- x
Ülkemizin Kaçırdığı En Büyük Eğitim Projesi: Köy Enstitüleri
62 Cevap3580 Görüntüleme
Bu konudaki kullanıcılar: hiç
  Seçkin Yorumlar Yazdır
Sayfa: [1]      >>
Arama Terimi: Yazarı:
Konu içi arama ayarları
Sadece Arananın bulduğu yerler
Arama terimleri En önemli Üst minimum sıralama: /1000

Arama tercihlerinizi belirlediyseniz yukarıdaki kutuya arama terimini yazıp "Konu içi ara" butonuna tıklayınız.
Giriş
Mesaj

Uzaklaştırılmış
Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
1 Ekim 2009; 2:08:54 
Bu mesajla ilgili şikayetinizi bu icon a tıklayarak yapabilirsiniz. Şikayet PM


http://www.elyadal.org/pivolka/17/koyens.htm


0



Son yıllarda 17 Nisan'da Köy Enstitüleri’nin kuruluş yıldönümünün kutlanması sevindirici. Cumhuriyetin bu ulvi projesinin amacı; köyden gelen yetenekli çocukların tam donanımlı olarak yetiştikten sonra, tekrar köylerine dönerek geride kalan ve okuma fırsatı veya olanağı bulmamışları eğiterek ülkenin okuryazar düzeyini yukarı taşımasıydı. Köy Enstitüleri’nin o günkü eğitim yöntemi gününün en ileri eğitim yönteminden daha donanımlıydı. Bu modelde teorik ve pratik eğitim birlikte alınıyordu. Yalnız temel dersler değil, yaşama dair bütün konular bir bütünlük içinde işleniyordu. Bir taraftan güçlü bir tarih eğitimi yanında tarım, el işi ve güzel sanatlar ile yurttaşlık bilinci ve ulusal bilinç kazanıyorlardı; diğer taraftan dünya klasiklerini okuyarak, müzik dinleyerek, tiyatro yaparak dünya değerleri ile tanışıyorlardı. Bu model şimdi bütün dünyada tartışılan yüksek öğretimde probleme dayalı öğretme modeline çok benziyor. Ayrıca AB’nin yüksek öğretimde başlattığı Leonardo Da Vinci siteminin yıllar önce uygulandığı bir şeklidir.

Köy Enstitüleri Ne Zaman Kuruldu?

Cumhuriyeti kuran çağdaş aydın kadrolar eğitimin öncelikle köylerden başlaması gerektiğini belirleyerek, eğitimi köylere indirgemeyi benimsemişlerdir. En büyük eserleri ise Köy Enstitüleri’nin kuruluşu idi. Çok değişik ve çarpıcı bir girişim olan Köy Enstitüleri hareketi belki de dünyaya örnek bir projedir. Ne yazık ki halen önemi yeterince anlaşılamadı. Köy Enstitüleri’nin başlıca amacı kırsal alanı kalkındırmak, köylüyü eğitmek ve eğitmenlerle köylüyü üretici duruma getirmekti. Çünkü Cumhuriyetin kurulduğu yıllarda ülkemizde okuryazar oranı neredeyse yok denecek kadar düşüktür. Özellikle kadınlarda ve köylerde durum daha da kötüdür. Bu tablo karşısında Atatürk ve arkadaşları yeni rejimin ruhunu ve düşüncesini köye de ulaştıracak bir eğitsel devrim hareketini başlatırlar. Gerçek anlamda devrimci bir hareket olan Köy Enstitüleri hareketi yalnızca köyün maddi kalkınmasını değil, aynı zamanda ve daha önemli olarak köy insanını bilinçlendirmeyi, onu hiçbir kuvvetin istismar edemeyeceği modern bir kırsal yaşam biçimine kavuşturmayı amaçlar. 17 Nisan 1940'da "Köy Enstitüleri" kurulmaya başlanır.

Amaç Neydi?

Köy Enstitüleri’nde yaşam, dönemin öğretmen ve öğrencilerinin anlatımı ile tam "birliktelik, katılım, yetki" ve "sorumluluk" eksenlerine oturtulmuştur. Enstitülerde kararlar yönetici-öğretici-öğrenci üçlüsünün katkı ve onayıyla alınır. Okul yöneticileri ile öğrenciler her konuyu tartışabilirler. Enstitüleri’nin kuruluşunda Atatürk politikası uygulanır, tarıma elverişli arazilerin seçilmesine özellikle özen gösterilir. Eğitim anlayışı açısından Köy Enstitüleri’yle diğer okullar arasında çok önemli nitelik farkı bulunmaktadır. Köy Enstitüleri’ne eğitim anlamında yüklenen sorumluluk ağır ve anlamlıdır. Köy Enstitüleri’ndeki anlayış o dönemde "Eğitim, Üretim içindedir" şiarıdır. Hep beraber ülkeyi kalkındırmak için üretmek ve hayata birlikte bakmaktır.

Cumhuriyeti kuran genç kadro, büyük çoğunluğu köylü olan ve aynı oranda okuma yazma bilmeyen toplumu kısa yoldan okuryazar yapmak istiyordu. Bu proje aynı zamanda ülkemizin çağdaşlaşma ve modernleşme projesi idi. Yine genç cumhuriyet kadrosu, demokrasiyi altın tepside sunmuştu ve yaşaması için altının doldurulması gerektiğinin farkındaydı. Onun için demokratik bir yapılanmanın zorunlu olduğunun farkındaydılar. Bunun başarılması için de çok yönlü yetişmiş, özgüveni gelişmiş, karşılaştığı sorunu çözebilen yetenekli ve zeki köy çocukları ile işe başladılar. Eğitim ve öğretim sorun çözmeye yönelikti. Özellikle Türkiye gibi halen köy kökenli ve tarıma dayalı yapılarda modelin önemi çok sonradan daha iyi anlaşılmıştır. Çünkü köy çocukları bu modelde hem eğitiliyor hem de geleceklerini hazırlıyorlardı. Küçücük çocuk köyünden geldiği gibi üretimin içerisine giriyor, kendi okulunu kendisi yapıyor, koyun güdüyor, müzik yapıyor, klasik eserler okuyor. Kendisine koyun gütmesi söylenen çocuk artık sorumluluk almış olmakta ve kendi sorumluluğunu ve bilincini oluşturmak zorunda. İsmet İnönü Hasanoğlan’da yol kenarında koyun güden çocukların azıklarında ekmek parçasının yanında klasikler görünce aradığını bulduğunu ve gelecekten umutlu olduğunu belirtir. Duvar ören, tarım yapan, marangozluk, demircilik yapan, aynı zamanda dünya klasiklerini okuyan ve müzik yaparak ruhunu güzelleştiren mutlu insanları yetiştiriyordu. Bilindiği gibi bu şekilde yetişen çocuklar kendilerine güveni olan, mutlu ve üretken insanlardır. Ancak bugün özgüveni eksik, çok sayıda insanın mutlu olmadığı ve kimseye güvenmediği bilinmektedir. Karşısındakine güvenmeyen kendisine de güvenemez. Kendine ve karşısındakine güvenmeyen de demokrat olamaz (Erdal Ataberk). İşte Cumhuriyetin genç kuşağı üreten, paylaşan ve dönüştüren demokrat insanlar yetiştirerek ülkenin modernizasyonunu hedefliyorlardı. Bu, onların ülkenin geleceğine ilişkin temel felsefeleri idi.

Çağın En İleri Eğitim Modelidir

Köy Enstitüleri eğitim modeli, bireyler eolayların farkına varabilme yetisi kazandırıyordu. Kendi bilincine varan, ülkesinin ve dünyanın değerlerinin farkına varır. Bu da yurttaşlık bilincini yaratır. Ancak ülkemizi bu duruma getiren soğuk savaş mantığı sahipleri, ülkemizin geleceğe yönelik yetişmiş insan yetiştirme projesini erken fark ettiler ve engelleyebildiler.

Köy Enstitüleri aslında ülkemizin içinde tam algılanmadan, dünyada yankı bulmuştu. Şakir Ezacıbaşı NTV'de yanlanan Kültür ve Kimlik programında 1950'li yıllarda Londra'da toplanan Asyalı öğrenciler konseyi toplantısında konuşan UNESCO başkanının Türkiye'nin, yani Tonguç Hocanın Köy Enstitüleri’nin önemini vurgulayan bir konuşma yaptığını belirtiyor. Toplantıda UNESCO başkanı Birleşmiş Milletler’de Köy Enstitüleri ile ilgili birçok belgenin ve dokümanın olduğunu ve örnek gösterildiğini vurgular. Tabii bu büyük projenin çıktıları olan eğitmenler gittikleri köylerde hemen işe sarılır, köylüleri eğitmeye başlar. Ülkenin her tarafına yayılan eğitmenler bir taraftan okuma yazma öğretir, diğer taraftan doğrudan köylülerin üretim artışına yönelik pratik işlere girişirler. Kısa sürede bu eğitmenlerin gittiği köylerde sosyal faaliyet artar. Köylerde tiyatro bile kurulur, köy kahvelerinde okuma odaları açılır. Bugün ülkemizin köy kökenli okumuş kişilerinin genelde bu tür eğitmenlerin bulunduğu ortamdan geldiğini göreceksiniz. Bu konuda araştırma yapmış bir okurumdan aldığım bir e-posta iletisinde, Köy Enstitüleri açıldığında zamanın Amerikan hükümetinin hazırladığı istihbarat raporunda "Dikkatli olun Türkler büyük bir eğitim atılımıyla geliyor" denilmektedir. Ancak Köy Enstitüleri’nin kapanması ülkemizin bağımsızlık politikasının kırılma noktası ve miladı olarak görülebilir. Bu tarihten sonra eğitimin dokusu ve felsefesi değişmiş, köylere kültürel ağırlıklı eğitim, yerini ezberci eğitime bırakmıştır. Cumhuriyetin temel hedefi olan köylüyü aydın çiftçi durumuna getirmek yerine sahipsiz, kendi sorunlarını devlete iletemeyecek kadar yalnız ve aciz bırakılmış, çaresiz durumda görmek hepimizi rahatsız etmektedir.

14 Nisan 2005 Perşembe günü Prof. Dr. Emre Kongar'ın Çukurova Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Kolu’nun davetlisi olarak 3 saati aşkın süren mükemmel konferansını dinleyince olayın ne denli önemli olduğunu anladım. Sayın Kongar'ın konferansında insanlık tarihinin geçirdiği tarım, sanayi ve bilişim devrimlerinin yanında dünyadaki gelişmelere ve soğuk savaşın ülkemiz üzerindeki etkilerini dinleyince bir kez daha Köy Enstitüleri’nin niçin kapatıldığını daha iyi anladım.

Batı Bu Modelden Neden Korktu?

1940'lı yıllarda üniversitelerin özerkliğinin başladığı dönem Hasan Ali Yücel’in Köy Enstitüleri’nin kurulduğu döneme denk gelmektedir ki; bu dönemde UNESCO tarafından dünyaya Türk eğitimi model örnek olarak gösterilmektedir. Türk eğitim tarihine bakıldığında Cumhuriyetin eğitim projesinin bu dönemde şahlandığı, ancak çok kısa sürede önünün kesildiği görülmektedir. Bu dönemden sonra soğuk savaş anlayışı ile ülkemizin önüne konulan süreç sonucu insanlarımız birbirine düşürüldü, toplumun en dinamik kesimi olan üniversite gençliği ağırlıklı olarak olaylara da taraf oldukları için üç kez ülkede darbe yapıldı ve her seferinde üniversiteler sorunların merkezi olarak gösterildiği için üniversiteler zaptü-rapt altına alınmaya çalışıldı.

Köy Enstitüleri’nin temel espirisi, bu eğitim modeli kişinin kendi farkına varılabilirliğini kazandırmasıydı. Anlıyor, düşünüyor, sorguluyor ve üretiyor. Yaptığı işin verdiği mutluluk ile yaşamına anlam katabiliyordu. Maalesef ülkemiz o gün bu kazanımı koruyamadı. Çünkü o dönemde toplumun eğitim düzeyi, demokrasiyi sindirme bilinci, batının baskısı sonucu bu proje ortadan kaldırıldı. Bugün bizler Köy Enstitüleri’ni okuyunca hayıflanıyoruz, ancak yakalanan fırsatların değerlendirilmemesi kaçan trene benziyor. Toplum olarak o dönemde neye sahip olduğumuzun farkında değildik. Bugün de farkında olduğumuz inancında değilim.

Köy Enstitüleri’nin Kapatılmasının Bugüne Yansıması Nedir?

O dönemde ülkemizin karşı karşıya olduğu zorlu koşullar ve dış dinamiklerin ülkemiz üzerinde kurdukları psikolojik etkinin sonucu olarak Köy Enstitüleri, soğuk savaşa kurban edilip kısa sürede kapatılarak tarihin raflarına kaldırıldı. Bunu takip eden süreçte ülkenin aydınlık geleceğinin eğitim projesi önce yatılı öğretmen okullarına, sonra yatılı okula, sonra da normal lise eğitimine zamana yayılarak bertaraf edildi. Ülkenin dinamik gençlik sağ sol ayrımı yapmadan anarşinin içine sürüklendi ve üç kez yapılan darbelerle gençlik pasif hale getirildi.
Ülkenin yönetiminde söz sahibi olması gereken entelektüel kesim devletten yavaş yavaş dışlandı. Bu dönemden sonra da ülkemiz eğitimi kalite yönünden gerilemiş, ülkemiz sürekli borçlu bir duruma gelmiş, kırsaldan kentlere plansız göçler başlamış, devasa kentler etrafında kontrol edilemez büyüklükte varoşlar ortaya çıkmıştır. Sonuç olarak bugün yönetilemez ve kontrol edilemez bir duruma gelinmiştir. Ülkenin yetişkin insan kaynaklarını yetiştiren üniversitelerinin özerkliği çok bulunarak kısılmış, neredeyse ileri lise düzeyinde eğitim veren kurumlar durumuna sürüklenerek, bugün hepimizin bildiği tablo ile karşı karşıya gelinmiştir.
Sorumlu yok. Hesap verecek de yok.

Bir kez daha vurgulamak gerekirse, bazı detaylarda yapılacak eleştiriler, böyle büyük bir projenin değerini düşürmediği gibi, o günden bugüne, bir daha aynı büyüklükte bir "düşünce" ve "planlamaya" rastlayadığımızı, üzülerek ifade etmek durumundayım. Ancak olumlu tarafından bakarsak, o günün zor koşullarında bunlar başarılabildiğine göre, bugün çok daha fazlasını neden başaramayalım, diye kendi kendime soruyorum.

Köy Enstitüleri Projesi’nin günümüz koşullarına uyarlanmış probleme dayalı öğrenme modalarını başta üniversitelerimiz olmak üzere denemeye ne dersiniz!


3640 Mesaj
1 Ekim 2009; 2:38:24 

Yazı için teşekkürler. Umarım bir de bu taraftan bakanlar olur...


_____________________________



3621 Mesaj
1 Ekim 2009; 10:32:11 

Konuyla alakali olarak, Ugur Mumcu"nun köy enstitüleri konusmasini tekrar dinlemekte yarar var sanirim.



867 Mesaj
1 Ekim 2009; 11:13:23 

turkiye icin iyi olan seyler , dis gucler tarafindan icerdeki adamlari sayesinde yapilmaz


_____________________________

Onnow78


4732 Mesaj
1 Ekim 2009; 11:35:02 

Halk cahil kalsın bizde koyun gibi güdelim mantalite bu.
12 EYLÜL darbesi bütün aydınları ceza evlerinde ya çürüttüler yada delirttiler.
Günümüzün aydınları evrim geçirip birer gücetapan olup çıktılar.


