Donanım Haber Forum
Ana Sayfa | Kayıt ol | Profilim | Gelen Kutusu | DH Hız Aşırtma VT | Adres Defteri | Email'le üyeliklerim | Benim forumlarım | Fotoğraf Albümleri
Favorileriniz | Üyeler | Arama | SSS | Şikayet listesi | Uyarı listesi | Nick işlemleri
## D-SLR > Terimler & Teknik bilgi ##

İlgili konuları bak: (bu forumda | tüm forumlarda)

Bu isimle girdiniz: Guest
Bu konudaki kullanıcılar: hiç
  Basılabilir versiyon
Tüm forumlar >> [Donanım / Hardware] >> Dijital Fotoğraf Makineleri ve Video Kameralar >> Dijital Fotoğraf/Baskı >> ## D-SLR > Terimler & Teknik bilgi ## Sayfa: [1]
Giriş
Mesaj << Daha eski konu   Daha yeni konu >>
S.T.A.L.K.E.R

Mesaj: 3712


 25 Temmuz 2008; 23:12:03 
Bu mesajla ilgili şikayetinizi bu icon a tıklayarak yapabilirsiniz.



D-SLR Terimler Teknik Bilgi Ve Öneriler Topiği


İndirilebilir kaynak

Dosya adı -----------------Dosya türü ---- Link
Profosyonel Fotoğrafçılık ........ PDF ............ http://www.speedyshare.com/543920368.html
İçerik
Çekim teknikleri ve bir çok öneri 53 sayfa gayet güzel ve anlaşılır anlatım
konuya eklemek isterdim ama çok sayfa tutuyor
Linkteyi kaynak forumdaki kaynaktan farklıdır

Ekstralar

Eğitim videoları kısa anlatımlar

Diyafram,Perdehızı ve iso etkisi gösteren bir site

Diyafram ve perde ayarlarının etkisi gösteren ikinci bir site

Pozlama süresi ve diyafram ayarına göre sonuçlar

D-SLR Nedir ?

Digital single-lens reflex
"Sayısal Tek Mercek Yansımalı" anlamına gelir.(Digital Single Lens Reflex) SLR şeklinde bilinen değişebilen objektifli filmli fotoğraf makinalarının aksine ışık algılayıcısı olarak film değil CCD ya da CMOS görüntü algılayıcı kullanır.Buradan alınan ışık bilgisi kameranın içinde değişik sayısal işlemlere, dengeleme ayarlarına ve dosya sıkıştırmasına uğradıktan sonra basıma yahut depolamaya hazır hale gelir.

CCD ve CMOS

CCD veya CMOS, bildiğimiz elektronik devreler gibidir sürekli kullanılan elektronik film görevi görürler. Bu cihazların üzerinde, en az cihazın çözünürlüğü kadar sensör/devre vardır ve bu devreler, o noktaya düşen ışığı piksel cinsinden dijital ortama yansıtırlar.
Örnek 5MP bir dijital fotoğraf makinesi üzerinde, 2560 x 1920 yani yaklaşık 5 milyon adet mini sensör bulunur.

Megapixel

Dijital fotoğrafçılıkta en sık duyacağımız terimlerden birisidir. Çekilen bir fotoğrafın, toplamda ne kadar milyon pikselden oluştuğunu belirtir. Bu, yatay ve dikey piksellerin yani çözünürlüğün çarpımı ile elde edilen bir sayıdır ve yaklaşık değere yuvarlanır.
Günümüzde mega piksel (MP) tabanı 2 ve üzeridir. Yani bugün bir dijital kamera almak isterseniz, 2MP altında bir cihaz bulma şansınız pek yok. 2 MP ise, 1600x1200 çözünürlüğü demektir.
Şu sıralar en yaygın çözünürlük, 5 MP ve 6 MP dir. 5MP fotoğraflar genelde consumer serisi cihazlardadır ve 2560x1920 çözünürlüğündedir. 6MP ise, daha çok profesyonel SLR cihazların taban çözünürlüğüdür ve 3072x2048 çözünürlüğü sağlar. Dikkat edilirse, profesyonel cihazlarda yatay ve dikey çözünürlüklerin oranı, diğerlerine göre biraz daha farklıdır.

Ölü Piksel

Makinedeki CCD/CMOS sensörlerinden birisinin arızalı olması durumudur. Bu durumda ilgili piksele karşılık gelen alanda hiçbirşey olmaz. Ölü pikseller bazen beyaz bir nokta, bazen renkli bir nokta şeklinde belirir ve her fotoğrafta bulunur.
Bu bir hatadır. Tıpkı LCD ekranlarda olduğu gibi, ölü piksellerin fazlalığı çok rahatsız edicidir. Fazla sayıda ise, cihaz değiştirilmelidir. Hatta yüksek kaliteli profesyonel cihazlarda, tek bir ölü piksele bile tahammül olmaz ve garanti kapsamındadır.
Ölü piksellerin giderilmesi, photoshop gibi yazılımlarla çok kolay yapılabilir ama çok fazla ölü piksel olursa, bu iş çok yorucu bir hale gelebilir.

