'ın sağladığı altyapısı sayesinde, şu anda sitede bulunan 35994 kişiye ve her ay 13 milyon kişiye, ürün videolarını, haberleri ve forumları 7/24, ışık hızında ve kesintisiz olarak sunuyoruz.
MUSTAFA KEMAL PAŞA HANGİ OSMANLI PAŞAMIZIN YAVERİYDİ.
M.Kemal Paşa ,bir paşa'nın değil Padişahın yaveriydi.. O padişah da tam ismiyle Sultan 6.Mehmed Vahideddin idi... Sultanı Mustafa Kemal ile birlikte gösteren bir görüntü.
EYVALLAH DOSTUM.BU RESMİN BÜYÜĞÜ YOKMU YADA BAŞKA RESİMLER MEVCUTMU
MUSTAFA KEMAL PAŞA HANGİ OSMANLI PAŞAMIZIN YAVERİYDİ.
M.Kemal Paşa ,bir paşa'nın değil Padişahın yaveriydi.. O padişah da tam ismiyle Sultan 6.Mehmed Vahideddin idi... Sultanı Mustafa Kemal ile birlikte gösteren bir görüntü.
EYVALLAH DOSTUM.BU RESMİN BÜYÜĞÜ YOKMU YADA BAŞKA RESİMLER MEVCUTMU
beyler size bişi sormak istiyorum ben bi site açacam osmanlı tarihiyle daha önce söylemiştim sizce hangi scripti kullanam bana en iyi php-fusion geldi makale haber bloklar fln sizce iyi gidermi php fuion?
@eggy13
o konuyu sen açmadın demi kardeşim sen açtıysan büyük bir hayal kırıklığına uğrarım
< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Jan!ssaRy -- 13 Mayıs 2008; 11:08:04 >
_____________________________
Amd x6 1100T|Gigabyte 990xa ud-3|MSI gtx460 hawk talon attack |Sapphire pure 625w|Corsair vengeance 8gb |2x320 gb sata2 seagate|Asus 19" lcd|
When The World Is Mine, Your Death Shall Be Quick And Painless!
Yavuz Sultan Selim zamanında İran şahı kıymetli mücevherlerle süslü bir sandık hediye gönderiyor Sultan Selim’e.Sandık açılıyor. İçinden çeşit çeşit değerli taşlar,kıymetli atlas,kadife kumaşlar çıkıyor.Fakat birde pis koku yayılıyor.Dehşet bir koku,herkes burnunu tıkıyor.Neyse en alttaki bohçadan insan pisliği çıkıyor. Yani Osmanlı’ya büyük hakaret! Cihan padişahı emir veriyor: ‘‘Herkes düşünsün,buna ince bir şekilde cevap vermeliyiz’’ Ve cihan padişahı yine çözümü kendisi buluyor.Aynı şekilde değerli mücevherler ve kumaşlarla süslü bir sandık hazırlatıyor.İçine o zamanın Osmanlı İstanbul’unda imal edilen gül kokulu en nadide lokumlardan bir kutu hazırlatıyor,en altına da küçük bir pusula ve bir satır yazı.Gönderiyor. Şah sandığı açıyor.Açtıkça güzel bir koku ve en altta bir kutu lokum.Anlam veremiyorlar tabii.Bizim elçi yiyor önce,sonra lokumu oradakilere ikram ediyor.Kutunun içindeki pusulayı Şah okuyor :
Fatih sultan mehmet han istanbulu aldıktan sonra Sadramını neden idam ettirdi
Çandarlı Halil paşa'dır o... Buna bir kaç sebeb gösterilir... İlki,Çandarlı Halil Paşa'nın kendisini iki defa saltanattan alıkoyup babası 2.Muratı tekrar tahta teşvik etmesi.Bunun soncunda Fatih Sultan Maehmetin Çandarlıya olan hışmı... Diğeri;Istanbulu Fethetmeye kararlı olan Fatihi Sadrazam Çandarlı Paşa'nın engellemesi buna üstlük,Bizanstan Savaşı durdurması için Rüşvet aldığı iddiası... Bu ve buna benzer sebebler Çandarlı Halil Paşaya olan güveni iyice sarsmış sonrasında da onun idam edilmesiyle sonuçlanmıştır... Kısa haliyle bu..Ama geniş bilgi isterseniz gerek kitaplarda gereksede net üzerinde epey bilgi var...
Birinci Dünya Savaşı’nda Türk ordusunun Çanakkale’den sonra kazandığı en büyük zafer. İngilizlere Göre Kut Zaferi "1842’deki Kabil bozgunundan beri İngiliz ordusunun yaşadığı en aşağılayıcı hezimet…". Ne yazıkki TRT2'de çıkan bir tarih belgeselini izlemesem heralde bu zaferden ömrüm boyunca hiç haberdar olamayacaktım. Niye tarih kitaplarımızda bu zaferlerimiz yer almaz! Acaba tarih kitaplarına sığamayacak kadar çok zaferimiz olduğundan mı yoksa birilerinin bizim şanlı tarihimizi ve gerçek düşmanlarımızı yeni neslin öğrenmesini istememelerinden mi kaynaklanıyor?
Irak-ı Arap; Bugünkü Irak'ın Dicle ve Fırat havzası içerisinde yer alan ve Basra'ya kadar uzanan bir zamanların Mezopotamyası. Osmanlı ordusunun I.dünya savaşında çarpıştığı cephelerden biri olan Irak cephesinde 1916 yılında Halil Paşa kumandasındaki Türk ordusu olanca yokluğa ve imkansızlığa rağmen Çanakkale'de yaptığının aynısını yapmış ve tüm hızı ile ilerleyen İngiliz ordusunu önce durdurmuş ve çembere almış ardından onları kurtarmaya gelen İngiliz birliklerini yenilgiye uğratmış ve sonrasında General Townshend komutasındaki İngiliz tümenini Kut’ül-ammare şehrinde 13 general, 481 subay, 13.300 askeri ve tüm savaş araç gereçleri ile esir almışlardır. Halil Paşa zafer sonrası ordusuna yayınladığı bildirisinde şöyle demiştir:
29 Nisan 1916 tarihli günlük ordu emri…
ORDUMA
Arslanlar!.. 1- Bugün Türkler’e şerefü şan, İngilizlere kara meydan olan şu kızgın toprağın müşemmes semasında sühedamızın ruhları şadü handan pervaz ederken, ben de hepinizin pak alınlarından öperek cümlenizi tebrik ediyorum.
2- Bize ikiyüz seneden beri tarihimizde okunmayan bir vakayı kaydettiren Cenab-ı Allah’a hamdü şükür eylerim. Allah’ın azametine bakınız ki, binbeşyüz senelik İngiliz Devleti’nin tarihine bu vakayı ilk defa yazdıran Türk süngüsü oldu. İki senedir devam eden Cihan harbi böyle parlak bir vaka daha göstermemiştir.
3- Ordum gerek Kut karşısında ve gerekse Kut’u kurtarmaya gelen ordular karşısında 350 subay ve on bin neferini şehit vermiştir. Fakat buna mukabil bugün Kut’da 13 general, 481 subay ve 13.300 er teslim alıyorum. Bu teslim aldığımız orduyu kurtarmaya gelen İngiliz kuvvetleri de 30.000 zayiat vererek geri dönmüşlerdir.
4- Şu iki farka bakınca cihanı hayretlere düşürecek kadar büyük bir fark görülür. Tarih bu vakayı yazmak için kelime bulmakta müşkülata uğrayacaktır.
5- İşte Türk sebatının İngiliz inadını kırdığı birinci vakayı Çanakkale’de, ikinci vakayı burada görüyoruz.
6- Yalnız süngü ve göğsümüzle kazandığımız bu zafer yeni tekemmül eden vaziyeti harbiyemiz karşısında muvaffakiyeti atiyemizin parlak bir başlangıcıdır.
7- Bugüne KUT BAYRAMI namını veriyorum. Ordumun her ferdi, her sene bu günü tesit ederken şehitlerimize yasinler, tebarekeler, fatihalar okusunlar. Sühedamız, hayatı ulyatta, semevatta kızıl kanlarla pervaz ederken, gazilerimiz de atideki zaferlerimizle nigehban olsunlar.
Mirliva Halil Altıncı Ordu Komutanı 24 / 04 / 1916
Avustralyalı araştırmacı Dr.Gaston Bodart bu zaferi, “İngiliz prestijinin birinci dünya savaşı’nda yediği en büyük darbe" olarak yorumlamıştır.
Yaklaşık 5 ay süren kuşatmanın ardından, 13 general, 481 subay ve 7 bini Hintli 13 bin 300 İngiliz askeri Türk birliklerine teslim oldu. Tarihe Kut ül Amare zaferi olarak geçen savaşlar sırasında İngilizler 40 bin kayıp ve esir verirken Türk birlikleri ise 25 bin askerini kaybetti.
Kut ül Amare savaşı sırasında Türk birlikleri sınırlı sayıda uçakla önemli görevler yaptı. Keşif görevleri yapan Türk uçakları bir taraftan da düşman hedeflerini bombardıman etti. 26 Nisan 1916’da Kut ül Amare’deki İngiliz kuvvetlerine erzak yardımına çalışan bir İngiliz uçağı da Türk avcı uçağı tarafından düşürüldü.
Ancak kazanılan bu tarihi zafere rağmen savaşın genelinde mağlup olan Türk ordusu, takviye edilen İngilizlerin bölgeyi Şubat 1917’de işgal etmesine engel olamadı. Irak’ın güneyine 1914 sonlarında çıkarma yapan İngilizler, ancak Mart 1917’de Bağdat’a ulaşarak kenti işgal etti.