_____________________________


Uzaklaştırılmış
Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
1 Ekim 2009; 13:19:51 

Köy enstütüleri halkın kendi topragına sahip cıkması toprak agalara meydan vermemesi acısından cok önemliydi.Toprak nasıl işlenir hayvancılık nasıl yapılır bilimsel olarak ögretildigi egitim yuvalarıydı.Bugun domates tohumunu bile israilden alıyorsak bunun sebebi köy enstütülerinin olmamasıdır.


1450 Mesaj
1 Ekim 2009; 14:38:43 

Köy enstütüleri güzel karşısında milyarlar kazanan özel okullar,dershaneler ve halkın o kadar çokta eğitimli olmasını istemeyen insanlar var.


_____________________________

Programların Resimli-Resimsiz Anlatımları Görsel Anlatımlar-Dersler
Flashda maske yöntemi ile hoş bir animasyon dersi.
Sir Crocodile Twitter
One Piece Tshirtler
Behance


 
434 Mesaj
1 Ekim 2009; 17:07:02 

İdeolojik saplantıların insanları nasıl kışkırtıp, toplumları aşılmaz bir kısır döngü içinde bıraktığının somut delilidir şu Uğur Mumcu’ya ait sözler. Varolabilmek için bir “şey”lerin mutlaka ötekileştirilmesi , yeterli gelmezse haklılığı ispat için “düşman” addedilmesi gerekir değil mi?

Köy Enstitüleri de pek çokları gibi buna hizmet ettirilen konulardan biridir.Bir kesim, çağdaşlık seromonisine en müştak katılımını icra edebilmek için “devrimci” bir teşebbüs , diğer bir kesim de adı geçen dönem söz konusu edildiğinde yapılabileceklerin en iyisi olduğunu görmezden gelip “komünist yuvası” kurumlar olarak görmeye odaklanmış.

Köy Enstitüleri’ni kaldıran şahsa biçilen kaftan; Enstitülere “Devrimci” özellik kazandırmayacağı gibi , sonraki dönemlerde kuruluş amacından saptırıp savunduğu ideolojiye bile bile kurban edenlerin kimlikleri de onu “komünist yapılanmaya hizmet “eder göstermez.Zira kuruluş ilke ve amaçları iyi bilindiğinde bu çok açık bir şekilde görülür. Yani daha âmiyâne tabirle borazanlığa lüzum yok.

Enstitülerin kuruluş tasarısı uzun olmakla birlikte özü şudur; O zamana değin köylere gönderilen öğretmenler şehirlerde kurulan ve oralarda yetiştirilen öğretmenlerden mürekkepti.Bu durum, şehirde yetişen öğretmenlerin köy koşullarına adapte olamamalarından dolayı eğitimde arzulanan seviyeye ülkeyi ulaştıramıyordu.Bu nedenle de köye öğretmen yetiştirmede farklı ve daha faydalı bir usulün tatbiki gerekmekteydi. Hasılı;Öğretmen adaylarının köyden alınıp yetiştirlmesi gerekiyordu.Bunun için de;köyden alınan çocukların köy hayatından uzaklaştırılmadan hem dünya konjonktürüne uygun bilgi sahibi hem de köy hayatına yabancı olmayan ve köyde beceri gerektiren işlere yatkın olması gerekiyordu.Daha sarih ifade ile;bu çocuklara öğretmenlik mesleği ile birlikte köyde geçerli olan; bağ-bahçe işleri, demircilik, dülgerlik,temel inşasat..vs bilgi – becerisi; bayanlara da i dikiş, ev idaresi,el işleri..gibi işlerin de öğretilmesi gerekiyordu.

Özetle amaç, her alanda kalkınmayı sağlayacak bireyler yetiştirmek, bahsi geçen çevre koşullarında çalışabilecek, daha ileri ve verimli hayat koşulları oluşturmaktır,siyasi devrim değil. Tabii haliyle yoktan daha gelişgin bir toplum oluşturmak da bir devrimdir fakat yineliyorum bunun ideolojik kavramları güçlü ve yaygın kılmakla ilgisi yoktur. Olsa olsa kültürel ve sosyal bir katkıdır.

Bir diğer nokta da şu; Köy Enstitülerinin kaldırılması başka bir siyasi düşüncenin dayatması sebebiyle olmamıştır. İşin esasında iki neden yatar. İlki, Köy Enstitülrerinin amacını aşarak; sadece köy ilkokullarını bitiren öğrencilere hasredilmesi neticesi şehirli ruhu ile köylü ruhunu dengeleyeceğine aradaki farkı açması. Zira bu okullardan mezun olan pek çok kişi kırsalın sorunlarını ortaya koymak gibi “iyi” bir vazife görmenin yanısıra topluma yabancılaşan bireyleri de ortaya çıkarmıştır.İkincisi de ulaşım,iletişim ve teknolojinin gelişim ve yaygınlık kazanması zaten bu enstitüleri kendiliğinden fes olacak hale getirmiştir. Bunun somut delili olarak 1950’li yıllarda traktörün kullanılmaya başlanması verilebilir.

Köy Enstitüleri'nin bugün aynı işlevle yürürlükte olmasını istemek ancak ve ancak bilmem hangi Batı ülkesinin “şey”lerini alıp kendimize yamamktan gurur duymak yerine milli bir model olması hasebiyle makul görülebilir. Yoksa bu kurumlar üzerinden “devrimci zihniyeti” yeniden mesrur ve huzurlu kılmak namına çabalamak,ilkel ve ilkesel “gerici”likten başka olamaz.



< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi seymes -- 1 Ekim 2009; 17:06:53 >


_____________________________

Sultanım teşekkür ederim.


1241 Mesaj
1 Ekim 2009; 18:37:37 

O dönemlerde en büyük gelir kaynağı tarım olan bir ülkede bir eğitim enstitüsünü kapatmak,komünist yetiştiriyor diye çamur atmak. Çok yazık gerçekten. Siz köy enstitülerini kapatırsanız tabi tarım kaybeder. Sonuçta kırsal nüfus azalır. Şehirlere yığılma olur.



< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Thoughtless -- 1 Ekim 2009; 19:45:00 >


_____________________________



2300 Mesaj
1 Ekim 2009; 19:01:46 


quote:

Orijinalden alıntı: Thoughtless

O dönemlerde en büyük gelir kaynağı tarım olan bir ülkede bir eğitim enstitüsünü kapatmak... Çok yazık gerçekten. Siz köy enstitülerini kapatırsanız tabi tarım kaybeder. Sonuçta kırsal nüfus azalır. Şehirlere yığılma olur.





Köy Enstitüleri kapanmasaydı belki de ülkemiz bugünkü durumundan farklı olarak gelmişmiş bir tarım ülkesi olabilirdi.


_____________________________

Guest
1 Ekim 2009; 19:34:23 


quote:

Orijinalden alıntı: ugr7







Köy Enstitüleri kapanmasaydı belki de ülkemiz bugünkü durumundan farklı olarak gelmişmiş bir tarım ülkesi olabilirdi.


Sadece tarımda değil bilimde, sanatta kısaca her alanda çok ileri bir ülke olurduk. Köy enstitülerinde uygulamalı eğitimin yanısıra her öğrenci bir müzik enstrümanını çalmayı, güzel resim yapmayı, bir spor dalını iyi şekilde mutlaka öğrenirdi. Kendilerini kısa sürede yakalayacağımızı anlayan emperyalistler işbaşına getirdikleri işbirlikçi marifeti ile kapattırdı bu güzelim okulları.

Köy enstitülerinde yetişen öğretmen kalitesini bugün hala yakalayamadık.





_____________________________



6703 Mesaj
1 Ekim 2009; 19:49:34 

Lehrer;
Tamamen katıldım! Oralarda çalışmayı ( hala bu millet bilmiyor! ) ve Kültürü ( TC Devletinin başındakilerin Tiyatroya gelmediklerinde şikayet ediyordu bir tiyatro sanatçısı Televizyonlarda, geçenlerde, ve arasırada olsa klasik müzik dinlediklerini de hiç sanmam!) ve çok yönlülüğü öğrenip insan olarak geliştiler, aralarında pekçok sanatçı, yazarda çıktı! Birde şimdikiler bakın!


_____________________________

GENS UNA SUMUS


623 Mesaj
2 Ekim 2009; 1:31:02 

Toprak ağaların ve aşiretlerin kalkıp köy enstitüleri için "burda dinsiz imansız gominst insanlar yetiştiriliyor" dedikleri daha doğrusu bilinçlenen bir toplumu istememeleri. Herşey çok basit bunun altındaki nedenlerin başlıcaları, halkın aydınlanıp sömürüldüğünü fark etmesi ve bu sayede ağların iflasıdır.


_____________________________



3640 Mesaj
19 Aralık 2009; 21:04:11 

Yadigar. arkadaşımız tarafından açılmış olan "Millet meclisi gerçekten milletin meclisi mi?" başlığına cevap bence bu başlıkta saklıdır. O yüzden bu konuyu canlandırma gereği duydum.


_____________________________


Uzaklaştırılmış
Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
19 Aralık 2009; 21:35:39 

Bakıyorumda bu konuda ağlaşanların tamamı komünistlerden oluşuyor. Köy ensitülerinin komünist yuvası olduğu doğrudur ve defalarca kanıtlanmıştır. Dönemin gazetelerine bakarsanız köy ensitülerinin lağımlarına Türk bayrağı dahi atılmıştır... Yarardan çok zararı vardır kapatılması doğru bir karardı


3640 Mesaj
19 Aralık 2009; 22:01:55 

Sevgili Kurtbaşlı Sancak,
Ben komünist değilim, ama komünizmi de okuyarak öğrenmiş biriyim. Das Kapital ya da Ütopik Sosyalizm gibi kaynaklardan, bana göre birinci ellerinden öğrendim bahsettiğiniz sistemi. Belki yorumlarımın altında Atatürk'ün resmini görmediniz ve o yüzden de böyle bir yorum yaptınız. Bu açıklama benim kendimi size ifade etmem için kullandığım açıklamadır.
Türk toplumlarının İslam öncesi yaşam şekli hakkında bilgiye sahipseniz, zaten bu toplumların da komünal yaşam şekline sahip olduklarını, yani sizin ve benim gurur duyduğumuz atalarımızın da aslında sizin kötülediğiniz sistemle yaşadıklarını, ancak müslüman oldurulduktan sonra kapitalizm ile tanıştıklarını da biliyorsunuzdur.
Köy Enstitüleri'nin kapanma sürecine gelince, Adnan Menderes ve Emin Sazak önderliğinde belirli propagandalar kullanılarak halk arasında "komünist yuvasıdır" ve "komünist olan allahsızdır" telkinleriyle kapatılmıştır. Adnan Menderes ve Emin Sazak birer köy ağasıdır. Hatta Eskişehir'de hala Sazak Köyü vardır ve bu köy o dönemde Emin Sazak'a hem toprakları hem de tebasıyla birlikte aitti.
Peki sizce neden bu insanlar köy enstitülerine bu kadar karşı olabilirler? Köylünün okuması, öğrenmesi, birey olması neden ve kimler için tehlike oluşturmuştur?
Güneydoğuda yıllardır çözülemeyen, çözülmek istenmeyen sorunların da kaynağını aynı neden oluşturur. İnsanların büyük bir kesimi marabadır, maldır. Köyle birlikte alınıp satılır. Köyün ağasını ya da tarikatin şeyhini memnun eden parti, en azından o yöreden 20.000 oyu garantiler. Çünkü birey olamamıştır oradaki insanlar. Aile meclisi oturur karar verir. Biri ölecektir. Ne ölenin ne de öldürenin yaşamı önemlidir, çünkü onlar değerli değildir. Ne kendi yaşamları ne de karşılarındakilerin yaşamları onlar için değerli değildir.
Eğitim çok tehlikelidir. Eğitim maliyet yükseltir. Eğitim sermayeyi azaltır. Eğitim, insanın olaylara bedeniyle değil beyni ile tepki vermesini sağlar. Eğitim, insanları düşünmeye ve sorgulamaya sevk eder. Eğitimli insan ne ağası için ne de şeyhi için kul olur; inancı varsa Allah'ı için kul olur.



_____________________________



1841 Mesaj
19 Aralık 2009; 22:04:14 

bu kadar faydalı bir şey niye ideolojiye bulaştırılır
verdiği güzel eğitimin yayında komunizmi yada dinsiziliği niye özenle öğretir

ideoloji karıştırılmaması gereken bir kurumdu


_____________________________

ülkem için devletlülerimizden isteğim tek şey daha çok demokrasi


 
2833 Mesaj
19 Aralık 2009; 22:54:52 


quote:

Orijinalden alıntı: webbie
Sevgili Kurtbaşlı Sancak,
Ben komünist değilim, ama komünizmi de okuyarak öğrenmiş biriyim. Das Kapital ya da Ütopik Sosyalizm gibi kaynaklardan, bana göre birinci ellerinden öğrendim bahsettiğiniz sistemi. Belki yorumlarımın altında Atatürk'ün resmini görmediniz ve o yüzden de böyle bir yorum yaptınız. Bu açıklama benim kendimi size ifade etmem için kullandığım açıklamadır.
Türk toplumlarının İslam öncesi yaşam şekli hakkında bilgiye sahipseniz, zaten bu toplumların da komünal yaşam şekline sahip olduklarını, yani sizin ve benim gurur duyduğumuz atalarımızın da aslında sizin kötülediğiniz sistemle yaşadıklarını, ancak müslüman oldurulduktan sonra kapitalizm ile tanıştıklarını da biliyorsunuzdur.
Köy Enstitüleri'nin kapanma sürecine gelince, Adnan Menderes ve Emin Sazak önderliğinde belirli propagandalar kullanılarak halk arasında "komünist yuvasıdır" ve "komünist olan allahsızdır" telkinleriyle kapatılmıştır. Adnan Menderes ve Emin Sazak birer köy ağasıdır. Hatta Eskişehir'de hala Sazak Köyü vardır ve bu köy o dönemde Emin Sazak'a hem toprakları hem de tebasıyla birlikte aitti.
Peki sizce neden bu insanlar köy enstitülerine bu kadar karşı olabilirler? Köylünün okuması, öğrenmesi, birey olması neden ve kimler için tehlike oluşturmuştur?
Güneydoğuda yıllardır çözülemeyen, çözülmek istenmeyen sorunların da kaynağını aynı neden oluşturur. İnsanların büyük bir kesimi marabadır, maldır. Köyle birlikte alınıp satılır. Köyün ağasını ya da tarikatin şeyhini memnun eden parti, en azından o yöreden 20.000 oyu garantiler. Çünkü birey olamamıştır oradaki insanlar. Aile meclisi oturur karar verir. Biri ölecektir. Ne ölenin ne de öldürenin yaşamı önemlidir, çünkü onlar değerli değildir. Ne kendi yaşamları ne de karşılarındakilerin yaşamları onlar için değerli değildir.
Eğitim çok tehlikelidir. Eğitim maliyet yükseltir. Eğitim sermayeyi azaltır. Eğitim, insanın olaylara bedeniyle değil beyni ile tepki vermesini sağlar. Eğitim, insanları düşünmeye ve sorgulamaya sevk eder. Eğitimli insan ne ağası için ne de şeyhi için kul olur; inancı varsa Allah'ı için kul olur.



hocam türklerin islamiyet öncesi yaşayışının komünizmle ne alakası var nasıl böyle bir çıkarıma vardınız



< Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >


2342 Mesaj
19 Aralık 2009; 23:04:20 

Alikuşçu;

Komünizm, komünistlik veya ortakçılık, sosyal örgütlenme üzerine bir kuramsal sistem ve üretim araçlarının ortak mülkiyetine dayalı bir politik harekettir. Komünizm sınıfsız bir toplum yaratma amacındadır.Ayrıca

mülkiyetin ortaklaşa olması esasına dayalı toplumsal örgütlenme. sınıf ayrımının olmaması, üretimin insan ihtiyaçlarına kaydırılması, zenginliğin toplum olarak paylaşılması da diyebiliriz Komünizme;Türkler'in Asya Tarihlerinde de bu vardır o yüzden bir nevi komünist olarak yaşamışlardır diyebiliriz.Tabiki şimdiki komünizm tanımı ile Türklerin Asya'da yaşayışları arasında fark vardır,fakat yukarıda yazdıklarımı okuduğunuzda bir nevi komünist toplum diyebilirsiniz.



< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi destroyer39 -- 19 Aralık 2009; 23:05:52 >


_____________________________

Ayakları bakımlı kadınlar ile, ayakları bakımsız kadınların dünyası çatışmada...


1841 Mesaj
19 Aralık 2009; 23:09:54 

en büyük komunist kızılderililer
adamların dilinde "benim" diye bir kelime yok
en yakın anlamlı "bizim" kelimesi var

tabi karını tanıtırken biraz zorlanırsın ama olsun :)


_____________________________

ülkem için devletlülerimizden isteğim tek şey daha çok demokrasi


3640 Mesaj
19 Aralık 2009; 23:15:07 

Şu anda komünizm olarak adlandırılan sistemin ilk halini göçebe olarak yaşayan tüm topluluklar kullanmışlardır. Buna Türkler ya da kızılderililer de dahildir. Ancak bu şekilde ve paylaşarak yaşayabilecekleri için bu yöntemi seçmişlerdir. Çünkü göçebe toplumlar doğa ile içiçe yaşar ve grup bilinci ile hareket ederler. Artık ürün, devlet, memuriyet gibi kavramların bu topluluklarda yeri yoktur. "Ben" olarak doğada yer bulamayan insan ancak grup halindeyken güçlüdür. Bu da tüm yaşama yansımak zorundadır. Sadece bir atın sırtında taşıyabileceğiniz mal varlığı sınırlıdır ve bu mal varlığı da hiçkimseyi kapitalist mantıkla zengin edebilecek boyutlarda değildir. Ayrıca, kapitalist mantıkla baktığımız likiditesi yüksek, para ve para benzeri öğeler bu toplumlarda çok fazla anlam taşımaz.
Aslında, İslam öncesi Türklerin sosyal ve ekonomik yaşamı ayrı bir başlık olarak açılıp tartışılabilir. Çünkü birçok yanlış bilgiyi düzeltme açısından önemlidir bence. Benim çıkarımlarım olmayan ama toplumumuzun bilgi dağarcığında yer bulmuş iki ayrı başlık daha vardır; Bunlardan birincisi, Türklerin ataerkil toplum olduğu ve ikincisi ise tek tanrılı dinlere inandıklarıdır.


_____________________________



1612 Mesaj
19 Aralık 2009; 23:59:43 

Maalesef, herşeyi ideolojisine alet edenler var. Vatana millete faydalı olan bir uygulamayı köylülere satarken karşılığında ideolojileri cahil köylüye empoze edilmeye çalışılmıştır. Eğer devam etseydi, üstü istibdad, altı anarşi olan kızıl tehlike komünizm ülkemizde derin kökler bırakabilirdi.


_____________________________

:::Bir köy muhtarsız olmaz. Bir iğne ustasız olmaz, sahibsiz olamaz. Bir harf kâtibsiz olamaz, biliyorsun. Nasıl oluyor ki, nihayet derecede muntazam şu memleket hâkimsiz olur?


 
2833 Mesaj
20 Aralık 2009; 0:03:00 

göcebe yaşadıkları için zaten olmayan mülkiyet kapital kavramlarını yaşaması beklenmez ama siz verdiğiniz örnekte iyi bir şey gibi ve tercih yapmışlar gibi söylemizsiniz



< Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >


3640 Mesaj
20 Aralık 2009; 0:07:16 

Kesinlikle iyi birşeydir. Birşeyin varlığını sürdürmesini sağlayan seçim ne ise, o varlık o için iyi birşeydir. Aksi takdirde zaten yok olur.


_____________________________



 
2833 Mesaj
20 Aralık 2009; 0:11:15 

niye yok olmadık o zaman



< Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >


3640 Mesaj
20 Aralık 2009; 0:14:16 

Bir karışıklık oldu galiba. Yok olmamız gerektiğine dair bir söylemim mi oldu benim?


_____________________________



 
2833 Mesaj
20 Aralık 2009; 0:25:12 


quote:

Orijinalden alıntı: webbie
Bir karışıklık oldu galiba. Yok olmamız gerektiğine dair bir söylemim mi oldu benim?

800 yılından bu yana size göre komünizm sistemi ile yaşamadığımıza göre yok olmamız gerekmezmiydi demekki doğru yaşam gerekli yaşam göreceli kavram tek değil



< Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >


3640 Mesaj
20 Aralık 2009; 0:29:23 

Sevgili Ali Kuşçu. Sanırım yazdıklarımın sadece bir kısmını okudunuz. Ben yukarıda sadece İslam öncesindeki göçebe yaşam süreci için o cümleyi kurdum. Yazımın tamamını okursanız bu çıkarımı yapmanız mümkün. Daha sonraki dönemler için herhangi birşey söylemedim.


_____________________________



 
1055 Mesaj
20 Aralık 2009; 0:43:57 

kominist sistem diktatör rejimi desteklemekten başka hiç bir işe yaramamıştır.Bana bir örnek gösterin kominist ideolojiyi benimseyipte ferah içinde yaşayan bir ülke!
Yok olamazda kominizm bilim, sağlık, insan hakları, teknoloji vb. gibi tüm sektör ve kavramların gerilemesine neden olmuştur





bu arada mustafa bey sizin yorumlarınızı her konuda alıntı yapmaya başaladım

quote:

Orijinalden alıntı: mustafa_ogr

Maalesef, herşeyi ideolojisine alet edenler var. Vatana millete faydalı olan bir uygulamayı köylülere satarken karşılığında ideolojileri cahil köylüye empoze edilmeye çalışılmıştır. Eğer devam etseydi, üstü istibdad, altı anarşi olan kızıl tehlike komünizm ülkemizde derin kökler bırakabilirdi.




< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi LE10 -- 20 Aralık 2009; 0:45:08 >


_____________________________


Uzaklaştırılmış
Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
20 Aralık 2009; 1:09:54 

Senide kapatmak gerekiyormuş
Gereken yapılmış


quote:

Orijinalden alıntı: Kurt Başlı Sancak

Bakıyorumda bu konuda ağlaşanların tamamı komünistlerden oluşuyor. Köy ensitülerinin komünist yuvası olduğu doğrudur ve defalarca kanıtlanmıştır. Dönemin gazetelerine bakarsanız köy ensitülerinin lağımlarına Türk bayrağı dahi atılmıştır... Yarardan çok zararı vardır kapatılması doğru bir karardı


 
1055 Mesaj
20 Aralık 2009; 1:16:58 


quote:

Orijinalden alıntı: Yadigar.

Senide kapatmak gerekiyormuş
Gereken yapılmış




diğer insancıl ve barışçıl mesajlarınızla çelişiyorsunuz

bana bir yazarın sözlerini hatırlattınız

arkanı dönme yoksa bıçağı kalbine saplıyacak. inanma kanma, ya tam vur ya ölümü göze al


_____________________________



1659 Mesaj
20 Aralık 2009; 2:55:04 


quote:

Orijinalden alıntı: nanaka9

Halk cahil kalsın bizde koyun gibi güdelim mantalite bu.
12 EYLÜL darbesi bütün aydınları ceza evlerinde ya çürüttüler yada delirttiler.
Günümüzün aydınları evrim geçirip birer gücetapan olup çıktılar.

Böyle devrimci söylemin beni çok sasirtti.Ne o sendemi evrim geçirmeye basladin,


_____________________________

modernlik yüksek bina dikmekle değil,herkesin ucuz ve hızlı bir internet bağlantısına sahip olması ile belli olur


 
66 Mesaj
21 Aralık 2009; 5:11:32 


quote:

Orijinalden alıntı: seymes

İdeolojik saplantıların insanları nasıl kışkırtıp, toplumları aşılmaz bir kısır döngü içinde bıraktığının somut delilidir şu Uğur Mumcu�ya ait sözler. Varolabilmek için bir �şey�lerin mutlaka ötekileştirilmesi , yeterli gelmezse haklılığı ispat için �düşman� addedilmesi gerekir değil mi?

Köy Enstitüleri de pek çokları gibi buna hizmet ettirilen konulardan biridir.Bir kesim, çağdaşlık seromonisine en müştak katılımını icra edebilmek için �devrimci� bir teşebbüs , diğer bir kesim de adı geçen dönem söz konusu edildiğinde yapılabileceklerin en iyisi olduğunu görmezden gelip �komünist yuvası� kurumlar olarak görmeye odaklanmış.

Köy Enstitüleri�ni kaldıran şahsa biçilen kaftan; Enstitülere �Devrimci� özellik kazandırmayacağı gibi , sonraki dönemlerde kuruluş amacından saptırıp savunduğu ideolojiye bile bile kurban edenlerin kimlikleri de onu �komünist yapılanmaya hizmet �eder göstermez.Zira kuruluş ilke ve amaçları iyi bilindiğinde bu çok açık bir şekilde görülür. Yani daha âmiyâne tabirle borazanlığa lüzum yok.

Enstitülerin kuruluş tasarısı uzun olmakla birlikte özü şudur; O zamana değin köylere gönderilen öğretmenler şehirlerde kurulan ve oralarda yetiştirilen öğretmenlerden mürekkepti.Bu durum, şehirde yetişen öğretmenlerin köy koşullarına adapte olamamalarından dolayı eğitimde arzulanan seviyeye ülkeyi ulaştıramıyordu.Bu nedenle de köye öğretmen yetiştirmede farklı ve daha faydalı bir usulün tatbiki gerekmekteydi. Hasılı;Öğretmen adaylarının köyden alınıp yetiştirlmesi gerekiyordu.Bunun için de;köyden alınan çocukların köy hayatından uzaklaştırılmadan hem dünya konjonktürüne uygun bilgi sahibi hem de köy hayatına yabancı olmayan ve köyde beceri gerektiren işlere yatkın olması gerekiyordu.Daha sarih ifade ile;bu çocuklara öğretmenlik mesleği ile birlikte köyde geçerli olan; bağ-bahçe işleri, demircilik, dülgerlik,temel inşasat..vs bilgi � becerisi; bayanlara da i dikiş, ev idaresi,el işleri..gibi işlerin de öğretilmesi gerekiyordu.

Özetle amaç, her alanda kalkınmayı sağlayacak bireyler yetiştirmek, bahsi geçen çevre koşullarında çalışabilecek, daha ileri ve verimli hayat koşulları oluşturmaktır,siyasi devrim değil. Tabii haliyle yoktan daha gelişgin bir toplum oluşturmak da bir devrimdir fakat yineliyorum bunun ideolojik kavramları güçlü ve yaygın kılmakla ilgisi yoktur. Olsa olsa kültürel ve sosyal bir katkıdır.

Bir diğer nokta da şu; Köy Enstitülerinin kaldırılması başka bir siyasi düşüncenin dayatması sebebiyle olmamıştır. İşin esasında iki neden yatar. İlki, Köy Enstitülrerinin amacını aşarak; sadece köy ilkokullarını bitiren öğrencilere hasredilmesi neticesi şehirli ruhu ile köylü ruhunu dengeleyeceğine aradaki farkı açması. Zira bu okullardan mezun olan pek çok kişi kırsalın sorunlarını ortaya koymak gibi �iyi� bir vazife görmenin yanısıra topluma yabancılaşan bireyleri de ortaya çıkarmıştır.İkincisi de ulaşım,iletişim ve teknolojinin gelişim ve yaygınlık kazanması zaten bu enstitüleri kendiliğinden fes olacak hale getirmiştir. Bunun somut delili olarak 1950�li yıllarda traktörün kullanılmaya başlanması verilebilir.

Köy Enstitüleri'nin bugün aynı işlevle yürürlükte olmasını istemek ancak ve ancak bilmem hangi Batı ülkesinin �şey�lerini alıp kendimize yamamktan gurur duymak yerine milli bir model olması hasebiyle makul görülebilir. Yoksa bu kurumlar üzerinden �devrimci zihniyeti� yeniden mesrur ve huzurlu kılmak namına çabalamak,ilkel ve ilkesel �gerici�likten başka olamaz.




argümantasyonda inanılmaz boşluklar var

1. si köy enstitüsü mezunlarının "topluma yabancılaşması" neymiş?bu nasıl oldu,ya da olabilir? zaten amaç bunun tam tersi değil miydi? gavurun "social coherence" dediği şeyi sağlamak,yani toplumdaki uçurumları düzeltmek-doldurmak,sosyal yaşamı düzenlemek,en önemli amaçlarından biri değil miydi enstitülerin?

2. si "ulaşım,iletişim ve teknolojinin gelişim ve yaygınlık kazanması zaten bu enstitüleri kendiliğinden fes olacak hale getirmiştir." meselesinde; şunu kabul edelim ki 2009 dayız ve yukarıdaki yönlerden köy-şehir arasındaki fark,1940 daki farkla aynı,hem şehir koşulları ilerledi hem köy koşulları ama köyler bu konularda hala çok yetersiz.

ayrıca ulaşım,teknoloji ve iletişim,eğitsel yönden 2. planda kalmakta,eğitimi doğrudan değil dolaylı olarak etkilemektedir.eğer 2009da hala köy enstitülerinden mezun tarzda insanlara köylerimizde ihtiyaç duyuyorsak,sadece marangozluk,çiftçilik vs değil düşünsel yönden de köylülerimizde inanılmaz eksiklik görüyorsak,senin 2. argümanın da fazlasıyla komik durumda kabul edilebilir

"devrimci zihniyeti ilerletmek adına köy enstitülerinin yeniden açılmasını düşünmek mantıklı değildir" 'e getiriyorsun konuyu,burada belli ki tuhaf bir devrimci anlayışın var,siyasal görüşünü bilmiyorum, ama şu söylediğin koyu bi tkp linin falan tavreına benziyo:fazla ütopik

kimse bazı yüce siyasal fikirleri daha yüceltmek için buöylesine bir projeye destek olmaz,burdaki amaç toplumda sosyal bir devrim yaratmak,ve bunun ekonomik meyvelerini de yemektir ve bu da yeterince devrimci bir tutumdur...


_____________________________

pastırmalı yumurtanın kudreti


2820 Mesaj
21 Aralık 2009; 9:07:55 

Üniversitelerde tez olunmalı, ders diye okutulmalı, araştırılmalıdır bizim ülkemizin durumu.
Bu kadar zenginlik içinde bu kadar fakirlik çeken tek ülke biziz heralde.
Halkın büyük çoğunluğu kırsal kesimde yaşayan bir ülkede tarımın gelişmemiş olması tamamen devletin suçudur.
Köy Enstitülerinin kapatılmasında kimin pay varsa yatacak yeri yoktur diyorum. banane kominist yetiştirmesinden, vs.. olmasından.
Vilayetimiz büyüklüğündeki İsrailden tohum alıyorsak bu bizim utancımızdır.


