde hiç bir faaliyetini plak olarak yayınlamadı. Mesut Aytunca'nın 1970 yılında askere gitmesiyle grup tamamen ortadan kayboldu.

Mesut Aytunca 1972 yılında askerden dönünce, uzun bir aradan sonra grubu Silüetleri yeniden kurarak müziğe dönüş yaptı. Ocak ayında ise taze grubuyla gecikmeksizin bir Anadolu turnesine çıktı. Afrika-Anadolu rock tarzı müziğe geçiş yapan grupta, İrfan Başaran (ritm gitar, bongo), Celal Uygun (bateri), Engin Demirtaş (bass) ve Mesut Aytunca (solist, gitarist) olarak yer alıyordu. Sözkonusu kadroyu kısa süre içinde dağıtan Mesut Aytunca, yeni plağını hazırlarken maddi sıkıntılar nedeniyle grubun ismini geri plana atacağından bahsediyordu. Öte yandan o sıralarda birlikte çalıştığı kadro hiç de geri plana atılabilecek bir ekip değildi. Sonradan Ağrı Dağı Efsanesi, Kurtalan Ekspres ve Dostlar gibi gruplarda göreceğimiz Mustafa Sarışın (bas), Mahmut Aydın (gitar) ve asıl ününü Erkin Koray ile yaptığı çalışmalarla elde edecek olan eski Bunalım bateristi Nihat Örerel (davul) gibi sıkı müzisyenlerden oluşan grup, aktör Kerem Akoral'ın çiftliğinde prova yapıyordu. Bu kadronun ilk ve son plağı Mayıs sonunda yayınlandı. “Leylo - Bir Dost Bulamadım” plağı eski günlerdeki gibi ses getirmese de Aytunca'nın yeniden gündeme gelmesine neden oldu. Konserlerde ise tam bir Afro Rock grubu görünümünde sahne alan grubuyla birlikte Aytunca, gitaristliğinde doruğa ulaşmıştır. Öte yandan eşcinselliği yüzünden müzik çevrelerinden dışlanması nedeniyle, yaratabileceği etkinin asgarisini gerçekleştirebilmiştir. Konserde Makber ve Ham Meyvayı Kopardılar Dalından gibi geleneksel müziklerimize getirdikleri yorumlar ile bu kadro müzikseverlerin zihnine nakşolundu.

1972 sonunda “İki Seven Deli Olmaz Mı - Bir Ayrılık Bir Yoksulluk Bir Ölüm” (Fehiman Uğurdemir bestesi ile ilgisi yoktur) adlı iki şarkısını kendi kurduğu Aytunca plak şirketinden yayınlayan usta gitarist, bulduğu gitar tonları ve düzenlemeleri ile dikkati olumlu yönde çekerken vokalinin giderek Zeki Müren tavrına kayması rock müziği ile çelişki arz ediyordu. Üstadın cinsel tercihini bu denli yüksek sesle vurgulaması onun müzik çevresinden de dışlanmasına neden olmuştur.

Aytunca, 1973 yılının Mart ayında bir İtalyan orkestrasına girerek Kuveyt'e gitme kararını alınca Silüetler isimi de tarihe gömülmüş oldu. 1974 yılında son bir plak daha yapan Aytunca 1976'daki katline kadar müzikten uzak kaldı.

Müziği bırakan, kendi halinde, herkeslerden uzakta yaşamaya başlayan 32 yaşındaki Mesut Aytunca bir arkadaşının garsoniyerinde, çıplak ve boğazı çorapla sıkılarak öldürülmüş bir durumda bulundu.



_____________________________



817 Mesaj
20 Şubat 2010; 16:12:41 

Siluetler

0


0


Ekteki dosya (2)


_____________________________



817 Mesaj
21 Şubat 2010; 10:18:38 

Cem Karaca ve Mogollar - Edali Gelin



Cem Karaca & Apaşlar - Emrah (Eksik bir klip ama orjinal)



_____________________________



817 Mesaj
21 Şubat 2010; 10:21:48 

CEM KARACA - EMRAH (Cover)



Cem Karaca - Kalender



_____________________________



817 Mesaj
21 Şubat 2010; 10:27:19 

Rana Alagöz-Herşey Bitmiştir Artık



Selçuk Alagöz - Malabadi Köprüsü



_____________________________



817 Mesaj
21 Şubat 2010; 10:32:18 

Selçuk Alagöz - Seherde Bir Bağa Girdim



Selcuk Alagöz - Edremit Van'a Bakar



_____________________________



817 Mesaj
21 Şubat 2010; 10:35:52 

TPAO Batman Orkestrası - Kaleden Top Atarlar (Videonun sonuna doğru süper Gaffuru kıskandıracak bir performans var)