29 Nisan 1916 günü Irak topraklarında büyük bir zafer daha kutlanıyordu: Kutul Amare! Çanakkale Zaferi’nden sonra elde edilen en büyük zafer olan Kutul Amare’de 33 bin İngiliz askeri ile 500’e yakın içinde generalin de bulunduğu subay grubu esir alınıyordu. Bütün dünya bu zafer karşısında şaşkınlığını gösterirken; güneş batmaz imparatorluk üzerinde bir güneş doğuyordu: Türk güneşi! İşte bu güneş Arap çöllerinde İngiliz hayallerini gömüyordu. Ama gelin görün ki diğer cephelerde yapılan hatalar bu zaferi gölgede bıraktı. İşte bu zaferin öyküsü: Hedef Bağdat Büyük kuvvetlerle Çanakkale’ye saldıran İngilizler, aynı tarihlerde de Arap topraklarında adım adım ilerliyorlardı. Çanakkale yenilgisinden sonra ağırlıklı olarak Arap Cephelerine kuvvet kaydıran İngilizler bölgenin kalbi Bağdat’ı ele geçirmek istiyorlardı. General Tawshend komutasındaki birlikleri 24 Temmuz 1915 günü Bağdat’a doğru hücuma geçti. Bu ilerleyiş karşısında Irak Umum Kumandanı Nurettin Bey komutasındaki birlikler 28 Eylül 1915 tarihinde İngilizler karşısında Kutul Amare’den çekildi ve İngilizler burayı işgal etti. 22 Ekim günü ise İngiliz birlikleri Bağdat üzerine iki koldan yürümeye başladılar. Bu birlikler Selman Pakt’ta Nurettin Bey komutasındaki birlikler tarafından 22 Kasım günü durduruldu. İngilizler tekrar Kutul Amare’ye geri çekilmek zorunda kaldılar. 23 Kasım günü de Türk birlikleri hücuma kalktı. Birçok yerde çok çetin çatışmalar oldu. Zaman zaman Türk birlikleri geri çekilse de genel saldırısını durdurmadı. 5 Aralık günü Türk birlikleri, Kutul Amare önlerine geldiler. Aralık ayı boyunca Kutul Amare’de sıkışan İngiliz birlikleriyle çok çetin çatışmalar oldu. İngilizler kuşatıldı Türk birlikleri Kutul Amare’de İngilizleri tam manasıyla kuşatmış ve bir çember içine almışlardı. Bunu yarmak için İngiliz birlikleri zaman zaman takviye aldıysa da başarılı olamadı. Mart ayına kadar süren bu kuşatma sırasında İngilizler içinde büyük kayıplar oluyordu. Nehirlerden yapılan cephane ve yiyecek yardımı yeterli olmuyordu. Bu yarma sırasında Sabis bölgesinde Ali İhsan Bey komutasındaki birliklerle de başarılı çarpışmalar oluyordu. Sabis Meydan Muharebesi olarak da tarihe geçen bu çatışmalarda Türkler büyük başarılar elde ediyordu. 10 Mart 1916 günü zor durumda bulunan İngiliz birliklerine, Türk Komutanlığı tarafından teslim olma önerisi verildi. İngilizler buna olumlu cevap vermedi. İngilizler 6 Nisan günü büyük bir saldırıya geçerek yarma harekâtına giriştiler, ancak başarılı olamadılar ve çok büyük kayıplar verdiler.
"Baltacı devri geride kaldı" 9 Nisan günü İngiliz Komutanı Tawshend’e Halil Paşa’nın "teslim ol" çağrısı gitti. General buna, "Türkler muharebe sahasında daima iyi asker ve necip insandırlar; fakat ben henüz teslim olmayı düşünmüyorum" cevabını verdi. 22 Nisan günü İngiliz birlikleri General Tawshend komutasında 5 bin kişilik bir birlikle hücuma geçtiler. Bundan da sonuç alamadılar. 3 bin ölü vererek geri çekildiler. Arada Hali Paşa’ya rüşvet teklif ederek kuşatmanın kaldırılmasını istediler. Hali Paşa da bu tarihî teklife şu anlamlı cevabı verdi: "Baltacı devirleri geride kaldı!"
Ve tarihî an geldi...
Bu hücum ve tekliften sonra sonuç alamayacaklarını anlayan İngilizler, General Tawshend’ın yazısıyla teslim olacaklarını bildirdiler. General Townshend şu satırları içeren telgrafı, İngiliz Avrupa Kuvvetleri Karargâhına gönderiyordu: "Kut’daki muhafızlarımızı almak üzere bir Türk alayı yaklaşmaktadır. Hem kalenin hem de şehrin üzerine beyaz bayrağı çektim. Taburlar saat 2’de Şumran yakınındaki kampa girmeye başlıyorlar. Biz telsizi yavaşça imha ediyoruz ki, bu iş yapılmaya değer. Kut’dan bütün gemiler ve istasyonlara elvedâ ve hepinize iyi şanslar… (29 Nisan 1919, Saat: 13.35, General Towshend" İngiliz birlikleri ellerindeki topları imha ettikten sonra 476’sı subay olmak üzere 33 bin 390 kişilik mevcuduyla kayıtsız ve şartsız olarak Türk kuvvetlerine teslim oldular. Bu tarihi zafer üzerine 6’ncı Ordu Kumandanı Mirliva Halil Paşa, ordusuna şu mesajı çekiyordu: "Bugüne ‘Kut Bayramı’ namını veriyorum." Bu zafer Avrupa’yı tam manasıyla şok etti. Bütün gazeteler Türk’ün zaferini yazmak zorunda kalırken, İngilizler için de "Çanakkale’den sonra en büyük hezimete uğradı" değerlendirmesini yaptılar. Gerçekten de en büyük zaferdi. Ancak gelin görün ki diğer cephelerdeki yenilgiler ve yanlış sevk ve idare bu zaferi başarısızlığa dönüştürdü. Bir süre sonra buradaki Türk birlikleri -Almanya’nın etkisiyle- İran cephesine gönderildi ve zayıf kalan bu cepheye İngilizler 1917 yılı başında büyük kuvvetler yığarak bekledikleri güce ulaştı ve 11 Mart 1917’de Bağdat’ı geri aldılar. Daha sonra da Musul’a doğru ilerlediler. Petrol yatakları Musul’u, Türk direnişi karşısında alamadılar. Ta ki mütarekeye kadar... Mütarekede bile buralar elimizdeydi. Mondros Mütarekesi’nden üç gün sonra burayı da haksız bir şekilde oldubittiyle işgal ettiler. İlginçtir bu bölgede görev yapan ve adlarını iki büyük zafere attıran Ali İhsan ve Halil Paşalar yıllar sonra soy ismi olarak bu bölgenin isimlerini aldılar. Sabis ve Kut! Bu vesileyle Arap çöllerinde canlarını veren aziz şehitlerimizi saygı ve rahmetle anıyoruz.
Hilalli Burçlarında 390 yıl Ay-Yıldızlı Bayrakların Dalgalandığı Rodos Kalesi
20 Aralık 1522'de şanlı bir şekilde fethedilip 20.000 şehidin kanıyla yıkanan Rodos Adası Şövalye artıklarından temizlendikten sonra tam 390 yıl Türk Adası kimliğiyle yaşadı..
Rodos Şövalyeleri’nin (The Knights of Rhodes) Adaya Gelişi
Anadolu’nun güneybatısında bulunan Rodos Adası, müslümanlar tarafından ilk olarak 672'de, Emevîler zamanında Bizanslılar'dan alındı. Ada, 680’de tekrar Bizanslılar'a geçti.
Haçlı Seferleri sonucunda Urfa ve Kudüs’te Haçlı kontlukları oluşturularak Kudüs’e mukaddes yerleri ziyarete gelen Hıristiyan hacıları ağırlamak için 1118’de bir manastır-hastane kurdular. Burada hizmet edenler Ortaçağ’da hakim olan şövalyelik ruhuna bağlı "doğruluk, tevazu ve itaattan" oluşan üçlü yemin ile manastıra bağlanıyorlardı. Fakat papaz veya keşiş olsun istisnasız bütün şövalyeler Müslüman düşmanlığında müttefiktiler.
Müslümanlar 1291’de tekrar Kudüs’ü fethedince Saint Jean Şövalyeleri (Les Chevaliers de Saint Jean de Jerusalem) Kıbrıs’a sığındılar. Kıbrıs Kralı'nın himayesinden memnun olmayan şövalyeler hiçbir krala tabi olmadan İslam’a karşı savaşlarını devam ettirecekleri bir yer aramaya koyuldular. Kıbrıs’a uzak olmayan Rodos’u gözlerine kestiren şövalyeler adadaki Müslüman ve Yunanlılardan oluşan yerli halk tarafından bir kaç defa püskürtülürlerse de 15 Ağustos 1309 tarihinde Ada şövalyelerin eline geçti. Bu tarihten sonra Rodos 213 yıl boyunca bölgede Hıristiyanlığın İslam’a karşı tek ve en güçlü kalesi olarak şer faaliyetlerinin merkez üssü oldu.
Korsanlar ve Eşkiyalar Cumhuriyeti
Adalar Denizi ile Akdeniz arasında ulaşım yollarına hakim olan bu dini teşkilat hakikatte Hıristiyanlık kisvesi altında bir şekavet ocağından başka birşey değildi. Civar sahillere sarkıntılık ederek ve bilhassa korsanlıkla esircilik ederek servet topluyorlardı. Batılı yazarların da itiraf ettikleri gibi bu bir korsanlar cumhuriyetinden başka birşey değildi.
Fatih Sultan Mehmet’in küçük oğlu Cem Sultan da iktidar mücadelesini kaybettikten sonra Rodos Korsanları'nın eline düştü. Rodos’u Osmanlı mülküne katmak için sefere çıkan donanma, 300 kadırga ile 25 Temmuz 1522 günü Rodos açıklarında göründü. Bir ay sonra Sultan Süleyman da Marmaris üzerinden ikinci bir donanma ile kuşatmaya bizzat katıldı. Adanın bugün dahi görülen müstahkem kaleleri ve şövalyeler bütün varlıklarıyla fethe direndi ise de Türk destanına dönüşen büyük bir savaşın ardından Rodos (Saint-Jean) Şövalyeleri 20 Aralık 1522'de teslim bayrağını çekmek zorunda kaldılar.
390 Yıllık Türk Adası'nın Huzur Yüzyılları
Şövalyelerin Büyük Reisi L’Isle Adam maiyyetiyle birlikte teslim şartlarını konuşmak için Sultan’ın ordugahına geldi ise de Genç Sultan, mağlup reisi gün boyunca yağmurun altında bekletti. Nihayet Kanuni Sultan Süleyman erguvan renkli bir çadır altında, harikulade ve zengin iki Altın Arslan arasındaki altın tahta oturmuş şaaşalı bir şekilde mağlup reisi kabul etti. Ağır ve uzun bir sessizlik içinde iki büyük düşman birbirini süzdükten sonra ihtiyar Şövalye genç Sultan’ın elini öptü. Kanuni de ona hil’at giydirdi. Sultan ona "Size teşkilatınızı, idare adamlarınızı olduğu gibi muhafaza etme hakkı tanıyor, evinizde ve dışarıda askerlerinize emir verme hakkı bahşediyorum" diyerek Osmanlı hizmetine girmeyi teklif etti. L’Isle Adam "Devletimden mahrum olmaktansa şu bahtsız hayatımın sona ermesini, yahut adamlarımdan kaçarak daima şerefsiz yaşamaktansa mağlup diye anılmayı istiyorum. Mağlubiyet talihin bir eseri ve size mağlup olmak utanç verici değildir. Fakat kanaatime göre kendi adamlarını terk etmek ve karşı tarafın ordusuna geçmek haince ve utanç vericidir" der. Sultan, bu cesur cevaptan etkilendi ve cömert bir teslim anlaşması imzaladı. Şövalyeler bütün silah ve mallarını alarak adayı terk etme iznini aldılar. Adayı terk etmek isteyenlere izin verilirken, kalmak isteyenlerin de bütün güvenceleri sağlandı. 20.000’den fazla şehidin verildiği Rodos'un fetihten sonra, Kanunî Sultan Süleyman Han, 29 Aralıkta şehre girip kaleyi gezdi. 2 Ocak Cuma günü ise camiye çevrilen Saint Jean Kilisesi'nde Cuma namazını kıldı. Adına okunan hutbeyi dinledi.
