- x
••••TÜRK ve OSMANLI TARİHİ KULÜBÜ •••R
1820 Cevap385079 Görüntüleme20 Favori
Bu konudaki kullanıcılar: hiç
  Seçkin Yorumlar Yazdır
Sayfa: <<     5 [7] 9 10 11 12 13 14      >>
Arama Terimi: Yazarı:
Konu içi arama ayarları
Sadece Arananın bulduğu yerler
Arama terimleri En önemli Üst minimum sıralama: /1000

Arama tercihlerinizi belirlediyseniz yukarıdaki kutuya arama terimini yazıp "Konu içi ara" butonuna tıklayınız.
Giriş
Mesaj


6498 Mesaj
12 Mayıs 2008; 20:28:56 


quote:

Orjinalden alıntı: axi-laz

@eggy13 kardeşimizin hesabı çalındı galiba bilgisi olan cevap yazabilir mi?..



burdayım dostum sorun yok


o konuyuda ben açtım


_____________________________

Vw fanatikliği değilde 1.6 bebek puseti gibi araçla V5.7 amerikana kafa tutmak en büyük fanatiklik olsa gerek..
Mercedesin yıldızından daha güçlü bir yıldız varsa o da chryslerın yıldızıdır..


339 Mesaj
12 Mayıs 2008; 20:41:39 

Yalan söyleme sanmam senin öyle bir konu açacağını...

quote:

Orjinalden alıntı: eggy13





burdayım dostum sorun yok


o konuyuda ben açtım


_____________________________



2259 Mesaj
12 Mayıs 2008; 21:06:50 


quote:

Orjinalden alıntı: magnum_1453



M.Kemal Paşa ,bir paşa'nın değil Padişahın yaveriydi..
O padişah da tam ismiyle Sultan 6.Mehmed Vahideddin idi...
0
Sultanı Mustafa Kemal ile birlikte gösteren bir görüntü.

EYVALLAH DOSTUM.BU RESMİN BÜYÜĞÜ YOKMU YADA BAŞKA RESİMLER MEVCUTMU


_____________________________


Osmanlı ve Türk Tarihi Kulübü
Türk Tarihinin En Büyük Kumandanı Fatih Sultan Mehmet Han

Uzaklaştırılmış
Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
12 Mayıs 2008; 22:10:06 

bnide eklerseniz sevinirim

Uzaklaştırılmış
Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
12 Mayıs 2008; 23:50:21 

benide ekleyin şanlı ecdadımın sevdalıları arasına


68 Mesaj
13 Mayıs 2008; 3:12:47 


quote:

Orjinalden alıntı: KIZILÖTESİİ



EYVALLAH DOSTUM.BU RESMİN BÜYÜĞÜ YOKMU YADA BAŞKA RESİMLER MEVCUTMU

Dost inan yok...



_____________________________



Eski nick: magnum_1453



1003 Mesaj
13 Mayıs 2008; 10:57:48 

beyler size bişi sormak istiyorum
ben bi site açacam osmanlı tarihiyle daha önce söylemiştim sizce hangi scripti kullanam
bana en iyi php-fusion geldi makale haber bloklar fln sizce iyi gidermi php fuion?

@eggy13

o konuyu sen açmadın demi kardeşim sen açtıysan büyük bir hayal kırıklığına uğrarım



< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Jan!ssaRy -- 13 Mayıs 2008; 11:08:04 >


_____________________________

Amd x6 1100T|Gigabyte 990xa ud-3|MSI gtx460 hawk talon attack |Sapphire pure 625w|Corsair vengeance 8gb |2x320 gb sata2 seagate|Asus 19" lcd|



When The World Is Mine, Your Death Shall Be Quick And Painless!


2259 Mesaj
13 Mayıs 2008; 13:25:27 

Fatih sultan mehmet han istanbulu aldıktan sonra Sadramını neden idam ettirdi


_____________________________


Osmanlı ve Türk Tarihi Kulübü
Türk Tarihinin En Büyük Kumandanı Fatih Sultan Mehmet Han


239 Mesaj
13 Mayıs 2008; 17:26:43 

hocam benide ekle


_____________________________



47 Mesaj
13 Mayıs 2008; 17:47:55 

İNSAN PİSLİĞİ & LOKUM

Yavuz Sultan Selim zamanında İran şahı kıymetli mücevherlerle süslü bir sandık hediye gönderiyor Sultan Selim’e.Sandık açılıyor. İçinden çeşit çeşit değerli taşlar,kıymetli atlas,kadife kumaşlar çıkıyor.Fakat birde pis koku yayılıyor.Dehşet bir koku,herkes burnunu tıkıyor.Neyse en alttaki bohçadan insan pisliği çıkıyor. Yani Osmanlı’ya büyük hakaret!
Cihan padişahı emir veriyor: ‘‘Herkes düşünsün,buna ince bir şekilde cevap vermeliyiz’’ Ve cihan padişahı yine çözümü kendisi buluyor.Aynı şekilde değerli mücevherler ve kumaşlarla süslü bir sandık hazırlatıyor.İçine o zamanın Osmanlı İstanbul’unda imal edilen gül kokulu en nadide lokumlardan bir kutu hazırlatıyor,en altına da küçük bir pusula ve bir satır yazı.Gönderiyor.
Şah sandığı açıyor.Açtıkça güzel bir koku ve en altta bir kutu lokum.Anlam veremiyorlar tabii.Bizim elçi yiyor önce,sonra lokumu oradakilere ikram ediyor.Kutunun içindeki pusulayı Şah okuyor :

‘‘HERKES YEDİĞİNDEN İKRAM EDER’’


_____________________________




68 Mesaj
13 Mayıs 2008; 19:53:40 


quote:

Orjinalden alıntı: KIZILÖTESİİ

Fatih sultan mehmet han istanbulu aldıktan sonra Sadramını neden idam ettirdi

Çandarlı Halil paşa'dır o...
Buna bir kaç sebeb gösterilir...
İlki,Çandarlı Halil Paşa'nın kendisini iki defa saltanattan alıkoyup babası 2.Muratı tekrar tahta teşvik etmesi.Bunun soncunda Fatih Sultan Maehmetin Çandarlıya olan hışmı...
Diğeri;Istanbulu Fethetmeye kararlı olan Fatihi Sadrazam Çandarlı Paşa'nın engellemesi buna üstlük,Bizanstan Savaşı durdurması için Rüşvet aldığı iddiası...
Bu ve buna benzer sebebler Çandarlı Halil Paşaya olan güveni iyice sarsmış sonrasında da onun idam edilmesiyle sonuçlanmıştır...
Kısa haliyle bu..Ama geniş bilgi isterseniz gerek kitaplarda gereksede net üzerinde epey bilgi var...


_____________________________



Eski nick: magnum_1453


Uzaklaştırılmış
Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
13 Mayıs 2008; 20:08:38 

yeni arkadaşları ekledim.Hoşgeldiniz.

Uzaklaştırılmış
Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
14 Mayıs 2008; 0:16:34 

Unutturulan Zaferimiz: Kut-ül amare


Birinci Dünya Savaşı’nda Türk ordusunun Çanakkale’den sonra kazandığı en büyük zafer. İngilizlere Göre Kut Zaferi "1842’deki Kabil bozgunundan beri İngiliz ordusunun yaşadığı en aşağılayıcı hezimet…". Ne yazıkki TRT2'de çıkan bir tarih belgeselini izlemesem heralde bu zaferden ömrüm boyunca hiç haberdar olamayacaktım. Niye tarih kitaplarımızda bu zaferlerimiz yer almaz! Acaba tarih kitaplarına sığamayacak kadar çok zaferimiz olduğundan mı yoksa birilerinin bizim şanlı tarihimizi ve gerçek düşmanlarımızı yeni neslin öğrenmesini istememelerinden mi kaynaklanıyor?

Irak-ı Arap;
Bugünkü Irak'ın Dicle ve Fırat havzası içerisinde yer alan ve Basra'ya kadar uzanan bir zamanların Mezopotamyası. Osmanlı ordusunun I.dünya savaşında çarpıştığı cephelerden biri olan Irak cephesinde 1916 yılında Halil Paşa kumandasındaki Türk ordusu olanca yokluğa ve imkansızlığa rağmen Çanakkale'de yaptığının aynısını yapmış ve tüm hızı ile ilerleyen İngiliz ordusunu önce durdurmuş ve çembere almış ardından onları kurtarmaya gelen İngiliz birliklerini yenilgiye uğratmış ve sonrasında General Townshend komutasındaki İngiliz tümenini Kut’ül-ammare şehrinde 13 general, 481 subay, 13.300 askeri ve tüm savaş araç gereçleri ile esir almışlardır.
Halil Paşa zafer sonrası ordusuna yayınladığı bildirisinde şöyle demiştir:

29 Nisan 1916 tarihli günlük ordu emri…

ORDUMA

Arslanlar!..
1- Bugün Türkler’e şerefü şan, İngilizlere kara meydan olan şu kızgın toprağın müşemmes semasında sühedamızın ruhları şadü handan pervaz ederken, ben de hepinizin pak alınlarından öperek cümlenizi tebrik ediyorum.

2- Bize ikiyüz seneden beri tarihimizde okunmayan bir vakayı kaydettiren Cenab-ı Allah’a hamdü şükür eylerim. Allah’ın azametine bakınız ki, binbeşyüz senelik İngiliz Devleti’nin tarihine bu vakayı ilk defa yazdıran Türk süngüsü oldu. İki senedir devam eden Cihan harbi böyle parlak bir vaka daha göstermemiştir.

3- Ordum gerek Kut karşısında ve gerekse Kut’u kurtarmaya gelen ordular karşısında 350 subay ve on bin neferini şehit vermiştir. Fakat buna mukabil bugün Kut’da 13 general, 481 subay ve 13.300 er teslim alıyorum. Bu teslim aldığımız orduyu kurtarmaya gelen İngiliz kuvvetleri de 30.000 zayiat vererek geri dönmüşlerdir.

4- Şu iki farka bakınca cihanı hayretlere düşürecek kadar büyük bir fark görülür. Tarih bu vakayı yazmak için kelime bulmakta müşkülata uğrayacaktır.

5- İşte Türk sebatının İngiliz inadını kırdığı birinci vakayı Çanakkale’de, ikinci vakayı burada görüyoruz.

6- Yalnız süngü ve göğsümüzle kazandığımız bu zafer yeni tekemmül eden vaziyeti harbiyemiz karşısında muvaffakiyeti atiyemizin parlak bir başlangıcıdır.

7- Bugüne KUT BAYRAMI namını veriyorum. Ordumun her ferdi, her sene bu günü tesit ederken şehitlerimize yasinler, tebarekeler, fatihalar okusunlar. Sühedamız, hayatı ulyatta, semevatta kızıl kanlarla pervaz ederken, gazilerimiz de atideki zaferlerimizle nigehban olsunlar.

Mirliva Halil
Altıncı Ordu Komutanı
24 / 04 / 1916

Avustralyalı araştırmacı Dr.Gaston Bodart bu zaferi, “İngiliz prestijinin birinci dünya savaşı’nda yediği en büyük darbe" olarak yorumlamıştır.

Yaklaşık 5 ay süren kuşatmanın ardından, 13 general, 481 subay ve 7 bini Hintli 13 bin 300 İngiliz askeri Türk birliklerine teslim oldu. Tarihe Kut ül Amare zaferi olarak geçen savaşlar sırasında İngilizler 40 bin kayıp ve esir verirken Türk birlikleri ise 25 bin askerini kaybetti.

Kut ül Amare savaşı sırasında Türk birlikleri sınırlı sayıda uçakla önemli görevler yaptı. Keşif görevleri yapan Türk uçakları bir taraftan da düşman hedeflerini bombardıman etti. 26 Nisan 1916’da Kut ül Amare’deki İngiliz kuvvetlerine erzak yardımına çalışan bir İngiliz uçağı da Türk avcı uçağı tarafından düşürüldü.

Ancak kazanılan bu tarihi zafere rağmen savaşın genelinde mağlup olan Türk ordusu, takviye edilen İngilizlerin bölgeyi Şubat 1917’de işgal etmesine engel olamadı. Irak’ın güneyine 1914 sonlarında çıkarma yapan İngilizler, ancak Mart 1917’de Bağdat’a ulaşarak kenti işgal etti.

Uzaklaştırılmış
Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
14 Mayıs 2008; 0:19:16 

29 Nisan 1916 günü Irak topraklarında büyük bir zafer daha kutlanıyordu: Kutul Amare! Çanakkale Zaferi’nden sonra elde edilen en büyük zafer olan Kutul Amare’de 33 bin İngiliz askeri ile 500’e yakın içinde generalin de bulunduğu subay grubu esir alınıyordu. Bütün dünya bu zafer karşısında şaşkınlığını gösterirken; güneş batmaz imparatorluk üzerinde bir güneş doğuyordu: Türk güneşi! İşte bu güneş Arap çöllerinde İngiliz hayallerini gömüyordu. Ama gelin görün ki diğer cephelerde yapılan hatalar bu zaferi gölgede bıraktı. İşte bu zaferin öyküsü:
Hedef Bağdat Büyük kuvvetlerle Çanakkale’ye saldıran İngilizler, aynı tarihlerde de Arap topraklarında adım adım ilerliyorlardı. Çanakkale yenilgisinden sonra ağırlıklı olarak Arap Cephelerine kuvvet kaydıran İngilizler bölgenin kalbi Bağdat’ı ele geçirmek istiyorlardı.
General Tawshend komutasındaki birlikleri 24 Temmuz 1915 günü Bağdat’a doğru hücuma geçti. Bu ilerleyiş karşısında Irak Umum Kumandanı Nurettin Bey komutasındaki birlikler 28 Eylül 1915 tarihinde İngilizler karşısında Kutul Amare’den çekildi ve İngilizler burayı işgal etti. 22 Ekim günü ise İngiliz birlikleri Bağdat üzerine iki koldan yürümeye başladılar. Bu birlikler Selman Pakt’ta Nurettin Bey komutasındaki birlikler tarafından 22 Kasım günü durduruldu. İngilizler tekrar Kutul Amare’ye geri çekilmek zorunda kaldılar. 23 Kasım günü de Türk birlikleri hücuma kalktı. Birçok yerde çok çetin çatışmalar oldu. Zaman zaman Türk birlikleri geri çekilse de genel saldırısını durdurmadı. 5 Aralık günü Türk birlikleri, Kutul Amare önlerine geldiler. Aralık ayı boyunca Kutul Amare’de sıkışan İngiliz birlikleriyle çok çetin çatışmalar oldu.
İngilizler kuşatıldı
Türk birlikleri Kutul Amare’de İngilizleri tam manasıyla kuşatmış ve bir çember içine almışlardı. Bunu yarmak için İngiliz birlikleri zaman zaman takviye aldıysa da başarılı olamadı. Mart ayına kadar süren bu kuşatma sırasında İngilizler içinde büyük kayıplar oluyordu. Nehirlerden yapılan cephane ve yiyecek yardımı yeterli olmuyordu. Bu yarma sırasında Sabis bölgesinde Ali İhsan Bey komutasındaki birliklerle de başarılı çarpışmalar oluyordu. Sabis Meydan Muharebesi olarak da tarihe geçen bu çatışmalarda Türkler büyük başarılar elde ediyordu. 10 Mart 1916 günü zor durumda bulunan İngiliz birliklerine, Türk Komutanlığı tarafından teslim olma önerisi verildi. İngilizler buna olumlu cevap vermedi. İngilizler 6 Nisan günü büyük bir saldırıya geçerek yarma harekâtına giriştiler, ancak başarılı olamadılar ve çok büyük kayıplar verdiler.

"Baltacı devri geride kaldı"
9 Nisan günü İngiliz Komutanı Tawshend’e Halil Paşa’nın "teslim ol" çağrısı gitti. General buna, "Türkler muharebe sahasında daima iyi asker ve necip insandırlar; fakat ben henüz teslim olmayı düşünmüyorum" cevabını verdi. 22 Nisan günü İngiliz birlikleri General Tawshend komutasında 5 bin kişilik bir birlikle hücuma geçtiler. Bundan da sonuç alamadılar. 3 bin ölü vererek geri çekildiler. Arada Hali Paşa’ya rüşvet teklif ederek kuşatmanın kaldırılmasını istediler. Hali Paşa da bu tarihî teklife şu anlamlı cevabı verdi: "Baltacı devirleri geride kaldı!"

Ve tarihî an geldi...