T.P. Batman Orkestrasi (TPAO) - Firat Kenarinda Yüzen Kayiklar




< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Abincomartinez -- 21 Şubat 2010; 19:05:26 >


_____________________________



817 Mesaj
21 Şubat 2010; 10:58:00 

Moğollar - Dağ ve Çocuk (Benim favorim)(Solist Aziz Azmet)



Moğollar - Ağlama



_____________________________



817 Mesaj
21 Şubat 2010; 11:04:10 

Aziz Azmet ve 3 Hürel - Haram (1972)



Aziz Azmet Ve 3 Hürel Onbesinde aldim sazi



_____________________________



817 Mesaj
21 Şubat 2010; 16:13:45 

Çoçukluğumda tek eğlence radyo idi daha doğrusu o zamanki en büyük lüks siyah beyaz televizyon henüz bizde yoktu.
İşte o zamanlarda radyo da radyo tiyatrosu ve arkası yarın gibi programlar benim en büyük eğlence kaynağımdı. Arkası Yarın
veya Radyo Tiyatrosu cıngılı uzun zamandan beri aradığım bir melodi idi. Bu melodiyi asla tam olarak dinlememiştim. Sadece
bu bahsettiğim programın cıngılı olarak biliyordum. Olsa olsa yabancı bir parça hatta klasik müzikten alıntıdır diyordum.
Ama sonunda parçayı tam olarak buldum. Hemde Türk bir gruba ait. İşte o parça....!

Dönüsüm - Sevsem Öldürürler



_____________________________



6135 Mesaj
21 Şubat 2010; 16:20:33 


quote:

Orijinalden alıntı: Zoom-Zoom

Anadolu rock başlığını okuyunca ilk bu aklıma geldi nedense

Cem Yılmaz Anadolu Rock





_____________________________



6851 Mesaj
21 Şubat 2010; 16:49:56 

Süper hatta mükemmel bir konu olmuş eline sağlık Abincomartinez... Beni Barış Manço sevgim bambaşkadır... Tüm şarkılarını ezbere bilirim... Kaset dönemlerinde tüm kasetlerini toplayıp kendime bir arşiv yapmıştım hala durur... Belki adaşı olduğum için çocukluktan gelen bir sevgi bu ama gerçekten o dönemde böyle kaliteli bir müzik yapıldı bu ülkede ve bunun altında Barış Manço nun imzası vardır... Bugün müzikal anlamda bu kadar kaliteli şarkılar yok bu ülkede ama bundan 40-50 sene önce adamlar gerçekten harika müzik yapıyorlarmış... Bende az da olsa ucundan yetiştim sayıyorum kendimi 80 kuşağı olarak... Ne mutlu bana...


_____________________________



817 Mesaj
21 Şubat 2010; 16:58:06 

Teşekkür ederim.
Ben de Barış Manço'yu çok severim. 1976 yada 1977 de bende İzmir Kemeraltında gezinirken görmüştüm
kendisini. Allah gani gani rahmet eylesin. Daha sonraları 31 ekran siyah beyaz bir televizyonumuz olmuştu.
Barış Manço televizyona çıktığı zaman beni sokaktan oyundan çağırırlardı. Hey gidi günler hey.. Netekim....



< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Abincomartinez -- 21 Şubat 2010; 17:02:13 >


_____________________________



817 Mesaj
21 Şubat 2010; 17:00:13 

Dönüşüm

Hürriyet gazetesi 1966'da Altın Mikrofon yarışmasıyla başarılı olunca, bir yıl sonra Milliyet benzer bir yarışmayı liselere odaklanarak Liselerarası Müzik Yarışması; adıyla düzenledi. Sözkonusu yarışmada 1969 yılında icra ve beste dalında Alman Lisesi ikinci oldu. 1970 yılında yarışmaya yeniden katılan lise ekibi beste dalında Halit Kakınç'ın “Gevheri” adlı bestesi ile birincilik kazandı.

Zeki Baktır (vokal), Halit Kakınç (vokal), Atilla Hünal (solo gitar), Muhtar Turan (vokal ve keman), Hüsnü Erim (bas) ve Melih Kibar'ın (org) yer aldığı bu gruptan; Halit Kakınç ve Muhtar Turan, saz, gitar ve banjo gibi enstrümanlar ile Dönüşüm adı altında "Kiziroğlu Mustafa Bey” ve “Havada Bulut Yok" adlı iki türküyü plak yaptılar.