Film Rasyosu

Bir dijital filmin çözünürlüğünde, yatay alanın, dikey alana oranına image ratio veya rasyo denir. Profesyonel seri cihazlar, genelde 35mm klasik filmle eşdeğer olarak, 3/2 rasyosunu kullanırlar. Yani yataydaki her üç piksele karşılık, dikeyde iki piksel oranını korurlar. Örneğin 6MP bir dSLR makine, 3072x2048 çözünürlüğünde foto çeker.
Buna karşılık consumer ve prosumer serisi cihazlar, ideal ekran rasyosu olan 4/3ü kullanır. Bunlarda, yatayda her 4 piksele karşılık, dikeyde 3 piksel ile orantı kurulur.
Burada bir önemli noktaya gelmiş oluyoruz. Profesyonel cihazlar genelde kağıt üzerine baskı alanında çalıştıklarından, kağıt baskı temellerini baz alırlar. Oysa giriş ve orta seviye cihazlarda hedef doğrudan kağıt değil, ekrandır ve ekran çözünürlüklerindeki yaygın olan 4/3 rasyosunu baz alırlar.
Tabi bu durum, giriş seviyesi cihazlarla çekilen fotoların kağıda bastırılamayacağı anlamına gelmez. Onlar da fotoğraf kağıdına basılır ve hiçbir sorun yaşanmaz. Sadece kağıt ebatlarına göre sağdan soldan/yukarıdan aşağıdan ufak kırpmalar yapılabilir ki, bazen aynı kırpmalar, profesyonel cihazlar için de yapılmaktadır.

Noise

Noise, bir fotoğraftaki istenmeyen noktacıklardır. Film dünyasında buna grain adı verilirken, dijital dünyada noise (gürültü) denmektedir. Sensörlerin kendisine düşen ışığı doğru analiz edememesi ile ilgili bir durumdur ve noise seviyesi yükseldikçe, görüntü kalitesi düşer.
Günümüzde iyi makineler, çok az noise üretmeleriyle ünlüdür. Buna karşılık daha düşük kalite makineler, daha fazla gürültü üretirler ve görüntü kalitesini bozarlar. Bu noktacıklar, özellikle açık renk alanlarda iyice çekilmezleşebilir.
Noise seviyesi, muhtelif parametrelerle ilgilidir. Ortak noise problemleri, yüksek ISO değerlerinde ve az ışıklı ortamlarda kendisini gösterir. Buna karşılık ortak olmayan noise problemleri de vardır ve makineden makineye farklılık gösterebilir.
Bazı makinelerin dijital algoritmaları, noise seviyesini düşürecek şekilde gelişmişken, bazıları değildir. Benzer şekilde bazı yüksek MP değerine sahip makinelerde CCD/CMOS taki devreler kalitesizdir ve fazla noise üretir.
Bu durum, devrelerin birbirine yakınlığı ile de ilgilidir. Nasıl işlemcilere daha fazla transistör sığdırdıkça, daha fazla ısı sorunu ortaya çıkıyorsa, CMOS ve CCD lere de daha fazla piksel koymak, daha çok noise üretmesini sağlamaktadır zira noise, pikseller arası elektronik bir sorundur.
Bu sebeple, kaliteli profesyonel cihazlar yüksek MP değerlerine sahip olmalarına rağmen, ışık devrecikleri arasındaki mesafe daha fazladır ve sensörler birbirini daha az etkiler. Buna karşılık daha ucuz makinelerde sensörler daha sıkışık bir alana toplanır ve noise artar zira sensörler birbirine parazit yapar.
Pahalı makineler büyük sensörler kullanabilir. Büyük sensörler daha pahalı, daha maliyetlidir ve makinenin ebatları da buna müsaittir. Oysa müşteri seviyesi cihazlar daha ufak sensör kullanır ve maliyetten kurtarmaya çalışır. Kaldı ki, giriş seviyesi cihazlar genelde ufaktır ve bir de yer sorunları vardır.

ISO

Eskilerin ASA dediği ISO, filmin ışığa duyarlılığını belirler. ISO değerleri, genel olarak 50, 100, 200, 400, 800, 1600 şeklinde gider. Ama bazen ara değerler de kullanılabilir (80 gibi). Kimyasal fotoğrafçılıkta, fotoğraf üzerindeki kimyasalların daha duyarlı olması, dijital fotoğrafçılıkta da, elektronik ışık sensörlerinin daha duyarlı olması ile sağlanır. 200 ISO ile çekilen fotoğraf, tüm diğer parametreler aynı olması durumunda (ışık koşulları, diyafram, enstantene), 100 ISO ile çekilene göre iki kat fazla ışık alır.
Yani ISO değerleri de, aynı pozlama süresi ve diyafram gibi (f-stop), ışığı artırmak veya azaltmak için kullanılır. Kimyasal fotoğrafçılıkta ISO değeri, fotoğrafçı tarafından kafasına göre değiştirilemez. Makineye takılan film makarası ne ise, onu ayarlayıp kullanmalıdır ama dijital fotoğrafçılıkta iş biraz farklıdır. Kullanıcı, sensör duyarlılığını dilediği gibi değiştirebilir.
Yüksek ISO değeri olan filmlere “hızlı film” denir zira bu filmler, daha fazla ışık aldıkları için, daha kısa pozlama süresi kullanma olanağı sağlarlar. Örneğin, diyaframın aynı olduğu bir durumu düşünürsek, 100 ISO bir film/CCD duyarlılığı ile, bir pozu ideal olarak 1/15 sn pozluyorsak, 200 ISO bir filmde aynı ışık miktarını 1/30 ile elde ederiz.
İlk başta aklımıza “o zaman hep yüksek ISO kullanıp, ışıktan ve zamandan kazanalım” gibi bir fikir gelebilir. Ama kazın ayağı öyle değildir. Zira filmin/CCD’nin ışığa duyarlılığı yükseldikçe yani ISO arttıkça, fotoğrafta “grain” (gren) adı verilen kumlanma oluşur. Dijital fotoğraflarda bunun adı ise “noise” yani çok küçük noktacıklar şeklindedir.
Bu durumda yüksek ISO bize hız sağlarken, düşük ISO da netlik sağlayacaktır. Ama bazen netlik yerine, hız ve ışıktan kazanma önem kazanır. Mesela gece bir hatıra fotoğrafı çekmek istiyoruz ama tripod yanımızda değil. Bu durumda uzun pozlama yapamayız, yaparsak net görüntü elde edemeyiz. Ama ISO’yu birkaç stop artırarak, pozlama süresini birkaç stop düşürebiliriz. Böylece kısa süre içinde titretmeden fotoğraf çekebiliriz. Ama küçük kumlanmalara (veya noise) razı olmak kaydıyla.