Bu hücum ve tekliften sonra sonuç alamayacaklarını anlayan İngilizler, General Tawshend’ın yazısıyla teslim olacaklarını bildirdiler. General Townshend şu satırları içeren telgrafı, İngiliz Avrupa Kuvvetleri Karargâhına gönderiyordu:
"Kut’daki muhafızlarımızı almak üzere bir Türk alayı yaklaşmaktadır. Hem kalenin hem de şehrin üzerine beyaz bayrağı çektim. Taburlar saat 2’de Şumran yakınındaki kampa girmeye başlıyorlar. Biz telsizi yavaşça imha ediyoruz ki, bu iş yapılmaya değer. Kut’dan bütün gemiler ve istasyonlara elvedâ ve hepinize iyi şanslar… (29 Nisan 1919, Saat: 13.35, General Towshend" İngiliz birlikleri ellerindeki topları imha ettikten sonra 476’sı subay olmak üzere 33 bin 390 kişilik mevcuduyla kayıtsız ve şartsız olarak Türk kuvvetlerine teslim oldular. Bu tarihi zafer üzerine 6’ncı Ordu Kumandanı Mirliva Halil Paşa, ordusuna şu mesajı çekiyordu: "Bugüne ‘Kut Bayramı’ namını veriyorum."
Bu zafer Avrupa’yı tam manasıyla şok etti. Bütün gazeteler Türk’ün zaferini yazmak zorunda kalırken, İngilizler için de "Çanakkale’den sonra en büyük hezimete uğradı" değerlendirmesini yaptılar. Gerçekten de en büyük zaferdi. Ancak gelin görün ki diğer cephelerdeki yenilgiler ve yanlış sevk ve idare bu zaferi başarısızlığa dönüştürdü. Bir süre sonra buradaki Türk birlikleri -Almanya’nın etkisiyle- İran cephesine gönderildi ve zayıf kalan bu cepheye İngilizler 1917 yılı başında büyük kuvvetler yığarak bekledikleri güce ulaştı ve 11 Mart 1917’de Bağdat’ı geri aldılar. Daha sonra da Musul’a doğru ilerlediler. Petrol yatakları Musul’u, Türk direnişi karşısında alamadılar. Ta ki mütarekeye kadar... Mütarekede bile buralar elimizdeydi. Mondros Mütarekesi’nden üç gün sonra burayı da haksız bir şekilde oldubittiyle işgal ettiler.
İlginçtir bu bölgede görev yapan ve adlarını iki büyük zafere attıran Ali İhsan ve Halil Paşalar yıllar sonra soy ismi olarak bu bölgenin isimlerini aldılar. Sabis ve Kut! Bu vesileyle Arap çöllerinde canlarını veren aziz şehitlerimizi saygı ve rahmetle anıyoruz.


Alıntıdır.

Uzaklaştırılmış
Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
14 Mayıs 2008; 0:22:31 

Hiç duymamıştım :S

Uzaklaştırılmış
Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
14 Mayıs 2008; 0:33:54 

Rodos'la 390 Yıl
0


Hilalli Burçlarında 390 yıl Ay-Yıldızlı Bayrakların Dalgalandığı Rodos Kalesi

20 Aralık 1522'de şanlı bir şekilde fethedilip 20.000 şehidin kanıyla yıkanan Rodos Adası Şövalye artıklarından temizlendikten sonra tam 390 yıl Türk Adası kimliğiyle yaşadı..


Rodos Şövalyeleri’nin (The Knights of Rhodes) Adaya Gelişi

Anadolu’nun güneybatısında bulunan Rodos Adası, müslümanlar tarafından ilk olarak 672'de, Emevîler zamanında Bizanslılar'dan alındı. Ada, 680’de tekrar Bizanslılar'a geçti.

Haçlı Seferleri sonucunda Urfa ve Kudüs’te Haçlı kontlukları oluşturularak Kudüs’e mukaddes yerleri ziyarete gelen Hıristiyan hacıları ağırlamak için 1118’de bir manastır-hastane kurdular. Burada hizmet edenler Ortaçağ’da hakim olan şövalyelik ruhuna bağlı "doğruluk, tevazu ve itaattan" oluşan üçlü yemin ile manastıra bağlanıyorlardı. Fakat papaz veya keşiş olsun istisnasız bütün şövalyeler Müslüman düşmanlığında müttefiktiler.

Müslümanlar 1291’de tekrar Kudüs’ü fethedince Saint Jean Şövalyeleri (Les Chevaliers de Saint Jean de Jerusalem) Kıbrıs’a sığındılar. Kıbrıs Kralı'nın himayesinden memnun olmayan şövalyeler hiçbir krala tabi olmadan İslam’a karşı savaşlarını devam ettirecekleri bir yer aramaya koyuldular. Kıbrıs’a uzak olmayan Rodos’u gözlerine kestiren şövalyeler adadaki Müslüman ve Yunanlılardan oluşan yerli halk tarafından bir kaç defa püskürtülürlerse de 15 Ağustos 1309 tarihinde Ada şövalyelerin eline geçti. Bu tarihten sonra Rodos 213 yıl boyunca bölgede Hıristiyanlığın İslam’a karşı tek ve en güçlü kalesi olarak şer faaliyetlerinin merkez üssü oldu.

Korsanlar ve Eşkiyalar Cumhuriyeti


Adalar Denizi ile Akdeniz arasında ulaşım yollarına hakim olan bu dini teşkilat hakikatte Hıristiyanlık kisvesi altında bir şekavet ocağından başka birşey değildi. Civar sahillere sarkıntılık ederek ve bilhassa korsanlıkla esircilik ederek servet topluyorlardı. Batılı yazarların da itiraf ettikleri gibi bu bir korsanlar cumhuriyetinden başka birşey değildi.

Fatih Sultan Mehmet’in küçük oğlu Cem Sultan da iktidar mücadelesini kaybettikten sonra Rodos Korsanları'nın eline düştü. Rodos’u Osmanlı mülküne katmak için sefere çıkan donanma, 300 kadırga ile 25 Temmuz 1522 günü Rodos açıklarında göründü. Bir ay sonra Sultan Süleyman da Marmaris üzerinden ikinci bir donanma ile kuşatmaya bizzat katıldı. Adanın bugün dahi görülen müstahkem kaleleri ve şövalyeler bütün varlıklarıyla fethe direndi ise de Türk destanına dönüşen büyük bir savaşın ardından Rodos (Saint-Jean) Şövalyeleri 20 Aralık 1522'de teslim bayrağını çekmek zorunda kaldılar.

390 Yıllık Türk Adası'nın Huzur Yüzyılları

0


Şövalyelerin Büyük Reisi L’Isle Adam maiyyetiyle birlikte teslim şartlarını konuşmak için Sultan’ın ordugahına geldi ise de Genç Sultan, mağlup reisi gün boyunca yağmurun altında bekletti. Nihayet Kanuni Sultan Süleyman erguvan renkli bir çadır altında, harikulade ve zengin iki Altın Arslan arasındaki altın tahta oturmuş şaaşalı bir şekilde mağlup reisi kabul etti. Ağır ve uzun bir sessizlik içinde iki büyük düşman birbirini süzdükten sonra ihtiyar Şövalye genç Sultan’ın elini öptü. Kanuni de ona hil’at giydirdi. Sultan ona "Size teşkilatınızı, idare adamlarınızı olduğu gibi muhafaza etme hakkı tanıyor, evinizde ve dışarıda askerlerinize emir verme hakkı bahşediyorum" diyerek Osmanlı hizmetine girmeyi teklif etti. L’Isle Adam "Devletimden mahrum olmaktansa şu bahtsız hayatımın sona ermesini, yahut adamlarımdan kaçarak daima şerefsiz yaşamaktansa mağlup diye anılmayı istiyorum. Mağlubiyet talihin bir eseri ve size mağlup olmak utanç verici değildir. Fakat kanaatime göre kendi adamlarını terk etmek ve karşı tarafın ordusuna geçmek haince ve utanç vericidir" der. Sultan, bu cesur cevaptan etkilendi ve cömert bir teslim anlaşması imzaladı. Şövalyeler bütün silah ve mallarını alarak adayı terk etme iznini aldılar. Adayı terk etmek isteyenlere izin verilirken, kalmak isteyenlerin de bütün güvenceleri sağlandı. 20.000’den fazla şehidin verildiği Rodos'un fetihten sonra, Kanunî Sultan Süleyman Han, 29 Aralıkta şehre girip kaleyi gezdi. 2 Ocak Cuma günü ise camiye çevrilen Saint Jean Kilisesi'nde Cuma namazını kıldı. Adına okunan hutbeyi dinledi.

Sultan Süleyman Rodos’u gezdikten sonra şövalyelerin Büyük Reisine iade-i ziyarette bulundu. Olayın şahidi şövalye İacopo Fontanna bu ziyareti şöyle anlatır: "Padişah Grand Maestroluk Sarayına girdiğinde Büyük Reis galib hükümdarı diz çökerek karşılamak ister. Kanuni işaret ederek kaldırır ve eliyle selamlar. Yine Osmanlı hizmetine girme konusu konuşulmuş olmalı ki; I’Isle Adam, padişaha hitaben "Bana tahsis edeceğiniz bir şehirden ziyade bizzat ben, Türk merhamet ve faziletinin ebedi sembolü olacağım" der.

Şövalyeleri Girit’e kadar Osmanlı gemileri götürdü.

3 Ocak günü Aydın, Midilli, Karasi, Menteşe, Saruhan Sancakbeylerine, Anadolu Beylerbeyi Kasım Paşa'nın nezaretinde Rodos’taki inşaat, imar ve iskân işleri bitinceye kadar adada kalmalarını emredip, İstanbul’a döndü. Rodos’a derhal Türk göçmenleri yerleştirilmeye başlandı. Ada bir sancak yapılıp, Cezâyir-i Bahr-i Sefîd Eyaleti'ne bağlanarak Sancakbeyi olarak Mehmed Bey tayin edildi.

Adalarda Silinmek İstenen Türk İzleri

Hristiyanlığın koruyuculuğunu üstlenen Şövalye artıklarından temizlendikten sonra birçok cami, imaret, mektep, medrese ve yol yapılıp gül bahçesine çevrilen Rodos Adası bir Türk Adası olarak tam 390 yıl Osmanlı yönetimi altında altın çağlarını yaşadıktan sonra Yunanlılar'ın adadaki tahribatları ve Türk izlerini silme çalışmaları başlatıldı.

Yapılan bütün tahribatların ardından Rodos’tan günümüze sadece 12 çeşme, 3 hamam, Süleymaniye Medresesi başta olmak üzere bazı medreseler ile Sultan Süleyman İmareti, Saat Kulesi, Fethi Paşa Rüştiyesi, Hafız Ahmed Ağa Kütüphanesi, 18 mescit ve 11 cami kalmış. Camilerden sadece iki tanesi faal.

Uzaklaştırılmış
Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
14 Mayıs 2008; 0:41:24 

Türk Şehitlikleri Bulunan Ülkeler

30 ülkede 77 şehitlik var

Milli Savunma Bakanlığı'nın istatistiklerine göre 5 kıtada, 30 ülkede 77 şehitlik var. İstatistiklere göre Türk şehitlikleri bulunan ülkeler şunlar: Almanya, Arnavutluk, Avusturya, Azerbaycan, Burma, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Güney Kore, Hindistan, Irak, İsrail, İngiltere, İtalya, Japonya, KKTC, Letonya, Libya, Macaristan, Malta, Mısır, Polonya, Romanya, Rusya, Suriye, Suudi Arabistan, Ukrayna, Ürdün, Yemen, Yugoslavya, Yunanistan.


0


Kore Cumhuriyeti'nin Pusan kentinde bulunan ve Birleşmiş Milletler tarafından yaptırılmıştır. Kore Savaşı'nda hayatını kaybetmiş askerler BM Çokuluslu Gücü'nün askerleri için yaptırılmıştır. Türk askerlerinin yattığı kısıma "Pusan Türk Şehitliği" adı verilmiştir.

14.4 hektarlık bir alanda kurulu olan şehitlik 18 Ocak 1951'de inşa edilmiştir.



< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi _HURMACI_ -- 14 Mayıs 2008; 0:45:29 >


1786 Mesaj
14 Mayıs 2008; 0:43:38 

quote:

Orjinalden alıntı: magnum_1453



M.Kemal Paşa ,bir paşa'nın değil Padişahın yaveriydi..
O padişah da tam ismiyle Sultan 6.Mehmed Vahideddin idi...
0
Sultanı Mustafa Kemal ile birlikte gösteren bir görüntü.


Vahdettin henüz veliahtken Mustafa Kemal birlikte Almanya'ya gitmişlerdir hatta. Daha önce Osmanlı topraklarını karış karış gezen Alman imparatoru II. Wilhelm'e iade-i ziyarette bulunmak için. O esnada I. Dünya Savaşı henüz bitmemişti. Yıl 1917 yanlış hatırlamıyorsam.
Ziyaret esnasında Mustafa Kemal Alman komutanlara savaş konusunda önemli stratejiler sunarken Alman subayların kendisine güldüklerini fark eder. Özellikle Suriye cephesi hakkında çok ciddi şeyler söylediği halde neden böyle yaptıklarına anlam veremez ve dayanamayıp sorar neden beni ciddiye almıyorsunuz diye.
Alman subaylardan biri "Kafanızda o komik şey olduğu sürece kusura bakmayın kimse sizi ciddiye almaz burada" der. Mustafa Kemal o günden bu yana fes takmamıştır. Şapka devrimine kadar başında kalpakla dolaşır.


_____________________________

Benim yaradılışımda bir fevkalâdelik varsa, o da Türk olarak dünyaya gelmemdir.
Mustafa Kemal Atatürk

Forum Kuralları || İmza Kuralları || Şikayet Et Butonu || Nick Değişimi || SMS Onay Sistemi || Öneri ve Şikayetleriniz

Uzaklaştırılmış
Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
14 Mayıs 2008; 0:58:44 

Of Muharebeleri 1916

Ruslar, 24 Şubat 1916'da Rize'yi, 15 Mart 1916'da Of'u, 18 Nisan 1916'da Trabzon'u işgal ettiler. Ruslara karşı ilk önemli direniş Of ile Rize arasındaki Baltacı Deresinde olmuştur. Bu direniş yaklaşık bir ay sürmüştür. Of'un işgaliyle Solaklı Vadisinde bir direniş meydana geldi. Ruslar bu direnişi kırarak Soğanlı ve Demirkapı geçitlerinden Bayburt'a inmeyi düşünüyordu. Rusların bu tasarısı ilk aşamada pek faydalı olmadı. Zira bölgenin gerçek sahipleri olan Türkler, Rus kuvvetlerine büyük kayıplar verdirdiler. Fakat sayıca üstün olan Ruslar bir süre sonra Çaykara'nın aşağı köylerini işgal etmeye başladılar.
Yöre halkı kıyıdan uzakta olduğu için daha çok dağlık kesime, iç kesimlere doğru çekilmek zorunda kaldı. Bu çekilme sırasında direnişlerine devam etmişlerdir. Geri çekilen askerler Of'un bütün köyleri ve yakın kazalardan toplanan gönüllüler ile Trabzon Hapishanesindeki mahkumların da izin alarak, müfreze halinde gönüllü olarak katılmalarıyla Baltacı Deresinin batı yanında Ruslara karşı savunma hattı oluşturuldu.

Savaşın en şiddetli günleri:
07 Mart 1916 : Düşman ilk saldırıya başladı. Düşman Baltacı Deresinden geri atıldı. 26 şehit verdik.
08 Mart 1916 : İki gün sürdü. Düşman geri püskürtüldü.
10-11 Mart 1916 : Düşman karadan ve denizden saldırdı, her tarafı yaktı. 200 kumandan 380 şehit verdik.
12 Mart 1916 : 11. Alay Sürmene'ye nakledildi. Kelali tepelerinde verilen mücadelede başarısız olundu. Göç başladı.
13 Mart 1916 : Rus donanması savaşa girdi.
14 Mart 1916 : Düşman 600 ölü, 800 yaralı verdi. Baltacı deresi kana bulandı.
15 Mart 1916 : Ruslar donanma sayesinde karaya asker çıkarmaya devam etti.