1970 yılının Ağustos'unda çıkan bu plağı aynı yılın Aralık ayında çıkan "Seyid Osman Destanı - Oy Beni Beni" plağı izledi. Ancak bu plak bir ikinci 45'likten çok bir grubun ikinci aşamasını temsil ediyordu. Bu kez gruba Oruç Güvenç ve Alman Lisesi kadrosunda da yer alan Atilla Hünal da katkıda bulunuyordu. Hünal perküsyon ve gitarıyla katılırken, Oruç Güvenç de ıklığ, rebab, gubuz, ney gibi enstrümanlarla gruba katkıda bulunuyordu. Seyid Osman Destanı, grubun öncüllük anlamında Erol Büyükburç'u aratmadığını gösterecek bir şekilde tamamen kazakça icra edilmişti. Öyle ki şarkı sözlerini yayınlayan Ses dergisi şarkının Türkiye Türkçesi çevirisini de beraberinde vermişti.

1971'in hemen başında Urfalı Babi'nin ilk batı müziği plağı “Canan - Genç Osman”da şarkıcıya eşlik ederek hızlı bir giriş yaptılar. 1971’in Mart ayında ise Halit ve Muhtar ikilisi obua ve yaylı sazları da yanlarına alarak Alman Lisesinin çok seslilik idealini yansıtan "Kızılırmak - Oy Beni Beni" adlı plaklarını yayınladılar. 1971 ortalarında ise Üç Hürel'den Onur ve Haldun Hürel ile Önder Bali'nin katkıda bulunduğu "Sevsem Öldürürler - Kıbrısım" plaklarını kaydettiler. Dönüşüm'ün ilk elektrifiye plağının sahnede de uygulanabilirliğini sağlamak ve kısırdöngüye giren folk müziğine yeni bir soluk getirmek isteyen Halit Hakınç, yol arkadaşları Muhtar Turan ve Atilla Hünal'ın gruptan ayrılması üzerine Ekim ayında basta Vecdi Ören ve davulda Deniz Dündar'ı gruba dahil etti. "Kıbrısım" plağı ile ilk kez "pop folk rock" türüne adım atan grubun kadrosu Kasım 1971 itibarı ile Deniz Dündar (davul), Vecdi Ören (bas), Halit Kakınç (gitar, vokal), Oruç Güvenç (Türk sazları), Can Okan (org) şeklinde idi. Dönemin baskın sound’u kuru kuruya folktan kurtulmak için rebab ve tarın bile elektrifiye olacağının manifestosunu veren yepyeni bir Dönüşüm vardı artık.

Barış Manço'nun Nisan 1972'de askere gideceği kesinleşince Kurtalan Ekspres'in önemli müzisyenlerinden Ohannes Kemer, Barış Manço'nun annesi Rikkat Uyanık Hanım'dan izin alarak Dönüşüm grubuna katıldı. Yukarıda sayılan isimler ve Ohannes Kemer'li kadro, "Osman Pehlivan (1 yıl sonra "Barış Manço Lambaya Püf De" şeklinde plak yapacaktır.) - Yar Hasreti" adlı 45'lik plağı yaptı. Eylül ayında ise Doğan Canku ile anlaşmazlığa düşen Esin Afşar, Dönüşüm grubu ile Rusya turnesine çıkmak için anlaştı.

1972 yılında Altın Mikrofon yarışması yeniden düzenlendi ve yarışmayı Edip Akbayram kazandı. 1973'e girerken Edip Akbayram iki plak (aslında dört) sahibi ve Altın Mikrofon galibi umut veren bir şarkıcıydı. En büyük handikapı ise bir grubunun olmayışı idi. Bu nedenle Mart ayında ödül aldığı Hey Oskarları gecesinde bile Yurdaer Doğulu eşliğinde sahne almak zorunda kaldı. Nisan ayında Dönüşüm grubunun Sayan ile sözleşme imzalaması üzerine, bu deneysel grubumuz Akbayram'ın 2. Sayan plağında eşlik orkestrası oldu. Dönüşüm eşliğinde Akbayram, "Deniz Üstü Köpürür - Dumanlı Dumanlı Bizim Eller" plağını yaptı. Özellikle, “Deniz Üstü Köpürür” ile Akbayram gelecekteki sound'unun ne olacağı konusunda ciddi fikirler veriyordu.