Sultan Süleyman Rodos’u gezdikten sonra şövalyelerin Büyük Reisine iade-i ziyarette bulundu. Olayın şahidi şövalye İacopo Fontanna bu ziyareti şöyle anlatır: "Padişah Grand Maestroluk Sarayına girdiğinde Büyük Reis galib hükümdarı diz çökerek karşılamak ister. Kanuni işaret ederek kaldırır ve eliyle selamlar. Yine Osmanlı hizmetine girme konusu konuşulmuş olmalı ki; I’Isle Adam, padişaha hitaben "Bana tahsis edeceğiniz bir şehirden ziyade bizzat ben, Türk merhamet ve faziletinin ebedi sembolü olacağım" der.
Şövalyeleri Girit’e kadar Osmanlı gemileri götürdü.
3 Ocak günü Aydın, Midilli, Karasi, Menteşe, Saruhan Sancakbeylerine, Anadolu Beylerbeyi Kasım Paşa'nın nezaretinde Rodos’taki inşaat, imar ve iskân işleri bitinceye kadar adada kalmalarını emredip, İstanbul’a döndü. Rodos’a derhal Türk göçmenleri yerleştirilmeye başlandı. Ada bir sancak yapılıp, Cezâyir-i Bahr-i Sefîd Eyaleti'ne bağlanarak Sancakbeyi olarak Mehmed Bey tayin edildi.
Adalarda Silinmek İstenen Türk İzleri
Hristiyanlığın koruyuculuğunu üstlenen Şövalye artıklarından temizlendikten sonra birçok cami, imaret, mektep, medrese ve yol yapılıp gül bahçesine çevrilen Rodos Adası bir Türk Adası olarak tam 390 yıl Osmanlı yönetimi altında altın çağlarını yaşadıktan sonra Yunanlılar'ın adadaki tahribatları ve Türk izlerini silme çalışmaları başlatıldı.
Yapılan bütün tahribatların ardından Rodos’tan günümüze sadece 12 çeşme, 3 hamam, Süleymaniye Medresesi başta olmak üzere bazı medreseler ile Sultan Süleyman İmareti, Saat Kulesi, Fethi Paşa Rüştiyesi, Hafız Ahmed Ağa Kütüphanesi, 18 mescit ve 11 cami kalmış. Camilerden sadece iki tanesi faal.
Milli Savunma Bakanlığı'nın istatistiklerine göre 5 kıtada, 30 ülkede 77 şehitlik var. İstatistiklere göre Türk şehitlikleri bulunan ülkeler şunlar: Almanya, Arnavutluk, Avusturya, Azerbaycan, Burma, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Güney Kore, Hindistan, Irak, İsrail, İngiltere, İtalya, Japonya, KKTC, Letonya, Libya, Macaristan, Malta, Mısır, Polonya, Romanya, Rusya, Suriye, Suudi Arabistan, Ukrayna, Ürdün, Yemen, Yugoslavya, Yunanistan.
Kore Cumhuriyeti'nin Pusan kentinde bulunan ve Birleşmiş Milletler tarafından yaptırılmıştır. Kore Savaşı'nda hayatını kaybetmiş askerler BM Çokuluslu Gücü'nün askerleri için yaptırılmıştır. Türk askerlerinin yattığı kısıma "Pusan Türk Şehitliği" adı verilmiştir.
14.4 hektarlık bir alanda kurulu olan şehitlik 18 Ocak 1951'de inşa edilmiştir.
< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi _HURMACI_ -- 14 Mayıs 2008; 0:45:29 >
MUSTAFA KEMAL PAŞA HANGİ OSMANLI PAŞAMIZIN YAVERİYDİ.
M.Kemal Paşa ,bir paşa'nın değil Padişahın yaveriydi.. O padişah da tam ismiyle Sultan 6.Mehmed Vahideddin idi... Sultanı Mustafa Kemal ile birlikte gösteren bir görüntü.
Vahdettin henüz veliahtken Mustafa Kemal birlikte Almanya'ya gitmişlerdir hatta. Daha önce Osmanlı topraklarını karış karış gezen Alman imparatoru II. Wilhelm'e iade-i ziyarette bulunmak için. O esnada I. Dünya Savaşı henüz bitmemişti. Yıl 1917 yanlış hatırlamıyorsam. Ziyaret esnasında Mustafa Kemal Alman komutanlara savaş konusunda önemli stratejiler sunarken Alman subayların kendisine güldüklerini fark eder. Özellikle Suriye cephesi hakkında çok ciddi şeyler söylediği halde neden böyle yaptıklarına anlam veremez ve dayanamayıp sorar neden beni ciddiye almıyorsunuz diye. Alman subaylardan biri "Kafanızda o komik şey olduğu sürece kusura bakmayın kimse sizi ciddiye almaz burada" der. Mustafa Kemal o günden bu yana fes takmamıştır. Şapka devrimine kadar başında kalpakla dolaşır.
_____________________________
Benim yaradılışımda bir fevkalâdelik varsa, o da Türk olarak dünyaya gelmemdir.
Ruslar, 24 Şubat 1916'da Rize'yi, 15 Mart 1916'da Of'u, 18 Nisan 1916'da Trabzon'u işgal ettiler. Ruslara karşı ilk önemli direniş Of ile Rize arasındaki Baltacı Deresinde olmuştur. Bu direniş yaklaşık bir ay sürmüştür. Of'un işgaliyle Solaklı Vadisinde bir direniş meydana geldi. Ruslar bu direnişi kırarak Soğanlı ve Demirkapı geçitlerinden Bayburt'a inmeyi düşünüyordu. Rusların bu tasarısı ilk aşamada pek faydalı olmadı. Zira bölgenin gerçek sahipleri olan Türkler, Rus kuvvetlerine büyük kayıplar verdirdiler. Fakat sayıca üstün olan Ruslar bir süre sonra Çaykara'nın aşağı köylerini işgal etmeye başladılar. Yöre halkı kıyıdan uzakta olduğu için daha çok dağlık kesime, iç kesimlere doğru çekilmek zorunda kaldı. Bu çekilme sırasında direnişlerine devam etmişlerdir. Geri çekilen askerler Of'un bütün köyleri ve yakın kazalardan toplanan gönüllüler ile Trabzon Hapishanesindeki mahkumların da izin alarak, müfreze halinde gönüllü olarak katılmalarıyla Baltacı Deresinin batı yanında Ruslara karşı savunma hattı oluşturuldu.
Savaşın en şiddetli günleri: 07 Mart 1916 : Düşman ilk saldırıya başladı. Düşman Baltacı Deresinden geri atıldı. 26 şehit verdik. 08 Mart 1916 : İki gün sürdü. Düşman geri püskürtüldü. 10-11 Mart 1916 : Düşman karadan ve denizden saldırdı, her tarafı yaktı. 200 kumandan 380 şehit verdik. 12 Mart 1916 : 11. Alay Sürmene'ye nakledildi. Kelali tepelerinde verilen mücadelede başarısız olundu. Göç başladı. 13 Mart 1916 : Rus donanması savaşa girdi. 14 Mart 1916 : Düşman 600 ölü, 800 yaralı verdi. Baltacı deresi kana bulandı. 15 Mart 1916 : Ruslar donanma sayesinde karaya asker çıkarmaya devam etti.
Rus ordusu sivil halkın üzerine yüklenmiş ve 15 Mart 1916'da Of'a girmiştir. Ruslar Solaklı vadisinden yukarıya doğru giderken Oflu halk mücadele ettiyse de; İspir'e asker çıkarılmasıyla Of işgal edilmiş oldu. 20 Nisan 1916'da Ruslar Madur Dağı'nın güneyinde Leman Suyu ve Öküzlü Yaylası'na kadar ilerledi. Bayburt'taki 3. Ordumuz, karşı taarruza geçerek Sürmene-Of istikametinde denize ulaşmayı, Rus ordusunu imha etmeyi ve Trabzon'u kurtarmayı planlıyordu.
Hazırlıklarını tamamlayarak 1916 yılının Haziranında harekete geçti. 22 Haziran'da Sultan Murat-Pistoklu Hanları arasındaki 60 km'lik mesafede gece baskınları düzenlendi. 23 Haziran 1916'da çoğu Çanakkale'den dönen Miralay Kazım komutasındaki birliğimiz Rusların keşif kolunu Yurt Yaylası'nda süngüden geçirmiştir. İkinci büyük taarruz Sultan Murat Tepesinde başladı. Topçu ateşi desteğiyle Rusların bütün siperleri ele geçirildi. Burada Ruslara büyük zayiat verdirildi. Rusların kayıpları 1000'den fazla ölü ve çok sayıda esirdi. Daha önce birliği ile birlikte burada şehit olacağını rüyasında gören Seyfeddin Bey ve kahraman Mehmetçiklerimiz Şüheda tepesini Ruslardan almıştır. Fakat bir subay, bir astsubay ve 70 er şehit verdik. Haziran ayının 27'sinde Harmantepe-Kabanbaşı hattında 36 saat devam eden mücadelede 60. Alayımız 7 zabıt ve 150 er şehit vererek Rusları geri püskürtmüştür.
12 Şubat 1918'de, Vehip Paşa komutasındaki 3. Kafkas Ordusu ileri harekata girişti. Trabzonlu Albay Hacı Hamdi Bey komutasındaki 37. Tümen, Giresun'daki 123. Alay ile takviye edilerek Trabzon üzerine yola çıktı. Bölgedeki çeteleri temizleyerek ilerleyen birlikler, 15 Şubat 1918'de Vakfıkebir'i, 17 Şubat 1918'de Akçaabat'ı geri aldılar. Birkaç gün içinde çevreyi temizleyerek Trabzon'a girdiler. 24 Şubat 1918'de Trabzon Ruslardan geri alındı. Doğuya doğru ilerleyen Türk birlikleri 28 Şubat 1918'de Of'u düşmandan geri aldı.
Osmanlı ordusunda köpeklerle ilgili olarak 3 ayrı isimle askeri birimler var,bunlar:
ZAĞARCILAR, SEKSONCULAR(SAMSUNCULAR) TURNACILAR
ZAĞARCILAR İsminden de anlaılacağı üzre av köpeği yetiştiricisi askerlein yer aldığı bir birim.Bu birim barış zamanı padişah ve yüksek mertebedeki erkanın av şenliklerinde yer alan köpekleri eğitirlermiş. Ancak Sefer zamanı ordunun en sevdiği askeri birim haline gelrlermiş.Zira avladıkları hayvanları askerin karavanasıa katarlar askerin et yiyerek güçlü olmasına yardımcı olurlarmış.Atlı zağrcılar ve yaya zağarcılar olmak üzere iki grupta yer alırlarmış Atlılar daha kıdemlilerden seçilirmiş.