Rus ordusu sivil halkın üzerine yüklenmiş ve 15 Mart 1916'da Of'a girmiştir. Ruslar Solaklı vadisinden yukarıya doğru giderken Oflu halk mücadele ettiyse de; İspir'e asker çıkarılmasıyla Of işgal edilmiş oldu. 20 Nisan 1916'da Ruslar Madur Dağı'nın güneyinde Leman Suyu ve Öküzlü Yaylası'na kadar ilerledi. Bayburt'taki 3. Ordumuz, karşı taarruza geçerek Sürmene-Of istikametinde denize ulaşmayı, Rus ordusunu imha etmeyi ve Trabzon'u kurtarmayı planlıyordu.

Hazırlıklarını tamamlayarak 1916 yılının Haziranında harekete geçti. 22 Haziran'da Sultan Murat-Pistoklu Hanları arasındaki 60 km'lik mesafede gece baskınları düzenlendi. 23 Haziran 1916'da çoğu Çanakkale'den dönen Miralay Kazım komutasındaki birliğimiz Rusların keşif kolunu Yurt Yaylası'nda süngüden geçirmiştir. İkinci büyük taarruz Sultan Murat Tepesinde başladı. Topçu ateşi desteğiyle Rusların bütün siperleri ele geçirildi. Burada Ruslara büyük zayiat verdirildi. Rusların kayıpları 1000'den fazla ölü ve çok sayıda esirdi. Daha önce birliği ile birlikte burada şehit olacağını rüyasında gören Seyfeddin Bey ve kahraman Mehmetçiklerimiz Şüheda tepesini Ruslardan almıştır. Fakat bir subay, bir astsubay ve 70 er şehit verdik. Haziran ayının 27'sinde Harmantepe-Kabanbaşı hattında 36 saat devam eden mücadelede 60. Alayımız 7 zabıt ve 150 er şehit vererek Rusları geri püskürtmüştür.

12 Şubat 1918'de, Vehip Paşa komutasındaki 3. Kafkas Ordusu ileri harekata girişti. Trabzonlu Albay Hacı Hamdi Bey komutasındaki 37. Tümen, Giresun'daki 123. Alay ile takviye edilerek Trabzon üzerine yola çıktı. Bölgedeki çeteleri temizleyerek ilerleyen birlikler, 15 Şubat 1918'de Vakfıkebir'i, 17 Şubat 1918'de Akçaabat'ı geri aldılar. Birkaç gün içinde çevreyi temizleyerek Trabzon'a girdiler. 24 Şubat 1918'de Trabzon Ruslardan geri alındı. Doğuya doğru ilerleyen Türk birlikleri 28 Şubat 1918'de Of'u düşmandan geri aldı.

Uzaklaştırılmış
Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
14 Mayıs 2008; 1:04:21 

TARİHİMİZDE KÖPEKLERİN YERİ
0


Osmanlı ordusunda köpeklerle ilgili olarak 3 ayrı isimle askeri birimler var,bunlar:

ZAĞARCILAR,
SEKSONCULAR(SAMSUNCULAR)
TURNACILAR


ZAĞARCILAR
İsminden de anlaılacağı üzre av köpeği yetiştiricisi askerlein yer aldığı bir birim.Bu birim barış zamanı padişah ve yüksek mertebedeki erkanın av şenliklerinde yer alan köpekleri eğitirlermiş.
Ancak Sefer zamanı ordunun en sevdiği askeri birim haline gelrlermiş.Zira avladıkları hayvanları askerin karavanasıa katarlar askerin et yiyerek güçlü olmasına yardımcı olurlarmış.Atlı zağrcılar ve yaya zağarcılar olmak üzere iki grupta yer alırlarmış Atlılar daha kıdemlilerden seçilirmiş.

SEKSONCULAR(samsuncular)
Yeniçeri ocağı içinde yer almışlardır,özellikle imparatorluğun yükselme devrine oldukça başarılı hizmetlerde bulundular,

eflak beyinden fathsultan mehmete gönderilen seksonlardan dolayı bu birim böyle anıldı.Sekson eski yunancada savaş köpeği anlamına gelmektedir

Savaş alanınna padişahın korunmasında , süvarilere hücum edecek alan açılmasında ve konaklama bolgelerınde devriye gorevlerinde yer aldılar.
Seksoncu başı zağarcı başının altına görev yapardı,Seksoncuların köpeklernin eğitimi icin tophane mevkinde bir yaylak verlmişti,köpeklerin hüünerlerinin padişahlara ispatı için onların huzurunda talimlerini ayılarla yaparlardı.samcuların sayısının 531 e kadar çıktığı bildirilmektedir.


TURNACILAR

sonraları zağarcılardan ayrılarak padişahın av günlerinde görev yaptılar beslenen turnalar avlaklarda salınarak padişah ve erkanının av yapması sağlandı.onların köpekleri daha çok tazılardan oluşmaktaydı.


Genelde her zağarcı 3 her seksoncu 1 her turnacı da 3 köpeğe bakmakla mükellefti
Bu köpeklerin yiyecekleri istanbulun işkkembecilerinden karşılanırdı,ancak bunun karşılığında onlardan normal esnaftan alınan bazı vergiler alınmazdı,

Bununla birlikte köpeklerin yılda 1 HALT( tasma) istihkakları vardı) Günümüzde kullandığımız BİR HALTA YARAMAZ lafı o dönemde gelmektedir.Tabaklanan derilerin en kullanılmayan kısımlarından HALT lar yani tasmalar yapılırdı,tasma yapımında bile kullanılamayan derilere yani atılacak derilere " bir halta yaramaz" denirdi.Günümüzde de hiç bir işe yaramayan anlamı bu dönemdeki söylemlerden gelmektedir.



< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi _HURMACI_ -- 14 Mayıs 2008; 1:03:29 >


68 Mesaj
14 Mayıs 2008; 2:48:34 

[[font="Trebuchet MS"]center]OSMANLI TARİHİ KRONOLOJİSİ

Arkadaşlar,hem toplu olması bakımnından ,hemde bilhassa aradığınız konuları tarihiyle beraber rahatça bulabileceğinize inandığım bir kronoloji(Tarih sırasına göre Osmanlı Tarihi)
Osmanlı Kronolojisi 1
________________________________________
1299-
Osmanlı tarihinin başlaması
1299
İlk müzik olayı (Selçuklu sultanınca Osman Bey'e Beylik alameti olarak gönderilen tabl-u alem (davul ve sancak)
1302
Osman Gazi'nin Koyunhisarı Zaferi
1302
III. Alaeddin Keykubad'ın ölümü
1312
Mevlevilik tarikatını kuran Sultan Veled'in ölümü
1317
Gülşehri'nin, kendisinden sonraki tercümelere öncülük eden Mantıku't-tayr'ı Ferideddin el-Attar'ın aynı adlı eserini tercüme etmesi
1320
Türk edebiyatında bilinen ilk divana sahip Yunus Emre'nin ölümü
1324
Orhan Gazi'nin tahta geçişi
1326
Bursa'nın fethi
1330
Aşık Paşa'nın Garib-name'yi telif tarihi
1331
İznik'in fethi
1331
İlk Osmanlı medresesinin, İznik'te Orhan Gazi tarafından kurulması
1334
Karesi Beyliği'nin ilhakı
1337
Kocaeli bölgesinin alınışı
1346
Orhan Gazi'nin Kantakuzenos'un kızı ile evliliği ve Bizans ile ittifakı
1349-1352
Bizans'a yardım için Süleyman Paşa'nın Rumeli'ye geçişi ve Çimpi Kalesi'nin üs olarak alınışı
1350
Davud B. Mahmud el-Kayseri'nin ölümü
1352
Osmanlılar'ın Cenevizliler'e Osmanlı topraklarında serbest ticaret yapma imtiyazı vermeleri
1354
Gelibolu'nun fethi
1361
İlk müzikli spor gösterisi (Edirne Kırkpınar yağlı güreşleri)
1362
Orhan Gazi'nin vefatı ve I. Murat'ın tahta çıkışı
1362
Kadıaskerliğin teşkili
1363
Pençik Kanunu'nun çıkışı
1366
Gelibolu'nun elden çıkışı
1371
Çirmen Zaferi
1376
Bulgar Krallığı'nın Osmanlı hakimiyetini kabulü
1377
Gelibolu'nun Osmanlılar'a iadesi
1385-1386
Niş ve Sofya'nın alınışı
1388
Ploşnik bozgunu ve Balkan ittifakının teşekkülü
1389
I. Kosova Zaferi
1389
I. Murat'ın şehadeti, Yıldırım Bayezid'in tahta cülusu
1390
Aydın-Saruhan-Germiyan-Menteşe beyliklerinin ilhakı
1390
Karaman Seferi, Konya'nın muhasarası
1390
Gelibolu tersanesi'nin inşası
1391
İstanbul'un ilk muhasarası
1393
Mahkeme Rüsumu'nun ilk ihdası
1396
Niğbolu Zaferi
1397-
1398
Akçay Zaferi ve Karaman Ülkesi'nin
Osmanlı hakimiyetini kabulü
1398
Kadı Burhaneddin'in ölümü.
1398
Karadeniz beyliklerinin ilhakı
1400
İlk musiki nazariyatı eseri (Kırşehirli Yusuf B. Nizameddin'in Kitabu'l Edvar'ı)
1400
Bursa'da I. Bayezid tarafından Ulu Cami'nin yaptırılması; İlk Osmanlı Darü'ş-şifa'sının Yıldırım Bayezid tarafından inşa edilmesi
1402
Ankara bozgunu ve Yıldırım Bayezid'in esareti
1402-1413
Fetret Devri, iç karışıklıklar
1409
Süleyman Çelebi tarafından Türk Edebiyatı'nda ilk mevlid örneği olan, Vesiletü'n-Necat adlı eserin yazılışı; İlk besteli dini eser (Süleyman Çelebi'nin Mevlid'i)
1411
Çelebi Mehmed'in tahta çıkışı
1413
I. Mehmed'in duruma hakim olup devleti yeniden kuruşu
1413
(Celaleddin Hızır) Hacı Paşa'nın ölümü
1416
Osmanlı-Venedik Deniz Muharebesi ve Sulhü, Şeyh Bedreddin isyanı
1416
Macar Seferi
1417
Avlonya'nın fethi
1418
Makam teriminin ilk kullanılışı (A. Meragi'nin Makasıdu'l-elhan'ında)
1418-1420
Samsun bölgesinin zaptı
1419-1424
Bursa'da Hacı İvaz'a I. Mehmed tarafından Yeşil Külliye'nin yaptırılması
1421
Çelebi Mehmed'in ölümü ve II. Murad'ın cülusu
1421-1451
İlk resmi musiki çevresi (II. Murad Sarayı)
1422
Mustafa Çelebi'nin (Düzmece) bertarafı
1425
Molla Fenarı'nın ilk Şeyhülislam olarak tayini
1425-1426
İzmir Beyi Cüneyd'in idamı
1425-1426
Teke Beyliği'nin intikali
1427-1428
Germiyan Beyliği'nin intikali
1429
Manyasoğlu Murad tarafından, Türk edebiyatında Seyf Serayi'den sonra, Anadolu Türk edebiyatı sahasında ilk Gülistan tercümesinin yapılışı
1429
Şeyh Hamdullah'ın Amasya'da doğuşu
1430
İlk iki Türkçe musiki kitabı (Hızır B. Abdullah'ın Edvar'ı ve
Bedr-ı Dilşad'ın Muradname'sindeki musiki bölümü)
1430
Selanik'in fethi
1430-1431
Şemsüddin Muhammed B. Hamza el-Fenari'nin ölümü
1431-1432
Kadızade, Salahaddin Musa b. el-Kadi Mahmud el-Bursavi el-Rumi'nin ölümü
1432
Fatih Sultan Mehmed'in doğumu
1434
Edirne'de II. Murad tarafından Muradiye Camii'nin yaptırılması
1434
Edirne'de II. Murad tarafından Muradiye Camii'nin yaptırılması
1436
Muiniddin B. Mustafa tarafından II. Murad'ın isteğiyle ilk Mesnevi tercümesi olan Mesnevi-i Muradiyye adlı eserin yazılışı
1437
Ömer bin Mezid tarafından ilk nazire mecmuasının derlenişi
1439
Semendire'nin alınışı
1440
Osmanlı musiki çalgıları üzerine ilk notlar (Ahmedoğlu Şükrullah)
1440
Başarısız Belgrad kuşatması
1444
Segedin Sulhü
1444
II. Murat'ın tahttan çekilişi, II. Mehmed'in cülusu ve Varna zaferi
1445
II. Mehmed'in tahttan çekilişi ve II. Murad'ın ikinci defa cülusu
1447
Edirne'de II. Murad tarafından Üç Şerefeli Camii'nin yaptırılması
1448
II. Kosova Zaferi
1451
II. Murad'ın ölümü ve II. Mehmed'in ikinci defa cülusu
1451-1512
Geçiş devri. Fatih Sultan Mehmed ve II. Bayezid devri
1453
İstanbul'un fethi
1453
Ayasofya'nın camiye çevrilmesi
1454
İlk Devlet Musiki Okulu (Enderun'un müzik bölümü)
1458-1460
Mora'nın ele geçirilişi
1461
Trabzon Rum İmparatorluğu'nun sonu
1461
Candaroğulları'nın ilhakı
1463
Osmanlı-Venedik Savaşı'nın başlaması
1463-1470
İstanbul'da Fatih Külliyesi'nin inşaası
1466
II. Mehmed'in Arnavut seferi
1468
Karamanoğulları'nın sonu
1468
II. Mehmed tarafından İstanbul'da Topkapı Sarayı'nın tesisi
1469
Ahmed Karahisarı'nın Afyonkarahisar'da doğuşu
1470
Eğriboz'un alınışı
1471
Fatih Külliyesinin açılışı
1472
Topkapı Sarayının inşası
1473
Otlukbeli Zaferi : Osmanlı Akkoyunlu mücadelesi
1474
Ali Kuşçu'nun ölümü
1475
Kırım'ın Osmanlı tabiiyetine girişi
1476
Boğdan seferi ve zaferi
1478
Fatih tarafından ilk altın paranın darbettirilmesi
1478
Şerafeddin Sabuncuoğlu'nun ölümü
1479
Osmanlı-Venedik Sulhü ile Fatih'in Venedikliler'e Trabzon ve Kefe'de ticaret yapma hakkı tanıyan ahidname vermesi
1480
Otranto'ya çıkış ve başarısız Rodos kuşatması
1480
Kadıaskerliğin Rumeli ve Anadolu olarak ikiye ayrılması
1481
II. Mehmed'in vefatı ve II. Bayezid'in tahta çıkışı
1481
100 dirhem gümüşten 400 akçe kesilmesi
1481
Şeyh Hamdullah'ın İstanbul'a gelişi
1482
Cem Sultan'ın mağlubiyeti, Rodos'a ilticası
1483
Morova Seferi ve Hersek'in ilhakı
1484
Boğdan Seferi
1484
Kili ve Akkirman'ın fethi
1484-1488
Edirne'de Hayreddin'in II. Bayezid'in Külliyesi'ni inşası
1485
Osmanlı-Memlük mücadelesinin başlaması
1485
Şeyh Hamdullah'ın aklam-ı sitte'de kendi üslubunu buluşu
1486
Musiki ile tedavi yapan ilk devlet hastanesi (Edirne, II. Bayezid Külliyesi Şifahanesi)
1488
Hocazade, Muslihiddin Mustafa B. Yusuf B. Salih el-Bursavi'nin ölümü
1488
Sultan II. Bayezid tarafından Edirne'de Bayezid Darü'ş-şifası'nın yapımı
1489
Memlüklere karşı toprak kaybı
1491
Osmanlı-Memlük Barışı
1492
Macar Seferi
1492
İspanya'dan çıkarılan Yahudiler'in de Osmanlı Devleti'nin himayesine girmesi
1494
Nakibüleşraflığın yeniden ve devamlı olarak teşkili
1494
Çin bulutu motifinin tezhib'de ilk kullanılışı
1495
Macarlarla mütareke, Cem Sultan'ın ölümü, Şehzade Süleyman'ın doğumu
1497
İlk Rus elçisinin İstanbul'a gelişi
1498
Lehistan Seferleri
1499
Venedik Harbi
1499
İnebahtı'nın alınışı
1499
Preveze baskını
15??
İlk mevlevi ayinleri (Pençgah, Dügah ve Hüseyni makamlarında üç beste-i kadim)
1500
Modon, Navarin ve Koron'un alınışı
1500-1505
İstanbul'da Yakub Şah B. Sultan Şah'ın II. Bayezid'in Külliyesi'ni inşası
1502
Venedikle sulh
1503
Anadolu sahasında ilk hamse sahibi Akşemseddinzade Hamdullah Hamdi'nin ölümü
1505
Bayezid Külliyesi'nin açılışı
1509
İstanbul'da kıyamet-ı suğra (küçük kıyamet) zelzelesi
1511
Şahkulu Baba Tekeli isyanı, Şehzade Selim Hareketi
1512
II. Bayezid'in tahttan çekilişi, I. Selim'in cülusu
1512
Anadolu Türk edebiyatında ilk Şehrengiz örneğini yazan Mesihi'nin ölümü; Selim döneminden I. Ahmed dönemine kadar olan dönemi ihtiva eden devre.
1514
Çaldıran Zaferi, Tebriz'e giriş
1514
Şahkulu'nun Yavuz Sultan Selim'in Tebriz'i işgaliyle Amasya'ya sürgün gönderilişi
1516
Mısır Seferi ve Mercidabık Zaferi
1517
Ridaniye Zaferi ve Kahire'ye giriş
1517
Haremeyn'in himaye altına alınması
1517
Haliç'te tersane yapımının tamamlanması
1517
Piri Reis'in Mısır'da Sultan Selim'e ilk dünya haritasını sunması
1519
Celali isyanı
1519
Cezayir'in iltihakı
1520
I. Selim'in vefatı, I. Süleyman'ın cülusu
1520
Şeyh Hamdullah'ın İstanbul'da vefatı; Şahkulu'nun İstabul'a gelip Ehl-i Hiref teşkilatına girişi; Hattat Şeyh Hamdullah'ın vefatı
1520-1550
Şahkulu'nun nakkaşhanede faaliyet göstermesi
1521
Belgrad'ın fethi
1521
Piri Reis'in Kitab-ı Bahriye adındaki eserini hazırlaması
1522
Kanuni Sultan Süleyman'ın validesi, Yavuz Sultan Selim'in eşi Ayşe Hafsa Sultan tarafından Manisa'da bimaristan inşa edilmesi
1522
Rodos adasının ilhakı
1524
Mısır'da Hain Ahmed Paşa isyanı
1524
Ahi Çelebi, Ahmed (Mehmed) Çelebi B. Kemal el-Tebrizi'nin ölümü
1525
Yeniçeri isyanı
1525
İlk Fransız elçisi İstanbul'da
1525
Şeyhülislam Zembili Ali Efendi'nin ölümü
1525
Mirim Çelebi, Mahmud B. Muhammed B. Muhammed B. Musa Kadızade'nin ölümü
1526
Mohaç Zaferi
1526
Ahmed Karahisari'nin İstanbul'da vefatı
1527