_____________________________



1659 Mesaj
21 Aralık 2009; 12:59:45 

quote:

Orijinalden alıntı: Roohans

Üniversitelerde tez olunmalı, ders diye okutulmalı, araştırılmalıdır bizim ülkemizin durumu.
Bu kadar zenginlik içinde bu kadar fakirlik çeken tek ülke biziz heralde.
Halkın büyük çoğunluğu kırsal kesimde yaşayan bir ülkede tarımın gelişmemiş olması tamamen devletin suçudur.
Köy Enstitülerinin kapatılmasında kimin pay varsa yatacak yeri yoktur diyorum. banane kominist yetiştirmesinden, vs.. olmasından.
Vilayetimiz büyüklüğündeki İsrailden tohum alıyorsak bu bizim utancımızdır.

Köy enstitulerin kapatilmasi gerçekten ülkemiz için iyi olmamistir.Solcu yetistirildigi için kapatildiysa,sagci oldukta çok mu iyi oldu derim.Bizdeki zengin ile fakir arasindaki uçurum hangi ûlkede var.Sadece Güney amerikanin asiri sagci ve dindar ülkelerinde.
çalisanin 400 ytl aldigi bir ûlkede kiralarin daha yuksek olmasi normalmidir.
Bu forumda sayisiz defalar fakirlikten kuru ekmek yiyenlerin attigi mesajlar içimi yakar.Metroya veya otobuse verecek parasi olmayan ôgrencilerin okula gidememesi kalbimi daglar.hala dersiniz komunist yetistiriyordu
Peki bu sagci vatansever insanlarimiz neden bizi israile ve amerikaya resmen muhtaç ettiler?
Ben çok iyi hatirliyorum.Bizim bugdayimiz iyi mahsul vermiyor.Amerikadan ithal ettigimiz bu tohumlar bizim tohuma gôre 7 sefer daha çok verecek dendigi gûnû.Bende çocuktum inanmis sevinmistim.
Halbuki bu tohumlar bizi dis ulkelere resmen satildigimizin belgeleridir.nedir bu amerikan tohumlari.Içi bos ,genleri degistirlimis,vitaminsiz ve mineralsiz tohumlar.Yedigimiz ne ekmegin tadi kalmis nede bulgurun.Her senede yeniden ithal etme zorunluluguda isin cabasi.
Bûtûn öz varligimiz olan tohumlarimizi yok edip onlardan almaya mecbur edildik.Hemde bu sagci politikacilarimizin zevkten 4 kôse olmus, agizlarinin kulaklarina vardigi tv deki haberlerde gördügüm zamani hiç unutmam.Baska ülkeler kendi öz tohumlarini özel atom bombasina dayanikli kasalarda sakliyorlar.Biz ise yok ettik.baska ülkerden almak için.Resmen satildik.
Sizler bu olaylari bilmezsiniz.Ne dümenler döndü su ülkemde.Hemde döndürenler kahraman oldular
Fakat bu isin sagcisi,solcusu yoktur.isterimki herkes ögrensin,arastirsin neden bu tohumlari ithal etmeye mecbur birakildigimizi.Neden bu politikacilarin bizi sattigini.Ne yazikki garip ûlkemde herkesin yaptigi yanina kar kaliyor
Bizi bu disa bagimli yapanlar,ayni oyunlari bizim uçak ve otomobil sanayimizin gelismemesi içinde yapmadilar mi?



< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi 2000watts -- 21 Aralık 2009; 12:40:40 >


_____________________________

modernlik yüksek bina dikmekle değil,herkesin ucuz ve hızlı bir internet bağlantısına sahip olması ile belli olur


3640 Mesaj
21 Aralık 2009; 14:06:11 


Köy Enstitüleri Hakkında Bilgi

1-1936 yılında, Saffet Arıkan tarafından kurulan Köy Eğitmeni Projesi ile bu kurumların temeli atıldı.
2-17 Nisan 1940 yılında Köy Enstitüleri ile ilgili kanun kabul edilir. Bu oylamaya, Adnan Menderes ve Celal Bayar da dahil olmak üzere, daha sonra Demokrat Parti'yi kuran milletvekilleri katılmaz.
3-1946 yılında, milli eğitim bakanı Hasan Ali Yücel görevinden alınır ve yerine Reşat Şemsettin Sirer getirilir.
4-5117 ve 5129 sayılı kanunlar 1947 yılında çıkarılarak, öğretmenlerin toprak sahibi olmaları zorlaştırılmış; daha önceden bu öğretmenlere ve köy halkına dağıtılmış olan kitaplar, araç-gereç, toprak ve hayvanlar toplatılmıştır.
5-5012 ve 5210 sayılı kanunlar 1947 ve 1948 yıllarında çıkarılmış, bu kanunlara göre de köy halkı okul yapma yükümlülüğünden kurtulmuştur.
6-1947-48 yıllarında, köy enstitülerinin beyin kadrosunu oluşturan yüksek köy enstitüleri kapatıldı.
7-1947 yılında çıkarılan bir yönetmelikle, öğrencilerin okul yönetimine katılmaları yasaklanmıştır.
8-1947 yılında, kız ve erkek öğrencilerin birlikte ders görmesi yasaklanmıştır.
9-1947 yılında, daha önceden dağıtılmış olan dünya klasikleri toplatılmıştır.
10-1948 yılında, ders programlarından "iş eğitimi ilkeleri" kaldırılmıştır.

Yukarıda yazılı olanları kulaktan dolma bilgilere dayanarak yazmadım. Geneli, kanunlarda da yer alan, mahalle kahvesinde, ülkü ocağında ya da tarikat evlerinde edinilmiş bilgiler değildir. Vereceğiniz cevapları, lütfen kaynaklara dayandırarak verin.

2. başlıktaki yasa karşıtları ile ilgili bilgiyi size daha önce vermiş, bu insanların önemli bir kısmının toprak ağalarından oluştuğunu belirtmiştim. Henüz okullar ortada yokken, bu insanlar ya geleceği görmüş ve "Bu okullar kesin komünist yuvası olur" demiş ya da "köylerimizdeki kullarımız ya bize isyan ederse" diye düşünmüş olabilirler. Ama sonuçta bu yasaya karşı çıkan, yasa oylamasına katılmayan milletvekilleri bunlardır. Aynı milletvekilleri, Toprak Kanunu'nun çıkmasını da engellemişlerdir. Acaba toprakta da "komünist buğday" mı yetişecekti, yoksa aydınlanmış ve kulluktan kurtulup birey olabilmiş ve toprak sahibi köy halkını yönetemeyeceklerini mi biliyorlardı?
3. başlıktaki Hasan Ali Yücel dünya klasiklerinin türkçeye kazandırılması gibi yeniliklere imza atmışken, ardından gelen Reşat Şemsettin Sirer ise İmam Hatip Liseleri'nin açılması gibi yeniliklere önayak olmuştur.
4. başlıktaki araç-gereç, malzeme ve hayvanlar insanı nasıl bir komünist mantığa büründürdüğünü, bu okulların kapatılmasını savunan arkadaşlar açıklarsa sevinirim. Ben kanun numarası vererek konuştum, o yüzden de "bence olmadı" demek gibi bir hak tanımıyorum size.
5. başlıkta, köy halkının okul yapma yükümlüğünü kaldırmanın kime ne faydası olmuştur? Devletin okul yaptırmaya gücü yoksa, halkın eğitilmesi de gerekiyorsa bunu kim yapacaktır? Köylülerin okulsuz kalması kime faydalıdır?
7. başlıkla ilgili olarak, öğrencilerin etkin olarak okul yönetimine katılması demokrasi gereği değil midir? Çünkü bu okulların kapatılmasını savunanlar bizden daha demokrat olduklarını söylüyorlar. Eğer bizden daha demokratsanız, buna da sizden cevap beklerim.
8. başlık hakkında cevap bile beklemiyorum. Ne de olsa Barbie bebeklerin bile insanı yoldan çıkardığını düşünen bir zihniyetin Türkiye'yi yönettiği dönemlerde kız ve erkek öğrencilerin birlikte ders görmesi gerçekten çok ayıp.
10. başlıktaki "iş eğitimi ilkeleri" dersi hakkında bilginiz var mı bilmiyorum. Ama araştırın ve komünistlikle alakasını bize de açıklayın.

Ayrıca, 1947 yılından itibaren ABD tarafından Türkiye'ye sağlanan yardımların karşılıklarından bir de Köy Enstitüleri'nin kapatılmasıdır. Bunu araştırmanızı öneririm.

Lütfen düşünün biraz. Hayatında hiç kitap okumamış bir insan cevap vermesin. Dünya klasiklerine elini sürmemiş insanlar, bu kitapların komünizmi yaydığını iddia edecektir ama maalesef o kitapların büyük bir kısmı dünyada SSCB adında bir ülke yokken yazılmış ve siyasi içeriğe sahip olmayan kitaplardır.
Ağalar ve şeyhler tarafından kapatılmış olan bu okulları, hala o ağaların zihniyetine kulluk edenler savunmaya devam edebilir, ama o okulların olmamasının bu ülkeye neler kazandırdığını, hangimizi daha ileriye götürdüğünü de açıklamanız gerekir. Ülkemiz ile ilgili sorunların başında hep eğitimden dem vuruyoruz ve bahsi geçen eğitimin kaynağı köy enstitüleri değil, bu okulların kapatılması sonucu halkın eğitimsiz kalmasıdır. O okullar yaklaşık 10-15 sene ayakta kalmıştır ama onlardan sonraki zihniyet 50 yıldır tepemizde ve sonuçları da ortada.

Saygılar...


_____________________________



2342 Mesaj
21 Aralık 2009; 17:30:54 


quote:

Orijinalden alıntı: Roohans

Üniversitelerde tez olunmalı, ders diye okutulmalı, araştırılmalıdır bizim ülkemizin durumu.
Bu kadar zenginlik içinde bu kadar fakirlik çeken tek ülke biziz heralde.
Halkın büyük çoğunluğu kırsal kesimde yaşayan bir ülkede tarımın gelişmemiş olması tamamen devletin suçudur.
Köy Enstitülerinin kapatılmasında kimin pay varsa yatacak yeri yoktur diyorum. banane kominist yetiştirmesinden, vs.. olmasından.
Vilayetimiz büyüklüğündeki İsrailden tohum alıyorsak bu bizim utancımızdır.


Söylediğiniz gibi halkın büyük bir çoğunluğu kırsal kesimde yaşamıyor.

31 Aralık 2008 tarihi itibarıyla Türkiye nüfusu 71.517.100 kişidir. 2008 yılında Türkiye nin yıllık nüfus artış hızı Binde 13,1 olarak gerçekleşmiştir. Ülke nüfusunun % 75 i il ve ilçe merkezlerinde yaşamaktadır.

http://www.tuik.gov.tr/...o.do?tb_id=39&ust_id=11


_____________________________

Ayakları bakımlı kadınlar ile, ayakları bakımsız kadınların dünyası çatışmada...


1621 Mesaj
21 Aralık 2009; 19:02:08 

Keşke tek sorunumuz köy enstitülerinin kapanması olsaydı.


_____________________________

Kimilerini boğan deniz, kimilerine yeni kıtalar gösterir.


2820 Mesaj
21 Aralık 2009; 19:31:30 


quote:

Orijinalden alıntı: destroyer39




Söylediğiniz gibi halkın büyük bir çoğunluğu kırsal kesimde yaşamıyor.

31 Aralık 2008 tarihi itibarıyla Türkiye nüfusu 71.517.100 kişidir. 2008 yılında Türkiye nin yıllık nüfus artış hızı Binde 13,1 olarak gerçekleşmiştir. Ülke nüfusunun % 75 i il ve ilçe merkezlerinde yaşamaktadır.

http://www.tuik.gov.tr/...o.do?tb_id=39&ust_id=11


Tam bilgim yok sadece tahminen söyledim. Ama son 10 yıldaki batıya göç hayli fazla.
Bunlar göç etmemiş olsaydı kırsal kesimde yaşayan sayısı fazla olabilirdi.
Yani demek istediğim köylü bir milletiz, şehirli değiliz.


_____________________________



1659 Mesaj
21 Aralık 2009; 20:19:04 


quote:

Orijinalden alıntı: b3rkhan

Keşke tek sorunumuz köy enstitülerinin kapanması olsaydı.

Insanlar burada anlatiyor.Köy Enstitüleri kapatildi.Insanlarimiz bos kalmaya devam etsin diye.Bir seyler ögrenmesinler diye.
Sende bôyle bos bir cevap verince...


_____________________________

modernlik yüksek bina dikmekle değil,herkesin ucuz ve hızlı bir internet bağlantısına sahip olması ile belli olur

Uzaklaştırılmış
Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
21 Aralık 2009; 20:37:13 

köy enstitülerinin kapatılması, sadaka toplumunun yaratılmasının ilk adımıdır.
aç bırak doyur felsefesiyle milletin iradesine sahip olanlara bu fırsatı veren ilk adımdır.

halkın okuması, fikir sahibi olması, Atatürk ve icraatlarını anlaması, dünya gerçeklerini öğrenmesi ve daha birçok önemli olayın önüne geçmiştir köy enstitülerinin kapatılması.

dün, komünist yetiştirdiğini iddia ederek köy enstitülerinin kapatılmasına neden olanlar, bugün imam hatip liseleri ile üniversitelere ve devlet kademelerine yerleşmek için ellerinden geleni ardına koymuyorlar.

rahmetli uğur mumcu'nun imam hatip liseleri ile ilgili konuşmasını dinleyenler ne demek istediğimi anlar.

imam hatip liseleri mevcudu, ihtiyacın kat ve kat üstündedir. çoğunun içerisinde verilen eğitim, öğrencilerinin zihninde laik demokratik Atatürkçü cumhuriyet ve getirdikleri hakkında büyük soru işaretleri oluşturuyor. sabırlı ve sinsi bir hareket karşısında, mağdur edebiyatı yapan ülke düşmanlarına karşı sesimiz çok az çıkıyor malesef.

dün; komünist yetiştirdiğini iddia ederek köy enstitülerine karşı olanlar, bugün imam hatipler konusunda öyle değillerdir.
ülkenin tehdit edilmesi sözde, olay sadece ideolojiden ibaret.


2549 Mesaj
21 Aralık 2009; 21:24:46 

bu köy enstitüleri projesi eger amacından saptırılmasdaydı çok güzel bir projeydi ve bu prıoje ile ülkenin tamamının okur yazar olması sağlanabilirdi ancak amacındn saptırıldığı için sonlandırılmak zorunda kalındı.
zeki öğrencilere sadece eğitimde öğretecekleri bilgi değil ekstradan bilgiler de (zirai bilgiler, marangozluk bilgileri vb.) öğretilip insanlar köylere gittiğinde halkı da eğitebilecekti mantık buydu.

babam 30 küsür yıldır eğitim camiasının içinde olan bir insandır (2009-1978) idareci veyönetici olarak çok değişik görevlerde bulundu.
(öğretmen - müd yrd - müd - şube müdürü - ilçe m.e.md. vs. -
ve 15 yıldan fazladır da müfettiş olarak görev yapıyor)
bu yüzden bu camia içinde çok fazla köy ens. mezunu insanla tanıştım konuştum ve neler öğrendiklerini neler yaşadıklarını az çok biliyorum

ve özetle söyleyebileceklerim şunlardır. keşke bunlar olmasaydı ve bu proje doğru düzgün devam etseydi.