SEKSONCULAR(samsuncular) Yeniçeri ocağı içinde yer almışlardır,özellikle imparatorluğun yükselme devrine oldukça başarılı hizmetlerde bulundular,
eflak beyinden fathsultan mehmete gönderilen seksonlardan dolayı bu birim böyle anıldı.Sekson eski yunancada savaş köpeği anlamına gelmektedir
Savaş alanınna padişahın korunmasında , süvarilere hücum edecek alan açılmasında ve konaklama bolgelerınde devriye gorevlerinde yer aldılar. Seksoncu başı zağarcı başının altına görev yapardı,Seksoncuların köpeklernin eğitimi icin tophane mevkinde bir yaylak verlmişti,köpeklerin hüünerlerinin padişahlara ispatı için onların huzurunda talimlerini ayılarla yaparlardı.samcuların sayısının 531 e kadar çıktığı bildirilmektedir.
TURNACILAR
sonraları zağarcılardan ayrılarak padişahın av günlerinde görev yaptılar beslenen turnalar avlaklarda salınarak padişah ve erkanının av yapması sağlandı.onların köpekleri daha çok tazılardan oluşmaktaydı.
Genelde her zağarcı 3 her seksoncu 1 her turnacı da 3 köpeğe bakmakla mükellefti Bu köpeklerin yiyecekleri istanbulun işkkembecilerinden karşılanırdı,ancak bunun karşılığında onlardan normal esnaftan alınan bazı vergiler alınmazdı,
Bununla birlikte köpeklerin yılda 1 HALT( tasma) istihkakları vardı) Günümüzde kullandığımız BİR HALTA YARAMAZ lafı o dönemde gelmektedir.Tabaklanan derilerin en kullanılmayan kısımlarından HALT lar yani tasmalar yapılırdı,tasma yapımında bile kullanılamayan derilere yani atılacak derilere " bir halta yaramaz" denirdi.Günümüzde de hiç bir işe yaramayan anlamı bu dönemdeki söylemlerden gelmektedir.
< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi _HURMACI_ -- 14 Mayıs 2008; 1:03:29 >
Arkadaşlar,hem toplu olması bakımnından ,hemde bilhassa aradığınız konuları tarihiyle beraber rahatça bulabileceğinize inandığım bir kronoloji(Tarih sırasına göre Osmanlı Tarihi) Osmanlı Kronolojisi 1 ________________________________________ 1299- Osmanlı tarihinin başlaması 1299 İlk müzik olayı (Selçuklu sultanınca Osman Bey'e Beylik alameti olarak gönderilen tabl-u alem (davul ve sancak) 1302 Osman Gazi'nin Koyunhisarı Zaferi 1302 III. Alaeddin Keykubad'ın ölümü 1312 Mevlevilik tarikatını kuran Sultan Veled'in ölümü 1317 Gülşehri'nin, kendisinden sonraki tercümelere öncülük eden Mantıku't-tayr'ı Ferideddin el-Attar'ın aynı adlı eserini tercüme etmesi 1320 Türk edebiyatında bilinen ilk divana sahip Yunus Emre'nin ölümü 1324 Orhan Gazi'nin tahta geçişi 1326 Bursa'nın fethi 1330 Aşık Paşa'nın Garib-name'yi telif tarihi 1331 İznik'in fethi 1331 İlk Osmanlı medresesinin, İznik'te Orhan Gazi tarafından kurulması 1334 Karesi Beyliği'nin ilhakı 1337 Kocaeli bölgesinin alınışı 1346 Orhan Gazi'nin Kantakuzenos'un kızı ile evliliği ve Bizans ile ittifakı 1349-1352 Bizans'a yardım için Süleyman Paşa'nın Rumeli'ye geçişi ve Çimpi Kalesi'nin üs olarak alınışı 1350 Davud B. Mahmud el-Kayseri'nin ölümü 1352 Osmanlılar'ın Cenevizliler'e Osmanlı topraklarında serbest ticaret yapma imtiyazı vermeleri 1354 Gelibolu'nun fethi 1361 İlk müzikli spor gösterisi (Edirne Kırkpınar yağlı güreşleri) 1362 Orhan Gazi'nin vefatı ve I. Murat'ın tahta çıkışı 1362 Kadıaskerliğin teşkili 1363 Pençik Kanunu'nun çıkışı 1366 Gelibolu'nun elden çıkışı 1371 Çirmen Zaferi 1376 Bulgar Krallığı'nın Osmanlı hakimiyetini kabulü 1377 Gelibolu'nun Osmanlılar'a iadesi 1385-1386 Niş ve Sofya'nın alınışı 1388 Ploşnik bozgunu ve Balkan ittifakının teşekkülü 1389 I. Kosova Zaferi 1389 I. Murat'ın şehadeti, Yıldırım Bayezid'in tahta cülusu 1390 Aydın-Saruhan-Germiyan-Menteşe beyliklerinin ilhakı 1390 Karaman Seferi, Konya'nın muhasarası 1390 Gelibolu tersanesi'nin inşası 1391 İstanbul'un ilk muhasarası 1393 Mahkeme Rüsumu'nun ilk ihdası 1396 Niğbolu Zaferi 1397- 1398 Akçay Zaferi ve Karaman Ülkesi'nin Osmanlı hakimiyetini kabulü 1398 Kadı Burhaneddin'in ölümü. 1398 Karadeniz beyliklerinin ilhakı 1400 İlk musiki nazariyatı eseri (Kırşehirli Yusuf B. Nizameddin'in Kitabu'l Edvar'ı) 1400 Bursa'da I. Bayezid tarafından Ulu Cami'nin yaptırılması; İlk Osmanlı Darü'ş-şifa'sının Yıldırım Bayezid tarafından inşa edilmesi 1402 Ankara bozgunu ve Yıldırım Bayezid'in esareti 1402-1413 Fetret Devri, iç karışıklıklar 1409 Süleyman Çelebi tarafından Türk Edebiyatı'nda ilk mevlid örneği olan, Vesiletü'n-Necat adlı eserin yazılışı; İlk besteli dini eser (Süleyman Çelebi'nin Mevlid'i) 1411 Çelebi Mehmed'in tahta çıkışı 1413 I. Mehmed'in duruma hakim olup devleti yeniden kuruşu 1413 (Celaleddin Hızır) Hacı Paşa'nın ölümü 1416 Osmanlı-Venedik Deniz Muharebesi ve Sulhü, Şeyh Bedreddin isyanı 1416 Macar Seferi 1417 Avlonya'nın fethi 1418 Makam teriminin ilk kullanılışı (A. Meragi'nin Makasıdu'l-elhan'ında) 1418-1420 Samsun bölgesinin zaptı 1419-1424 Bursa'da Hacı İvaz'a I. Mehmed tarafından Yeşil Külliye'nin yaptırılması 1421 Çelebi Mehmed'in ölümü ve II. Murad'ın cülusu 1421-1451 İlk resmi musiki çevresi (II. Murad Sarayı) 1422 Mustafa Çelebi'nin (Düzmece) bertarafı 1425 Molla Fenarı'nın ilk Şeyhülislam olarak tayini 1425-1426 İzmir Beyi Cüneyd'in idamı 1425-1426 Teke Beyliği'nin intikali 1427-1428 Germiyan Beyliği'nin intikali 1429 Manyasoğlu Murad tarafından, Türk edebiyatında Seyf Serayi'den sonra, Anadolu Türk edebiyatı sahasında ilk Gülistan tercümesinin yapılışı 1429 Şeyh Hamdullah'ın Amasya'da doğuşu 1430 İlk iki Türkçe musiki kitabı (Hızır B. Abdullah'ın Edvar'ı ve Bedr-ı Dilşad'ın Muradname'sindeki musiki bölümü) 1430 Selanik'in fethi 1430-1431 Şemsüddin Muhammed B. Hamza el-Fenari'nin ölümü 1431-1432 Kadızade, Salahaddin Musa b. el-Kadi Mahmud el-Bursavi el-Rumi'nin ölümü 1432 Fatih Sultan Mehmed'in doğumu 1434 Edirne'de II. Murad tarafından Muradiye Camii'nin yaptırılması 1434 Edirne'de II. Murad tarafından Muradiye Camii'nin yaptırılması 1436 Muiniddin B. Mustafa tarafından II. Murad'ın isteğiyle ilk Mesnevi tercümesi olan Mesnevi-i Muradiyye adlı eserin yazılışı 1437 Ömer bin Mezid tarafından ilk nazire mecmuasının derlenişi 1439 Semendire'nin alınışı 1440 Osmanlı musiki çalgıları üzerine ilk notlar (Ahmedoğlu Şükrullah) 1440 Başarısız Belgrad kuşatması 1444 Segedin Sulhü 1444 II. Murat'ın tahttan çekilişi, II. Mehmed'in cülusu ve Varna zaferi 1445 II. Mehmed'in tahttan çekilişi ve II. Murad'ın ikinci defa cülusu 1447 Edirne'de II. Murad tarafından Üç Şerefeli Camii'nin yaptırılması 1448 II. Kosova Zaferi 1451 II. Murad'ın ölümü ve II. Mehmed'in ikinci defa cülusu 1451-1512 Geçiş devri. Fatih Sultan Mehmed ve II. Bayezid devri 1453 İstanbul'un fethi 1453 Ayasofya'nın camiye çevrilmesi 1454 İlk Devlet Musiki Okulu (Enderun'un müzik bölümü) 1458-1460 Mora'nın ele geçirilişi 1461 Trabzon Rum İmparatorluğu'nun sonu 1461 Candaroğulları'nın ilhakı 1463 Osmanlı-Venedik Savaşı'nın başlaması 1463-1470 İstanbul'da Fatih Külliyesi'nin inşaası 1466 II. Mehmed'in Arnavut seferi 1468 Karamanoğulları'nın sonu 1468 II. Mehmed tarafından İstanbul'da Topkapı Sarayı'nın tesisi 1469 Ahmed Karahisarı'nın Afyonkarahisar'da doğuşu 1470 Eğriboz'un alınışı 1471 Fatih Külliyesinin açılışı 1472 Topkapı Sarayının inşası 1473 Otlukbeli Zaferi : Osmanlı Akkoyunlu mücadelesi 1474 Ali Kuşçu'nun ölümü 1475 Kırım'ın Osmanlı tabiiyetine girişi 1476 Boğdan seferi ve zaferi 1478 Fatih tarafından ilk altın paranın darbettirilmesi 1478 Şerafeddin Sabuncuoğlu'nun ölümü 1479 Osmanlı-Venedik Sulhü ile Fatih'in Venedikliler'e Trabzon ve Kefe'de ticaret