Sayfa 1


< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi S.T.A.L.K.E.R -- 3 Eylül 2008; 0:32:11 >


_____________________________


PENTAX K10D & Pentax SMC-DA 18-55 mm f/3.5-5.6 AL
## D-SLR > Terimler & Teknik bilgi ##
S.T.A.L.K.E.R

Mesaj: 3712


 25 Temmuz 2008; 23:14:19 
Bu mesajla ilgili şikayetinizi bu icon a tıklayarak yapabilirsiniz.

Sharpening (Keskinlik)

Bir görüntünün keskinliği tanımlamak/değiştirmek için kullanılır. Hemen tüm dijital fotoğraf makineleri, kullanıcıya bu konuda parametreler sunar ve bu parametrelerde yapacağınız değişikliklere göre, medyaya kaydedeceğiniz JPEG dosyası, daha da keskinleştirilir veya keskinleştirilmez.

Keskin görüntülerde objeler, birbirinden daha kolay ayrılır, sınırlar daha belirgindir. Fotoğrafı keskinleştirme işi, Photoshop gibi görüntü editörü yazılımlar tarafından da yapılabilir. Bu arada yeri gelmişken şunu belirtelim, Photoshopta keskinleştirme işi, en efektif olarak unsharpen mask ile yapılmaktadır.

Keskinlik biraz da tercih meselesidir ve kimi kullanıcı çok keskin görüntülerden hoşlanırken, kimisi de biraz daha yumuşatılmış hatları seviyor olabilir.

Keskinlik ile out of focus yani odaklanma sorunu birbirine karıştırılmamalıdır. Keskinlik parametresi ne kadar artırılırsa artırılsın, doğru odaklanma yapılmamış bir fotoğraf, boğuk ve flu görünecektir.

RAW kayıtlarda, sharpening uygulanmaz ve imaj, ham haliyle kullanıcıya sunulur. RAW editör yazılımlarıyla dilediğimiz sharpening uygulanıp, JPEG e nihai şekli verilebilir.

Contrast (Kontrast)

Kontrast da, tıpkı Sharpening gibi bir parametredir ve oluşacak sonuç görüntüde renklerin birbirine zıtlığını belirlemek amacıyla, kullanıcı tarafından değiştirilir. Kontrastı artırılmış fotolarda objeler ve renkler birbirinden daha ayrı ve farklılığı gayet belirgin şekilde sunarken, düşük kontrastta renkler birbirine daha yakınca olur ve fotoğrafa soft (yumuşak) bir hava katar.

Kontrast parametresini de varsayılan ayarlarda tutup, bu tip çalışmaları foto editörü yazılımlarla yapmak daha doğru bir harekettir zira bu yazılımlarda kontrastı dilediğimiz gibi artırabilir veya azaltabiliriz.

RAW kayıtlarda, contrast parametresi değerlendirmeye alınmaz ve imaj, ham haliyle kullanıcıya sunulur. RAW editör yazılımlarıyla dilediğimiz kontrast uygulanıp, JPEG e nihai şekli verilebilir.

White Balance

Dijital kameralarla birlikte fotoğrafçılık gündemine giren kavramlardan birisidir. Ne olduğunu anlamak için, önce renkleri ve renk sıcaklıklarını anlamak gerekir. Biz bu kadar derine inmeden kısaca değineceğiz konuya.
Bir beyaz kartonu sabah gördüğümüzde farklı, öğlen gördüğümüzde farklı, bulutlu havada gördüğümüzde farklı, akşam gün batımında gördüğümüzde farklı tonlar aldığını görürüz. Biz onun beyaz olduğunu biliriz sürekli ama ortamdaki ışık kaynağının ona kattığı bir ekstra renk değeri vardır. Örneğin evin içinde yanan sarı bir lamba, dışarıdan bakıldığında hafif yeşilimtrak ya da buz beyazı havası barındırır. Ama aynı ortamda bildiğimiz ampul kullanılırsa, bu defa sarımtırak bir hava sunar.
İşte tüm bu ışık kaynağı farklılıkları, objelerin gerçek renklerini hayli değiştirir ve bu ortam sıcaklığı dikkate alınmadan yapılan çekimlerde, bazen insanların yüzlerinin ölü gibi bembeyaz/hafif yeşilimtrak, bazen de olduğundan çok daha sarı, sıcak, hatta kırmızıya çalan bir halde olduğunu görürüz.
Bu sebeple çekim yaptığımız ortamda, white balance denen bir ayar yapmamız gerekir. White balance (beyaz dengesi), ortamdaki beyazın gerçek beyaz, diğer renklerin de gerçek haline uygun çekim yapabilmemiz için, makineye ortamdaki renk sıcaklığını tanıtmak demektir.
Günümüzdeki bir çok makine, ortamdaki renk sıcaklığını kendisi tespit edebilmektedir. Bunu da, en beyaz kareyi baz alarak yapar ama eğer ortamda bunu sağlayacak bir renk dağılımı yoksa, otomatik beyaz dengesi doğru yapılamayabilir. Bu sebeple, renklerle uğraşıp, ışık kaynaklarına aşina oldukça, renk dengesini kendimizin kurması daha doğru bir tercih olacak ve beyaz dengesinin daha doğru yapılmasıyla, daha iyi renk tonları elde edeceğiz.