Bosna'nın fethi'nin tamamlanması
1528
Piri Reis'in Kanuni Sultan Süleyman'a ikinci dünya haritasını takdim etmesi
1528
Nizameddin Abdülali B. Muhammed B. Hüseyin el-Bircendi'nin ölümü
1529
Viyana kuşatması, Budin'in istirdadı, Barbaros'un Marsilya'ya çıkması
1530-1540
Divan-ı Selimi'nin yazılması
1530-1560
Nasuh'un tarihçi, hattat ve ressam olarak faaliyet göstermesi
1530-1588
Sinan'ın imparatorluğun baş mimarı olarak faaliyet göstermesi
1532
Alaman Seferi
1533-1534
Barbaros'un Osmanlı hizmetine girişi ve Cezayir beylerbeyliğine tayini
1534
Irakeyn seferinin açılışı, Tebriz'e ikinci defa giriş ve Bağdat'ın alınışı
1534
Şeyhülislam İbn-i Kemal'in ölümü
1536
Fransızlara kendi bayrakları ile Osmanlı limanlarında ticaret hakkı veren ahidname verilmesi
1536
Veziriazam İbrahim Paşa'nın idamı
1537
Körsof - Avlonya seferi
1538
Preveze Zaferi
1538
Hadım Süleyman Paşa'nın Hint Seferi
1540
Venedik ahidnamesindeki Karadeniz'de ticaret imtiyazının kaldırılması
1540-1560
Kara Memi'nin nakkaşhanede faaliyet göstermesi
1541
Budin'in kati olarak ilhakı ve beylerbeyiği olması
1543
Estergon'un ve İstolni Belgrad'ın fethi
1543
Batı musikisiyle ilk resmi temas (I. François'nın Kanuni'ye gönderdiği saray orkestrası)
1547
Osmanlı-Habsburg Sulhü
1547
Avusturyalılar'a Osmanlı topraklarında emn ü aman üzere ticaret yapma hakkının tanınması
1547
San'a'nın fethi
1548
İkinci İran seferi
1550
Süleymaniye Külliyesi'nin inşaası
1551
Trablusgarb'ın fethi
1552
Piri Reis'in Portekizlilere karşı seferi
1553
Piri Reis'in ölümü
1553-1554
Turgud Reis'in Akdeniz seferi
1553-1554
Nahcıvan Seferi
1555
İlk Osmanlı-İran antlaşması : Amasya Müsalahası
1556
Şankulu'nun vefatı; Kara Memi'nin saray nakkaşhanesine Sernakkaş oluşu; Hattat Ahmed Karahisari'nin vefatı
1557
Dokuzuncu Akdeniz seferi, Fas'ın fethi
1557
Süleymaniye külliyesinin açılışı
1558
Şakayık-ı Nu'maniye telifi
1558
Arifi'nin Süleyman-name'sinin tamamlanması
1559
Şehzade Bayezid ile Selim'in Konya Savaşı ve Bayezid'in yenilerek İran'a sığınması
1560
Cerbe'nin alınışı
1560-1600
Osman'ın Nakkaşhanede faaliyet göstermesi
1561
Taşköprüzade'nin ölümü
1562
Osmanlı-Habsburg Sulhü
1563
Seydi Ali Reis, Ali B. Hüseyin el-Katibi'nin ölümü
1565
Başarısız Malta kuşatması
1565
100 dirhem gümüşten 450 akçe kesilmesi
1566
Kanuni Sultan Süleyman'ın son seferi : Sigetvar ve Sultanın vefatı, II. Selim'in cülusu
1567
Yemen isyanı
1568
Davud el-Antaki'nin Tezkire adlı eserini telif etmesi
1569
Astarhan seferi
1569
Kaptan Kurdıoğlu Hızır Beyin Sumatra seferi
1569-1595
Lokman'ın şehnameci olarak vazife görmesi
1571
Kıbrıs fethinin ikmali
1571
İnebahtı hezimeti
1571
Mustafa B. Ali el-Muvakkit'in ölümü; Takiyyüddin'in müneccimbaşılığa tayin edilmesi
1574
Buğday Zaferi
1574
Tunus'un fethi
1574
Selimiye'nin açılışı
1574
II. Selim'in vefatı ve III. Murad'ın cülusu
1575
Münşeat'üs-Selatın'in III. Murad'a takdimi
1575
Edirne'de Sinan eliyle II. Selim için Selimiye Camii'nin inşası
1577
Takiyüddin'in gözlemlerine 1577'de de kısmen tamamlanan Daru'r-Rasadü'l-Cedid'de (İstanbul Rasathanesi) devam etmesi
1578
Osmanlı-İran Savaşı'nın başlaması
1578
Fas'ta el-Kasrü'l-kebir Zaferi
1578
Kafkaslarda hareket
1580
İlk İngiliz ahidnamesinin verilişi
22 Ocak 1580
İstanbul Rasadhanesi'nin yıktırılması
1583
Meşale Zaferi
18 Kasım 1583
Cizvitlerin Galata'daki Saint Benoit Kilisesi'ne yerleşerek burada St. Benoit mektebini açmaları
1584-1588
Lokman'ın iki ciltlik Hüner-name'sinin tamamlanması
1585
Tebriz'in alınışı
1585
Takiyüddin el-Rasıd'ın ölümü
1586
İlk Sikke tashihi
1587
Gürcistan harekatı
1588
Gence seferi
1588
Resm-i tashih-i sikke konulması
1588-1606
Bosnalı Mehmed'in saraydaki kuyumcuların (zergeran bölüğünün) başı olarak vazife görmesi
1589
İkinci sikke tashihi
1590
Osmanlı-İran Antlaşması
1590
Yeniçerilerin et ihtiyaçlarını karşılamak üzere gümrük resmine "zarar-ı kassabiye" adıyla %1 oranında ilave yapılması
1593
Osmanlı-Habsburg Savaşları
1595
Estergon'un düşüşü
1595
III.Murad'ın vefatı, III. Mehmed'in cülusu
1596
Eğri Kalesi'nin alınışı ve Haçova Zaferi
1598-1663
Davud ve Mehmed Ağalar tarafından İstanbul'da valide sultanlar için Yeni Camii'nin inşası
1599
Osmanlı sarayında ilk Batı müziği aleti (Elizabeth I.'in IV. Mehmed'e gönderdiği org); Davud el-Antaki'nin ölümü
Osmanlı Kronolojisi 2
________________________________________
1600
Sikke tashihi
1601
Kanije Zaferi
1601
İngiliz tüccarının ödeyeceği gümrük resminin %3'e indirileceğinin ahidnameye derci
1603
Osmanı-İran Savaşı'nın başlaması
1603
III. Mehmed'in vefatı, I. Ahmed'in cülusu
1603-1703
I. Ahmed döneminden III. Ahmed dönemine kadar olan dönemi ihtiva eden devre
1607
Asi Canbolatoğlu ve Maanoğlu'nun Oruç ovasında bozguna uğratılması
1609-1610
Celali tenkili için Kuyucu Murad Paşa Anadolu'da
1612
Osmanlı-İran Antlaşması
1612
Hollandalılara ahidname verilmesi
1613
Ömer B. Ahmed el-Ma'I el-Çulli'nin ölümü
1614
Ali B. Veli B. Hamza el-Mağribi'nin ölümü
1615
İran Savaşı'nın yeniden başlaması
1615
Revan Seferi
1617
I. Mustafa'nın cülusu
1617
İstanbul'da Mehmed Ağa tarafından Sultan Ahmed Camii'nin inşası
1618
I. Mustafa'nın hal'I ve II. Osman'ın cülusu
1618
Sikke tashihi
1621
II. Osman'ın Lehistan seferine çıkışı (Hotin seferi)
1622
II. Osman'ın katli ve I. Mustafa'nın yeniden tahta çıkışı
1623
I. Mustafa'nın tahttan indirilip IV. Murad'ın cülusu
1624
Sikke tashihi
1629
Cizvitler tarafından, 1629'da İstanbul'da "Saint Georges" Fransız okulu ile yine "St. Louis Dil Oğlanlar Mektebi"nin kurulması
1634
İlk Şeyhülislam katli (Ahizade Hüseyin Efendi)
1635
IV. Murad'ın Revan seferine çıkışı
1638
Bağdat Seferi ve Bağdat'ın alınışı
1638
Hekimbaşı Emir Çelebi'nin ölümü
1639
Osmanlı-İran sulhü : Kasrışirin Antlaşması
1640
IV. Murad'ın ölümü, İbrahim'in tahta çıkışı, sikke tashihi
1642
Hafız Osman'ın İstanbul'da doğuşu
1642-1698
Hattat Hafız Osman
1645
Girit seferinin açılışı, Hanya'nın alınışı
1648
İbrahim'in hal'ı, IV. Mehmed'in cülusu
1648
Kandiye kuşatması
1650
Osmanlı musikisi eserlerinin ilk notalı tesbiti (Ali Ufki'nin eseri)
1656
Çanakkale Boğazı'nın Venedik ablukası altına alınması
1656
Çınar Vak'ası
1656
Köprülüler devrinin başlaması
1658
Katip Çelebi'nin ölümü
1660
Varad Kalesi'nin alınışı
1663
Uyvar seferi, Uyvar'ın fethi
1664
St. Gotthard bozgunu ve Vasvar Antlaşması
1666
Türk Divan edebiyatında sebk-ı Hindi'nin öncülerinden Naili'nin ölümü
1669
Kandiye'nin alınışı, Girit'in tamamıyla Osmanlı hakimiyetine girişi
1670
Hekimbaşı Salih B. Nasrullah B. Sellüm'ün ölümü
1672
Lehistan seferi, Kamaniçe'nin alınışı
1672
Bucaş Antlaşması
1673
Fransız tüccarının ödediği gümrük resminin %3'e indirilmesi
1676
Osmanlı-Lehistan sulhü : Zorawna Antlaşması
1678
Ukrayna'da Çehrin seferi
1678
Hafız Osman'ın kendi üslubunu gerçekleştirmesi
1680
Mehter etkisinde ilk Batı müziği eseri (N. A. Strungk'un Esther operası)
1680
Mehter etkisinde ilk Batı müziği eseri (N. A. Strungk'un Esther operası)
1682
Osmanlı-Rus Antlaşması
1682
Seyahatname'nin yazarı Evliya Çelebi'nin ölümü
1683
II. Viyana kuşatması ve büyük bozgun
1683
Ebu Abdullah Muhammed b. Süleyman el-Fasi b. Tahir; el-Rıdvani'nin ölümü
1685
Uyvar'ın elden çıkışı
1685
Saraydaki altın ve gümüşten sikke basımı
1686
Budin'in düşüşü
1687
IV. Mehmed'in tahttan indirilmesi, II. Süleyman'ın cülusu
1687
Eğri kalesinin düşüşü
1687
Bir akçe itibarı değerli "mankur" un piyasaya çıkarılması
1688
Belgrad'ın elden çıkışı
1690
Kanije kalesinin düşüşü
1690
Belgrad'ın geri alınışı
1690
Fransızların Mısır'da ödediği gümrük resminin %3 olarak tesbiti
1691
Ebu Bekr Behram b. Abdullah el-Dımaski'nin ölümü
1691
II. Ahmed'in tahta çıkışı
1691
Salankamen bozgunu
1691
Enflasyonu körüklediği için mankur darbının yasaklanması
1695
II. Ahmed'in ölümü
1695
II. Mustafa'nın cülusu, Malikane sisteminin uygulanmaya başlanması
1697
Zenta bozgunu
1698
Şehremini Baruthanesi yangını
1698
Hafız Osman'ın İstanbul'da vefatı
1699
Karlofça Antlaşmasının imzalanması