yapma hakkı tanıyan ahidname vermesi 1480 Otranto'ya çıkış ve başarısız Rodos kuşatması 1480 Kadıaskerliğin Rumeli ve Anadolu olarak ikiye ayrılması 1481 II. Mehmed'in vefatı ve II. Bayezid'in tahta çıkışı 1481 100 dirhem gümüşten 400 akçe kesilmesi 1481 Şeyh Hamdullah'ın İstanbul'a gelişi 1482 Cem Sultan'ın mağlubiyeti, Rodos'a ilticası 1483 Morova Seferi ve Hersek'in ilhakı 1484 Boğdan Seferi 1484 Kili ve Akkirman'ın fethi 1484-1488 Edirne'de Hayreddin'in II. Bayezid'in Külliyesi'ni inşası 1485 Osmanlı-Memlük mücadelesinin başlaması 1485 Şeyh Hamdullah'ın aklam-ı sitte'de kendi üslubunu buluşu 1486 Musiki ile tedavi yapan ilk devlet hastanesi (Edirne, II. Bayezid Külliyesi Şifahanesi) 1488 Hocazade, Muslihiddin Mustafa B. Yusuf B. Salih el-Bursavi'nin ölümü 1488 Sultan II. Bayezid tarafından Edirne'de Bayezid Darü'ş-şifası'nın yapımı 1489 Memlüklere karşı toprak kaybı 1491 Osmanlı-Memlük Barışı 1492 Macar Seferi 1492 İspanya'dan çıkarılan Yahudiler'in de Osmanlı Devleti'nin himayesine girmesi 1494 Nakibüleşraflığın yeniden ve devamlı olarak teşkili 1494 Çin bulutu motifinin tezhib'de ilk kullanılışı 1495 Macarlarla mütareke, Cem Sultan'ın ölümü, Şehzade Süleyman'ın doğumu 1497 İlk Rus elçisinin İstanbul'a gelişi 1498 Lehistan Seferleri 1499 Venedik Harbi 1499 İnebahtı'nın alınışı 1499 Preveze baskını 15?? İlk mevlevi ayinleri (Pençgah, Dügah ve Hüseyni makamlarında üç beste-i kadim) 1500 Modon, Navarin ve Koron'un alınışı 1500-1505 İstanbul'da Yakub Şah B. Sultan Şah'ın II. Bayezid'in Külliyesi'ni inşası 1502 Venedikle sulh 1503 Anadolu sahasında ilk hamse sahibi Akşemseddinzade Hamdullah Hamdi'nin ölümü 1505 Bayezid Külliyesi'nin açılışı 1509 İstanbul'da kıyamet-ı suğra (küçük kıyamet) zelzelesi 1511 Şahkulu Baba Tekeli isyanı, Şehzade Selim Hareketi 1512 II. Bayezid'in tahttan çekilişi, I. Selim'in cülusu 1512 Anadolu Türk edebiyatında ilk Şehrengiz örneğini yazan Mesihi'nin ölümü; Selim döneminden I. Ahmed dönemine kadar olan dönemi ihtiva eden devre. 1514 Çaldıran Zaferi, Tebriz'e giriş 1514 Şahkulu'nun Yavuz Sultan Selim'in Tebriz'i işgaliyle Amasya'ya sürgün gönderilişi 1516 Mısır Seferi ve Mercidabık Zaferi 1517 Ridaniye Zaferi ve Kahire'ye giriş 1517 Haremeyn'in himaye altına alınması 1517 Haliç'te tersane yapımının tamamlanması 1517 Piri Reis'in Mısır'da Sultan Selim'e ilk dünya haritasını sunması 1519 Celali isyanı 1519 Cezayir'in iltihakı 1520 I. Selim'in vefatı, I. Süleyman'ın cülusu 1520 Şeyh Hamdullah'ın İstanbul'da vefatı; Şahkulu'nun İstabul'a gelip Ehl-i Hiref teşkilatına girişi; Hattat Şeyh Hamdullah'ın vefatı 1520-1550 Şahkulu'nun nakkaşhanede faaliyet göstermesi 1521 Belgrad'ın fethi 1521 Piri Reis'in Kitab-ı Bahriye adındaki eserini hazırlaması 1522 Kanuni Sultan Süleyman'ın validesi, Yavuz Sultan Selim'in eşi Ayşe Hafsa Sultan tarafından Manisa'da bimaristan inşa edilmesi 1522 Rodos adasının ilhakı 1524 Mısır'da Hain Ahmed Paşa isyanı 1524 Ahi Çelebi, Ahmed (Mehmed) Çelebi B. Kemal el-Tebrizi'nin ölümü 1525 Yeniçeri isyanı 1525 İlk Fransız elçisi İstanbul'da 1525 Şeyhülislam Zembili Ali Efendi'nin ölümü 1525 Mirim Çelebi, Mahmud B. Muhammed B. Muhammed B. Musa Kadızade'nin ölümü 1526 Mohaç Zaferi 1526 Ahmed Karahisari'nin İstanbul'da vefatı 1527
Bosna'nın fethi'nin tamamlanması 1528 Piri Reis'in Kanuni Sultan Süleyman'a ikinci dünya haritasını takdim etmesi 1528 Nizameddin Abdülali B. Muhammed B. Hüseyin el-Bircendi'nin ölümü 1529 Viyana kuşatması, Budin'in istirdadı, Barbaros'un Marsilya'ya çıkması 1530-1540 Divan-ı Selimi'nin yazılması 1530-1560 Nasuh'un tarihçi, hattat ve ressam olarak faaliyet göstermesi 1530-1588 Sinan'ın imparatorluğun baş mimarı olarak faaliyet göstermesi 1532 Alaman Seferi 1533-1534 Barbaros'un Osmanlı hizmetine girişi ve Cezayir beylerbeyliğine tayini 1534 Irakeyn seferinin açılışı, Tebriz'e ikinci defa giriş ve Bağdat'ın alınışı 1534 Şeyhülislam İbn-i Kemal'in ölümü 1536 Fransızlara kendi bayrakları ile Osmanlı limanlarında ticaret hakkı veren ahidname verilmesi 1536 Veziriazam İbrahim Paşa'nın idamı 1537 Körsof - Avlonya seferi 1538 Preveze Zaferi 1538 Hadım Süleyman Paşa'nın Hint Seferi 1540 Venedik ahidnamesindeki Karadeniz'de ticaret imtiyazının kaldırılması 1540-1560 Kara Memi'nin nakkaşhanede faaliyet göstermesi 1541 Budin'in kati olarak ilhakı ve beylerbeyiği olması 1543 Estergon'un ve İstolni Belgrad'ın fethi 1543 Batı musikisiyle ilk resmi temas (I. François'nın Kanuni'ye gönderdiği saray orkestrası) 1547 Osmanlı-Habsburg Sulhü 1547 Avusturyalılar'a Osmanlı topraklarında emn ü aman üzere ticaret yapma hakkının tanınması 1547 San'a'nın fethi 1548 İkinci İran seferi 1550 Süleymaniye Külliyesi'nin inşaası 1551 Trablusgarb'ın fethi 1552 Piri Reis'in Portekizlilere karşı seferi 1553 Piri Reis'in ölümü 1553-1554 Turgud Reis'in Akdeniz seferi 1553-1554 Nahcıvan Seferi 1555 İlk Osmanlı-İran antlaşması : Amasya Müsalahası 1556 Şankulu'nun vefatı; Kara Memi'nin saray nakkaşhanesine Sernakkaş oluşu; Hattat Ahmed Karahisari'nin vefatı 1557 Dokuzuncu Akdeniz seferi, Fas'ın fethi 1557 Süleymaniye külliyesinin açılışı 1558 Şakayık-ı Nu'maniye telifi 1558 Arifi'nin Süleyman-name'sinin tamamlanması 1559 Şehzade Bayezid ile Selim'in Konya Savaşı ve Bayezid'in yenilerek İran'a sığınması 1560 Cerbe'nin alınışı 1560-1600 Osman'ın Nakkaşhanede faaliyet göstermesi 1561 Taşköprüzade'nin ölümü 1562 Osmanlı-Habsburg Sulhü 1563 Seydi Ali Reis, Ali B. Hüseyin el-Katibi'nin ölümü 1565 Başarısız Malta kuşatması 1565 100 dirhem gümüşten 450 akçe kesilmesi 1566 Kanuni Sultan Süleyman'ın son seferi : Sigetvar ve Sultanın vefatı, II. Selim'in cülusu 1567 Yemen isyanı 1568 Davud el-Antaki'nin Tezkire adlı eserini telif etmesi 1569 Astarhan seferi 1569 Kaptan Kurdıoğlu Hızır Beyin Sumatra seferi 1569-1595 Lokman'ın şehnameci olarak vazife görmesi 1571 Kıbrıs fethinin ikmali 1571 İnebahtı hezimeti 1571 Mustafa B. Ali el-Muvakkit'in ölümü; Takiyyüddin'in müneccimbaşılığa tayin edilmesi 1574 Buğday Zaferi 1574 Tunus'un fethi 1574 Selimiye'nin açılışı 1574 II. Selim'in vefatı ve III. Murad'ın cülusu 1575 Münşeat'üs-Selatın'in III. Murad'a takdimi 1575 Edirne'de Sinan eliyle II. Selim için Selimiye Camii'nin inşası 1577 Takiyüddin'in gözlemlerine 1577'de de kısmen tamamlanan Daru'r-Rasadü'l-Cedid'de (İstanbul Rasathanesi) devam etmesi 1578 Osmanlı-İran Savaşı'nın başlaması 1578 Fas'ta el-Kasrü'l-kebir Zaferi 1578 Kafkaslarda hareket 1580 İlk İngiliz ahidnamesinin verilişi 22 Ocak 1580 İstanbul Rasadhanesi'nin yıktırılması 1583 Meşale Zaferi 18 Kasım 1583 Cizvitlerin Galata'daki Saint Benoit Kilisesi'ne yerleşerek burada St. Benoit mektebini açmaları 1584-1588 Lokman'ın iki ciltlik Hüner-name'sinin tamamlanması 1585 Tebriz'in alınışı 1585 Takiyüddin el-Rasıd'ın ölümü 1586 İlk Sikke tashihi 1587 Gürcistan harekatı 1588 Gence seferi 1588 Resm-i tashih-i sikke konulması 1588-1606 Bosnalı Mehmed'in saraydaki kuyumcuların (zergeran bölüğünün) başı olarak vazife görmesi 1589 İkinci sikke tashihi 1590 Osmanlı-İran Antlaşması 1590 Yeniçerilerin et ihtiyaçlarını karşılamak üzere gümrük resmine "zarar-ı kassabiye" adıyla %1 oranında ilave yapılması 1593 Osmanlı-Habsburg Savaşları 1595 Estergon'un düşüşü 1595 III.Murad'ın vefatı, III. Mehmed'in cülusu 1596 Eğri Kalesi'nin alınışı ve Haçova Zaferi 1598-1663 Davud ve Mehmed Ağalar tarafından İstanbul'da valide sultanlar