Sayan Plak ile sözleşme imzalayan Dönüşüm grubunun bu şirketten çıkan ilk plağı Nisan ayında yayınlanan "Hey Dost - Hekimoğlu" (Sayan 302) oldu. Bir Bektaşi ilahisi olan “Hey Dost” ile topluluk, batı müziği topluluğundan ziyade Türk müziği içerisinde alternatif anlatım yollarını deneyen özgün bir yapı sergiledi. Türk Müziği kulvarında Nida Eskin ve Oruç Güvenç'in yer aldığı grupta gitarda Halit Kakınç ve Kemal Sünnetçioğlu, basta Vecdi Ören, orgda Aykut Şener ve davulda Orhan Topçuoğlu yer alıyordu.

“Hey Dost” adlı bu nefes 1974 yılında Aykut Şener'in piyano çaldığı Alman Lisesi Korosu tarafından seslendirilecekti. Bu koronun solisti ise Leyla Tekül'dü. 1995 yılında bu şarkının "Derman arardım derdime..." şeklindeki sözleri Mazhar Fuat Özkan'ın MVAB albümünde “Allah Allah” adlı bir rock ilahi kapsamında kullanılacaktı.

Topluluk, Haziran ayında daha önce Esin Afşar ile Rusya turnesine çıkması hasebiyle Kültür Bakanlığı’nca bu kez İnci Çayırlı ile birlikte Balkan Turnesine gönderildiler.

Halit Kakınç ve Dönüşüm, 1974 yılının Şubat ayında uzunca bir aradan sonra ilk 45'liğini yayınladı. "Bana Bir Mutluluk Ver - Estergon Kalesi (Yine Barış Manço'dan önce)" plağı, grubun polifoniye daha fazla yer verdiğinin ve etno caz deneylerine açık olduğunun vesikası gibidir. Herşeyin eski kadroya göre daha elektrifiye olduğu da su götürmez bir gerçektir.

Halit Kakınç & Dönüşüm, bu plaktan sonra Haziran ayında "Yalnız Adam Türküsü" adlı plak için stüdyoya girecekti. Bu şarkının kaydı büyük ihitimalle gerçekleşti, ancak sözkonusu kayıtlar grubun Sayan'dan ayrılması üzerine hiç yayınlanmadı. Temmuz ayında grup 15 günlük bir Romanya programı için Köstence Mamaya tesislerinde sahne aldı. 15 Ağustos'ta ise Halit Kakınç evlendi.

1973'den beri her yıl bir plak ve bolca turne anlayışını ilke edinen Halit Kakınç ve Dönüşüm'ün 1975 yılındaki kadrosu şu şekildeydi: Orhan Topçuoğlu (davul), Ümit İriş (org, moog), Aykut Oler (gitar), Kudret Zeytinoğlu (bas) ve Halit Kakınç (12 telli gitar, solist). Dönüşüm, yeni kadrosuyla tamamen batı tınılı bir 45'lik kaydetti. Mayıs ayında Hat Plak’tan çıkan plak, "Taekwondo - Güle Oynaya" adını taşıyordu. İlk yüzü Halit Kakınç'ın ikinci yüzü ise Melih Kibar'ın bestesini içeren bu plakla, folk dönemi tamamen geride bırakılıp Moog ağırlıklı bir tını benimseniyordu.

Bu plağın akabinde eski şirketleri Deyiş Plak, bir yüzü Muhtar Turan'ın bir yüzü Halit Kakınç'ın olmak üzere bir 45'lik yayınladı. Kakınç'ın muhtemelen deneme mahiyetinde yaptığı “Mevlana 75”, bir Bach bestesi üzerine yapılmış James Lastvari bir playback üzerine söylenmiş bir şarkıydı. Plağın diğer yüzünde ise Muhtar Turan'ın 1975 kaydı olmadığı her halinden belli olan folk türündeki "Kimeno" adlı çalışması yeralıyordu.

1975 Ekim'inde Fatoş Balkır ile birlikte ikinci kez Balkan Turnesine çıkan Dönüşüm, Bükreş, Galatz, Braila, Kontanza, Mangalia, Eforia ve Çernavado şehirlerinde konser verdi. Turne dönüşünde ise Halit Kakınç akademik kariyerini ön plana çıkararak Dönüşüm'ü tarihe gömdü. Müzikden tamamen kopan Kakınç kurucuları arasında yer aldığı Bilgi Üniversitesi'nin icra komitesi üyesidir. Bir ara Star gazatesinde yazan Kakınç "Sultangaliyev ve Milli Komünizm" ve "Destansı Kuramcı Sultangaliyev" isimli iki kitap yazdı.