1700
Ruslar'la İstanbul Antlaşması'nın imzalanması
1702
İskender Çelebi Bahçesi'ndeki (bugünkü Ataköy) yeni baruthanenin faaliyete geçmesi
1702
Müneccimbaşı Ahmed Dede b. Lütfullah'ın ölümü
1702
İstanbul çuka imalathanesinin faaliyetinin durdurulması
1703
Edirne Vak'ası
1703
III. Ahmed'in tahta çıkışı
1703
"Tuğralı" altın paranın piyasaya çıkarılması
1708
İstanbul'da Selanikli ustaların çalıştığı çuka imalathanesinin kurulması
1709
Tersane içinde bir "lengerhane" yapımı
1711
Prut Zaferi ve Barışı
1711
Rıdvan b. Abdullah el-Razzaz el-Feleke'nin ölümü
1713
"Zincir" altının çıkarılması
1715
Venedik'e savaş açılması ve Mora Seferi
1716
Osmanlı-Avusturya Savaşı, Varadin bozgunu, Temaşvar'ın elden çıkışı
1716
"Fındık" altınının piyasaya çıkarılması
1718
Pasarofça Antlaşması
1718
Valilerin sefer masraflarını karşılamak üzere "imdadiyye-i seferiyye" toplamalarının kabulü
1718-1730
İlk bestekarlar antolojisi (Şeyhülislam Es'ad Efendi'nin Nevşehirli İbrahim Paşa'ya sunduğu Atrabu'l Asar'ı)
1720
İstanbul'da devlet tarafından bir ipekli imalathanesinin kurulması
1720
Batıya hediye gönderilen ilk mehter takımı (III. Ahmed tarafından Lehistan'a)
1720
III. Ahmed için tasvirleri Levni tarafından yapılan Surname-i Vehbi
1721
Çelebi Mehmed Efendi'nin sefaret vazifesiyle Fransa'ya gidişi
1723
İran seferinin üç cepheli olarak açılışı
1724-1725
Azerbaycan harekatı, Tebriz ve Cence'nin alınışı
1726
İbrahim Müteferikka tarafından ilk Türk matbaasının kuruluşu
1727-1839
Türk matbaasının kuruluşu ve yeni unsurlar devresi
1729
"Zer-i mahbub" adıyla yeni bir altının piyasaya sürülmesi
1729
Cevheri'nin Lügat-ı Sıhah'ının Vankulu tarafından yapılan tercümesinin matbaada basılan ilk kitap olması
1730
Yanyalı Mehmed Esad b. Ali b. Osman'ın ölümü
1730
Patrona Halil isyanı, III. Ahmed'in hal'i, I. Mahmud'un cülusu
1732
Osmanlı-İran barışı
1733
İran Savaşı'nın hızlanması, Nadir Şah'ın başarıları
1733
Kefe Mukataası'nın İstanbul Mukataası Kalemi ile birleştirilmesi
1735
Bonneval Ahmed Paşa (Comte de Bonneval) nezaretinde Humbaracı Ocağı'nın kurulması
1736
Osmanlı-Avusturya-Rus Savaşları
1736
Abdullah b. Ebi Bekr b. Süleyman el-Maraşi'nin ölümü
1739
Belgrad Antlaşması
1739
Rus tüccarlarına Karadeniz hariç olmak üzere, Osmanlı suları ve topraklarında ticaret hakkı tanınması
1742
Ömer Şifai'nin ölümü
1743
Osmanlı-İran Savaşı'nın yeniden hızlanması
1745
Matbaanın kurucusu İbrahim Müteferrika'nın ölümü
1746
Osmanlı-İran barışı
1747
Humbaracıbaşı Bonneval Ahmed Paşa'nın ölümü
1748
Avlonya ve Eğriboz mukataalarının Bursa Mukataası Kalemi'ne katılması
1748-1755
İstanbul'da I. Mahmud ve III. Osman tarafından Nuruosmaniye Camii'nin inşa ettirilmesi
1751
Osmanlı musikisi üzerine Batıda yazılan ilk eser (Charles Fonton'un Essai…'si)
1754
I. Mahmud'un ölümü, III. Osman'ın cülusu
1757
III. Osman'ın ölümü, III. Mustafa'nın cülusu
1757-1758
Haremeyn mukataalarının satış ve iltizam işlerinin defterdar tarafından yürütülmeye başlanması
1758
Mustafa Rakım'ın Ünye'de doğuşu
1760 (1173)
Abbas Vesim Efendi b. Abdurrahman b. Abdullah'ın ölümü
1766
Haremeyn mukataalarının darphanece idare olunmaya başlanması
1768
Osmanlı-Rus Savaşı'nın başlaması
1770
Rus filosunun İngilizler'in yardımıyla Akdeniz'e girmesi
1770-1776
Fransız Subayı Baron de Tatt'un İstanbul'da bulunması
1771
Kırım'ın işgali
1772
Tersane yakınlarında Topçu Mektebi'nin kurulması
1773
Mühendishane-i Bahri-i Hümayun'un kuruluşu
1773-1774
Darphanenin Hazine-i Amire'nin yedeği vazifesini görmeye başlaması
1774
Avrupa tarzında teşkil edilmiş olan Sürat Topçuları Ocağı'nın kurulması; Bedreddin Hasan b. Burhaneddin İbrahim el-Ceberti'nin ölümü
1774
Sür'at Topçuları Ocağı'nın kurulması
21 Temmuz 1774
Küçük Kaynarca Antlaşması ve Ruslar'a Karadeniz'de seyrüsefer hakkı tanınması
29 Nisan 1775
Tersane ambarlarında bir odada "Hendese Odası" nın kurulması
1776
Mühendishane-i Bahri-i Hümayun'un açılışı; Boğdan Prensi Alexandır İspilanti Bey'in Bükreş ve Yaş'ta Rum Ortodoks cemaatinde yeni tarz eğitimin ilk adımları atması; Hendese odasına nizam verilmesi
10 Mart 1779
Aynalıkavak Tenkihnamesi
1780
Mehmed Esad Yesari'nin ta'lik hattında Osmanlı üslubunu buluşu
1781
Hendese odasının Mühandishane olarak isimlendirilmesi
1783
Rusya'nın Kırım'ı ilhakı
1784
Avusturyalılar'a Karadeniz'de seyrüsefer hakkı verilmesi
1784
Fransız Lafitte-Clave ve Monnier'in Tersane'deki mühendishanede istihkam dersleri vermeleri
8 Ocak 1784
Osmanlı Devleti'nin Rusya'nın Kırım'ı ilhakını bir "sened" ile resmen tanıması
1787-1788
İstanbul'da bulunan Fransız uzmanların ve subayların tamamen ülkelerine dönmeleri
17 Ağustos 1787
Osmanlı-Rus Savaşı'nın ilanı
9 Şubat 1788
Rusya'nın müttefiki sıfatıyla Avusturya'nın da savaşa girmesi
1789
Kıymetli maden işlenmesinin yasaklanması ve neticesiz dış istikraz teşebbüsü
Ocak 1789
Özi Kalesi'nin Ruslar tarafından zaptı
7 Mayıs 1789
I. Abdülhamid'in ölümü ve III. Selim'in tahta çıkması
11 Temmuz 1789
Osmanlı-İsveç ittifakı
1790
İlk resmi Ermeni mektebinin Kumkapı'da açılması; Gelenbevi, İsmail b. Mustafa b. Mahmud'un ölümü
31 Ocak 1790
Osmanlı-Prusya ittifakı
27 Temmuz 1790
Avusturya'nın Prusya tarafından barışa zorlanması. Reichenbach Konvansiyonu
18 Eylül 1790
Yergöğü Mütarekesi
Ekim - Kasım 1790
Kili ve İsmail kalelerinin Rusya tarafından zaptı
1791-1799
Mevlevi ayininde piyano (!) (Galata Mevlevihanesi, Şeyh Galib/III. Selim zamanı)
4 Ağustos 1791
Avusturya ve Osmanlı Devleti arasındaki son savaşın bitirilmesi. Ziştovi Antlaşması
11 Ağustos 1791
Rus Savaşı'nın sonu. Kalas Mütarekesi
1792
Nizam-ı Cedid hareketinin başlaması
1792
III. Selim devrinde 100'lük guruş basılması
10 Ocak 1792
Kırım'ın Rusya'ya bırakılması
10 Ocak 1792
Yaş Antlaşması
1793
Daimi elçiliklerin ıslahı ve Londra, Paris ve Viyana'da daimi elçilik ihdası
1793
Nizam-ı Cedid Ordusu'nun Kuruluşu
1793
Hasköy'de Humbaracı ve Lağımcı Ocağı kışlasında Mühendishane-i Cedide'nin açılması; Fazıl Hüseyin'in III. Selim'in sarayında hazırladığı Huban-name ve Zenannamesi'nin resimli bir nüshası
1793
Zahire Nezareti'nin kurulması
1793-1794
Baruthane-i Amire'de İngiliz perdahı barut imaline başlanması
1794
Halkalı'da yapılan Azadlu Baruthanesi'nin faaliyete geçmesi
1795
Lehistan'ın Avrupa haritasından silinmesi
1795
Mühendishane-i Berr-i Hümayun'un açılışı; Kara Mühendishanesi binasının inşası; Osmanlı sarayında ilk yabancı bando (Napolyon'un III. Selim'e gönderdiği)
1795
Zahire Hazinesi'nin kurulması
1797
Mühendishane'de açılan Matbaanın faaliyete geçmesi
1797
Paris, Viyana ve Berlin'de daimi elçilikler ihdası
1797
Pazvandoğlu isyanı
1797
Rumeli'de dağlı eşkiya hareketleri ve isyanları
17 Eylül 1797
Venedik Devleti'nin ortadan kaldırılması
1798
Mehmed Es'ad Yesari'nin İstanbul'da vefatı
3 Ocak 1798
Fransa'ya karşı Osmanlı-Rus ittifakı
1 Temmuz 1798
Fransa'nın Mısır'a saldırması
3 Eylül 1798
Fransa'ya savaş ilanı
1799
Neticesiz dış istikraz teşebbüsü
5 Ocak 1799
Fransa'ya karşı İngiltere ile ittifak
Şubat 1799
Napolyon'un El-Ariş ve Gazze'yi ele geçirmesi
Mayıs 1799
Napolyon'un Akka'da Cezzar Ahmed Paşa tarafından mağlup edilmesi
Ağustos 1799
Napolyon'un Fransa'ya dönmesi, Mısır'ın işgalinin devamı
Osmanlı Kronolojisi 3
________________________________________
1800
Takvimlerin Jacques Cassini Zicine göre hazırlanmaya başlaması
Mart 1800
Rus ve Osmanlı kuvvetlerinin Yedi Ada Cumhuriyeti'ni kurmaları
1801
Kara Mühendishanesi hocalığına Hüseyin Rıfkı Tamani'nin getirilmesi; Gevrekzade Hafız Hasan Efendi'nin ölümü
Ağustos 1801
Mısır'ın tahliyesine dair mütareke
1802
Fransız ve İngiliz gemilerinin kendi bayrakları altında Karadeniz'e çıkmalarına müsaade edilmesi
1802
Avrupa ile ticaret yapan Osmanlı gayri müslim tüccarına Avrupa devletleri tüccarı statüsünün tanınmasıyla "Avrupa tüccarı" denilen sınıfın ortaya çıkması
25 Haziran 1802
Paris Antlaşması. Fransa ile barış
1803
"Ayvalık İkonomos Akademisi'nin kurulması; "Kuruçeşme Rum Mektebi (Helleno Philosophical School)"nin kurulması
Şubat 1804
Sırp isyanlarının başlaması
1805
Avrupa tarzında ilk hastane'nin Kasımpaşa'daki Tersane-I Amire'de açılması
1805
Osmanlı Devleti'nin Napolyon'un "İmparator" unvanını tanıması
1805
Tersane Hazinesi'nin kurulması
1805
Beykoz Çuka ve Kağıt Fabrikası'nın faaliyete geçmesi
Temmuz 1805
Mehmed Ali Paşa'nın Mısır'a vali olarak tayini
1806
Nizam-ı Cedid'in başarısızlığı ve gerilemesi. İkinci Edirne Vak'ası
1806
Osmanlı-Rus Savaşı
1806
III. Selim'in Mühendishan-i Berri-i Hümayun kanunnamesi
Ocak 1806
Tersane Tıbbiyesi'nin kurulması
Ekim 1806
Memleketeyn 'in Rusya tarafından işgal edilmesi
1807
Vehhabi isyanının had safhaya varması. Haccın engellenmesi
20 Şubat 1807
İngiltere'nin Rusya'nın yanında Osmanlı savaşına iştiraki ve İngiliz filosunun İstanbul önlerine gelmesi
Mart - Eylül 1807
İngiliz filosunun İskenderiye'ye saldırması ve Mehmed Ali tarafından mağlup edilmesi
25 Mayıs 1807
Nizam-ı Cedid'e karşı ayaklanma
29 Mayıs 1807
III. Selim'in tahttan indirilmesi ve Nizam-ı Cedid'in ilgası
29 Mayıs 1807 - 28 Temmuz 1808
IV. Mustafa devri. Siyasi istikrarsızlıklar ve darbeler
1808
Mustafa Rakım'ın celi sülüs ve tuğra'ya yeni üslubunu getirişi
28 Temmuz 1808
Alemdar Mustafa Paşa'nın müdahalesi, IV. Mustafa'nın tahttan indirilmesi, III. Selim'in katli, II. Mahmud'un tahta çıkması
28 Temmuz 1808 - 16 Kasım 1808
Alemdar'ın kısa süren sadareti
29 Eylül 1808
Sened-i İttifak : Devletin ayanlarla uzlaşması
15-16 Kasım 1808
Yeniçeri Ayaklanması : Alemdarın Sonu
5 Ocak 1809
İngiltere ile süren savaşın sonu : Kal'a-i Sultaniyye Antlaşması
1810
II. Mahmud devrinde beşlik "cihadiyye"lerin basılması
1810
İzmir Jimnasium'unun kurulması; Yesarizade Mustafa İzzet'in ta'lik'e son şeklini verişi
1812
Vehhabi ayaklanmasının Mehmed Ali Paşa tarafından bastırılması
1812
Fransız postalarının ilk kuruluşu
28 Mayıs 1812
Rus Savaşı'nın sonu : Bükreş Antlaşması, Sırbistan'a özerklik verilmesi
1816
Miloş Obronoviç'in "başknez" olarak tanınması ve Sırbistan'ın özerliğinin temini
1817
Hüseyin Rıfkı Tamani'nin ölümü
Şubat - Mart 1821
Eflak ve Mora'da Rum isyanlarının başlaması
1823
Avrupa ile ticaretin Türk gemileriyle yapılmasına teşebbüs edilmesi
1824
Rum ayaklanmasını bastırmak üzere Mısır kuvvetlerinin çağrılması
1824
Fatih Külliyesindeki Darü'ş-Şifa'nın yıkılması; Sultan II. Mahmud'un Talim-i sıbyan adı ile ferman yayınlaması; St. Pierre mektebinin kurulması
1826
İhtisab müessesesinin düzenlenmesi
1826
Şinasi'nin doğumu; Mustafa Rakım'ın İstanbul'da vefatı; Ermeni ustalara Nakkaşlık hakkının verilmesi
14 Haziran 1826
Yeniçeri Ocağı'nın ortadan kaldırılması, Asakir-i Mansure-i Muhammediyye'nin kurulması
7 Ekim 1826
Rusya ile Akkerman Antlaşması'nın akdi
1827
Osmanlılar'ın İngiliz yapısı ilk buharlı gemiye sahip olmaları
1827
Tıphane-i Amire'nin kurulması; İlk "Marş-ı Sultani" bestesi (G. Donizetti, II. Mahmud'a)
1827
Mukataa Hazinesi'nin Hazine-i Amire'den ayrılması
4 Nisan 1827
İngiltere ile Rusya arasında Yunanistan'ın bağımsızlığına dair Petersburg Protokolü
Temmuz 1827
Mısır kuvvetlerinin Rum isyanını bastırmaları, Atina'nın teslimi
20 Kasım 1827
Navarin saldırısı : Osmanlı-Mısır donanmasının yakılması
26 Nisan 1828
Rusya'nın savaş ilan etmesi
1829
Ziya Paşa'nın doğumu; Mahmud Celaleddin'in İstanbul'da vefatı; Şevki Efendi'nin İstanbul'da doğuşu
1829
Deli Teşkilatının kaldırılması
14 Eylül 1829
Edirne Barışı : Yunanistan'ın bağımsızlığı
1830
Mühendishane-i Bahri'nin Heybeliada'daki kışlaya taşınması; İshak Efendi'nin Mühendishane başhocalığına getirilmesi; Avrupa'ya talebe gönderilmeye başlanması
1830
Tiftik keçisinin Güney Afrika'da yetiştirilmeye başlanması
1830
Katolik ermeni cemaatinin ve kilisesinin resmen tanınması
1830-1831
Nüfus sayımları
5 Temmuz 1830
Fransızlar'ın Cezayir'e saldırmaları ve ele geçirmeleri
1831
İlk saray konservatuarı (Mızıka-i Hümayun ve Saray Harem Orkestrası)
1831
Timarların kaldırılması (müessese sembolik olarak daha uzun süre devam etti)
1831-1834
İshak Efendi'nin dört ciltilik Mecmua-i Ulum-ı Riyaziye adlı eserinin basılması
1 Kasım 1831
İlk gazete Takvim-i Vekayi'nin neşri
1832
Tıphane-i Amire'nin Şehzadebaşı'ndan Cerrahhane'nin bulunduğu binaya nakledilmesi
1832
Memuriyette, ilmiyye ve mülkiyyede rütbelerin yatayına eşitlenip derece ve elkabın (titulature) tesbiti
1832
Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa'nın isyanı
1832
İstanbul-İzmit "posta yolu" nun yapımı
1832
İngiliz postalarının kuruluşu
29 Ocak 1832
Topkapı Sarayı'na bitişik Gülhane bahçesinde mevcut binalarda Cerrahhane-i Amire'nin açılması
12 Aralık 1832
Mısır kuvvetlerinin Konya'da Osmanlı ordusunu yenmeleri
1833
Feshanenin kuruluşu
2 Şubat 1833
Mısır kuvvetlerinin Kütahya'ya kadar ilerlemeleri
5 Nisan 1833
Rus kuvvetlerinin yardım amacı ile Beykoz'a asker çıkartmaları ve Rus filosunun İstanbul'a gelmesi
Mayıs 1833
Mehmed Ali'nin uzlaşmaya zorlanması : Kütahya Sözleşmesi
8 Temmuz 1833
Mehmed Ali Paşaya karşı Osmanlı-Rus ittifakı : Hünkar İskelesi Antlaşması, Boğazlar'ın diğer devletlere kapatılması
18 Eylül 1833
Münchengraetz Antlaşması
1834
Maçka Kışlası'nda, Mekteb-i Harbiye'nin kurulması
1834
Mukataat Hazinesi'nin isminin "Mansure Hazinesi" olarak değiştirilmesi
1835
Hazine-i Amire ile darphanenin birleştirilmesi
1835-1845
İlk halk konserleri [Tanburi Aleksan Efendi (1815-1864) İstanbul Süleymanpaşa Hanı'ndaki kahvede]
1836
Başhoca İshak Efendi'nin ölümü
1836
İslimye Çuka Fabrikası'nın devlet tarafından işletilmeye başlanması
11 Mart 1836
Umur-ı Hariciye Nezareti'nin kurulması (hatt-ı hümayun tarihi 23 Zilkaade 1251)
1900
Hicaz demiryolunun inşasına girişilmesi
1900
İstanbul Rıhtımı inşaatının tamamlanması
31 Ağustos 1900
Darü'l-Fünun-ı Şahane'nin kurulması
1901
Servet-i Fünun dergisinin geçici olarak
kapatılmasıyla Edebiyat-ı Cedide
topluluğunun dağılması; Lügat-ı Tıbbiye'nin
ikinci baskısının yapılması;
Vidinli Tevfik Paşa'nın ölümü
1901
Makedonya'da çete faaliyetlerinin
artması, büyük devletlerin müdahaleleri
1901-1908
Hicaz demiryolu hattının yapımı
1902
Yemen isyanlarının tekrar başlaması
1902
Hereke Fabrikası'na çuka ve şayak
tezgahlarının eklenmesi
23 Kasım 1902
Makedonya'da Bulgar İhtilal Cemiyeti'nin faaliyeti
23 Kasım 1902
Cum'a-ı Bala ayaklanması
23 Kasım 1902
Makedonya'ya özel ıslahat planı hazırlanması
8 Aralık 1902
Hüseyin Hilmi Paşa'nın geniş
yetkilerle "umumi müfettiş" olarak Makedonya'ya tayini
1903
İdadilerin altı yıla çıkarılması
2-3
Ağustos
1903İlinden (Aya ilya yortusu günü) isyanı
27 Şubat 1909
Usul-i Muhasebe-ı Umumiyye
Kanunu'nun kabul edilmesi
13 Nisan 1909
31 Mart Olayı
19 Nisan 1909
Hareket Ordusu'nun Yeşilköy'e varması,
İstanbul'daki kargaşayason vererek düzeni sağlaması
27 Nisan 1909
II. Abdülhamid'in tahttan indirilmesi,
V. Mehmed Reşad'ın tahta çıkarılması
21 Ağustos 1909
Darü'l-Fünun-ı Şahane'nin Vezneciler'deki
Zeynep Hanım konağına taşınması
17 Aralık 1909
Meclisin açılması
1910
Arnavutlar'ın ayaklanmaları
1910
Dahili gümrüklerin tamamen kaldırılması
1910
Vilayet merkezlerindeki bir kısım idadilerin
"lise"ye dönüştürülmeye başlanması;
ilk çalgı metodu (Ali Salahi Bey, Kendikendine
Ud Öğrenme Usulü, Matbaa-ı Amire).
1911
Sultan Reşad'ın Arnavutlar'ı teskin
için Rumeli seyahatine çıkartılması
1911
İtalya'nın Trablusgarp ve Bingazi'ye
saldırması ve işgali
1911
Gayri müslim cemaatlerin birleşerek
mektepleri konusunda yeni bir düzenleme
istemeleri; 78 devirli ilk plaklar (Tanburi Cemil, Orfeon Record)
1911-1912
Osmanlı İtalyan Savaşı
1912
Yeşilköy Hava Uçuş Okulu'nun Açılışı
1912-1913
Balkan devletlerinin Osmanlı-İtalyan
Savaşı'ndan istifade etmek istemeleri : Balkan Savaşı
18 Ocak 1912
Meclis-i Meb'usan'ın feshi
25 Mart 1912
Türk Ocaklarının kurulması
18 Nisan 1912
II. Dönem Meclis-i Meb'usan'ın toplanması
18 Nisan 1912
İtalyanlar'ın Rodos, Oniki Ada ve
Çanakkale Boğazı'na tecavüzleri
5 Ağustos 1912
II. Dönem Meclis-i Meb'usan'ın feshi
22 Temmuz 1912
Gazi Ahmed Muhtar Paşa hükümeti : Büyük Kabine
Eylül - Ekim 1912
I. Balkan Savaşı
15 Ekim 1912
Trablus ve Bingazi'nin İtalya'ya terki :
Ouchy Antlaşması, Rodos ve Oniki Ada'nın İtalya elinde kalması
29 Ekim 1912
Kamil Paşa'nın sadareti
29 Kasım 1912
Arnavutluk'un istiklalini ilan etmesi
1913
Liselerin mevcut idadilerin yerini alması
23 Ocak 1913
Babıali Baskını : Mahmud Şevket Paşa'nın sadareti
13 Mart 1913
Muvakkat İdare-i Umumiyye-i Vilayet Kanunu
(kanun meclisten geçmeden yürürlüğe girer)
30 Mayıs 1913
I. Balkan Savaşı'nın sona ermesi
11 Haziran 1913
Sadrazam Mahmud Şevket Paşa'nın öldürülmesi,
Said Halim Paşa'nın sadareti
29 Haziran 1913
Balkan devletleri arasında savaş :
Osmanlı mirasının paylaşılmasının kanlı kavgası
21 Temmuz 1913
Edirne'nin geri alınması
29 Ağustos 1913
Osmanlı-Bulgar barışı : İstanbul Antlaşması
14 Kasım 1913
Osmanlı-Yunan barışı : Atina Antlaşması
14 Aralık 1913
Osmanlı ordusunun Almanya tarafından ıslahı
1914
Ecnebi postalarının hepsinin kapatılması
1914
Dış ticarette gümrük resmi oranının %15'e çıkarılması
1914
Islah-ı Medaris Nizamnamesi
1914
Diş Hekimleri Mezunin ve Talebe Cemiyeti'nin
kurulması; Türk Bilgi Derneği'nin kurulması;
Medreset'ül-Hattatin'in kurulması;
Dar'ül-Hilafeti'l-Aliyye Medreseleri'nin kurulması;
Medresetü'l-Hattatin'in İstanbul'da açılışı;
Medresetü'l-Hattatin'in açılışı;
İlk resmi müzik ve tiyatro okulu (Darü'l-Elhan)
8 Şubat 1914
Anadolu'da Ermeni talepleri doğrultusunda
ıslahatı öngören Osmanlı-Rus Antlaşması ("Muamele")
14 Mayıs 1914
III. Dönem Meslis-i Meb'usan
28 Haziran 1914
Avusturya-Macaristan veliahdının
Saraybosna'da öldürülmesi
28 Temmuz 1914
Avusturya Macaristan'ın Sırbistan'a savaş ilanı
1 Ağustos 1914
Almanya'nın Rusya'ya savaş ilanı
2 Ağustos 1914
Meclis-i Meb'usan'ın süresiz tatili
(IV. Ve son dönem meclis
12 Ocak 1920'de toplanacak ve
2 Nisan 1920'de İstanbul'un işgali üzerine
dağıtılarak mebuslar sürgüne yollanacak)
2 Ağustos 1914
Osmanlı Devleti ile Almanya
arasında ittifak antlaşmasının imzalanması
4 Ağustos 1914
Almanya'nın Fransa'ya, İngiltere'nin
Almanya'ya savaş ilanı : I. Cihan Savaşı'nın başlaması
10 Ağustos 1914
Alman savaş gemilerinin (Yavuz ve Midilli)
Boğazlardan geçmelerine izin verilmesi
9 Eylül 1914
1 Ekim tarihinden geçerli olmak
üzere kapitülasyonların kaldırılması
12 Eylül 1914
İnas Darü'l-Fünun'unun kurulması
29 Eylül 1914
İslah-ı Medaris Nizamnamesi'nin yayınlanması
29 Ekim 1914
Karadeniz'e açılan Osmanlı filosunun
Rus limanlarını topa tutması
Kasım - Aralık 1914
Enver Paşa kumandasındaki Osmanlı
kuvvetlerinin Sarıkamış felaketi
3 Kasım 1914
Rusya'nın Osmanlı Devleti'ne savaş ilanı
5 Kasım 1914
İngiltere ve Fransa'nın Osmanlı Devleti'ne savaş ilanı