(bu yazdıklarımı belki ispatlayamam ancak bunlar gerçek olaylardır ve bizzat yaşayan insaknlardan dinlediğim olaylardır gerçek olmasalar bunları yazmazdım)

- köy enstitülerinde yatakhanelerde aynı yatakta kız ve erkek öğrencileri birlikte yatırılması sonucu düşük olayları görülmüş ve tuvaletler ceninlerin bulunması yaygınlaşmıştır

- okullarda okumaya giden gençler okulda aldıkları eğitimden sonra köylere döndüğünde aileleri ile birtakım çatışmalar yaşamıştır. mesela eskiden cumaya babası ile giden gençlerin okulda aldıkları eğitimden sonra geri döndüğünde veya izinde olduğunda cuma namazı vakti babası cumaya giderken oğlunun artık cumaya gitmek istememesi ve bunun yerine tarlaya çalışmaya gitmesi,

bunun gibi verebilecek örnekler mevcuttur ancak hepsini yazmadım ve yazmanın doğru olmadığı kanaatindeyim en azından bu ikisini herkesin okumasında fayda var ve insanlar anlayacağını anlar

bunlardan anlayacağımız dini inancı yok edilmeye çalışılmış ve kişi ile toplıum arasında çatışmalar yaşanmıştır. keşke bunlar olmasaydı insanların inançlarıyla oynanmasaydı, bunun sonucunda halkın okullara bakış açısını değiştirmiştir. yani insanların inançları ile oynanmış ve inanç zayıflığı yaratılmıştır, inanç ortadan kaldırılınca batılı ülkelerde sık görülebilen ancak muhafazakar bir toplumda hoş karşılanmayacak ve olmaması gereken olaylar yaşanmıştır.

şimdi bazı arkadaşlar bu olaylar yaşanmadı veya az yerde yaşandı veya bunlar münferit olaylar gibi açıklama yapmaya çalışabilir ancak bu hiç bir şeyi değiştirmez bu olaylar yaşandı ve münferit değil çok yerde yaşandı bunlar bize projenin amacından saptırılıp başka insanların ideolojilerini yaydığı yerlere dönüştürüldüğünü gösterir

proje çok güzel hazırlanmış bir proje olmasına rağmen içine edilmiş ve sonlandırılmak zorunda kalınmış, bence proje ideolojik olmayacak şekilde yeniden düzenlenip gündeme getirilebilir amaç iyi ancak doğru insanların elinde yapılandırılmalıdır.



_____________________________

TT topluluğuna (T.T.-Avea-TTnet-Tivibu-...) kazıklanmamanız için başınıza gelebilecek durumları önceden her tür ortamda araştırıp öğrenmeniz lazım çünkü personelleri yalan yanlış bilgilendiriyor, anlaşmazlık durumunda o şekil bilgi verilmemiştir ama eğer verildiyse bunu görüntü ve ses kaydı ile ispatlayın diyorlar, görüntü ve ses kaydı almadıysanız geçmiş olsun. Ayrıca işlem yapan personeli geriye dönük olarak izinli olarak gösterebiliyorlar ve nasıl yapıyorlarsa cinsiyetini de değiştiriyorlar, o kişi o gün çalışmıyordu.. işlem yapan kişinin sicil bilgisi şudur budur.. bu kişi falan departmanda görevlidir.. sizin belirttiğiniz konularla ilgili zaten bilgisi yok.... gibi bir savunma mekanizması geliştirmişler.
Bilgisayar Mühendisi[2004-2014] * DonanimHaber Forum'da 11. Yıl - [2003-2014]* Dos'ta Dir-Cd dir ... komutlarıyla işlem yapmaya başlayalı 23. Yıl :))) [1991-2014]
* HP Pavilion dv5-1041et & AVerTV HybridVolar HX + 3G VINN + Nokia 5800xm + S.Galaxy S3 + 15 yıllık Turkcell Hazırkart kullanıcısı.


3640 Mesaj
21 Aralık 2009; 21:47:57 

Sevgili Mehmet Metin Gülcan,
Öncelikle, bilim kültür bölümüne hoşgeldiniz.

Konuya gelecek olursak, verdiğiniz örnek tamamen dini içeriklidir. İnsanlardan dinden çıkmasın diye ya da kendi seçimlerini yapmasınlar diye kurumların kapatılmasını doğal karşılamak ne kadar doğaldır? Ayrıca, anladığım kadarıyla mühendissiniz ve size mühendisçe cevap vereceğiniz bir soru sormak isterim. Bir ülkeyi be kalkındırır? Namaz mı yoksa tarlaya gidip çalışmak mı? Çünkü bahsettiğiniz örnekteki insan, cuma namazı yerine bara ya da pavyona gitmemiş; üretmek için, emek harcamak için tarlaya gitmiştir.

İkinci konuya gelirsek, benim babam da 1971 senesinde öğretmen oldu. Kayınbabam ise 1960'lı yılların başında öğretmen oldu ve bu yüzden de öğretmen camiasını ben de bilirim. Eğer size kısa bir analiz yapmam gerekirse, babanızın son 30 yılda öğretmenlikten sonra müdür yardımcılığı, müdürlük ve müfettişlik yapması demek, zaten sizin muhafazakar bir aileden geldiğinizi göstermektedir. Bunun kötü bişey olduğunu ima etmiyorum, beni yanlış anlamayın lütfen, ama sizin çıkış noktanız tamamen din eksenli ve bahsettiğiniz olayların bir kısmı (kız ve erkek öğrencilerin aynı yatakta yatması) kanıtlanması gereken bir örnektir. Bu çok ağır bir ithamdır. Bu tür ithamları toplum birçok farklı konuda kullanmıştır. Aynı çevreler senelerce aleviler için de ağza gelmeyecek rivayetler üretmişlerdir.

Eğer bahsettiğiniz gibi, bu enstitülerin tek sorunu insanların beynini yıkayıp dinden çıkarması ise, aynı insanlar zaten o dinleri kendi istekleri ile de seçmiyorlar; aynı yöntem uygulandıktan sonra seçiyorlar.

Saygılar...


_____________________________


Uzaklaştırılmış
Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
21 Aralık 2009; 22:13:04 


quote:

Orijinalden alıntı: webbie
bahsettiğiniz örnekteki insan, cuma namazı yerine bara ya da pavyona gitmemiş; üretmek için, emek harcamak için tarlaya gitmiştir.




çalışmak en büyük ibadettir


2549 Mesaj
21 Aralık 2009; 23:59:30 

sayın @webbie ve @hashus1099 yorumlarınız için teşekkürler
verdiğim örnek 'dini' içerikli olabilir, buna inanmak veya inanmamak okuyanların ve forumda değişik konularda yazdıklarımın doğruluk payını da hesaba katarak okuyucuların vereceği bir tercihdir,

ben muhafazakar bir aileden gelen bir insan olabilirim veya olmayabilirim, bu önemli mi değil mi bilmiyorum
ancak bana sorarsan babam muhafazakar değil. babamın yaptığı görevler ile muhafazakarlığı arasında kurdugunuz bağ da yanlış
bunu da açayım biraz babam mesleğine başlarken müd. yrd. olarak başlamış zaten okulda 1 müd ve 6 öğr varmış müdür işleri yetiştiremediğinden hepsini m. yrd kadrosuyla çalıştırmış okulun norm kadrosu 6 md yrd imiş, sonraki yıllarda babam şb md oldu sebebi babamın çalışmalarından memnun kalan valinin ismini ank. bildirip daha üst görev verilmesini istemeleri sebep bu, vali babamın vali yrd. yapılmasını bile teklif etmiş ama ank kabul etmemiş ve vali belki haklıdır adam iyi çalışır diyerek şube müdürü olarak görevlendirmiş ve bir takım hükümetler gelip geçtikçe babam da farklı illere görevlendirildi ve bazen alt göreve atandı hep mahkemeyi kazandı geri döndü ve uzlaşma yoluna gidildi ve 8 yıllık eğitim çıkınca müfettiş ihtiyacı dolayısıyla müfettişlik teklif edildi babam da kabul etti o gün bugün müfettiş yani bu hükümetle alakası yok, bilip bilmeden yazmak doğru değil keşke özelden sorsaydın

benim çıkış noktama gelince size göre din eksenli olabilir başkasına göre olmayabilir aslında forumda dini konular yazmamaya çalışıyorum mecbur kalmazsam da yazmayacağım

bahsettiğim 1. örneğe gelecek olursak canlı kanıtlayamayacağımı söyledim örneğe katılıp katılmamakta serbestsiniz
yani iki öğrencinin aynı yatakta çekilmiş fotoğrafı yok elimde veya tuvalette çekilmiş cenin fotoğrafları da yok elimde

bu örnekleri bana köy enstitüsü mezunu olup fikirleri ve inancı değiştirilememiş ve yaşadıklarını anlatan öğretmenler anlatmıştır
(fikirleri değştirilememiş diyorum çünkü fikirleri değiştirilmeye çalışılmış ama değiştirilememiş)
ve bunu eğer sadece bir iki kişiden duysam yazmazdım ama farklı coğrafi bölgelerde farklı insanlardan da duyunca yazabileceğimi düşündüm (bu olayı hem marmara bölgesinde hem karadenizde hem iç anadoluda hem d. anadoluda yaşarken duydum)
bir olayı bir kişi iki kişi anlatırsa lan derim bu olay münferittir bir iki yerde olmuştur derim
ancak her yerde bu olaylara rastlanıp anlatan insanlarla ve canlı şahitlerinden duyarsanız bunun sistematik yapıldığı sonucuna varırsınız

tarla örneğine de gelelim tarlaya gidip çalışmak elbette kötü birşey değil
ben kötü bir şey demiyorum ancak her şeyin de bir zamanı var
sadece benim vurgulamak istediğim eskiden babası ile fikir çatışması olmayan insanların enstitüde eğitim alıp
(beyni yıkanıp diyenler olacaktır ben ısrarla fikirleri değiştirilmiş diyorum) köye geldiğinde babası ile çatışacak kadar fikirlerinin değiştirildiğini söylemek istiyorum yani kişiler istedikleri yere gidip gitmemekte elbette özgürdür isteyen camiye gider isteyen başka yere gider bu kişisel tercih meselesidir inanç meselesidir buna kimsenin karışacak hali de yok
ancak insanların beyni bir şekilde yıkanıyorsa bunun sonucunda aslında güzel olan bir proje amacından saptırılıyor bunu sorguluyorum sadece

projeye komple karşı değilim güzel bir projeymiş ama amacından uzaklaştırılmış

İnsanlardan dinden çıkmasın diye ya da kendi seçimlerini yapmasınlar diye kurumların kapatılmasını doğal karşılamak ne kadar doğaldır? soruna cevap verecek olursam kurumun kapatılmasının yanlış olduğunu ben de söylüyorum suçlu insanlar varsa bulunup cezalandırılsaydı
ama insanlar durup dururken de dinden çıkmaz
bir takım sebepler olmuş ve insanlar da değişmiş ve aileleri ile çatışmış ki toplumun siyasilere baskısıyla bu kurumu kapatmışlar
eğer halk kapatılmamasını isteseydi sokaklara dökülürdü veya tepki olarak alternatif partiye oy verirdi diğer parti de tekrar kurumu açardı

bugün bile çeşitli derneklerle birlikte hareket edip (ben dernek ismi vermek istemiyorum kimse özel mesajla isim falan istemesin benden)
kız öğrencilere -> açılın, saçılın, anneniz gibi teyzeniz gibi olmayın, ve erkek öğrencilere -> aslında eskiden peygamber de içki içerdi vs diyen öğretmenler de mevcut bunları sağda solda duyuyorum (bilmeyenler için açıklama: içkinin ayet ile yasaklanmasından önce içilmesinde engel yoktu)

şimdi böyle öğretmenler yetişiyor diye fakülteler mi kapatılmalı?
elbette kapatılmamalı ancak bir öğretmenin işi eğitim vermektir öğrencilerin açılıp saçılması ile işi olmamalı beynin yıkama yapmaması gerekir
benim görüşüm bu sadece

konuyu saptırmak istemiyorum dediğim gibi proje mantık olarak güzel ama uygulamada sorunlar çıkartılmış mesele bu işte


_____________________________

TT topluluğuna (T.T.-Avea-TTnet-Tivibu-...) kazıklanmamanız için başınıza gelebilecek durumları önceden her tür ortamda araştırıp öğrenmeniz lazım çünkü personelleri yalan yanlış bilgilendiriyor, anlaşmazlık durumunda o şekil bilgi verilmemiştir ama eğer verildiyse bunu görüntü ve ses kaydı ile ispatlayın diyorlar, görüntü ve ses kaydı almadıysanız geçmiş olsun. Ayrıca işlem yapan personeli geriye dönük olarak izinli olarak gösterebiliyorlar ve nasıl yapıyorlarsa cinsiyetini de değiştiriyorlar, o kişi o gün çalışmıyordu.. işlem yapan kişinin sicil bilgisi şudur budur.. bu kişi falan departmanda görevlidir.. sizin belirttiğiniz konularla ilgili zaten bilgisi yok.... gibi bir savunma mekanizması geliştirmişler.
Bilgisayar Mühendisi[2004-2014] * DonanimHaber Forum'da 11. Yıl - [2003-2014]* Dos'ta Dir-Cd dir ... komutlarıyla işlem yapmaya başlayalı 23. Yıl :))) [1991-2014]
* HP Pavilion dv5-1041et & AVerTV HybridVolar HX + 3G VINN + Nokia 5800xm + S.Galaxy S3 + 15 yıllık Turkcell Hazırkart kullanıcısı.


3640 Mesaj
22 Aralık 2009; 0:25:42 

Sevgili Mehmet Metin Gülcan,

Cevabınız için teşekkür ederim. Ancak anladığım kadarıyla, yukarıda tarihlerle birlikte verdiğin kanun numaralarına dair yorumu okumadığınızı görüyorum. Bu forumda genelde yaşanan sıkıntı, 3 satır yukarıda yazılan şeyin hiç yazılmamış gibi yorum yapılması ve bu da bizleri çok yoruyor. Ben yukarda dedim ki "bu enstitüleri kapatan insanlar toprak ağalarıdır ve bu ağalar yasanın oylamasına bile girmeyerek baştan reddetmişlerdir." Buna karşılık siz de diyorsunuz ki, "Şikayetler gelmiş ve baskı yapılmıştır." Acaba köylüler daha enstitüler açılmadan önce toprak ağalarının yanlarına gidip durumu önceden sezdiklerini ve bu kurumların kurulmadan yok edilmesi gerektiğini mi söylemişlerdir?
İkinci önemli konu ise, nesiller arasındaki çatışmadaki bakış açınızla ilgili. Bir baba var ve tüm hayatı köyde geçmiş. Okuma-yazma bilmiyor ve hayatında 300 yıl öncesine göre hiçbir değişim yok. Bu adamın yaşayış şeklini oğlunun kabul etmemesi neden yanlış? Siz bu adam gibi yaşamayı neden seçmiyorsunuz? Ya da, yaşamak demek sadece müslüman olarak mı yaşamak demektir?

Mesajımı bireyselleştirmek istemiyorum, ama cezalandırmadan bahsetmişsiniz. Neden cezalandırıyoruz insanları? Sizinle aynı inanca sahip olmadıkları ve bunu da söyledikleri için mi? İnsanların durup dururken dinden çıkmayacakları bir gerçektir. Bunun için sorgulamak gerekir, soru sormak gerekir. Her insan dinden çıkmaz ama her insan da dini inancına bağlı kalmaz; çünkü insanlar birbirinden farklıdır.

Ayrıca, ilk yorumunuzda verdiğiniz örnek ile yorumuma cevaben yazdığınız yorumdaki örnekler tamamen kanıtsız yorumlardır. Ben de size bişeyler söylerim, ben gördüm ya da duydum derim. Sonuçta herkes dedikodu yapabilme yeteneğine sahiptir, ama bilim-kültür bölümüne çok yakışan bir durum değildir. Öğrencisini taciz eden öğretmen, hastasını taciz eden doktor, kadınları taciz eden imam da vardır. Bunlar sapkınlıktır ve bu konuda aynı şeyi düşünmek için illa ki dini inanca gerek yoktur. Ama bir tane örnekten çıkıp, ki sizin verdiğiniz örnek gibi örnekler gerçekten olmuş olsa emin olun ki medya bunu ağzından düşürmezdi, bugüne kadar dedikodudan daha ileri giderdi.