için Yeni Camii'nin inşası 1599 Osmanlı sarayında ilk Batı müziği aleti (Elizabeth I.'in IV. Mehmed'e gönderdiği org); Davud el-Antaki'nin ölümü Osmanlı Kronolojisi 2 ________________________________________ 1600 Sikke tashihi 1601 Kanije Zaferi 1601 İngiliz tüccarının ödeyeceği gümrük resminin %3'e indirileceğinin ahidnameye derci 1603 Osmanı-İran Savaşı'nın başlaması 1603 III. Mehmed'in vefatı, I. Ahmed'in cülusu 1603-1703 I. Ahmed döneminden III. Ahmed dönemine kadar olan dönemi ihtiva eden devre 1607 Asi Canbolatoğlu ve Maanoğlu'nun Oruç ovasında bozguna uğratılması 1609-1610 Celali tenkili için Kuyucu Murad Paşa Anadolu'da 1612 Osmanlı-İran Antlaşması 1612 Hollandalılara ahidname verilmesi 1613 Ömer B. Ahmed el-Ma'I el-Çulli'nin ölümü 1614 Ali B. Veli B. Hamza el-Mağribi'nin ölümü 1615 İran Savaşı'nın yeniden başlaması 1615 Revan Seferi 1617 I. Mustafa'nın cülusu 1617 İstanbul'da Mehmed Ağa tarafından Sultan Ahmed Camii'nin inşası 1618 I. Mustafa'nın hal'I ve II. Osman'ın cülusu 1618 Sikke tashihi 1621 II. Osman'ın Lehistan seferine çıkışı (Hotin seferi) 1622 II. Osman'ın katli ve I. Mustafa'nın yeniden tahta çıkışı 1623 I. Mustafa'nın tahttan indirilip IV. Murad'ın cülusu 1624 Sikke tashihi 1629 Cizvitler tarafından, 1629'da İstanbul'da "Saint Georges" Fransız okulu ile yine "St. Louis Dil Oğlanlar Mektebi"nin kurulması 1634 İlk Şeyhülislam katli (Ahizade Hüseyin Efendi) 1635 IV. Murad'ın Revan seferine çıkışı 1638 Bağdat Seferi ve Bağdat'ın alınışı 1638 Hekimbaşı Emir Çelebi'nin ölümü 1639 Osmanlı-İran sulhü : Kasrışirin Antlaşması 1640 IV. Murad'ın ölümü, İbrahim'in tahta çıkışı, sikke tashihi 1642 Hafız Osman'ın İstanbul'da doğuşu 1642-1698 Hattat Hafız Osman 1645 Girit seferinin açılışı, Hanya'nın alınışı 1648 İbrahim'in hal'ı, IV. Mehmed'in cülusu 1648 Kandiye kuşatması 1650 Osmanlı musikisi eserlerinin ilk notalı tesbiti (Ali Ufki'nin eseri) 1656 Çanakkale Boğazı'nın Venedik ablukası altına alınması 1656 Çınar Vak'ası 1656 Köprülüler devrinin başlaması 1658 Katip Çelebi'nin ölümü 1660 Varad Kalesi'nin alınışı 1663 Uyvar seferi, Uyvar'ın fethi 1664 St. Gotthard bozgunu ve Vasvar Antlaşması 1666 Türk Divan edebiyatında sebk-ı Hindi'nin öncülerinden Naili'nin ölümü 1669 Kandiye'nin alınışı, Girit'in tamamıyla Osmanlı hakimiyetine girişi 1670 Hekimbaşı Salih B. Nasrullah B. Sellüm'ün ölümü 1672 Lehistan seferi, Kamaniçe'nin alınışı 1672 Bucaş Antlaşması 1673 Fransız tüccarının ödediği gümrük resminin %3'e indirilmesi 1676 Osmanlı-Lehistan sulhü : Zorawna Antlaşması 1678 Ukrayna'da Çehrin seferi 1678 Hafız Osman'ın kendi üslubunu gerçekleştirmesi 1680 Mehter etkisinde ilk Batı müziği eseri (N. A. Strungk'un Esther operası) 1680 Mehter etkisinde ilk Batı müziği eseri (N. A. Strungk'un Esther operası) 1682 Osmanlı-Rus Antlaşması 1682 Seyahatname'nin yazarı Evliya Çelebi'nin ölümü 1683 II. Viyana kuşatması ve büyük bozgun 1683 Ebu Abdullah Muhammed b. Süleyman el-Fasi b. Tahir; el-Rıdvani'nin ölümü 1685 Uyvar'ın elden çıkışı 1685 Saraydaki altın ve gümüşten sikke basımı 1686 Budin'in düşüşü 1687 IV. Mehmed'in tahttan indirilmesi, II. Süleyman'ın cülusu 1687 Eğri kalesinin düşüşü 1687 Bir akçe itibarı değerli "mankur" un piyasaya çıkarılması 1688 Belgrad'ın elden çıkışı 1690 Kanije kalesinin düşüşü 1690 Belgrad'ın geri alınışı 1690 Fransızların Mısır'da ödediği gümrük resminin %3 olarak tesbiti 1691 Ebu Bekr Behram b. Abdullah el-Dımaski'nin ölümü 1691 II. Ahmed'in tahta çıkışı 1691 Salankamen bozgunu 1691 Enflasyonu körüklediği için mankur darbının yasaklanması 1695 II. Ahmed'in ölümü 1695 II. Mustafa'nın cülusu, Malikane sisteminin uygulanmaya başlanması 1697 Zenta bozgunu 1698 Şehremini Baruthanesi yangını 1698 Hafız Osman'ın İstanbul'da vefatı 1699 Karlofça Antlaşmasının imzalanması
1700 Ruslar'la İstanbul Antlaşması'nın imzalanması 1702 İskender Çelebi Bahçesi'ndeki (bugünkü Ataköy) yeni baruthanenin faaliyete geçmesi 1702 Müneccimbaşı Ahmed Dede b. Lütfullah'ın ölümü 1702 İstanbul çuka imalathanesinin faaliyetinin durdurulması 1703 Edirne Vak'ası 1703 III. Ahmed'in tahta çıkışı 1703 "Tuğralı" altın paranın piyasaya çıkarılması 1708 İstanbul'da Selanikli ustaların çalıştığı çuka imalathanesinin kurulması 1709 Tersane içinde bir "lengerhane" yapımı 1711 Prut Zaferi ve Barışı 1711 Rıdvan b. Abdullah el-Razzaz el-Feleke'nin ölümü 1713 "Zincir" altının çıkarılması 1715 Venedik'e savaş açılması ve Mora Seferi 1716 Osmanlı-Avusturya Savaşı, Varadin bozgunu, Temaşvar'ın elden çıkışı 1716 "Fındık" altınının piyasaya çıkarılması 1718 Pasarofça Antlaşması 1718 Valilerin sefer masraflarını karşılamak üzere "imdadiyye-i seferiyye" toplamalarının kabulü 1718-1730 İlk bestekarlar antolojisi (Şeyhülislam Es'ad Efendi'nin Nevşehirli İbrahim Paşa'ya sunduğu Atrabu'l Asar'ı) 1720 İstanbul'da devlet tarafından bir ipekli imalathanesinin kurulması 1720 Batıya hediye gönderilen ilk mehter takımı (III. Ahmed tarafından Lehistan'a) 1720 III. Ahmed için tasvirleri Levni tarafından yapılan Surname-i Vehbi 1721 Çelebi Mehmed Efendi'nin sefaret vazifesiyle Fransa'ya gidişi 1723 İran seferinin üç cepheli olarak açılışı 1724-1725 Azerbaycan harekatı, Tebriz ve Cence'nin alınışı 1726 İbrahim Müteferikka tarafından ilk Türk matbaasının kuruluşu 1727-1839 Türk matbaasının kuruluşu ve yeni unsurlar devresi 1729 "Zer-i mahbub" adıyla yeni bir altının piyasaya sürülmesi 1729 Cevheri'nin Lügat-ı Sıhah'ının Vankulu tarafından yapılan tercümesinin matbaada basılan ilk kitap olması 1730 Yanyalı Mehmed Esad b. Ali b. Osman'ın ölümü 1730 Patrona Halil isyanı, III. Ahmed'in hal'i, I. Mahmud'un cülusu 1732 Osmanlı-İran barışı 1733 İran Savaşı'nın hızlanması, Nadir Şah'ın başarıları 1733 Kefe Mukataası'nın İstanbul Mukataası Kalemi ile birleştirilmesi 1735 Bonneval Ahmed Paşa (Comte de Bonneval) nezaretinde Humbaracı Ocağı'nın kurulması 1736 Osmanlı-Avusturya-Rus Savaşları 1736 Abdullah b. Ebi Bekr b. Süleyman el-Maraşi'nin ölümü 1739 Belgrad Antlaşması 1739 Rus tüccarlarına Karadeniz hariç olmak üzere, Osmanlı suları ve topraklarında ticaret hakkı tanınması 1742 Ömer Şifai'nin ölümü 1743 Osmanlı-İran Savaşı'nın yeniden hızlanması 1745 Matbaanın kurucusu İbrahim Müteferrika'nın ölümü 1746 Osmanlı-İran barışı 1747 Humbaracıbaşı Bonneval Ahmed Paşa'nın ölümü 1748 Avlonya ve Eğriboz mukataalarının Bursa Mukataası Kalemi'ne katılması 1748-1755 İstanbul'da I. Mahmud ve III. Osman tarafından Nuruosmaniye Camii'nin inşa ettirilmesi 1751 Osmanlı musikisi üzerine Batıda yazılan ilk eser (Charles Fonton'un Essai…'si) 1754 I. Mahmud'un ölümü, III. Osman'ın cülusu 1757 III. Osman'ın ölümü, III. Mustafa'nın cülusu 1757-1758 Haremeyn mukataalarının satış ve iltizam işlerinin defterdar tarafından yürütülmeye başlanması 1758 Mustafa Rakım'ın Ünye'de doğuşu 1760 (1173) Abbas Vesim Efendi b. Abdurrahman b. Abdullah'ın ölümü 1766 Haremeyn mukataalarının darphanece idare olunmaya başlanması 1768 Osmanlı-Rus Savaşı'nın başlaması 1770 Rus filosunun İngilizler'in yardımıyla Akdeniz'e girmesi 1770-1776 Fransız Subayı Baron de Tatt'un İstanbul'da bulunması 1771 Kırım'ın işgali 1772 Tersane yakınlarında Topçu Mektebi'nin kurulması 1773 Mühendishane-i Bahri-i Hümayun'un kuruluşu 1773-1774 Darphanenin Hazine-i Amire'nin yedeği vazifesini görmeye başlaması 1774 Avrupa tarzında teşkil edilmiş olan Sürat Topçuları Ocağı'nın kurulması; Bedreddin