0
Fatih





< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi magnum_1453 -- 14 Mayıs 2008; 2:48:54 >


_____________________________



Eski nick: magnum_1453



 
4234 Mesaj
14 Mayıs 2008; 12:56:28 


quote:

Orjinalden alıntı: magnum_1453


Kardeş siz genede araştırın ama...
MİSAK-I MİLLİ yani milli sınırlar içerisinde kabul edilen tüm şehirler Türk topraklarıdır..
Ama HATAY ve onun ilçesi İskenderun genelde Arapça konuşmaktadır...İki Ülke arasında yani Türkiye ve Suriye arasında bu iki yer devamlı tartışma konusu olmuş ve 1939 da ise bu iki yer anavatanda kalmıştır...
Hani sizin sorduğunuz soruya göre şu an bırakın eskiden Suriye Toprakları'nde olup da şu an TC toıprağı olan yerleri,Suriye'nin tamamı Türk Egemenliği altındaydı...
Ama şu an konuyla alakasız ama bilinmesi gereken bir bilgi olarak;
Misak-ı Milli sınırları içind eolup da şu an TC nin elind eolmayan yerler şu an Irak içinde yer alan Musul,Kerkük ve Süleymaniye gibi yerlerdir...
Umarım açıklamam sizi şimdilik!!!!!!! etmiştir..
Bu konunun elbette daha detayları mevcuttur...
Bu arada pek belirgin olmasada isteğiniz üzerine Osmanlı topraklarını gösteren 1890 tarihli bir harita...
Resmi kendinize kopyalayıp,büyüteç araçlarıyla kısmende olsa bir şeyler arayabilirsiniz bu haritada...
0



teşekkürler


_____________________________

Asus N55SF S1194V
Iphone 5 16 GB Ios 7.0.4 Beyaz
2013 Honda Civic Elegance A/T Eco Lpg Beyaz


2259 Mesaj
14 Mayıs 2008; 20:31:35 

quote:

Orjinalden alıntı: magnum_1453



Çandarlı Halil paşa'dır o...
Buna bir kaç sebeb gösterilir...
İlki,Çandarlı Halil Paşa'nın kendisini iki defa saltanattan alıkoyup babası 2.Muratı tekrar tahta teşvik etmesi.Bunun soncunda Fatih Sultan Maehmetin Çandarlıya olan hışmı...
Diğeri;Istanbulu Fethetmeye kararlı olan Fatihi Sadrazam Çandarlı Paşa'nın engellemesi buna üstlük,Bizanstan Savaşı durdurması için Rüşvet aldığı iddiası...
Bu ve buna benzer sebebler Çandarlı Halil Paşaya olan güveni iyice sarsmış sonrasında da onun idam edilmesiyle sonuçlanmıştır...
Kısa haliyle bu..Ama geniş bilgi isterseniz gerek kitaplarda gereksede net üzerinde epey bilgi var...

Eyvallah Dostum


_____________________________


Osmanlı ve Türk Tarihi Kulübü
Türk Tarihinin En Büyük Kumandanı Fatih Sultan Mehmet Han


2259 Mesaj
14 Mayıs 2008; 22:02:48 

Magnum 1453 kardeş bana birde osmanlı döneminde şeylülislam ve halifeliği anlat farkı ne


_____________________________


Osmanlı ve Türk Tarihi Kulübü
Türk Tarihinin En Büyük Kumandanı Fatih Sultan Mehmet Han


1895 Mesaj
14 Mayıs 2008; 22:34:29 

EFSANE GEMİ MAHMUDİYE

0


Ulusumuzun kaderinin çizildiği tarihi değişim süreçlerinde öne çıkan gemilerin hepsinin ayrı birer hikayesi vardır. Onlar, toplumun özlemlerini, sevincini, öfkesini, duygularını yansıtır, insanlar o gemileri kendilerinden bir parça olarak görür, onlar için şiirler yazar; şarkılar, türküler besteler; efsaneler yaratırlar. MAHMUDİYE Kalyonu, YAVUZ Zırhlımız, HAMİDİYE, NUSRET gemilerinin, BANDIRMA vapurunun yüce milletimizin gönlünde özel bir yer işgal ettiğini hepimiz biliyoruz. Döneminde dünyadaki en büyük harp gemisi olma onurunu yaşayan MAHMUDİYE Kalyonu, 1829 yılında İstanbul Tersanesi'nde bütünüyle Türk mühendis ve işçileri tarafından tasarlanmış ve inşa edilmiştir. Muhteşem topları (128 top), olağanüstü kertede, periler kadar güzel görüntüsü, pruvasındaki görkemli aslanı ile görsellik ile gücü sevimli bir şekilde bir araya getirerek imparatorluğunun kudret ve azametinin bir simgesi olmuş, insanların kalbinde müstesna bir yer işgal etmiştir.

Bu gemiyi 1828 yılında, genç bir yüzbaşı olarak İstanbul'a geldiğinde gören Müşavir Paşa (Tuğa. Sir Adolphus SLADE)'nın anılarına kısaca göz atalım: "Biraz ileride inşası bitmek üzere olan çok güzel bir gemi vardı. Bu geminin mimarı ve mühendisi Türk ustasıydı. Ben olduğum yerde deniz mimarisinin bu güzel, bu muhteşem örneğini seve seve seyreder ve barbar dediğimiz adamlardan birisi tarafından yapılmış olmasına hayret ederken..."

İsmini Padişah II. Mahmut'tan alan Kahraman MAHMUDİYE, Kaptan Ateş Ahmet Beyin sevk ve idaresinde katıldığı Kırım Harbi'ndeki destanlaşan performansı ile halkımızın gönlünde taht kurmuş, Gazi sayılmış ve bir efsaneye dönüşmüştür. Bazı hikayelerde MAHMUDİYE'den Veli (ermiş) olarak bahsedilmektedir. Halkımız, MAHMUDİYE'nin ilahi güçler tarafından korunduğuna inanmıştır. Halk arasında yayılan bir söylentiye göre, Kırım Harbi patlak verdiğinde Haliç'te demirli bulunan gemisinin MAHMUDİYE olduğunu vurgulayarak, bir gece geminin subay ve eratı istirahat halindeyken, gaipten gelen bir emirle MAHMUDİYE'nin hareket ederek Sivastopol Limanı'na girdiğini, şaşkına dönen Rusların Sivastopol'ün işgal edilmesine engel olamadıklarını dile getirmişlerdir. MAHMUDİYE'nin Sivastopol önünde kendiliğinden bir sancağa, bir iskeleye dönerek, her iki bordasındaki toplarıyla limanı ateş altına aldığı rivayet edilmektedir.

Kırım Harbi'nde MAHMUDİYE'ye Barbaros Hayrettin Paşanın Sancağının benzeri toka edilmiştir. Müttefik gemilerinin sancakları Rus gülleleri ile paramparça olmasına rağmen, MAHMUDİYE'nin sancağının hiçbir isabet almaması üzerine, Müttefikler aynı sancaktan birer adet talep etmişlerdir. Kurban Bayramlarında MAHMUDİYE'nin başüstünde kan aktığı yönünde halk arasında yaygın bir kanaat oluşmuştur. Sultan II. Abdülhamit döneminde geminin hizmet dışına çıkarılma kararı alındığında, sökülen tahtalardan kan damladığı halk ve askerler arasında konuşulmaktaydı. MAHMUDİYE'nin yağlı boya, sulu boya ve karakalem resimlerini yapmak Osmanlı-Rus Harbine (1877-78) kadar ülke içindeki en önemli sanat faaliyeti sayılmıştır. Bir deniz ressamı olan Mirliva Nuri Paşa ve Kandiyeli Emin Baba gibi devrinin en ünlü ressamları bu efsane gemiyi resmetmiştir.

0

0


_____________________________

Dünyâda 100 gram akıl varsa, bunun 90 gramı Abdülhamîd Han'da, 5 gramı bende, kalan 5 gramı da diğer dünyâ siyâsîlerindedir.

Alman Milli Birliğinin kurulmasını gerçekleştiren meşhur Alman devlet adamı, Prens Bismarck


3962 Mesaj
14 Mayıs 2008; 22:58:02 

Yukarıda bir arkadaş vahdettin vatanperverdir diye yazı belirtmiş,ama nutukta bunun tam aksi yazıyor.