Artifacts

Dijital fotoğraftaki bozukluklara verilen genel isimdir. Kimi bozukluklar optik sistemden, kimisi CCDden, kimisi makinenin JPEG oluşturma algoritmasından kaynaklanabilir.
Bu tip bozulmaların nereden kaynaklandığı çok önemlidir. Buna göre çözüm bulunması mümkünleşir veya kolaylaşır.
Örneğin CCD veya optik sistemden kaynaklanan bozulmalara çözüm bulmak pek mümkün olmaz. Bu gibi durumlarda, genelde bu sorunla yaşama ya da cihaz değişikliği/tamiratı gibi seçenekler gündeme gelir.
Makinenin kendi algoritmalarından oluşan artifaktların çözümlenmesi ise nispeten daha kolaydır ve makinenin firmware denen işletim sistemini değiştirmek, çoğu zaman sorunu giderir. Kimi üreticiler, raporlanan sorunlara göre firmware üretirler. Bazıları bunu kendisi günceller, kimisi ise kullanıcının güncellemesine olanak tanıyacak şekilde dizayn ederler makineleri.

AF Assist Lamp

Af assist lamp; oto fokus işlemini yapmak için makinenin kısmen ışığa ihtiyacı vardır. bunun için yeterli ışığın olmadığı durumlarda oto fokus yardımcı lambası devreye girer ve bu ışığın sayesinde netleme yapılır. assist ingilizcede yardım demektir

[Edit by mbbilici ]

Bazı DSLRlerde assist lambaları yetersiz kalabiliyor.Bu sefer devreye FLASH gırıyor.kısa kısa parlamalarla AFnın netlemesıne yardımcı oluyor.

[Ek by Spyda]

Dijital Kayıt Formatları

Dijital dünyada fotografik objeler, bir sıkıştırma formatı ile bilgisayara aktarılır. Dijital kameralar, bu işi çekim sırasında halleder. Kimyasal fotoğraflar ise, tarama sonrası dijital ortama aktarılırlar.
En yaygın kullanılan fotoğraf formatı JPEG dir. JPEG, kayıplı bir algoritmadır yani JPEG ile sıkıştırılan fotoğraflarda, gözün göremeyeceği veya çok zor göreceği bazı kayıplar oluşur ama yer ve zaman kazancı o kadar fazladır ki, buna göz yumulur.
JPEG formatında, sıkıştırma kalitesi veya algoritmaları seçilebilir. Ama JPEG, sürekli okunup yazıldıkça (yeniden kaydedildikçe), her seferinde biraz daha fazla kalite kaybettirir. Bu sebeple, fotoğraflarımız ile foto editörleri aracılığıyla oynama yaparken, orjinallerini muhafaza etmeli, aynı jpeg i defalarca kaydetmek yerine, bunu önce kayıpsız bir formata dönüştürüp, çalışmaları onun üzerinde yapmalı ve nihai aşamada jpeg e geri dönmeliyiz.
Dijital dünyada kayıpsız formatlar da vardır. Bunlardan en yaygın olanı TIFF formatıdır ve kayba izin vermez. Eski ve yaygındır. Bununla birlikte başka kayıpsız formatlar da vardır. Örneğin PNG gibi. TIFF, artık fazla yer tuttuğu için pek önerilmiyor ama yaygınlığı sebebiyle, çok yerde kullanılıyor.
En büyük yer tutan format ise BMP formatıdır ve malesef, basit dosyaları devasa boyutlara getirebilir bu format.

RAW Formatı

RAW, dijital fotoğraf makinelerinin negatifi olarak tanımlanır. CCD veya CMOS üzerindeki ham veriyi, hiçbir görsel işleme tabi tutmadan bilgisayara aktarmayı sağlar. Zira aksi belirtilmedikçe dijital kameralar bazı görsel işlemler yaparlar.
Çekilen bir foto, JPEG olarak kaydedilmeden önce ona white balance uygulanır, ardından keskinlik (sharpening) ayarı (makinede vardır, tarafımızdan belirlenen bir değerdir) uygulanır, benzer şekilde kontrast uygulanır ve son olarak, fotoğraf tanımlanan ölçüde kayıplı olarak sıkıştırılarak, belleğe saklanır. RAW ise, bunların hiçbirini yapmadan fotoğrafı ham haliyle kaydeder ve bir RAW editör yazılımıyla, bu ayarları bilgisayar başında kendinizin yapmanızı sağlar. Bu bir anlamda dijital film banyosu olarak düşünülmelidir.
Her dijital fotoğraf makinesi RAW formatında kaydedemez. Yeni ve gelişmiş makineler bu işlemi yapabilmektedir. RAW formatı, kayıplı bir sıkıştırma olmadığından, disk ve dijital bellek üzerinde fazla yer tutar, kaydetmesi ve aktarması da fazla zaman alır. Ama ciddi fotoğraflar genellikle RAW formatıyla çekilir ki, üzerinde istenen ayarlamalar yapılabilsin.