Hasan b. Burhaneddin İbrahim el-Ceberti'nin ölümü 1774 Sür'at Topçuları Ocağı'nın kurulması 21 Temmuz 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması ve Ruslar'a Karadeniz'de seyrüsefer hakkı tanınması 29 Nisan 1775 Tersane ambarlarında bir odada "Hendese Odası" nın kurulması 1776 Mühendishane-i Bahri-i Hümayun'un açılışı; Boğdan Prensi Alexandır İspilanti Bey'in Bükreş ve Yaş'ta Rum Ortodoks cemaatinde yeni tarz eğitimin ilk adımları atması; Hendese odasına nizam verilmesi 10 Mart 1779 Aynalıkavak Tenkihnamesi 1780 Mehmed Esad Yesari'nin ta'lik hattında Osmanlı üslubunu buluşu 1781 Hendese odasının Mühandishane olarak isimlendirilmesi 1783 Rusya'nın Kırım'ı ilhakı 1784 Avusturyalılar'a Karadeniz'de seyrüsefer hakkı verilmesi 1784 Fransız Lafitte-Clave ve Monnier'in Tersane'deki mühendishanede istihkam dersleri vermeleri 8 Ocak 1784 Osmanlı Devleti'nin Rusya'nın Kırım'ı ilhakını bir "sened" ile resmen tanıması 1787-1788 İstanbul'da bulunan Fransız uzmanların ve subayların tamamen ülkelerine dönmeleri 17 Ağustos 1787 Osmanlı-Rus Savaşı'nın ilanı 9 Şubat 1788 Rusya'nın müttefiki sıfatıyla Avusturya'nın da savaşa girmesi 1789 Kıymetli maden işlenmesinin yasaklanması ve neticesiz dış istikraz teşebbüsü Ocak 1789 Özi Kalesi'nin Ruslar tarafından zaptı 7 Mayıs 1789 I. Abdülhamid'in ölümü ve III. Selim'in tahta çıkması 11 Temmuz 1789 Osmanlı-İsveç ittifakı 1790 İlk resmi Ermeni mektebinin Kumkapı'da açılması; Gelenbevi, İsmail b. Mustafa b. Mahmud'un ölümü 31 Ocak 1790 Osmanlı-Prusya ittifakı 27 Temmuz 1790 Avusturya'nın Prusya tarafından barışa zorlanması. Reichenbach Konvansiyonu 18 Eylül 1790 Yergöğü Mütarekesi Ekim - Kasım 1790 Kili ve İsmail kalelerinin Rusya tarafından zaptı 1791-1799 Mevlevi ayininde piyano (!) (Galata Mevlevihanesi, Şeyh Galib/III. Selim zamanı) 4 Ağustos 1791 Avusturya ve Osmanlı Devleti arasındaki son savaşın bitirilmesi. Ziştovi Antlaşması 11 Ağustos 1791 Rus Savaşı'nın sonu. Kalas Mütarekesi 1792 Nizam-ı Cedid hareketinin başlaması 1792 III. Selim devrinde 100'lük guruş basılması 10 Ocak 1792 Kırım'ın Rusya'ya bırakılması 10 Ocak 1792 Yaş Antlaşması 1793 Daimi elçiliklerin ıslahı ve Londra, Paris ve Viyana'da daimi elçilik ihdası 1793 Nizam-ı Cedid Ordusu'nun Kuruluşu 1793 Hasköy'de Humbaracı ve Lağımcı Ocağı kışlasında Mühendishane-i Cedide'nin açılması; Fazıl Hüseyin'in III. Selim'in sarayında hazırladığı Huban-name ve Zenannamesi'nin resimli bir nüshası 1793 Zahire Nezareti'nin kurulması 1793-1794 Baruthane-i Amire'de İngiliz perdahı barut imaline başlanması 1794 Halkalı'da yapılan Azadlu Baruthanesi'nin faaliyete geçmesi 1795 Lehistan'ın Avrupa haritasından silinmesi 1795 Mühendishane-i Berr-i Hümayun'un açılışı; Kara Mühendishanesi binasının inşası; Osmanlı sarayında ilk yabancı bando (Napolyon'un III. Selim'e gönderdiği) 1795 Zahire Hazinesi'nin kurulması 1797 Mühendishane'de açılan Matbaanın faaliyete geçmesi 1797 Paris, Viyana ve Berlin'de daimi elçilikler ihdası 1797 Pazvandoğlu isyanı 1797 Rumeli'de dağlı eşkiya hareketleri ve isyanları 17 Eylül 1797 Venedik Devleti'nin ortadan kaldırılması 1798 Mehmed Es'ad Yesari'nin İstanbul'da vefatı 3 Ocak 1798 Fransa'ya karşı Osmanlı-Rus ittifakı 1 Temmuz 1798 Fransa'nın Mısır'a saldırması 3 Eylül 1798 Fransa'ya savaş ilanı 1799 Neticesiz dış istikraz teşebbüsü 5 Ocak 1799 Fransa'ya karşı İngiltere ile ittifak Şubat 1799 Napolyon'un El-Ariş ve Gazze'yi ele geçirmesi Mayıs 1799 Napolyon'un Akka'da Cezzar Ahmed Paşa tarafından mağlup edilmesi Ağustos 1799 Napolyon'un Fransa'ya dönmesi, Mısır'ın işgalinin devamı Osmanlı Kronolojisi 3 ________________________________________ 1800 Takvimlerin Jacques Cassini Zicine göre hazırlanmaya başlaması Mart 1800 Rus ve Osmanlı kuvvetlerinin Yedi Ada Cumhuriyeti'ni kurmaları 1801 Kara Mühendishanesi hocalığına Hüseyin Rıfkı Tamani'nin getirilmesi; Gevrekzade Hafız Hasan Efendi'nin ölümü Ağustos 1801 Mısır'ın tahliyesine dair mütareke 1802 Fransız ve İngiliz gemilerinin kendi bayrakları altında Karadeniz'e çıkmalarına müsaade edilmesi 1802 Avrupa ile ticaret yapan Osmanlı gayri müslim tüccarına Avrupa devletleri tüccarı statüsünün tanınmasıyla "Avrupa tüccarı" denilen sınıfın ortaya çıkması 25 Haziran 1802 Paris Antlaşması. Fransa ile barış 1803 "Ayvalık İkonomos Akademisi'nin kurulması; "Kuruçeşme Rum Mektebi (Helleno Philosophical School)"nin kurulması Şubat 1804 Sırp isyanlarının başlaması 1805 Avrupa tarzında ilk hastane'nin Kasımpaşa'daki Tersane-I Amire'de açılması 1805 Osmanlı Devleti'nin Napolyon'un "İmparator" unvanını tanıması 1805 Tersane Hazinesi'nin kurulması 1805 Beykoz Çuka ve Kağıt Fabrikası'nın faaliyete geçmesi Temmuz 1805 Mehmed Ali Paşa'nın Mısır'a vali olarak tayini 1806 Nizam-ı Cedid'in başarısızlığı ve gerilemesi. İkinci Edirne Vak'ası 1806 Osmanlı-Rus Savaşı 1806 III. Selim'in Mühendishan-i Berri-i Hümayun kanunnamesi Ocak 1806 Tersane Tıbbiyesi'nin kurulması Ekim 1806 Memleketeyn 'in Rusya tarafından işgal edilmesi 1807 Vehhabi isyanının had safhaya varması. Haccın engellenmesi 20 Şubat 1807 İngiltere'nin Rusya'nın yanında Osmanlı savaşına iştiraki ve İngiliz filosunun İstanbul önlerine gelmesi Mart - Eylül 1807 İngiliz filosunun İskenderiye'ye saldırması ve Mehmed Ali tarafından mağlup edilmesi 25 Mayıs 1807 Nizam-ı Cedid'e karşı ayaklanma 29 Mayıs 1807 III. Selim'in tahttan indirilmesi ve Nizam-ı Cedid'in ilgası 29 Mayıs 1807 - 28 Temmuz 1808 IV. Mustafa devri. Siyasi istikrarsızlıklar ve darbeler 1808 Mustafa Rakım'ın celi sülüs ve tuğra'ya yeni üslubunu getirişi 28 Temmuz 1808 Alemdar Mustafa Paşa'nın müdahalesi, IV. Mustafa'nın tahttan indirilmesi, III. Selim'in katli, II. Mahmud'un tahta çıkması 28 Temmuz 1808 - 16 Kasım 1808 Alemdar'ın kısa süren sadareti 29 Eylül 1808 Sened-i İttifak : Devletin ayanlarla uzlaşması 15-16 Kasım 1808 Yeniçeri Ayaklanması : Alemdarın Sonu 5 Ocak 1809 İngiltere ile süren savaşın sonu : Kal'a-i Sultaniyye Antlaşması 1810 II. Mahmud devrinde beşlik "cihadiyye"lerin basılması 1810 İzmir Jimnasium'unun kurulması; Yesarizade Mustafa İzzet'in ta'lik'e son şeklini verişi 1812 Vehhabi ayaklanmasının Mehmed Ali Paşa tarafından bastırılması 1812 Fransız postalarının ilk kuruluşu 28 Mayıs 1812 Rus Savaşı'nın sonu : Bükreş Antlaşması, Sırbistan'a özerklik verilmesi 1816 Miloş Obronoviç'in "başknez" olarak tanınması ve Sırbistan'ın özerliğinin temini 1817 Hüseyin Rıfkı Tamani'nin ölümü Şubat - Mart 1821 Eflak ve Mora'da Rum isyanlarının başlaması 1823 Avrupa ile ticaretin Türk gemileriyle yapılmasına teşebbüs edilmesi 1824 Rum ayaklanmasını bastırmak üzere Mısır kuvvetlerinin çağrılması 1824 Fatih Külliyesindeki Darü'ş-Şifa'nın yıkılması; Sultan II. Mahmud'un Talim-i sıbyan adı ile ferman yayınlaması; St. Pierre mektebinin kurulması 1826 İhtisab müessesesinin düzenlenmesi 1826 Şinasi'nin doğumu; Mustafa Rakım'ın İstanbul'da vefatı; Ermeni ustalara Nakkaşlık hakkının verilmesi 14 Haziran 1826 Yeniçeri Ocağı'nın ortadan kaldırılması, Asakir-i Mansure-i Muhammediyye'nin kurulması 7 Ekim 1826 Rusya ile Akkerman Antlaşması'nın akdi 1827 Osmanlılar'ın İngiliz yapısı ilk buharlı gemiye sahip olmaları 1827 Tıphane-i Amire'nin kurulması; İlk "Marş-ı Sultani" bestesi (G. Donizetti, II. Mahmud'a) 1827 Mukataa Hazinesi'nin Hazine-i Amire'den ayrılması 4 Nisan 1827 İngiltere ile Rusya arasında Yunanistan'ın bağımsızlığına