Bunlardan biri yalan değil mi şimdi?Bir insan hem soysuz hem vatansever olabilir mi?



_____________________________

HAYAT BİR OYUNSA ŞİMDİ LEVEL ATLAMA ZAMANI
(zorlandığında hile serbest)


5506 Mesaj
14 Mayıs 2008; 23:01:26 


quote:

Orjinalden alıntı: heretic1503

Yukarıda bir arkadaş vahdettin vatanperverdir diye yazı belirtmiş,ama nutukta bunun tam aksi yazıyor.

Bunlardan biri yalan değil mi şimdi?Bir insan hem soysuz hem vatansever olabilir mi?



Vahdettin iyi bir padişah değildi belki ama asla hain soysuz olduguna inanmıyorum.Osmanlı padişahlarının hiçbiri soysuz değildir.


_____________________________



2259 Mesaj
14 Mayıs 2008; 23:03:47 

quote:

Orjinalden alıntı: bianconera



Vahdettin iyi bir padişah değildi belki ama asla hain soysuz olduguna inanmıyorum.Osmanlı padişahlarının hiçbiri soysuz değildir.

NOKTAYI KOYMUŞSUN İŞTE.
Osmanlı padişahlarının hiçbiri soysuz değildir.
ecdadıma kimse laf söyleyemez


_____________________________


Osmanlı ve Türk Tarihi Kulübü
Türk Tarihinin En Büyük Kumandanı Fatih Sultan Mehmet Han

Uzaklaştırılmış
Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
15 Mayıs 2008; 0:58:55 

0


Osmanlı'nın Kuruluşunu anlatan güzel bir film.İzleminizi tavsiye ederim.


1003 Mesaj
15 Mayıs 2008; 16:41:32 

lütfen padişahlara saygılı olalalım tarih çarpıtılmış
vahdettin hiç de kötü biri değildi vatanın kurtulması için elinden geleni yaptı sonuçta istanbulu bırakıp başka yerlerde halkı örgütlendiremezdi bunun içinde atatürkü görevlendirdi olay bu bence lütfen böyle şeyler söylemeyelim


_____________________________

Amd x6 1100T|Gigabyte 990xa ud-3|MSI gtx460 hawk talon attack |Sapphire pure 625w|Corsair vengeance 8gb |2x320 gb sata2 seagate|Asus 19" lcd|



When The World Is Mine, Your Death Shall Be Quick And Painless!


1348 Mesaj
17 Mayıs 2008; 2:30:16 

Beni de ekleyin arkadaşlar


_____________________________

AOC E2352PHZ, SilverStone Raven RV03, İ7-960&CNPS8700NT,Asus Rampage III gene, 6GB (3x2048MB) T/C Kit PN -OCZ3P1333LVA6GK ,Gigabyte GTX570 SOC, WD6000HLHX, HPC-450watt-H12S, ZM-MFC1 Fan cont, Sony/Nec DVD RW 7170 SATA, Acer AS5920G-602G25MN üzerine T9500_2X2gb Ocz 4-5-5-13_WD Scorpiablack 16Mb 7200rpm 320gb hdd_ 256Mb 8600GT


1348 Mesaj
17 Mayıs 2008; 2:43:29 


quote:

Orjinalden alıntı: Jan!ssaRy

lütfen padişahlara saygılı olalalım tarih çarpıtılmış
vahdettin hiç de kötü biri değildi vatanın kurtulması için elinden geleni yaptı sonuçta istanbulu bırakıp başka yerlerde halkı örgütlendiremezdi bunun içinde atatürkü görevlendirdi olay bu bence lütfen böyle şeyler söylemeyelim


Yani bana da bu mantıklı geliyor, sonuçta resmi tarihte rejim değişikliği olduğu için Vaahdettin i kötülemeye mecburdu; iyi biri olduğunu söyleseler kendiyle çelişmiş olurdu. Osman Bey'in soyundan gelmiş birisinin vatan hainliği yapması düşüncesi bana çok ters geliyor. Yani o anki imkan ve şartlar altında Padişah koltuğunda kim otursa pek fazla yapılacak bir şey yok İngiliz işgali altında nasıl karşı çıkabilir ki onların isteklerine. Mecburen onlarla işbirliği yaparmış gibi görünüp Anadolu da isyanı el altından desteklemek tek yapılabilecek şey.


_____________________________

AOC E2352PHZ, SilverStone Raven RV03, İ7-960&CNPS8700NT,Asus Rampage III gene, 6GB (3x2048MB) T/C Kit PN -OCZ3P1333LVA6GK ,Gigabyte GTX570 SOC, WD6000HLHX, HPC-450watt-H12S, ZM-MFC1 Fan cont, Sony/Nec DVD RW 7170 SATA, Acer AS5920G-602G25MN üzerine T9500_2X2gb Ocz 4-5-5-13_WD Scorpiablack 16Mb 7200rpm 320gb hdd_ 256Mb 8600GT


94 Mesaj
17 Mayıs 2008; 14:30:34 


quote:

Orjinalden alıntı: _HURMACI_

Franz von Alt
“Serasker Kulesinden Süleymaniye Camii ve Türbesi”
Tuval üzerine yağlıboya, 76 X 106 cm
0



bu resmin daha büyük boyutu varmı acaba ?


_____________________________

Post Kasmak Gibi Bir Niyetim Yok
Boşuna Fake Demeyin!!!


68 Mesaj
17 Mayıs 2008; 19:58:08 

Arkadaşlar herkese merhaba bugünlerde internetim kesik paylaşımlar biraz aksayabilir...
Bunu belirtir, herkese sevgilerimi yolluyorum...


_____________________________



Eski nick: magnum_1453



350 Mesaj
18 Mayıs 2008; 13:19:51 

Bende Klübe Gelmek İstiyorm


_____________________________


Uzaklaştırılmış
Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
18 Mayıs 2008; 21:26:34 

Yenileri ekledim.Hoşgeldiniz...


 
3 Mesaj
18 Mayıs 2008; 21:38:09 


quote:

Orjinalden alıntı: magnum_1453

ASKERİYLE BİRLİKTE ÇEKİRGE YİYEREK KUTSAL EMANETLERİ KORUDU

ÖMER FAHREDDİN PAŞA

0

Ömer Fahreddin Paşa (Türkkan), (1868, Rusçuk - 1948, İstanbul) Mondros Mütarekesinden sonra teslim olmayıp Medine'yi 72 gün daha savunan Türk kumandanıdır. Medîne müdâfii Türk Kaplanı Çöl Kaplanı, Medine Kahramanı adlarıyla anılır.
Bulgaristan'da doğdu, 93 Harbinden sonra ailesiyle birlikte İstanbul'a geldi. Harp 0kulunu ve harp akademisini bitirdikten sonra 1891'de kurmay yüzbaşı olarak Osmanlı ordusuna katıldı. Balkan Savaşında Çatalca savunmasında ve Edirne'nin geri alınışında görev aldı.

I. Dünya Savaşı başladığında 4. Orduya bağlı 12. kolordu komutanı olarak Musul'da bulunuyordu. 1915'te 4. Ordu komutan vekilliğine getirildi. bu bölgede iken hem tehcire tabi tutulan Ermenileri yerleştirme işiyle uğraştı, hem de Urfa, Zeytun, Musadağı ve Haçin Ermeni isyanlarını bastırdı.
1916'da 4. Ordu komutanı Cemal Paşa tarafından Medine'ye gönderildi. Fahreddin Paşa elindeki kısıtlı imkânlara rağmen aldığı tedbirler sayesinde Medine'yi 2 yıl 7 ay savundu. Herhangi bir yağma ihtimaline karşı tedbir olarak, Medine'deki 30 parça Kutsal Emaneti 2000 askerin koruması altında İstanbul'a gönderdi. Medine'nin etrafı isyancıların eline geçmeye başlayınca İstanbul'daki Hükümet, Medine'nin boşaltılmasını istedi. Fahreddin Paşa 'Peygamberin kabrinin bulunduğu Medine'deki Türk Bayrağını kendi elimle indiremem' diyerek şehirden ayrılmayı kabul etmedi.

Bir süre sonra Medine'nin etrafı tamamen kuşatıldı. Türk orduları kuzeye doğru geri çekilmeye başladı. Etrafındaki Türk birlikleriyle irtibatı tamamen kesilen Fahreddin Paşa şehri savunmaya devam etti.
30 Ekim 1918'de Osmanlı Devleti Mondros Mütarekesini imzalayarak I. Dünya Savaşından çekildi. Mütarekenin 16. maddesine göre Fahreddin Paşa'nın teslim olması gerekiyordu. Kendisine Mondros Mütarekesini tebliğ için İstanbul'dan gönderilen yüzbaşıyı hapsettirdi. Medine'ye en yakın Osmanlı birliği 1300 km uzakta olmasına rağmen Mondros Mütarekesinden sonra da teslim olmadı ve şehri savunmaya devam etti. Osmanlı devletinin teslim olmasında sonra 72 gün daha Medine’yi savunmaya devam eden Fahreddin Paşa yiyecek, ilaç ve cephanenin bitmesinden sonra kendi askerleri tarafından etkisiz hale getirildi ve şehir 13 Ocak 1919'da teslim oldu. Böylece Medine'de 400 seneden beri süren Türk hakimiyeti sona erdi.

İngilizler tarafından Türk Kaplanı ismi verilen Fahreddin Paşa, savaş esiri olarak önce Mısır'a daha sonra da Malta'ya gönderildi. 8 Nisan 1921'de Malta'da kurtulduktan sonra Milli Mücadele’ye katılmak üzere Ankara'ya geldi. 9 Kasım 1921'de TBMM tarafından Kabil Büyükelçiliğine tayin edildi.
1936'da Tümgeneral rütbesi ile Türk Silahlı Kuvvetlerinden emekliye ayrılan Fahreddin Paşa, 1948'de İstanbul'da vefat etti.


Fahrettin paşanın romanını okudum mükemmel bir direniş


_____________________________

Şampiyon GALATASARAY! Oley!

Uzaklaştırılmış
Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
18 Mayıs 2008; 22:47:29 


quote:

Orjinalden alıntı: zXr



bu resmin daha büyük boyutu varmı acaba ?


Üzgünüm, varsada ben bilmiyorum görmedim...


1934 Mesaj
18 Mayıs 2008; 22:51:30 

Son dönemlerde ecdat yadigârı eserlerimiz için başlatılan olumlu çalışmaları sevinçle karşıladım.İnşallah yarım kalmaz.


_____________________________

İnsan seveceği kimseyi iyi seçmeli,
ona göre sevmeli; kim olduğun değil,
kiminle olduğun önemlidir.
Madde Bağımlılığına "HAYIR"


1003 Mesaj
19 Mayıs 2008; 16:43:50 


quote:

Orjinalden alıntı: Fahreddin

Son dönemlerde ecdat yadigârı eserlerimiz için başlatılan olumlu çalışmaları sevinçle karşıladım.İnşallah yarım kalmaz.


tam olarak ananmadım cami ler deki restorasyonları diyorsan evet takdir edilmeli.
ama süleymaniyeye gidince hayal kırıklığına uradım restorasyon yüzünden hertarafı kapatılmış


_____________________________

Amd x6 1100T|Gigabyte 990xa ud-3|MSI gtx460 hawk talon attack |Sapphire pure 625w|Corsair vengeance 8gb |2x320 gb sata2 seagate|Asus 19" lcd|



When The World Is Mine, Your Death Shall Be Quick And Painless!


3499 Mesaj
19 Mayıs 2008; 17:06:06 

Harika paylaşımlar.

Birkaç mesaj önce Ömer Fahreddin Paşa'nın fotoğrafını gördüm de. Direnişin, mücadelenin hakkını veren insanların yüzünde hep bu tarz bir asaletin izleri okunuyor.


_____________________________



448 Mesaj
20 Mayıs 2008; 0:09:35 

yaz hocam beni de


_____________________________



6498 Mesaj
20 Mayıs 2008; 0:14:48 

[font="Trebuchet MS"]OSMANLIDA MAHALLE KÜLTÜRÜ KOMŞULUK



Günümüzde büyükşehirlerde yaşayan gençler için, mahalle, pek bir şey ifade etmemeye başlamış, bunun yerine semt, site, banliyö, uydu kent gibi tabirler anlamlı hâle gelmiştir. Küçük şehir, kasaba ve köylerde ise, az çok mahallenin ne olduğu hâlâ bilinmektedir. Fakat orta yaş üzerindekiler için mahalle kelimesi, çok şey ifade etmektedir. Bu neslin sıkça kullandığı, mahalle mektebi, ...bekçisi, ...bakkalı, ...imamı, arkadaşı, ...komşusu, ...fakiri–zengini gibi müşahhas ifadeler ile; mahallenin namusu, ...şerefi, ...asayişi, ...huzuru gibi mücerret ifadeler, Osmanlı’nın derin tarihine, zengin kültürüne ve engin medeniyet anlayışına yaslanmaktadır.

Osmanlı’da mahalle; birbirini tanıyan, birbirlerinin davranışlarından mesul ve birbiriyle dayanışma içindeki kişilerin yaşadığı yerdir. Mahalleler; sınırları genellikle cadde veya sokaklarla belirlenmiş, merkezinde cami veya mescid bulunan yerleşim yerleridir. Genelde cami, şehrin merkezini oluşturan bir veya birkaç mahallede bulunur; diğer mahallelerdeki insanlar da cuma namazı için buraya gelir. Cami çevresinde ayrıca alış–veriş merkezleri bulunur, pazarlar genellikle buralara kurulur. Böylece haftanın bir günü şehirdeki insanlar buralarda toplanır, birbirleriyle görüşür ve haftalık ihtiyaçlarını temin eder. Diğer mahallelerde ise, sadece mescid bulunur ve bunun hemen yanında okul öncesi ve ilköğretim seviyesinde eğitim veren bir muallimhane vardır. Ayrıca buralardaki bakkal, kasap, terzi, ayakkabıcı vs küçük esnafa ait dükkân ve işyerleri, mahallenin günlük ihtiyaçlarına cevap verir.

Mahalle idarî olarak, Osmanlı’nın en küçük yönetim birimidir. Bilindiği gibi Osmanlı, başlarında valilerin bulunduğu eyaletlerden oluşur. Eyaletler ise, sancaklardan oluşur ve buralar sancakbeyi tarafından yönetilirdi. Sancaklar, kadı tarafından idare edilen kazalara bölünmüştür. Kazalar ise, mahalle ve köylerden oluşur. Bu en küçük yönetim biriminin başı, daha doğrusu temsilcisi –muhtarlık sistemine geçilinceye, yani II. Mahmut dönemine kadar– imamdır. İmam, camideki vazifesinin yanında, mahallenin asayişini sağlamakla ve ihtiyaçlarını karşılamakla görevlidir. Köylerde de, mahallelere benzer bir yönetim tarzı vardır.

İmam, asayişle ilgili olarak mahallede olup bitenden birinci derecede mesuldür. Burada cereyan eden öldürme, yaralama, hırsızlık gibi inzibatî olayların yanında, zina, fuhuş, taciz, sarkıntılık gibi gayr-i ahlâkîliği de takip edip güvenlik kuvvetlerine bildirir. Mahalleyle ilgili bütün işlerde devletle muhatap olur ve mahalleyi temsil eder. Şehrin idarecisi olan kadı, bağlı olduğu kurumun en üst düzey yetkilisi tarafından atanırken, imam bizzat padişah tarafından bir beratla tayin edilirdi. Bu da onun devlet ve halk nazarında ne derece büyük bir öneme sahip olduğunu gösterir. Padişah tarafından gönderilen emir ve fermanlar, imam tarafından halka duyurulur ve takibi yapılır. Bu şekilde imam; devlete karşı haklar ve ödevler konusunda mahalleliyi temsil ederken, mahallede de padişahı temsil ederdi.

Osmanlı mahallesi, hem asayiş bakımından, hem de sosyal hayat açısından kolektif bir anlayışa dayanır. Mahalleli, müteselsil (zincirleme) olarak birbirine kefildi. Burada meydana gelen öldürme, yaralama gibi olaylarda, olayın faili bulunamadığı takdirde, bütün mahalleli mesul tutulur ve mağdur tarafa ödenmesi gereken diyet (kan parası) sakinlere paylaştırılır. Hattâ Yavuz Sultan Selim zamanında çıkan kanunnameye göre, meydana gelen hırsızlık olaylarından ve zararın ödettirilmesinden mahalle halkı mesuldür. Mahallede bir asayişsizlik olmaması için herkesin dikkat ve gayret göstermesi temin edilerek oto-kontrol sağlanmıştır. Böylelikle fail–i meçhul olaylarda halkın suçluyu saklamasının ve suçu örtbas etmesinin önüne geçilmiştir.