Yorumlarınızı "sağda-solda" duyduklarınızın dışına taşırsanız daha kabul edilebilir yorumlarınız olur. Ama bundan önce size tavsiyem, yukarıda verdiğim tarihleri ve kanunları bir okuyun derim.

Saygılar...


_____________________________



2549 Mesaj
22 Aralık 2009; 1:23:21 

bilmemiz gereken bazı bilgiler de şunlardır.
Köy Enstitüleri mezunlarına imkân ve fırsat eşitliği tanınmıyordu. Mezunlar, 20 yıl köyde kalmak mecburiyetindeydiler.
Enstitülerin fikir babalarından İsmail Hakkı Tonguç’un oğlu Engin Tonguç’un açıklamalarından birisi şöyle:
“Köy Enstitüleri sistemi başlıbaşına, ne bir okuma-yazma kampanyası, ne bir öğretmen yetiştirme çabası, ne bir köy kalkınması sorunu idi.
Temel amacı bakımından, tarihsel koşulların hazırladığı bir olanaktan yararlanarak, iktidara katılıp, elde edilen yürütme gücü ile, emekçi sınıfları bilinçlendirmek ve devrimsel süreci hızlandırmak için girişilmiş bir devrim stratejisi ve taktiği idi.”
yani Köy Enstitüleri öyle köylüye okuma-yazma öğretmek, öğretmen yetiştirmek için kurulmamış diyor, Köy Enstitüleri, işçi sınıfını teşkilatlandırmak, bilinçlendirmek ve en kısa zamanda Marksist devrimi gerçekleştirmek için düzenlenen taktiklermiş.

Milli Eğitim Bakanlığı Başmüfettişlerinden Fethi İsfendiyaroğlu raporunda şunları yazıyordu: (bu resmi bir rapordur kişisel görüş değil)
1- Enstitülerde, 'Komünist Manifestosu' teksir edilerek dağıtılmıştır.
2- Rus eğitim sistemi övülmüş, enstitülerde de Rus eğitiminin uygulanması istenmiştir.
3- Düziçi Köy Enstitüsünde, bayrağımızdaki ay-yıldız yerine orak-çekiç resmi çizilmiştir.
4- Öğrenciler için düzenlenen konferanslarda söylenen bazı sözler:
“Bugün biz komunizmi kabul etmiyorsak, bu o rejimin kötülüğünden değil, bizim kafamızın geriliğindendir.”
“Aile kudsiyeti, bir saçmadan başka bir şey değildir. Tabiat, senin karın-benim karım diye bir ayırım yapmamıştır. Bu insan egoizminin ortaya çıkardığı bir şeydir. Bunları bizler ortadan kaldırmalıyız.”
“Arkadaşlar, köle olarak yaşayan köylüyü kurtarmak bize kalmıştır. Yegâne çare hükümeti devirerek yerine geçmek, komünizmi ilân etmektir.”

Ayrıca Köy Enstitüsü dergisinde açıkça zengin düşmanlığı yapılmakta sermaya sahipleri hain olarak gösterilmektedir.'

Enstitü mezunlarına imkân ve fırsat eşitliği tanınmıyordu. Oradan mezun olanlar 20 yıl köylerde kalmak mecburiyetindeydiler.
Maaşlarını Özel idareden alıyorlardı. Aylıkları sadece 25 liraydı. DP devrinde Tevfik İleri, Köy Enstitüsü mezunlarına da fırsat ve imkân eşitliği sağlamıştır.
- İsteyenler köylerde kaldılar. Daha ileri seviyede eğitim almak isteyenler, şehirlerde okudular ve maaşları 105 liraya çıkarıldı.
Şehirlere yerleşenler, eğitimde, şöhrette daha çok yükselenler, kendilerine bu imkânı sağlayan DP’ye ve Tevfik İleri’ye düşman kesildiler. Niçin? -Komünist oldukları için.

yukarıda Bir ülkeyi be kalkındırır? Namaz mı yoksa tarlaya gidip çalışmak mı?
şeklindeki soruna cevap vermeye calışırsam yanlış anlaşılmalara sebep olabilecek bir soru olduğu için yuvarlak cevaplayacayım. ikisi de tek başına kalkındırmayabilir. şimdi, tarlada çalışmak ülkeyi kalkındırır desem -> bir insanlar gider tarlada çalışır eker biçer çapalar vs ibadet yapmaz bir sel olur fırtına çıkar bilmem ne olur tarla mahvolur ülke kalkınmaz, namaz kılmak ülkeyi kalkındırır desem -> şimdi herkes işi gücü bıraksa gece gündüz secdeye kapansa kimse bir şey ekip biçmese üretmese herkes başını ibadetten kaldırmasa gene ülke kalkınmaz yani her şeyin zamanı var demiştim



< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi mehmetmetingülcan -- 22 Aralık 2009; 2:13:22 >


_____________________________

TT topluluğuna (T.T.-Avea-TTnet-Tivibu-...) kazıklanmamanız için başınıza gelebilecek durumları önceden her tür ortamda araştırıp öğrenmeniz lazım çünkü personelleri yalan yanlış bilgilendiriyor, anlaşmazlık durumunda o şekil bilgi verilmemiştir ama eğer verildiyse bunu görüntü ve ses kaydı ile ispatlayın diyorlar, görüntü ve ses kaydı almadıysanız geçmiş olsun. Ayrıca işlem yapan personeli geriye dönük olarak izinli olarak gösterebiliyorlar ve nasıl yapıyorlarsa cinsiyetini de değiştiriyorlar, o kişi o gün çalışmıyordu.. işlem yapan kişinin sicil bilgisi şudur budur.. bu kişi falan departmanda görevlidir.. sizin belirttiğiniz konularla ilgili zaten bilgisi yok.... gibi bir savunma mekanizması geliştirmişler.
Bilgisayar Mühendisi[2004-2014] * DonanimHaber Forum'da 11. Yıl - [2003-2014]* Dos'ta Dir-Cd dir ... komutlarıyla işlem yapmaya başlayalı 23. Yıl :))) [1991-2014]
* HP Pavilion dv5-1041et & AVerTV HybridVolar HX + 3G VINN + Nokia 5800xm + S.Galaxy S3 + 15 yıllık Turkcell Hazırkart kullanıcısı.


3640 Mesaj
22 Aralık 2009; 2:49:33 

Yukarıdaki cevabınızı okudum ve araştırdım. Anladığım kadarıyla, bahsettiğiniz yazı genelde dini ya da ülkücü forumlarda var. Bahsi geçen müfettiş ile ilgili tek bilgi ise, yukarıda yazılı olandır. Bunun dışında kimdir ya da nereden gelmiş ve nereye gitmiş gibi bir bilgi ortada yoktur. Buraya kopyaladığınız yazı ile ilgili olarak da, ne o başmüfettiş ne de herhangi bağımsız bir kaynak bulamadım. Sadece forumlarda bulunan ve tamamen "kopyala-yapıştır" şeklinde, kaynağı belli olmayan, yazanın kimliği hakkında bilgi bulunamayan bir yazıdır.
Üşenmeyip, yaklaşık 1 saat bu söylediğiniz iddianın peşini kovaladım, ama dediğim gibi sadece forumlardaki yazılar var. Ayrıca, yazının tamamına baktığımda ise, Adnan Menderes dönemine kadar tüm milli eğitim bakanlarını, üst düzey bürokratları "mason" olmakla itham eden, masonları da solcu olarak gösteren ilginç bir yazı. Kusura bakmayın ama, baştan sona saçmalıklarla dolu bir alıntı yapmışsınız. Tamam, aldığınız eğitime göre hem masonlar hem de solcular kötü olabilir, ama ikisini bir potada eritmeye kalkmak, ikisi hakkında da hiçbir bilgiye sahip olmamakla açıklanabilir.

Engin Tonguç ile ilgili "kopyala-yapıştır" alıntınıza gelirsek, mümkünse o alıntının tamamını okumanızı tavsiye ederim. Bakalım alıntıladığınız "Devrim" kelimesinin karşılığı neymiş...
quote:

Köy Enstitüleri'nin amacı



Dr. Engin Tonguç



Cumhuriyet kurulduğunda halkın yüzde sekseni köylerde yaşıyor ve ilkel bir tarımla yaşamını sürdürmeye çalışıyordu. Tarıma elverişli toprakların birçoğu işlenemiyor, kullanılanların da bir bölümü ağaların ellerinde bulunuyordu. Köylülerin yüzde seksenbeşi okuma yazma bile bilmiyordu. Kişi başına yıllık gelir ortalaması 150 dolardı. Yeni devletin temel sorunu halkın çoğunluğunu bu yoksulluk ve bilisizlikten kurtararak gerçek cumhuriyet vatandaşları yapmaktı. Cumhuriyetin temelleri ancak böyle sağlamlaşacaktı. Ama 1935'e gelindiğinde bile, bu bir türlü başarılamamıştı. Atatürkçü bir yazarımız, köyden kente göç ve gecekondulaşma konularında 6o'lı yıllarda şöyle yazıyordu: "...Kurtuluş Savaşı'nı onlar vermişlerdi. Sonra haklarını ve hayatlarını bir devrim yönetimine emanet edip, köylerine döndüler. Devrim gelecekti: Toprak düzeniyle, iş düzeniyle, eğitim düzeniyle, adalet düzeniyle. Beklediler beklediler. Gelmedi. Gelmeyince onlar geldiler..." (1).



Köy Enstitülerinin (Köy Enstitüleri) amacını ve anlamını incelerken bu tarihsel gerçeklerden hareket etmek gerekir. Ayrıca, bazı yanılgılardan da kaçınılmalıdır:



1. Köy Enstitüleri salt köy öğretmeni yetiştirmeye yönelik bir okulculuk hareketi değildir; geniş kapsamlı bir tasarıdır; eğitmen girişimini, köy ilkokullarını, köy bölge okullarını, köy enstitülerini, yüksek köy enstitüsünü, bunlara bağlı üretim birimlerini, kooperatifleri, dayanişma örgütlerini, köy okulları yapımını, ilköğretim seferberliğini, m.eğitimde yeni bir örgütlenmeyi kapsar. İncelemelerde bunlar bir bütün olarak ele alınmalıdır.



2. Bu nedenle de uygulanma süresini Köy Enstitüleri yasasının çıkarıldığı l940'dan değil, eğitmen girişiminin yapıldığı l936'dan başlatmak ve sistemin bozulmaya başlandığı l946/47'de sona erdirmek gerekir.



3. İncelemelerde tasarının ancak bir bölümünün uygulanabilmiş olduğu da göz önünde tutulmalı ve projenin tümü dikkate alınmalıdır.



4. Köy Enstitüleri olayını dar anlamda eğitim ve eğitbilim disiplinleri çerçevesinde değerlendirmeye çalışmakla doğru yorumlara varılamaz. İncelemeler tüm toplumbilimleri kullanılarak yapılmalıdır. Köy Enstitüleri öncesindeki başarısızlığın nedenlerinden biri "...Gerek ekonomistler, gerekse eğitimcilerin kendi alanlarının sorunları içinde birbirlerinden kopuk olarak bocalamakta olmaları...," idi (2).



Bu yanılgılara sapmadan konuyu irdelemeye çalışalım:



Köy Enstitüleri nin düşün temelinde yerli ve yabancı toplumcu eğitbilimcilerin (sosyal pedagogların) görüşleri ve tarihsel birikimleri vardır. "...Nerede önemli bir ilköğretim hareketi olmuşsa, bu mutlaka sosyal düşünen eğitkenlerden gelmiştir..." (3). Bunlar l8. Yüzyılda küçük kentsoylu Fransız Devrimi'nin eğitiminde yardımı ile bir sosyal devrimle tamamlanmasını düşleyen Pestalozzi'yle başlayarak, eğitimin toplumsal gelişim ve değişimleri hızlandırma amacına hizmet etmesi için uğraş vermişlerdir. Bu, insanlığı mutluluğa götürecek sosyal devlet ülküsüdür; kişilere ABECE öğretmenin çok ötesinde bir erektir.



Köy Enstitüleri ile nasıl bir toplum yetiştirilmek isteniyordu? Yeni devletin vatandaşları çağdaş bilgi ve becerilerle donatılmalı, üretken olmalı, olanak eşitliği içinde yetenek ve eğilimlerine göre mesleklerini seçebilmeli, kapalı köy ekonomisini mesleksel ayrımlaşmayla dışa açabilmeli, sömürüden kurtulabilmek için haklarını bilmeli, bu hakları savunabilmek için demokratik yollardan örgütlenebilmeli, böylece baskı gücü oluşturabilmeli, ülkenin yönetimine katılabilmelilerdi. Cumhuriyet ancak o zaman gerçekten kurulmuş olacaktı. İleriye, gelişmeye açık Atatürkçülüğün yönü, doğrultusu da bu değilmiydi? Köy Enstitüleri kurucularının şu sözleri bu yorumumuzu kanıtlamıyor mu: "...Kurtuluş savaşlarında kanlarını dökenlerin, inkılap hareketlerine emek verenlerin hakları ödenecekti. Yeteneklilere, çalışkanlara hakları verilecekti...İmparatorluk döneminde olduğu gibi ezen ve ezilen, sömüren ve sömürülen sınıflar bulunmayacaktı. Bu güçlere devletin bünyesinde yer verilecekti...Cumhuriyet bu demekti...Devrim, en uygun koşulları bularak yeni insan tipleri yaratmak zorundaydı..." (4).



Eğitimin toplumsal değişmeyi ve devrimci gelişmeyi hızlandırmak için bir araç olarak sınırlarına kadar zorlanarak kullanılması doğal olarak çıkarları zedelenecek toplum kesimlerinin tepkilerine yol açacaktı. Ama tutucu eğitimciler de rahatsız oldular. Onlara göre meslek disiplini sınırlarının dışına çıkılmıştı. Köy Enstitüleri ni yıkma yol ve yöntemlerini politikacılara gösterenler de onlar olacaklardı. Bundan hemen bir güncel sonuç çıkaralım: Bu tür eğitimcilerle Köy Enstitüleri nin gerçek anlmını çarpıtmadan geleceğe dönük yeni tasarılar üretilemez.



Toplumda köklü alt yapı değişikliklerinin bir üst yapı kurumu olan eğitimle gerçekleştirilemeyeceği Köy Enstitülerine yapılan eleştirilerden biridir. Bu yargı doğrudur. Ama o değişiklikleri isteyecek bilinçlenmiş vatandaşlar olmadıkça, bunlar baskı gücü oluşturmadıkça bunun başarılamayacağı da doğrudur. Köy Enstitüleri sisteminde yalnız eğitimle bu değişimin sağlanacağı hiçbir zaman savunulmamıştır. Tam tersine, eğitim atılımı ile birlikte diğer alanlarda da devrimci dönüşümlere girişilmesinin gereği vurgulanmıştır: "...Toprakla insan, vatandaşla iş, servetle vatandaş arasındaki münasebetler ahenkli bir şekilde kurulmayacak olursa, umumi hayatın akışına yol olan bütün kanallar tıkalı kalmaya mahkumdur...Memleketin hayatına şekil veren bu problemleri oldukları gibi kabul ederek köylüyü sadece okutmaya çalışmaktan ne kazanılabilir?.".(5)



Buna koşut olarak, tek başına Köy Enstitüleri hareketi ile köyde ekonomik kalkınmanın sağlanacağına kurucuların inandığı savıyla yapılan eleştiriler de haksızdır. Şu sözler bunun tam tersini göstermiyor mu: "...Köy meselesi bazılarının zannettikleri gibi mihaniki bir surette köy kalkınması değil, manalı ve şuurlu bir şekilde köyün içten canlandırılmasıdır. Köylü insanı öylesine canlandırılmalı ve şuurlandırılmalı ki, onu hiç bir kuvvet istismar edemesin. Köy meselesi, köyde eğitim problemleri de içinde olmak üzere bu demektir." (6).