Sayfa 2


< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi S.T.A.L.K.E.R -- 27 Temmuz 2008; 12:26:37 >


_____________________________


PENTAX K10D & Pentax SMC-DA 18-55 mm f/3.5-5.6 AL
## D-SLR > Terimler & Teknik bilgi ##
S.T.A.L.K.E.R

Mesaj: 3712


 25 Temmuz 2008; 23:17:06 
Bu mesajla ilgili şikayetinizi bu icon a tıklayarak yapabilirsiniz.

Net Alan Derinliği (Depth Of Field)

Net alan derinliği, genelde DOF olarak kısaltılır ve odaklanan objeden öncesi ve sonrasının net olup olmayacağını, olacaksa ne kadarlık kısmının net olacağını belirler.
Net alan derinliğini etkileyen en temel parametre, diyaframdır. Diyafram açıldıkça, net alan derinliği azalır. Diyafram kapandıkça, net alan derinliği artar. Fotoğrafçılıkta en çok kullanılan tekniklerden birisidir.
Net alan derinliğini (DOF) düşük tutmak, objenin arka ve ön planlarını bulanıklaştırmayı sağlar. Çoğu zaman objenin ön tarafı boştur ama arka planı temizleme şansımız olmaz. Bu gibi durumlarda diyaframı mümkün olduğunca açmalı, ışık fazlalığını engellemek için de pozlama süresini düşürmeliyiz. Böylece odaklandığımız objeler çok net çıkacak ama arka plan bulanıklaşacak ve fotoğrafa çok hoş bir hava katılmış olacaktır.
Net alan derinliğini artırmak gereken durumlarda ise diyaframı kısmamız yani yüksek diyafram değeri kullanmamız gerekir. Manzara fotoğrafları veya arka planı da fotoğrafa katmak istediğimiz durumlarda, net alan derinliğini yüksek tutmalıyız.
Net alan derinliğini etkileyen bir diğer faktör ise, fokal uzaklıktır. Kafamızı karıştırmamak için, buna zoom diyelim şimdilik. Bir objeye ne kadar zoom yaparsak, net alan derinliği de o kadar azalacak ve arka plan blurlaşacaktır. Bu mercekler ve optik ile ilgili bir konudur. Burada daha fazla detayına girmeye gerek yok.
Makro fotoğraflar, diyaframın çok açılıp, objenin çok yakınından odaklanıldığından (bir anlamda zoom), net alan derinliği çok azdır. Makro fotoğraf konusuna ileride değineceğim.
Net alan derinliğini azaltmak ve artırmak için zoom kullanılabileceğini belirtmiştik ama bu, diyaframın sağladığı kadar bir güç sağlamaz fotoğraf üzerinde. Doğru ve güçlü bir DOF için, temel parametremiz diyafram olmalı, ikinci parametremiz ise zoom olmalıdır. Diğer bir deyişle, net alan derinliğini en düşük tutmak için, diyaframı mümkün olduğunca açmalı, ek olarak gerektiği kadar zoom yapmalıyız. Yukarıdaki örneklerimizden şelale önündeki kız çocuğu, net alan derinliği konusunda iyi bir örnektir zira burada hem diyafram açılabildiği kadar açılmış, hem de gerektiği kadar zoom yapılmıştır.
Burada lensler ile ilgili bir detayı da belirtmekte fayda var. Lensler, zoom yaptıkça en açık diyafram pozisyonundan kaybeder. Yani zoom yapmadan önce 2.0 açıklığa ulaşabilen bir diyafram, zoom sonrası 2.8’den daha fazla açılamayabilir. Bu, optik/mekanik bir durumdur.

Otomatik ve Manuel Odaklanma

Fotoğraf çekilirken biz farketmeden, arka planda çok şey yapılır. Bunlardan kullanıcıya düşen ve en zor olan şeylerden birisi de odaklanmadır. Daha doğrusu odaklanma idi. Ta ki, otomatik fokuslama sistemleri geliştirilene kadar. Bu sistemler, hedefteki objeyi farkeder, ona göre mesafe ölçümünü yaparak, odaklanmayı sağlarlar.
Otomatik fokuslama öncesinde fotoğrafçılar, nesneye odaklanmak için kendileri uğraşırlar ve bir halkayı çevirerek, o nesnenin en ideal halini yakalamaya çalışırlardı. Bu da oldukça zor bir iştir zira ufacık bir vizörden, uzaktaki bir objenin netliğini anlayabilmek ve buna göre ayarlama yapabilmek hayli zordur.
Bu yüzden otomatik fokuslanabilen lensler, fotoğrafçılığı hayli kolaylaştırdı. Otomatik fokuslamada muhtelif yöntemler kullanılır objeyi tespit edebilmek için. Bunlardan en bilineni, kontrast’tan yola çıkarak objeyi seçen sistemdir. Günümüzün bazı dijital fotoğraf makinelerinde laserli odaklama bile kullanılabilmektedir ama hala en ideal yöntem, kontrast’tır. Zaten laserli (hologram) sistemler de, kontrast oluşturmak için devreye girerler.
Manuel fokus yapabilmek için, lens üzerindeki halkayı sağa veya sola çevirerek, netleme yapılması gerekir. Günümüzün consumer tipi fotoğraf makinelerinin çoğu manuel fokus yapmaz. Sadece otomatik fokusla çalışır. Daha gelişkin cihazlar ise fotoğrafçıya manuel fokuslama olanağı sağlar ama pek çok fotoğrafçı bunu kullanmaz zira gerçekten zordur. Zaten günümüzde lens kalitesini belirleyen temel etmenlerden birisi de, otomatik fokuslama hızı ve bu konudaki güvenilirliğidir.
Manuel fokusun en önemli olduğu zamanlar, düşük ışık ortamlarıdır zira günümüzdeki ortalama lensler, düşük ışık ortamında bazen odak sapması yapabilmektedir zira düşük ışık, kontrastın da düşük olması demektir

Odak kontrolü

Dijital bir fotoğraf makinesini odaklamak genellikle bir düğmeye basmak kadar kolaydır. Ancak fotoğraf makinelerinin çoğu fotoğraf çekimi sonuçlarınızı daha iyi kontrol edebilmeniz için odaklama özellikleri sunar.