Kaynak: Münir Tireli - Bir Metamorfoz Hikayesi


_____________________________



817 Mesaj
21 Şubat 2010; 17:05:25 

Aziz Azmet

Moğollar öncesi
Aziz Azmet müzik hayatına ilk olarak Meteorlar grubu ile başlamıştır. Aziz Azmet bu grupta bas gitarla beraber vokal de yapmaktadır. Grupla beraber cover parçalar üstünde çalışan Azmet'in 64'te kaydedilip 66'da piyasaya sürülen iki plağı vardır.
1967 yılında müzik hayatına devam eden Mesut Aytunca'nın Silüetler grubuna gitarist ve vokalist olarak girmiştir. Grupla aynı adı taşıyan uzun çalarda grubun yaptığı İngilizce cover'ları Aziz Azmet söylüyordu. Burada daha sonra Moğollarda beraber çalışacağı Murat Ses ile beraber müzik yapmıştır.

Moğollar
Yine 1967 yılında Silüetler'den ayrılan Azmet ve Ses beraber "Moğollar"ı kurdular. Grubun ilk müzikal çalışmaları Beatles ve Rolling Stones gibi İngiliz gruplarından etkilenmişti. Aziz Azmet de Murat Ses ile beraber grubun şarkı yazarlığı görevini eline almıştı ve düzenlemeleri de beraber yapıyorlardı. 1968'de Fitaş konseri ile konser hayatına başlayan Moğollar müzikal tempolarıyla da dikkat çekiyordu. Grubun o zamanki en büyük hiti olan "Dağ ve Çocuk"un sözlerini yazan Aziz Azmet grup geleneksel müziklere doğru kayınca gruptan ayrılmaya karar verdi. Kısa bir süre Ersen'in vokal yaptığı dönemlerde grupta müzisyen olarak yer alır ama daha sonra gruptan ayrılır.

Solo Çalışmaları
1970'de "Beni Hiç Bırakma / Hiç İstemem" plağı ile solo hayatına başlayan Azmet, Bunalımlar'ın 1971'de "Yollar / Hele Hele Gel" plağında beraber çalışıp bir takım konserler verir. Son plağı 1972'de "On Beşinde Aldım Sazı / Haram" plağının Haram şarkısında 3 Hürel'le çalışmıştır. Konserlere beraber çıkan dörtlü 1972 Şubatında yollarını ayırırlar.

Müziği bırakıp iş hayatına atılan Aziz Azmet 2006 yılında Son Osmanlı Yandım Ali filminde de rol almıştır. Playstation 3 reklam müziği olarak sözlerini Aziz Azmet'in yazdığı "Garip Çoban" şarkısını kullanmıştır.


_____________________________



817 Mesaj
21 Şubat 2010; 17:07:30 

Rana Alagöz (d. 1948, İstanbul)
Öğretmen, Türk pop müzik sanatçısıdır.

“Herşey Bitmiştir Artık”, “Aşkın Gözü Kör mü”, “Dibi dibi da” gibi şarkılarıyla Türk popüler müzik tarihinin ünlü seslerinden birisi olmuş Alagöz kardeşlerden biridir. Selçuk Alagöz orkestrası ve orkastranın diğer solisti olan erkek kardeşi Selçuk Alagöz ile birlikte müzik çalışmalarını sürdürdü.

İlk 45′liğini 1965 yılında yayınlayan ve son olarak “Bak Bir Varmış Bir Yokmuş 5″ albümünde Zeyno, “Sevdim Seni Bir Kere” albümünde ise Aşkın Gözü Kör Mü Acaba şarkılarıyla kulaklarda yer ednmiş sanatçıdır.


_____________________________



817 Mesaj
21 Şubat 2010; 17:09:34 

Selçuk Alagöz (d. 1944, İstanbul)

Türk pop-rock sanatçısıdır.

1964 yılında Hürriyet gazetesinin düzenlediği "Altın Mikrofon" yarışması ile ismini duyurdu. Kendi adını taşıyan orkestrası ve orkastranın solisti olan kızkardeşi Rana Alagöz ile birlikte müzik çalışmalarını sürdürdü.

Belleklerde kalan çalışmaları arasında Kemerin Naftaları, Kaleden İndir Beni, Bahçelere Geldi Bahar ve Malabadi Köprüsü sayılabilir.


_____________________________



6851 Mesaj
21 Şubat 2010; 17:21:35