Köy Enstitüleri nin, alt yapı değişiklikleri çabalarında önemli bir dayanak olarak kullanılmasının tasarlandığı, bulunan belgelerle kanıtlanmıştır (7,8): Toprak reformu yasası çalışmalarına destek olarak, Köy Enstitüleri ve köy bölge okullarında 200 bin tarımcı yetiştirilmesi, bu birimlere bağlı olarak geniş tarım alanları, çiftlikler, tarım araç gereç merkezleri, onarım işlikleri, üretim ve tüketim kooperatifleri kurulması tasarıları bunu göstermektedir.



Eğitim her zaman egemen güçleri temsil eden siyasal iktidarların isteği doğrultusunda şekillenir. Köy Enstitüleri nin otoriter bir tek parti yönetiminde kurulmuş olması, yanlış bazı yorumlara yol açmıştır. Yüzeysel bir bakışla, Köy Enstitüleri nin böyle bir iktidarın temsilcisi olması gerektiği yorumları yapılmıştır. Burada gözden kaçırılan, o yılların tek partisinin karmaşık siyasal yapısıdır.Parti, güçleri ve sayıları giderek azalan Cumhuriyetin öncüleri asker-sivil ilerici aydınlardan, Osmanlı kalıntısı bürokratlardan, esnaf ve tüccar temsilcilerinden, belde eşrafından , derebeyi artıklarından, sınıf gerçeğini yadsıyan sağcılardan oluşuyordu. Ama en önemlisi, Köy Enstitüleri atılımı süresince devletin başında Atatürk ve İnönü gibi iki tarihsel lider vardı. Tasarı onların tartışılamaz siyasal güçlerine ve yetkelerine dayanarak uygulanabilecekti. 2. Dünya Savaşı döneminin olağanüstü koşulları da elverişli bir ortam yaratacaktı. Koşulların ve parti içi grup dengelerinin değişmesi ile de Köy Enstitüleri nin sonu gelecekti. Tarihsel açıdan, kolaylıkla yinelenemeyecek çok olağandışı bir durum söz konusuydu ve Köy Enstitüleri nin gerçekleştirilmesinde bundan yararlanılmıştı. Köy Enstitüleri ni doğru yorumlayabilmek için bu noktanın anlaşılması çok önemlidir. Köy Enstitüleri den yararlanılarak ileriye dönük yapılacak tasarılarda, dayanılacak siyasal güç konusu düşünülmez ve çözümlenemezse, hiç bir yere varılamaz. Köy Enstitüleri de uygulanmış eğitim öğretim ilkeleri evrensel ilkelerdir. Bunlar her tür ve düzeydeki eğitim kurumlarında tek tek uygulanabilirler. Ama bu Köy Enstitüleri nin sistem olarak canlandırıldığı anlamına gelmez. Bu ancak uygun siyasal baskı gücünün bulunmasıyla gerçekleşebilir. l936-46 döneminde siyasal gücün kendi içindeki dengelerinin kaypaklığını gören kurucuların ileriye dönük dayanak arayışlarında demokratik kitle ve meslek örgütlerinin geliştirilmesi üzerinde durduklarını sanıyorum. l960'dan sonra Köy Enstitüleri den yetişenlerin öncülüğünde kurulan TÖS'ün etkin bir baskı gücü düzeyine çıkması, "Devrimci Eğitim Şurası" nı toplaması bunun kanıtı sayılabilir.



Sonuç olarak:



Köy Enstitüleri uygulamasında, eğitim bir araç olarak toplumsal değişimi ve devrimci gelişimi hızlandırmak, bunun ön koşullarını hazırlamak, bunu başaracak insan gücünü ve kişiliğini yaratmak için son sınırına kadar kullanılmıştır. Karmaşık yapıdaki bir tek parti iktidarının başındaki iki önderin tarihsel kişiliklerinden gelen yetkelere dayanarak yürütülmüş bir eğitim atılımı söz konusudur. 2. Dünya Savaşının olağanüstü koşulları nedeniyle karşı güçlerin etkin olamadıkları bir ortamdan, çok ender olarak ortaya çıkacak tarihsel koşulların bir araya gelmesinden yararlanılarak bir "DEVRİM İÇİN EĞİTİM" çabası yürütülmüştür. Konu, doğrudan doğruya Cumhuriyetin temel sorunu olan devrimlerin ileriye götürülmesi, vatandaşlık bilinci kazanacak halk kitlelerinin Kemalizmin özünde bulunan ve Anayasalarda öngörülen sosyal devleti gerçekleştirerek rejimi güvenceye almaları sorunudur. Böyle olduğu için bugüne kadar süregelmiştir ve ilerici güçlerle gericiler arasında başlıca tartışma konusu olmayı sürdürmektedir. Bu arada, eğitimin devrimsel süreçleri hızlandırıcı bir etken olarak kullanılıp kullanılamayacağı tartışması da sürecektir. 1950'den sonra din sömürücülerinin eğitimi kendi amaçlarına göre toplumsal değişimi etkilemek için başarı ile kullanmış olmaları da konunun önemini arttırmaktadır.



Dr. Engin TONGUÇ, İstanbul, 17. Nisan 2001





Kaynaklar:



1. Kansu, Ceyhun Atuf, Atatürkçü Olmak, Varlık y. İstanbul l966, s. l29

2. Türkoğlu, Pakize, Tonguç ve Enstitüleri, Yapi Kredi y. İstanbul l997, s. 8l

3. Tonguç, İsmail Hakkı, İlköğretim Kavramı, Remzi K.y. İstanbul l946, s. 83

4. Tonguç, İsmail Hakkı, Canlandırılacak Köy. 3.basım, Köy Enstitülerive Çağdaş Eğit. Vakfı y. Ankara l998, s.l9

5. Tonguç, İ.H. a.g.e. s. 5l

6. Tonguç, İ.H. a.g.e. s. 27

7. Tonguç, Engin, Devrim Açısından Köy Enstitüleri ve Tonguç, Ant y. İstanbul l970, s. 222-269 ve s. 280-289

8. Yetkin, Çetin, Toprak Reformu ve Köy Enstitüleri Müdafaa-i Hukuk, Köy Enstitüleri özel sayısı, bayı no. 20, Antalya 30.3.2000, s.34-38



Okumadıysanız, özellikle orada geçen "devrim" kelimesinin anlamını taşıyan yeri kalın harflerle yazdım. Sizin için tek devrim "Marksist" olabilir ama Atatürk'ün devrimleri de vardır. Sizin için tek görülecek kısım da sizden yana olan olabilir ama işte o yazının tamamı da budur.

quote:

yukarıda Bir ülkeyi be kalkındırır? Namaz mı yoksa tarlaya gidip çalışmak mı?
şeklindeki soruna cevap vermeye calışırsam yanlış anlaşılmalara sebep olabilecek bir soru olduğu için yuvarlak cevaplayacayım. ikisi de tek başına kalkındırmayabilir. şimdi, tarlada çalışmak ülkeyi kalkındırır desem -> bir insanlar gider tarlada çalışır eker biçer çapalar vs ibadet yapmaz bir sel olur fırtına çıkar bilmem ne olur tarla mahvolur ülke kalkınmaz


Bu cümlenizden sonra ise, üniversite eğitimi almış ve mühendis olmuş birinin namazla sele engel olunabileceğini düşünmekte olduğunu gördüm. Oysa ki müslüman Endonezya'nın başından deprem ve tsunami eksik olmazken, Avrupa'da böyle şeylere pek rastlanmıyor. Japonya'da ise hergün deprem oluyor ama dünyanın en kalkınmış ülkelerinden biri. Yoksa gizlice namaz kılıyorlar da bizim mi haberimiz yok?


_____________________________



2566 Mesaj
22 Aralık 2009; 2:51:07 

Can Dündar'ın meşhur belgeselini izlemiştim bu konuda hakkında. İyi bir hareket gibi görünse de bana biraz daha farklı etki yaratmıştı. Özellikle bir kare vardı o belgeselde. Yüzlerce mezun tek bir sıraya dizilmiş, üzerlerinde tıpa tıp aynı kıyafetler ve aynı bavulu taşıyorlardı. Tek tipçilik, farklılığın olmayışı ve bireyselliğin yokluğu korkutmuştu beni. Hani Pink Floyd'un Another Brick in the Wall klibindeki korku ile aynıydı. İşin açığı ben de Komünizm destekli bir yapı olduğunu düşünüyorum. Liberal biri olarak beni böyle tek tipçilikler korkutuyor.


_____________________________

Üç yıl yatılı olarak okumuş olduğun lisenin kapısının önünde sigara içen yetişkin bir adam olarak kendilerini sokağa fırlatan öğrencilere hayretle bakıyorsun. Bunlar çocuk yahu, diye düşünüyorsun içinden. Oysa lise dediğinde, kendini hep sabah soğuk suyla tıraş olurken anımsıyorsun. Erkekliğe adım attığın yıllar olduğu için kendini hep büyük düşünmüşsün. Oysa düşlerinin dehlizlerinde umutsuzca çıkış aradığın o bina bile ne kadar küçükmüş.

Uzaklaştırılmış
Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
22 Aralık 2009; 3:02:38 


quote:

Orijinalden alıntı: Bay Edepsiz

Can Dündar'ın meşhur belgeselini izlemiştim bu konuda hakkında. İyi bir hareket gibi görünse de bana biraz daha farklı etki yaratmıştı. Özellikle bir kare vardı o belgeselde. Yüzlerce mezun tek bir sıraya dizilmiş, üzerlerinde tıpa tıp aynı kıyafetler ve aynı bavulu taşıyorlardı. Tek tipçilik, farklılığın olmayışı ve bireyselliğin yokluğu korkutmuştu beni. Hani Pink Floyd'un Another Brick in the Wall klibindeki korku ile aynıydı. İşin açığı ben de Komünizm destekli bir yapı olduğunu düşünüyorum. Liberal biri olarak beni böyle tek tipçilikler korkutuyor.


askeri okullarda da tek tipçilik vardır. pijamasından temizlik çantasına, donuna kadar tek tiptir her şey. valiz de dahil. komünizm ile bir alakasının olduğunu düşünmüyorum, ben daha çok standart yakalamak olduğu düşüncesindeyim.


2566 Mesaj
22 Aralık 2009; 3:10:14 

Askerlik kısa sürelidir. Fiziksel açıdan bir eğitim varken ideolojik bir eğitim söz konusu değildir. Ancak Köy Enstitülerinde ise ideolojik bir eğitim söz konusudur. Aynı şeyin günümüzde örneği mevcut; Gülen cemaati. Gülen cemaatine mahsus bir şakird adlı eleman 5 tane talebeyi kendi gibi düşünen, davranan şakirdler haline getiriyor. Sonra bu 5 şakird, abisinin yaptığı gibi 5 tane şakird yetiştiriyor. Oluşan 25 ürün, 125 tane ürün yetiştiriyor sonra da 625... Bu ivme ile bir bakmışsın ülke Gülen cemaati elemanları kaynıyor. Buna cidden tahammülüm yok. Alerjim var hatta. Fabrika ürünü gibi milyonlarca insan. Aynı şey Köy Enstitülerinde amaçlandı. Sadece baz aldıkları idelojiler farklı. Hangi ideoloji olursa olsun bu yaptıkları pek bir yanlış. Senin de dediğin gibi belli bir standart yakalamak istiyorlar. Oysa insanların belli bir standartı, tarifi olmamalı.


_____________________________

Üç yıl yatılı olarak okumuş olduğun lisenin kapısının önünde sigara içen yetişkin bir adam olarak kendilerini sokağa fırlatan öğrencilere hayretle bakıyorsun. Bunlar çocuk yahu, diye düşünüyorsun içinden. Oysa lise dediğinde, kendini hep sabah soğuk suyla tıraş olurken anımsıyorsun. Erkekliğe adım attığın yıllar olduğu için kendini hep büyük düşünmüşsün. Oysa düşlerinin dehlizlerinde umutsuzca çıkış aradığın o bina bile ne kadar küçükmüş.

Uzaklaştırılmış
Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
22 Aralık 2009; 3:34:53 


quote:

Orijinalden alıntı: Bay Edepsiz

Askerlik kısa sürelidir. Fiziksel açıdan bir eğitim varken ideolojik bir eğitim söz konusu değildir. Ancak Köy Enstitülerinde ise ideolojik bir eğitim söz konusudur. Aynı şeyin günümüzde örneği mevcut; Gülen cemaati. Gülen cemaatine mahsus bir şakird adlı eleman 5 tane talebeyi kendi gibi düşünen, davranan şakirdler haline getiriyor. Sonra bu 5 şakird, abisinin yaptığı gibi 5 tane şakird yetiştiriyor. Oluşan 25 ürün, 125 tane ürün yetiştiriyor sonra da 625... Bu ivme ile bir bakmışsın ülke Gülen cemaati elemanları kaynıyor. Buna cidden tahammülüm yok. Alerjim var hatta. Fabrika ürünü gibi milyonlarca insan. Aynı şey Köy Enstitülerinde amaçlandı. Sadece baz aldıkları idelojiler farklı. Hangi ideoloji olursa olsun bu yaptıkları pek bir yanlış. Senin de dediğin gibi belli bir standart yakalamak istiyorlar. Oysa insanların belli bir standartı, tarifi olmamalı.


yanlış anlaşıldım galiba, 15 aylık askerlik eğitiminden bahsetmiyorum, askeri okullardan bahsediyorum.

askeri liseler, myo'lar, harp okulları...
bu okullarda da ideolojik eğitim veriliyor, Atatürkçülük.
ülkemizde bunu yapan nadir okullardan.

tek teipçilik komünizm ile bağdaştırılmamalıdır, standart sağlamak, disiplin sağlamanın en kolay yoludur.

20 kişi 200 metrede 3 atış yaparken, 1 kişi seri modda atarsa bunu çok rahat anlarsın. standart kurallar, kural ihlalini çok daha çabuk görmemizi sağlar.