Otomatik odağın kavranması Dijital fotoğraf makinenizin vizöründen bakarsanız, buradaki şansınız ortadaki daire veya ince artı işareti olacaktır. Bu işaret türleri fotoğraf makinenizin otomatik odağı kullandığını işaret eder. Otomatik odak, mesafeyi ses dalgalarıyla veya nesnenizin kızılötesi ışığı yansıtıp fotoğraf makinesine geri yollarken harcadığı zamanı ölçerek hesaplar. Hesaplama yapıldığında, fotoğraf makinesi objektife göre odağı ayarlar. Çoğu durumda, fotoğraf makinesi nesnenizi odaklayabileceğinizden daha hızlı çalışır. Bu sizi görüntünüzü düzenlemeye ve yakalamaya yoğunlaşmanız konusunda özgür kılar.

Odağın kilitlenmesi Şipşak fotoğraf makineleri "merkez ağırlıklı" bir odağa sahiptir, bu fotoğraf makinelerinin vizörün ortasındaki nesneye odaklanması anlamına gelir. Bu asıl ilgi noktanızı merkezin dışına koymak istediğinizde bir problem haline gelir, ancak bu çözümü kolaydır. İlk örnek odağın kilitlenmemesi durumunda bu manzaraya ne olacağını gösteriyor. Fotoğraf makinesi merkezdeki şelaleye harika odaklandı. İnsanlara odaklanmak için ilk önce onları vizörünüzün ortasında görün ve deklanşöre kısmen basarak üzerilerindeki odağı "kilitleyin". Sonra, deklanşörü kısmen basılı tutarak fotoğrafı görmek istediğiniz şekilde fotoğraf makinenizi yeniden konumlayın ve deklanşöre tam olarak basın.

Paralaks Genel olarak, dijital şipşak fotoğraf makinelerindeki vizörler nesneyi tam olarak yakalanacakları şekilde "görmez". Buna paralaks -fotoğraf makinesinin vizöründe gördüğünüz ve fotoğraf makinesi objektifinin "gördüğü" arasındaki fark- neden olur. Paralaks problemleri fotoğraf makinenizi yakın çekim (close-up) modunda kullandığınızda artar. Bazı dijital fotoğraf makinelerinde nesnenizi doğru bir şekilde çerçeve içinde tutmanıza yardımcı olacak vizör çizgileri bulunur. Fotoğraf makinenizde belirli çizgiler yoksa ancak bir görüntü ekranı veya bir LCD varsa, bu ekranı veya LCD'yi yakın çekim (close-up) modunda nesnenizi düzenlemek ve nesnenizin fotoğrafını çekmek için kullanabilirsiniz. LCD vizörünü kullandığınızda fotoğraf makinenizin pilleri optik vizörü kullandığınız süreden daha hızlı tükenecektir.

Otomatik odaktaki gecikmeler Otomatik odaklı fotoğraf makinelerindeki gecikmeler, siz ve nesneniz arasındaki bir obje nedeniyle, fotoğraf makinenizin odaklandığı noktayı ayırt edememesi durumunda ortaya çıkar. Büyük bir insan topluluğunun fotoğrafını çekiyorsanız, fotoğraf makinesi doğru odağın nerede olması gerektiğini belirlerken zorluk çekebilir. Her iki durumda da, fotoğraf makinenizi hedefinizdeki asıl alana yöneltin ve deklanşöre kısmen basarak odağı kilitleyin. Fotoğrafınızı yakalamak için deklanşöre tamamen basın.

Diyafram (Aperture)

diyafram ışığın girmesi için bir deliktir ve fotoğrafçı tarafından açılıp, kapatılabilir. Aşağıda diyaframın iki hali görülmektedir. Soldaki hali, en kapalı şekli, sağdaki hali ise, en açık şeklidir.



Diyafram “stop” olarak tanımlanan bir birim beraberinde bir değerle ifade edilir. Bu değer küçüldükçe diyafram daha fazla açılır, değer büyüdükçe, diyafram daha fazla kısılır. Yani soldaki diyafram kapalı olmasına rağmen, stop cinsinden değeri daha yüksektir. Sağdaki diyafram ise, çok daha açık olmasına rağmen, stop cinsinden değeri daha küçüktür.
Diyafram değerleri, 1, 1.4, 2.0, 2.8, 4.0, 5.6, 8, 11, 16, 22... şeklinde gider. Bunlara ek olarak ara duraklar da vardır. Örneğin 3.5 gibi. Her bir diyafram değeri, öncekinden iki kat fazla ışık anlamına gelir. Yani diyafram değeri bir durak (stop) küçülürse, aslında diyafram bir stop daha açılmış olur ve makinenin içine giren ışık miktarı, iki katına çıkar. Bu bir kuraldır ama matematiksel temeli de vardır. Her bir diyafram değerinin karesi, bir sonraki değerin karesinin yarısına eşittir. Bu da aklımıza “dairenin alanı hesaplaması” formülünü getiriyor.
Diyaframı birer seviye açma (değer düşürme) ve kapama (değer artırma) ile, bir kat daha fazla ışık alırız film üzerine ya da eksiltiriz. Aşağıda değineceğimiz enstantene de aynı işi yapar. Peki o zaman bunları değiştirmek, neyi değiştiriyor ?
Bu değerleri değiştirmek, bize görüntü üzerinde efekt uygulama şansı vermektedir.
Açık diyafram (düşük değer), odaklanan objeyi netleştirirken, bu odak mesafesi dışında kalan objeleri giderek bulanıklaştırır (blur). Bu da objelerin ön ve arka planlarını temizlememize ve objenin kendisini öne çıkarmamıza yardımcı olur. Kısık diyafram ise, net alanın daha fazla olmasını sağlar. Yani çalışma ilkesi aynı gözümüz gibidir. Gözümüzü çok fazla açıp bir objeye bakarsak, arka planın hafifçe bulanıklaştığını görürüz.
Aşağıda, diyaframın 2.8’e kadar açılarak, arka plandaki şelalenin bulanıklaşması ve objenin öne çıkarılması sağlanmıştır.