Aynı mesuliyet ve oto-kontrol, ahlâkî hususlarda da söz konusudur. Mahallede meydana gelen veya şüphelenilen gayr-i meşru olaylarda imam, suçlu veya zanlıları güvenlik görevlilerine bildirir, mahallelinin bu yoldaki şikâyetlerinden ilgilileri haberdâr ederdi. İmam ve mahalle ileri gelenlerinin, bu tür evlere baskın düzenleme yetkileri vardı. Gayr-i ahlâkî davranışları olduğu bilinen kimseler mahalleli tarafından istenmeyen kişi ilân edilir ve görevlilerce başka yere sürülmesi istenirdi. Ancak imam ve mahalleli, suçlu veya zanlılara bizzat ceza verme yetkisine sahip değildi, sadece onları adalete teslim edebilir veya mahalleden dışlamak suretiyle cezalandırabilirdi.

Kötülüğü önleme kolektif şuuruyla devlet, başkentten kilometrelerce uzaktaki yerlere kolaylıkla hakim olabiliyordu. Nasıl ki, her sokak süpürüldüğünde bütün şehir temiz olursa; bu uygulama sayesinde de bütün ülkede huzur ve asayiş sürüp gidiyor, suç oranı azalıyordu.

Hayırlı işlerde mahalleli yine aynı kolektif şuurla hareket ediyordu. Bu tür işler için her mahallede bir “Avarız Vakfı” kurulmuştur. Mahalle sakinlerince oluşturulan yönetim kurulu tarafından idare edilen bu vakıfın gelir kaynağı, yine mahallelinin aynî–nakdî bağış veya hibeleridir. Kira getiren ev, dükkân gibi mallar da buraya vakfedilebilmektedir. Mahallede ihtiyacı olanlara borç veya kredi de verilmesi açısından bu vakıf, bir nevi sosyal yardımlaşma sandığı gibiydi. Avarız vakfının gelirleri; mahalledeki hastalara, fakir olanlara ve evlenmek isteyip de ekonomik durumu müsait olmayanlara yardımda kullanılırdı. Buradan fakirlerin cenazelerinin kaldırılması, su yolları, cami, mescit, mektep gibi yerlerin onarımı yapılır ve ısınma, aydınlatma gibi sair giderler karşılanırdı. İmam, müezzin, muallim gibi mahalle görevlilerinin maaşları ödenirdi. Mahalleye yeni gelenlerin yerleşme veya memleketine gidecek olanların yol masrafları karşılanırdı. Vergisini ödeyemeyenlerin vergileri de bu fondan ödenirdi.

Mahalledeki bu resmi dayanışmanın yanında, ayrıca mahallenin zenginleri, mahallelerindeki fakirleri görüp gözetirlerdi. Zekât, sadaka, fitre gibi yardımlar yapılırken, mahalleli tercih edilirdi. Mahalledeki komşuluk ilişkilerinin ne derecede olduğu, şu atasözünden de anlaşılmaktadır: ‘İyi bir komşuya sahip olmak, bir eve sahip olmaktan önemlidir. Çünkü komşu komşunun külüne muhtaçtır.’ Mahalledeki maddî–manevî yardımlaşmanın temelinde; ‘Komşusu açken tok yatan bizden değildir.’ şuuru yatmaktadır.

Osmanlı şehirlerinin bazılarında, Müslüman olmayan nüfus bir mahallede toplandığı gibi, Müslüman mahallelere de dağılmıştır. Müslüman ve gayr-i Müslimler arasında, bugün bile övgüyle anılan bir hoşgörü ve komşuluk münasebeti mevcuttu. Müslüman nüfus hakim unsur olmasına rağmen, komşularına karşı hoşgörülü davranmış; din, örf–âdet, kılık–kıyafet gibi temel hak ve özgürlüklerine karşı toleranslı olmuştur. Buna karşılık Yahudi ve Hıristiyanlar da, Ramazan’da Müslümanların inançlarına saygı göstermiş, açıktan bir şey yiyip içmemişlerdir. Aynı mahallede hem mescit, hem kilise, hem de sinagog olabilmiştir.

İdarî açıdan mükemmeliyetin yanında, kötülüklerin önlenmesine, iyiliklerin teşvik edilmesine ve bizzat bunun pratiğe taşınmasına bakıldığında, Osmanlı mahallesinde, bir mahalle medeniyetinin oluştuğu görülmektedir. Bu da, Osmanlı’nın uzun ve bereketli ömrünün tesadüfî olmayıp, mükemmel bir şuurdan




< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi eggy13 -- 20 Mayıs 2008; 0:16:17 >


_____________________________

Vw fanatikliği değilde 1.6 bebek puseti gibi araçla V5.7 amerikana kafa tutmak en büyük fanatiklik olsa gerek..
Mercedesin yıldızından daha güçlü bir yıldız varsa o da chryslerın yıldızıdır..

Uzaklaştırılmış
Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
20 Mayıs 2008; 1:10:44 

Yeni arkadaşlarıda ekledim.Hoşgeldiniz.



Osman Gazi;




< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Fetih -- 20 Mayıs 2008; 1:10:42 >


6498 Mesaj
20 Mayıs 2008; 14:49:58 

0



0



0



0



0





_____________________________

Vw fanatikliği değilde 1.6 bebek puseti gibi araçla V5.7 amerikana kafa tutmak en büyük fanatiklik olsa gerek..
Mercedesin yıldızından daha güçlü bir yıldız varsa o da chryslerın yıldızıdır..


6498 Mesaj
20 Mayıs 2008; 14:58:53 




0


[font="Trebuchet MS"]TARİHÇE


Düz dokuma yaygılar, düğümlü halılar kadar kalın ve dayanıklı olmadıklarından, eski devirlere ait örnekler hemen hemen yok gibidir. Daha çok göçebelerin eşyaları olan bu yaygılar iyice eskimeden terk edilmemekte, hatta kesilip parçalara bölünerek kullanılmaktadırlar. Kolayca çürüdüklerinden yeraltı buluntuları arasında fazla örnek bulunmamaktadır. Ayrıca yerleşik toplumların aristokrat sınıfları tarafından kullanılmadıklarından ve nesilden nesile korunarak aktarılan değerli mallar arasında da yer almadıklarından eskiye ait örnekler günümüze pek ulaşamamıştır.


0




Türk düz dokuma yaygıları içinde tarihlendirilen en eski[Resim] örneklerden biri Washington Textile Museum'da bulunan küfi bordürlü ve ortada sekizgen madalyon, kenarlarda ufak sekizgenler bulunan kompozisyonu ile 15. 16. Y.Y. Avrupalı ressamların tablolarında görülen ve Holbien halıları olarak adlandırılan desenlere benzediği için 15. 16. Y.Y. olarak tarihlendirilen atkılı sumak tekniğinde dokunmuş bir yaygı en erken Anadolu yaygılarından biridir. Konya Mevla'na Müzesindeki geleneksel Anadolu kilimlerinden tamamen farklı bir dokumaya sahip olan, tapestry tekniğindeki karanfile benzer büyük palmetli bitkisel desenli kilim 16. 17. Y.Y. Osmanlı saray sanatı ile büyük benzerlik gösterdiğinden bu yüzyıllar olarak tarihlendirilmektedir. Daha çok göçebe topluluklara bağlı bir sanat türü olduğundan, hakkında pek fazla yazılı belge bulunmayan geleneksel kilim ve öteki

0




dokuma yaygıların tarihi ise Osmanlı kilimlerine nazaran çok karanlıktır. Türkmen boylarının Orta Asya'daki ve Anadolu'ya gelene kadarki göçleri ve konaklamaları sırasındaki komşuları, Anadolu'daki geçmiş uygarlıkların birikimleri ve diğer etnik gruplar, Haçlı Seferleri, Selçuklu ve Osmanlılar zamanındaki Kuzey Afrika'dan Avrupa'nın ortasına, Çin'e kadar geniş alandaki değişik kültürlerin etkileri birleşerek, bu çeşitli dokuma teknikleri ve şaşırtıcı desen zenginliğini ortaya çıkartmıştır. Bir de ayrıca her yörenin kendine has yünü ve elde edilen doğal boya maddelerinin değişikliği, dokuyucuların kişisel ustalık ve yaratıcılıklarını da eklersek, bu çeşitliliği daha iyi anlarız.

Dokuma yaygılar da bir yerde sahip olduklarını tahmin ettiğimiz sembolik motifleri ile onların yazılı belgeleri yerine geçmektedir. Boy ve oymak yaşamının sürdüğü zamanlarda, her boy yada oymağın dokuma yaygıları, onları başkalarından ayıran damgalar yerine geçiyordu. Belirli bir grubun dokuduğu yaygıda, her motifin, desenin ve rengin kendine özgü bir anlamı ve karakteristiği vardır. Bu motifler





0




nesilden nesile, çok ufak değişikliklerle ana özelliği ve[Resim] anlamı bozulmadan devam ediyordu. Her yaygı kendinden önceki yaygının özelliklerini taşımakla birlikte, dokuyucunun yaptığı çok ufak değişikliklerle ve eklerle benzersiz bir eser halini alıyordu. Zamanla boy ve oymaklar bütünlüklerini kaybederek, geleneksellikleri de bozularak, birbirlerinden motifler almaya başlamışlardır. Boy ve oymakların üzerinde, Osmanlı yazılı belgelerinde, belirli grupların yerleşim bölgelerinde veya göçebelerin bulundukları yerlerde belirli tipteki yaygıların desen, renk ve dokuma teknikleri üzerinde yapılacak araştırmalarla çok ilginç sonuçlar alınabilir. Kendi içine kapalı geleneksel göçebe boy ve oymaklar tarafından, yalnız kendi için dokudukları düz dokuma yaygıların tarihi, sıkı sıkıya bu grupların tarihine bağlı bulunmaktadır. Onların Anadolu içindeki dağılımları, yer değiştirmeleri, geleneklerini etkileyen etkenler hakkında çok yönlü ve karşılaştırmalı incelemeler yapılmadıkça, bu tarih karanlıkta kalacaktır.



< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi eggy13 -- 20 Mayıs 2008; 14:58:34 >


_____________________________

Vw fanatikliği değilde 1.6 bebek puseti gibi araçla V5.7 amerikana kafa tutmak en büyük fanatiklik olsa gerek..
Mercedesin yıldızından daha güçlü bir yıldız varsa o da chryslerın yıldızıdır..


 
65 Mesaj
20 Mayıs 2008; 15:46:19 

Süper bi club kurmusunuz ekleyin benideee


_____________________________


Osmanlı Tarihi Kulübü

Uzaklaştırılmış
Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
20 Mayıs 2008; 15:56:29 

Güzel paylaşımlar teşekkürler


6498 Mesaj
20 Mayıs 2008; 20:05:32 

yeni üyeler hoşgeldiniz


_____________________________

Vw fanatikliği değilde 1.6 bebek puseti gibi araçla V5.7 amerikana kafa tutmak en büyük fanatiklik olsa gerek..
Mercedesin yıldızından daha güçlü bir yıldız varsa o da chryslerın yıldızıdır..


2259 Mesaj
21 Mayıs 2008; 22:39:39 

0

0

0

0




_____________________________


Osmanlı ve Türk Tarihi Kulübü
Türk Tarihinin En Büyük Kumandanı Fatih Sultan Mehmet Han

Uzaklaştırılmış
Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
24 Mayıs 2008; 0:40:13 

FATİH SULTAN MEHMED MAHKEMEDE

İşte, Fatih Sultan Mehmet, işte İstanbul'da bir Rum;

Fatih Sultan Mehmet talepte bulunuyor, diyor ki:

"Orada cami yapacağım, arazini bana satmanı istiyorum."

Biliyorsunuz her arazinin bir rayiç bedeli vardır; yani o çevrede o arazinin ne kadar para ettiği aşağı yukarı herkes tarafından bilinir. Alt hududu bir de üst hududu vardır. Fatih Sultan Mehmet, üst hududun iki katını veriyor; ama Rum vermemekle ısrar ediyor. Cami kurulmasına gönlü razı olmuyor. Bir Hıristiyan; bu da onun kabahati değil, içinden gelen şey öyle. Hak sahibi vermezse vermez; ama Fatih Sultan Mehmet'in de kızmış kafası.

"O kadar fazla para verdiğim halde, bu adam vermiyor; demek ki bunu inadından yapıyor; nefsani davranış bu. Ben cami yapacağım, benimki nefsani değil ruhani" diyor.

Alıyor adamın arsasını, bastırıyor; camiyi yapıyor.

Adam perişan. Adamı üzgün gören biri:

"Ya bu kadar üzüntünün sebebi ne?"

Anlatıyor adam derdini "İşte" diyor. "Yapabileceğim bir şey yok ki! Bunu yapan Padişah; daha ötesi yok, onun üstünde kimse yok. O bana bunu yaptığına göre her şey bitti". diyor.

Bizim Osmanlı diyor ki: "Her şey bitmedi, bu memlekette kadılar vardır. Gidersin kadıya, adaletsizliği anlatırsın. Padişah da olsa o hesabı görür".

"Yani" diyor "ne demek istiyorsun?" (Adam hiç inanamıyor bir defa söylenenlere.) Adamcağız hiç inanamıyor; ama "Hadi gideyim mahkemeye, ben müracaat edeyim." diyor. Kadıya müracaat ediyor.

Gerçekten de Fatih Sultan Mehmet mahkemeye gelince, adamın gözleri hayretten açılıyor. Fatih Sultan Mehmet ayakta; Kadı Efendi oturuyor ve mahkeme başlıyor. Fatih Sultan Mehmet'in, adamın arsasını zorla iktisab etmekten elinin kesilmesi konusunda bir karara varılıyor. Fatih Sultan Mehmet'in eli kesilecek. Ama Osmanlı adaletinde, bir müessese daha var; eğer bir şeyin bedeli ödenirse ve alacaklı taraf, hak sahibi taraf bunu kabul ederse, o ceza düşer. Bu kanun gereğince teklifte bulunuluyor.

Deniyor ki: "Bunun bedeli şu kadar altın, bu kadar altına karşılık, onun elinin kesilmesinden vazgeçiyorsan,, Padişah ödemese bile, onu sana beyt'ül mal öder. Razı mısın?"

Rum, şaşkın şaşkınPadişah'a bakıyor , inanamıyor, sonra "Tabi razıyım. Razı olmaz mıyım? O padişah" diyor.

Adam razı olduktan sonra, Fatih Sultan Mehmet diyor ki :

"Benden beyt'ül mal'ın talebi 200 altın; ama ben 2000 altın vereceğim ve her gün de bir altın daha ödenmesini istiyorum. Senenin 365 günü, her gün bir altın ödenecek bu zata."

Ve mahkeme biter bitmez kadı yerinden kalkıyor, Fatih Sultan Mehmet'in ayaklarının yanına gelip diz çöküyor,

"Padişahım şu ana kadar ben, Allah'ı temsil ediyordum, ben oturuyordum siz ayaktaydınız. Çünkü siz maznun mevkiindeydiniz. Allah'ı temsil eden siz değildiniz. Adaleti veya adaletsizliği temsil ettiğiniz mahkemenin sonunda belli olacaktı. Ben Allah'ı temsil ediyordum; adaletin sahibi bendim o sırada. Şimdi benim görevim bitti. Şimdi bana, sana tâbî olan, senin imparatorluğunun bir kadısı olarak el etek öpmek düşer" diyor. Padişahın eteğini öpüyor ve ondan sonra padişah oturuyor, ötekiler dışarı çıkıyorlar.


 
65 Mesaj
24 Mayıs 2008; 1:27:08 

saoll ekledigin icin listeye


_____________________________


Osmanlı Tarihi Kulübü


876 Mesaj
24 Mayıs 2008; 3:14:09 

Çok güzel paylaşımlar var,emeği geçen herkese teşekkürler.Zaman buldukça okuyacağım.Beni de eklerseniz sevinirim.


_____________________________



1305 Mesaj
24 Mayıs 2008; 3:23:05 

REsimler her zamanki gibi süper .. Gerçekten iyi bir arşiv oluşturdum sayılır