2549 Mesaj
22 Aralık 2009; 12:02:36 

@webbie verdiğiniz detaylı cevap için teşekkürler elbette yazdıklarınızı okudum
ancak belirttiğim örneğe googleda başka bir konu aratırken
http://bg-bg.facebook.c...php?note_id=74667748211
sitesinde rastlamıştım
bana pek forum gibi gelmedi ve tamamını yayınlamamıştım.
sebebi de yazarın yazdığı bilgilerin doğruluk payına olan inancımdır.
(yazarın fikirlerine çoğu kez katılıyorum bazen katılmadığım fikirleri de mevcuttur)
elbette bir insanın yazdığı her şey doğru olacak diye bir kaide yok yanlış anlamlar çıkartılmaması
amacıyla yazarın yazısının tamamını yorumsuz alıntı ile yayınlıyorum (yorumlarımı yukarıda belirtmiştim)

quote:


DÜŞÜNDÜKÇE
Yavuz Bülent BÂKİLER
yavuzbulent.bakiler@tg.com.tr
26 Nisan 2009 Pazar

Özdemir İnce’nin Köy Enstitüleri

Özdemir İnce, Hürriyet gazetesinin Marksist yazarlarından biri. Marksizme dayalı düşüncelerini eğmeden, bükmeden, saklamadan, korkmadan.. açıklayan bir kalem. Marksizm, bütün dünyada iflas etmesine, Sovyet Rusya gümbür gümbür yıkılıp gitmesine rağmen, Özdemir İnce, dâvâsına aşkla bağlı bir adam.
Köy Enstitülerinin kuruluşlarının 69. yıldönümleri dolayısiyle, 17 Nisan 2009 tarihli yazısında şu iddialarda, suçlamalarda bulunuyor. Diyor ki: “Köy Enstitüleri düşmanca kapatıldılar”
“Ağızdan dolma bilgilerle Köy Enstitüsünü karalayanlar, (Enstitülerin) komünizm yuvaları olduklarını, bir de öğrencilerin ve enstitü yöneticilerinin Mao gibi üniforma giydiklerini ve din düşmanı olarak yetiştirildiklerini sözlerine ekleyeceklerdir.”
“17 Nisan 1940 yılında kurulan Köy Enstitülerinin amacı, köylerde çalışacak öğretmen önderler yetiştirmekti.” “1954 yılında ise, Demokrat Parti, bu güzelim okulları kapattı.”
Özdemir İnce’nin iddiaları özetle böyle. Peki doğru mu bu iddialar? Hayır! Hiçbiri doğru değil. Yalan! Yalan! Yalan!
Evvela hiçbir Köy Enstitüsünün kapısına kilit vurulmadı. Köy Enstitülerinin sadece isimleri ve eğitim-öğretim usülleri değiştirildi. Yani Köy Enstitülerinde Marksist bir eğitim zihniyetine son verildi.
1940 yılında, tahsil çağında bulunan çocuklarımızın %61’i şehirlerde, %19’u, köylerde bulunuyordu. Köylü çocuklarının da eğitim görmeleri için onyedi yerde Köy Enstitüleri kuruldu. Hesaplara göre her yıl bu onyedi enstitüden üçbin öğretmen mezun olacaktı. 15-20 yıl sonra yaklaşık 50 bin öğretmenimiz, 40 bin köyümüzün hem öğretmeni, hem de sağlık memuru, nalbantı, marangozu, tesfiyecisi, çiftçisi, işçisi, öncüsü olacaklardı.
Cumhurbaşkanı İsmet İnönü: “Hayatımın sonuna kadar takib edeceğim tek kuruluş bu Köy Enstitüleridir“ demişti. Bu söz, enstitülerin kapılarına, duvarlarına kocaman harflerle yazılmıştı.
Ancak İnönü, sözünün arkasında durmadı. Çünkü gördü ki Marksist kişiler, Köy Enstitülerini, komünizmin fideliği haline getirmek için çok ciddi bir gayret içindedirler. Bu münasebetle, meşhur komünistlerimizden: Sabahattin Ali, Behice Boran, Pertev Boratav, Sabahattin Eyüboğlu, Meliha ve Niyazi Berkes gibi kimseler, Hasanoğlan Köy Enstitüsüne giderek Köy çocuklarına komünizmi sevdirmeye çalışmaktadırlar. Enstitü öğrencilerine Yurt ve Dünya, Adımlar, Ant, Pınar, Gün, Ses... gibi Komünizmi öven dergiler dağıtmaktadırlar.
Sonra, plânlarıyla ortaya konuldu ki, Ankara’nın burnu dibindeki Hasanoğlan Köy Enstitüsü binası bile, kocaman bir orak şeklinde yapılmıştır. O devâsâ orağın sap kısmı kırmızı kiremitlerle örtülmüş, demir kısmı ise sacla kaplanmıştır. Yani, Hasanoğlan Köy Enstitüsüne havadan bakıldığında, kör gözlere bile kocaman bir Moskof orağı batmaktadır.
İsmet İnönü, oynanan sinsi oyunu görünce, Enstitülerin bayraktarlığını yapan Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’i vazifesinden alarak yerine Reşat Şemsettin Sirer’i oturtmuştu.
Özdemir İnce’nin kaba-saba yalanlarını yarın da ele alacağım.




DÜŞÜNDÜKÇE
Yavuz Bülent BÂKİLER
yavuzbulent.bakiler@tg.com.tr
27 Nisan 2009 Pazartesi

Köy Enstitüleri çağ dışında kalan kuruluşlardı

Köy Enstitüleri üzerine bildiklerimi yazsam, bu sütun ebadında 40 sütun bile kâfi gelmez.
Köy Enstitüleri gerici bir zihniyetle kurulmuşlardı. Mezunlarına imkân ve fırsat eşitliği tanınmıyordu. Mezunlar, 20 yıl köyde kalmak mecburiyetindeydiler. Enstitüler, önce CHP tarafından frenlenmeseydi, sonra DP tarafından islah edilmeseydi, milletimiz, devletimiz için büyük felâketlere yol açabilirlerdi.
Özdemir İnce’ye göre: “Birtakım kimseler, ağızdan dolma bilgilerle Köy Enstitülerini karalamakta onların komünizm yuvaları olduğunu söylemektedirler“ Breh! Breh! Breh!
Bu konuda, enstitülerin fikir babalarından İsmail Hakkı Tonguç’un oğlu Engin Tonguç’un açıklaması şöyle: “Köy Enstitüleri sistemi başlıbaşına, ne bir okuma-yazma kampanyası, ne bir öğretmen yetiştirme çabası, ne bir köy kalkınması sorunu idi. Temel amacı bakımından, tarihsel koşulların hazırladığı bir olanaktan yararlanarak, iktidara katılıp, elde edilen yürütme gücü ile, emekçi sınıfları bilinçlendirmek ve devrimsel süreci hızlandırmak için girişilmiş bir devrim stratejisi ve taktiği idi.”
Neymiş efendim? Demek ki Köy Enstitüleri öyle köylüye okuma-yazma öğretmek, öğretmen yetiştirmek için kurulmamış. Köy Enstitüleri, işçi sınıfını teşkilatlandırmak, bilinçlendirmek ve en kısa zamanda Marksist devrimi gerçekleştirmek için düzenlenen taktiklermiş.
Yine Özdemir İnce’ye göre: “Bir takım kimseler Köy Enstitülerine kara çalıyorlarmış. Enstitülerde din düşmanlığı yapıldığını iddia ediyorlarmış“
Adam, herkesi kör, alemi sersem sanarak desteksiz atıp duruyor. Milli Eğitim Bakanlığı Başmüfettişlerinden Fethi İsfendiyaroğlu kılı kırk yararak tuttuğu raporda diyor ki:
1- Enstitülerde, Komünist Manifestosu teksir edilerek dağıtılmıştır.
2- Rus eğitim sistemi övülmüş, enstitülerde de Rus eğitiminin uygulanması istenmiştir.
3- Düziçi Köy Enstitüsünde, bayrağımızdaki ay-yıldız yerine orak-çekiç resmi çizilmiştir.
4- Öğrenciler için düzenlenen konferanslarda denilmiştir ki:
“Bugün biz komunizmi kabul etmiyorsak, bu o rejimin kötülüğünden değil, bizim kafamızın geriliğindendir.”
“Aile kudsiyeti, bir saçmadan başka bir şey değildir. Tabiat, senin karın-benim karım diye bir ayırım yapmamıştır. Bu insan egoizminin ortaya çıkardığı bir şeydir. Bunları bizler ortadan kaldırmalıyız.”
“Arkadaşlar, köle olarak yaşayan köylüyü kurtarmak bize kalmıştır. Yegâne çare hükümeti devirerek yerine geçmek, komünizmi ilân etmektir.”
“Köy Enstitüsü dergisinde açıkça zengin düşmanlığı yapılmakta sermaya sahipleri hain olarak gösterilmektedir.”
Köy Enstitüleri, gerici bir zihniyetle kurulmuşlardı. Enstitü mezunlarına imkân ve fırsat eşitliği tanınmıyordu. Oradan mezun olanlar 20 yıl köylerde kalmak mecburiyetindeydiler. Maaşlarını Özel idareden alıyorlardı. Aylıkları sadece 25 liraydı. DP devrinde Tevfik İleri, Köy Enstitüsü mezunlarına da fırsat ve imkân eşitliği sağladı. İsteyenler köylerde kaldılar. Daha ileri seviyede eğitim almak isteyenler, şehirlerde okudular. Maaşları 105 liraya çıkarıldı. Şehirlere yerleşenler, eğitimde, şöhrette daha çok yükselenler, kendilerine bu imkânı sağlayan DP’ye ve Tevfik İleri’ye düşman kesildiler. Niçin? diyeceksiniz. Komünist oldukları için.


şimdi bu yazıya katılıp katılmamayı okuyanlara bırakıyorum
katılanlar da çıkacaktır katılmayanlar da çıkacaktır
insanrlar bu yazılanlara katılıyor veya katılmıyor diye kimse kimseyi eleştiremez
herkes fikirlerini ortaya döker
insanlar neye inanmak istiyorlarsa ona inanır

sele engel olunabileceğini düşündüğüm gibi bir mana çıkarmanıza açıkçası şaşırdım Endonezya'nın başından deprem ve tsunami eksik olmayabilir, Avrupa'da böyle şeylere pek rastlanmıyor olabilir
bunlar tamamen coğrafi yapı ve yeryüzü şekillerinin oluştuğu zamanlar ile alakalıdır.
doğu avrupa ve İskandinav ülkelerinde depreme rastlanmaması yeryüzü şekillerinin oluşumlarını diğer bölgelere göre geç veya erken zamanda tamamlamış olmasından kaynaklanır.
Japonya'da hergün deprem olabilir dünyanın en kalkınmış ülkelerinden biri de olabilir
çünkü depremlerin etkisini azaltacak sistemler geliştirmişlerdir
(depremler sallanadrak meydana geldiği için binaların tabanına kuvvetli çekimi olan mıknatıs sistemi yerleştiriyorlar )
ancak imparatorlarına güneşin oğlu olduğu şeklinde (bizce çok saçma) inanışları vardır.
yani inançlarına bağlı insanlardır



< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi mehmetmetingülcan -- 22 Aralık 2009; 16:47:00 >


_____________________________

TT topluluğuna (T.T.-Avea-TTnet-Tivibu-...) kazıklanmamanız için başınıza gelebilecek durumları önceden her tür ortamda araştırıp öğrenmeniz lazım çünkü personelleri yalan yanlış bilgilendiriyor, anlaşmazlık durumunda o şekil bilgi verilmemiştir ama eğer verildiyse bunu görüntü ve ses kaydı ile ispatlayın diyorlar, görüntü ve ses kaydı almadıysanız geçmiş olsun. Ayrıca işlem yapan personeli geriye dönük olarak izinli olarak gösterebiliyorlar ve nasıl yapıyorlarsa cinsiyetini de değiştiriyorlar, o kişi o gün çalışmıyordu.. işlem yapan kişinin sicil bilgisi şudur budur.. bu kişi falan departmanda görevlidir.. sizin belirttiğiniz konularla ilgili zaten bilgisi yok.... gibi bir savunma mekanizması geliştirmişler.
Bilgisayar Mühendisi[2004-2014] * DonanimHaber Forum'da 11. Yıl - [2003-2014]* Dos'ta Dir-Cd dir ... komutlarıyla işlem yapmaya başlayalı 23. Yıl :))) [1991-2014]
* HP Pavilion dv5-1041et & AVerTV HybridVolar HX + 3G VINN + Nokia 5800xm + S.Galaxy S3 + 15 yıllık Turkcell Hazırkart kullanıcısı.


2643 Mesaj
22 Aralık 2009; 19:15:32 

Beyler, konu siyasete giriyor. Lütfen dikkatli olalım. İkinci bir ihtarım olmayacak.


_____________________________


Donanım Haber Forum, Kültür ve Bilim Bölümü Kullanım Kılavuzu - 22 Nisan 2012

Smilodon Fatalis: | ASUS P67 Sabertooth | Intel Core i7 2600K@3,8 GHz: 1,21v (-0,005 Offset Voltage) | 2x 2 GB G.Skill Ripjaws X 1866 Mhz: 9-9-9-24-2N - 1.5v | Noctua NH-D14 | HIS AMD Radeon HD6970@ 840-5300 | Creative X-Fi Xtremegamer Fatal1ty Pro | Cooler Master HAF 932 | OCZ Vertex 4 128 GB | High Power Absolute 750 Watt | Akasa Auto Control 12 cm. @45 CFM | Cooler Master Tri-Blade 12 cm. @ 32 CFM | Samsung P2250 | Sennheiser Audiophile Series HD555 @ HD595 |


1196 Mesaj
22 Aralık 2009; 20:44:23 


quote:

Orijinalden alıntı: webbie

Sevgili Kurtbaşlı Sancak,
Ben komünist değilim, ama komünizmi de okuyarak öğrenmiş biriyim. Das Kapital ya da Ütopik Sosyalizm gibi kaynaklardan, bana göre birinci ellerinden öğrendim bahsettiğiniz sistemi. Belki yorumlarımın altında Atatürk'ün resmini görmediniz ve o yüzden de böyle bir yorum yaptınız. Bu açıklama benim kendimi size ifade etmem için kullandığım açıklamadır.
Türk toplumlarının İslam öncesi yaşam şekli hakkında bilgiye sahipseniz, zaten bu toplumların da komünal yaşam şekline sahip olduklarını, yani sizin ve benim gurur duyduğumuz atalarımızın da aslında sizin kötülediğiniz sistemle yaşadıklarını, ancak müslüman oldurulduktan sonra kapitalizm ile tanıştıklarını da biliyorsunuzdur.
Köy Enstitüleri'nin kapanma sürecine gelince, Adnan Menderes ve Emin Sazak önderliğinde belirli propagandalar kullanılarak halk arasında "komünist yuvasıdır" ve "komünist olan allahsızdır" telkinleriyle kapatılmıştır. Adnan Menderes ve Emin Sazak birer köy ağasıdır. Hatta Eskişehir'de hala Sazak Köyü vardır ve bu köy o dönemde Emin Sazak'a hem toprakları hem de tebasıyla birlikte aitti.
Peki sizce neden bu insanlar köy enstitülerine bu kadar karşı olabilirler? Köylünün okuması, öğrenmesi, birey olması neden ve kimler için tehlike oluşturmuştur?
Güneydoğuda yıllardır çözülemeyen, çözülmek istenmeyen sorunların da kaynağını aynı neden oluşturur. İnsanların büyük bir kesimi marabadır, maldır. Köyle birlikte alınıp satılır. Köyün ağasını ya da tarikatin şeyhini memnun eden parti, en azından o yöreden 20.000 oyu garantiler. Çünkü birey olamamıştır oradaki insanlar. Aile meclisi oturur karar verir. Biri ölecektir. Ne ölenin ne de öldürenin yaşamı önemlidir, çünkü onlar değerli değildir. Ne kendi yaşamları ne de karşılarındakilerin yaşamları onlar için değerli değildir.
Eğitim çok tehlikelidir. Eğitim maliyet yükseltir. Eğitim sermayeyi azaltır. Eğitim, insanın olaylara bedeniyle değil beyni ile tepki vermesini sağlar. Eğitim, insanları düşünmeye ve sorgulamaya sevk eder. Eğitimli insan ne ağası için ne de şeyhi için kul olur; inancı varsa Allah'ı için kul olur.





Kalınla belirttiğim yerler işte bugun Turkiye de terörü doğuran en büyük sebeplerden biri malesef. Yazık ki bu olguyu bizden önce kavrayanlar pkk yı istediği gibi kullanıyor.


_____________________________

Herkesin üç kişiliği vardır; Ortaya çıkardığı, sahip olduğu, sahip olduğunu sandığı.
A. Karr

Vizyon500k


2342 Mesaj