Her lens, her diyafram aralığını sunamaz. Bir lensin gücü ve kalitesi, sunabildiği açıklık-kapalılık alanı ile de ölçülür. Günümüzde pahalı ve kaliteli lensler, çok düşük diyafram değerlerinden (maksimum açıklık), çok yüksek diyafram değerlerine kadar bir seçenek sağlar. Diyaframı çok açılabilen lenslere hızlı lens denir çünkü o lensler, film üzerine daha hızlı bir şekilde bol ışık düşürebilir.
Consumer serisi dijital kameralar ise bu konuda fazla güçlü değildir ve sunabildikleri diyafram aralığı, (genellikle) 2.0 ile 8 arasında, 2.0, 2.8, 4, 5.6 ve 8 olarak toplam 5 stoptur (birimdir).
Zoom lenslerde özel bir durum söz konusudur. Bir lens, en az zoom durumunda sunduğu diyafram açıklığını, en fazla zoomda sunamaz. Yani maksimum zoom ile minimum zoom arasında yarım, bazen bir stop fark oluşur. Bu optik/mekanik bir durumdur.
Fotoğrafçının, fotoğrafla ilgili temel becerileri, doğru diyafram değerini kullanması ile ortaya çıkar. Yani değiştirebileceğimi diyafram, enstantene ve ISO değerlerinden belki de en önemlisi, diyaframdır.
Portreler çekilirken, genelde açık diyafram kullanılır, buna karşılık manzara fotoğrafları genelde kısık diyaframla çekilir. Diyafram ve alan derinliği konusuna aşağıda “Net Alan Derinliği” başlığında değineceğiz


Enstantene (Shutter)

Film üzerine düşecek ışığın süresini belirlemeye yarar. Bir perdedir ve belirlediğiniz süre boyunca açık tutulur ve ardından kapanır. Bu süre içinde lensten ve diyaframdan süzülen ışık, film üzerine yansıtılır. Ölçü birimi yine stoptur ve kendisine göre özel artış katsayılarıyla gider. Obtüratör, enstantene, shutter, perde, örtücü gibi isimlerden herhangi bir tanesi kullanılabilir. Yaygın kullanımı ise pozlama süresi şeklindedir.
30, 15, 8, 4, 2, 1, ½, ¼, 1/8, 1/15, 1/30, 1/60, 1/125, 1/250, 1/500, 1/1000..... şeklinde gider ve ışığın kaç saniye boyunca fotoğraf filmi ya da CCD üzerine düşeceğini belirler. Dikkat edilirse, süreler bir öncekinin yarısı şeklindedir ya da tersinden bakılınca, aynı diyafram gibi, bir stop noktası, kendisinden önceki veya sonrasının iki katı ya da yarısı kadar ışık sağlar filme.
Aslında normal kullanımda bu değerler, ortamdaki ışığın miktarına göre 1/30 sn ile, 1/500 civarı arasında değişir ama pozlama süresi (enstantene) ile oynayarak, fotoğrafa katacağımız çok fazla şey vardır. Çok yüksek enstanteler, filme çok az süreyle ışık girmesini sağlayacak, buna karşılık hareketi “dondurmamızı” sağlayacaktır. Keza düşük değerler ise, filme daha fazla ışık girmesini sağlayacak fakat hareketi hissettirecektir.
Örneğin gerilerek topa vuran bir çocuğu düşünün. Tam topa vurduğu anda fotoğrafını çektiğimizi varsayalım. Eğer 1/1000 sn gibi bir enstantene kullanırsak, çocuk topa vurduğu anda dondurmuş oluruz görüntüyü. Buna karşılık 1/15 enstantene ile çekim yaparsak, çocuğun topa doğru gelen ayağı, hafif bulanık şekilde belli olur ve topun hareketi izleyici tarafından farkedilir.
Aşağıdaki örnekte havadaki damlaların donmasına dikkat edin.



Bu örnekte yaklaşık 1/30 gibi bir pozlama süresi süresi kullanılmıştır. Eğer bunu 1/125 veya 1/250 olarak pozlasaydım, havadaki damlacıklar adeta donacak, çocuğun el hareketi hissedilmeyecekti. Benzer şekilde 1/8 gibi bir pozlama süresi kullansaydım, tripoda gereksinim olacaktı ve bu sefer havadaki damlacıklar daha uzun olacak, fakat çocukların hareketleri çok fazla bulanıklaşacaktı. Sağdaki kız çocuğunun ellerindeki bulanıklık, o ellerin hareketli olduğunu göstermektedir. Yani aslında tam da olay anı çekilmiş, çocuk iki eliyle arkadaşına su püskürtürken, diğerinin savunması, havada uçuşan damlacıkların bıraktığı izler ve diğer faktörler, bize orada çok yoğun ve ani hareketlerin olduğunu göstermektedir.
Tabi bu, konuyu anlatmak üzere örnek bir fotoğraf. Ama pek de iyi bir çalışma sayılamaz zira arka planda çok fazla obje var dikkati dağıtan.
Uzun pozlama gerektiğinde yani 1/30 sn veya daha uzun süre (1/8, ¼, 1 sn vb) pozlama yapılacaksa, tripod adı verilen bir üç ayak sistemi kullanılmalı ve fotoğraf makinesi sabitlenmelidir. Aksi takdirde, eldeki titremeler, fotoğrafı bozacaktır. Eğer ortamda bir tripod yoksa, fotoğraf makinesini sabitlemek gerekir. Bu amaçla yapılabilecek en iyi şeylerden birisi, bir yere yaslanmak olmalıdır.
Gece fotoğrafları, uzun pozlama süreleriyle çekilir. Buna karşılık diyafram, mümkün olduğunca kısılarak, uzaktaki ve yakındaki objelerin netlemesi yapılır. Zaten diyafram çok kısıldığı için ışık iyice azalacağından, pozlama süresini uzun tutarak, objelerin film üzerinde belirmesi sağlanır. Aşağıda, aynı mekan ve zamanda iki ayrı fotoğraf görülmektedir.



Bu fotoğrafların her ikisi de diyafram 8 olacak şekilde çekilmiştir ama ilkinde perde 8 saniye açık kalmış, ikincisinde ise 30 sn. açık kalmıştır.
Yani ikinci fotoğraf, birinciye göre 2 stop fazla pozlanmıştır (1, 2, 4, 8, 15, 30, 60 sn şeklinde gideceğini hatırlayalım). Dolayısıyla ikinci fotoğrafta bazı patlamalar oluşmuş, minare ve şerefelerinde detay kalmamıştır. Eğer bir fotoğrafı da 2 sn pozlasaydık, o da ilkine göre 2 stop eksik pozlanmış olacak, bu sefer de fotoğraf fazla karanlık kalacaktı.
Fotoğrafçı, pozlama süresini kullanarak, ışığı artırmak suretiyle bazı gece çekimleri yapabildiği gibi, hareketin varlığını fotoğrafa da yansıtabilir. Ama pozlama süresi ve diyafram, birbirlerinin karşıtı unsurlar olduğu için, bazen birbirlerine yardım amaçlı da kullanılırlar.
Örneğin bir poz için diyaframı fazlasıyla açmamız gerektiğini düşünelim. Ama ortamdaki ışık çok fazlaysa, diyaframı iyice açınca, poz patlayacak yani overexpose olacaktır. Bu durumu engellemek için, pozlama süresi kısılabilir. Benzer şekilde geceleyin bir sahildeki ışıkları pozlamak istediğimizde, diyaframı mümkün olduğunca kısmamız gerekir ki, o uzaktaki ışıkları net bir şekilde pozlayalım. Diyafram kısılınca film/CCD üzerine az ışık düşeceği için, bu kez kapkaranlık bir fotoğrafla karşı karşıya kalırız. Bu durumda pozlama süresini uzatarak, gerekli ışığı sağlarız.
Yani diyafram ve pozlama süresi (enstantene), birbirlerine yardımcı olmak amacıyla kullanılır ve ters orantılı bu iki unsur, içeri giren ışığı dengelemek amaçlı olarak artırılır veya azaltılır. Eğer ışık doğru dengelenmezse, ya overexpose (patlama) olur, ya da underexpose olur (eksik pozlama, karanlık kalma).
Bu arada dijital makinelerde iki ayrı tip perde olduğunu söylememiz gerekiyor. Bunlardan ilki mekanik perdedir ve kimyasal makinelerle aynı şekilde çalışır. İkinci tip ise dijital perdedir ve bu perde aslında lojiktir. Yani ortada bir perde yoktur, sadece CCD veya CMOS sensörünün elektronik olarak devreye alınıp, devreden çıkarılması şeklinde çalışır.
Dijital fotoğraf makinelerinin bir farkı da, ara pozlama süreleri konusunda çok detaylı sonuçlar verebilmesidir. Örneğin 1/159sn gibi bir pozlama süresiyle kimyasal fotoğraf makinesinde karşılaşmazsınız ama dijitallerde böyle olabilir


Sayfa 3


< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi S.T.A.L.K.E.R -- 26 Temmuz 2008; 2:34:05 >


_____________________________


PENTAX K10D & Pentax SMC-DA 18-55 mm f/3.5-5.6 AL
## D-SLR > Terimler & Teknik bilgi ##
S.T.A.L.K.E.R

Mesaj: 3712


 25 Temmuz 2008; 23:27:25 
Bu mesajla ilgili şikayetinizi bu icon a tıklayarak yapabilirsiniz.

Çekim Modları
Fotoğraf makineleri, kullanıcılarına çeşitli kolaylıklar sağlarlar. Bunların başında, amaca yönelik çekim modları gelir.
1. Diyafram öncelikli (aperture priority) : Fotoğrafı çekerken, diyaframı bizim ayarladığımız, buna karşılık pozlama süresinin makine tarafından ayarlandığı durumdur. En sık kullanılan çekim modlarından birisidir. Ben genelde bu modda çekim yapıyorum örneğin.
2. Enstantene öncelikli (shutter priority) : Çekim sırasında pozlama süresini bizim ayarladığımız, buna karşılık o pozlama süresine göre makul ışık girmesini sağlamak için diyaframın makine tarafından ayarlandığı durumdur.
3. Manual çekim : Hem diyafram ve hem de pozlama süresinin fotoğrafçı tarafından belirtildiği durumdur. Uzmanlık ve bilgi ister. Ciddi bir ışık bilgisi gerektirdiği için, acemiler tarafından yaygın kullanılmaz.
4. Otomatik mod (Auto mode) : Size sadece kareyi belirleyip, deklanşöre basmayı bırakan moddur. Tüm yeni kullanıcılar için en ideal moddur zira ortamdaki ışığa ve diğer öğelere göre pozlama süresi ve diyafram otomatik olarak ayarlanır. Anı fotoğrafları için en ideal moddur. Zira anı fotoğrafları (çoğunlukla) görsel efektlere ihtiyaç duymaz. Ben bu modu da sık sık kullanıyorum. Yani otomatik modda çekim yapmak pek de ayıp değil