dair Petersburg Protokolü Temmuz 1827 Mısır kuvvetlerinin Rum isyanını bastırmaları, Atina'nın teslimi 20 Kasım 1827 Navarin saldırısı : Osmanlı-Mısır donanmasının yakılması 26 Nisan 1828 Rusya'nın savaş ilan etmesi 1829 Ziya Paşa'nın doğumu; Mahmud Celaleddin'in İstanbul'da vefatı; Şevki Efendi'nin İstanbul'da doğuşu 1829 Deli Teşkilatının kaldırılması 14 Eylül 1829 Edirne Barışı : Yunanistan'ın bağımsızlığı 1830 Mühendishane-i Bahri'nin Heybeliada'daki kışlaya taşınması; İshak Efendi'nin Mühendishane başhocalığına getirilmesi; Avrupa'ya talebe gönderilmeye başlanması 1830 Tiftik keçisinin Güney Afrika'da yetiştirilmeye başlanması 1830 Katolik ermeni cemaatinin ve kilisesinin resmen tanınması 1830-1831 Nüfus sayımları 5 Temmuz 1830 Fransızlar'ın Cezayir'e saldırmaları ve ele geçirmeleri 1831 İlk saray konservatuarı (Mızıka-i Hümayun ve Saray Harem Orkestrası) 1831 Timarların kaldırılması (müessese sembolik olarak daha uzun süre devam etti) 1831-1834 İshak Efendi'nin dört ciltilik Mecmua-i Ulum-ı Riyaziye adlı eserinin basılması 1 Kasım 1831 İlk gazete Takvim-i Vekayi'nin neşri 1832 Tıphane-i Amire'nin Şehzadebaşı'ndan Cerrahhane'nin bulunduğu binaya nakledilmesi 1832 Memuriyette, ilmiyye ve mülkiyyede rütbelerin yatayına eşitlenip derece ve elkabın (titulature) tesbiti 1832 Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa'nın isyanı 1832 İstanbul-İzmit "posta yolu" nun yapımı 1832 İngiliz postalarının kuruluşu 29 Ocak 1832 Topkapı Sarayı'na bitişik Gülhane bahçesinde mevcut binalarda Cerrahhane-i Amire'nin açılması 12 Aralık 1832 Mısır kuvvetlerinin Konya'da Osmanlı ordusunu yenmeleri 1833 Feshanenin kuruluşu 2 Şubat 1833 Mısır kuvvetlerinin Kütahya'ya kadar ilerlemeleri 5 Nisan 1833 Rus kuvvetlerinin yardım amacı ile Beykoz'a asker çıkartmaları ve Rus filosunun İstanbul'a gelmesi Mayıs 1833 Mehmed Ali'nin uzlaşmaya zorlanması : Kütahya Sözleşmesi 8 Temmuz 1833 Mehmed Ali Paşaya karşı Osmanlı-Rus ittifakı : Hünkar İskelesi Antlaşması, Boğazlar'ın diğer devletlere kapatılması 18 Eylül 1833 Münchengraetz Antlaşması 1834 Maçka Kışlası'nda, Mekteb-i Harbiye'nin kurulması 1834 Mukataat Hazinesi'nin isminin "Mansure Hazinesi" olarak değiştirilmesi 1835 Hazine-i Amire ile darphanenin birleştirilmesi 1835-1845 İlk halk konserleri [Tanburi Aleksan Efendi (1815-1864) İstanbul Süleymanpaşa Hanı'ndaki kahvede] 1836 Başhoca İshak Efendi'nin ölümü 1836 İslimye Çuka Fabrikası'nın devlet tarafından işletilmeye başlanması 11 Mart 1836 Umur-ı Hariciye Nezareti'nin kurulması (hatt-ı hümayun tarihi 23 Zilkaade 1251) 1900 Hicaz demiryolunun inşasına girişilmesi 1900 İstanbul Rıhtımı inşaatının tamamlanması 31 Ağustos 1900 Darü'l-Fünun-ı Şahane'nin kurulması 1901 Servet-i Fünun dergisinin geçici olarak kapatılmasıyla Edebiyat-ı Cedide topluluğunun dağılması; Lügat-ı Tıbbiye'nin ikinci baskısının yapılması; Vidinli Tevfik Paşa'nın ölümü 1901 Makedonya'da çete faaliyetlerinin artması, büyük devletlerin müdahaleleri 1901-1908 Hicaz demiryolu hattının yapımı 1902 Yemen isyanlarının tekrar başlaması 1902 Hereke Fabrikası'na çuka ve şayak tezgahlarının eklenmesi 23 Kasım 1902 Makedonya'da Bulgar İhtilal Cemiyeti'nin faaliyeti 23 Kasım 1902 Cum'a-ı Bala ayaklanması 23 Kasım 1902 Makedonya'ya özel ıslahat planı hazırlanması 8 Aralık 1902 Hüseyin Hilmi Paşa'nın geniş yetkilerle "umumi müfettiş" olarak Makedonya'ya tayini 1903 İdadilerin altı yıla çıkarılması 2-3 Ağustos 1903İlinden (Aya ilya yortusu günü) isyanı 27 Şubat 1909 Usul-i Muhasebe-ı Umumiyye Kanunu'nun kabul edilmesi 13 Nisan 1909 31 Mart Olayı 19 Nisan 1909 Hareket Ordusu'nun Yeşilköy'e varması, İstanbul'daki kargaşayason vererek düzeni sağlaması 27 Nisan 1909 II. Abdülhamid'in tahttan indirilmesi, V. Mehmed Reşad'ın tahta çıkarılması 21 Ağustos 1909 Darü'l-Fünun-ı Şahane'nin Vezneciler'deki Zeynep Hanım konağına taşınması 17 Aralık 1909 Meclisin açılması 1910 Arnavutlar'ın ayaklanmaları 1910 Dahili gümrüklerin tamamen kaldırılması 1910 Vilayet merkezlerindeki bir kısım idadilerin "lise"ye dönüştürülmeye başlanması; ilk çalgı metodu (Ali Salahi Bey, Kendikendine Ud Öğrenme Usulü, Matbaa-ı Amire). 1911 Sultan Reşad'ın Arnavutlar'ı teskin için Rumeli seyahatine çıkartılması 1911 İtalya'nın Trablusgarp ve Bingazi'ye saldırması ve işgali 1911 Gayri müslim cemaatlerin birleşerek mektepleri konusunda yeni bir düzenleme istemeleri; 78 devirli ilk plaklar (Tanburi Cemil, Orfeon Record) 1911-1912 Osmanlı İtalyan Savaşı 1912 Yeşilköy Hava Uçuş Okulu'nun Açılışı 1912-1913 Balkan devletlerinin Osmanlı-İtalyan Savaşı'ndan istifade etmek istemeleri : Balkan Savaşı 18 Ocak 1912 Meclis-i Meb'usan'ın feshi 25 Mart 1912 Türk Ocaklarının kurulması 18 Nisan 1912 II. Dönem Meclis-i Meb'usan'ın toplanması 18 Nisan 1912 İtalyanlar'ın Rodos, Oniki Ada ve Çanakkale Boğazı'na tecavüzleri 5 Ağustos 1912 II. Dönem Meclis-i Meb'usan'ın feshi 22 Temmuz 1912 Gazi Ahmed Muhtar Paşa hükümeti : Büyük Kabine Eylül - Ekim 1912 I. Balkan Savaşı 15 Ekim 1912 Trablus ve Bingazi'nin İtalya'ya terki : Ouchy Antlaşması, Rodos ve Oniki Ada'nın İtalya elinde kalması 29 Ekim 1912 Kamil Paşa'nın sadareti 29 Kasım 1912 Arnavutluk'un istiklalini ilan etmesi 1913 Liselerin mevcut idadilerin yerini alması 23 Ocak 1913 Babıali Baskını : Mahmud Şevket Paşa'nın sadareti 13 Mart 1913 Muvakkat İdare-i Umumiyye-i Vilayet Kanunu (kanun meclisten geçmeden yürürlüğe girer) 30 Mayıs 1913 I. Balkan Savaşı'nın sona ermesi 11 Haziran 1913 Sadrazam Mahmud Şevket Paşa'nın öldürülmesi, Said Halim Paşa'nın sadareti 29 Haziran 1913 Balkan devletleri arasında savaş : Osmanlı mirasının paylaşılmasının kanlı kavgası 21 Temmuz 1913 Edirne'nin geri alınması 29 Ağustos 1913 Osmanlı-Bulgar barışı : İstanbul Antlaşması 14 Kasım 1913 Osmanlı-Yunan barışı : Atina Antlaşması 14 Aralık 1913 Osmanlı ordusunun Almanya tarafından ıslahı 1914 Ecnebi postalarının hepsinin kapatılması 1914 Dış ticarette gümrük resmi oranının %15'e çıkarılması 1914 Islah-ı Medaris Nizamnamesi 1914 Diş Hekimleri Mezunin ve Talebe Cemiyeti'nin kurulması; Türk Bilgi Derneği'nin kurulması; Medreset'ül-Hattatin'in kurulması; Dar'ül-Hilafeti'l-Aliyye Medreseleri'nin kurulması; Medresetü'l-Hattatin'in İstanbul'da açılışı; Medresetü'l-Hattatin'in açılışı; İlk resmi müzik ve tiyatro okulu (Darü'l-Elhan) 8 Şubat 1914 Anadolu'da Ermeni talepleri doğrultusunda ıslahatı öngören Osmanlı-Rus Antlaşması ("Muamele") 14 Mayıs 1914 III. Dönem Meslis-i Meb'usan 28 Haziran 1914 Avusturya-Macaristan veliahdının Saraybosna'da öldürülmesi 28 Temmuz 1914 Avusturya Macaristan'ın Sırbistan'a savaş ilanı 1 Ağustos 1914 Almanya'nın Rusya'ya savaş ilanı 2 Ağustos 1914 Meclis-i Meb'usan'ın süresiz tatili (IV. Ve son dönem meclis 12 Ocak 1920'de toplanacak ve 2 Nisan 1920'de İstanbul'un işgali üzerine dağıtılarak mebuslar sürgüne yollanacak) 2 Ağustos 1914 Osmanlı Devleti ile Almanya arasında ittifak antlaşmasının imzalanması 4 Ağustos 1914 Almanya'nın Fransa'ya, İngiltere'nin Almanya'ya savaş ilanı : I. Cihan Savaşı'nın başlaması 10 Ağustos 1914 Alman savaş gemilerinin (Yavuz ve Midilli) Boğazlardan geçmelerine izin verilmesi 9 Eylül 1914 1 Ekim tarihinden geçerli olmak üzere kapitülasyonların kaldırılması 12 Eylül 1914 İnas Darü'l-Fünun'unun kurulması 29 Eylül 1914 İslah-ı Medaris Nizamnamesi'nin yayınlanması 29 Ekim 1914 Karadeniz'e açılan Osmanlı filosunun Rus limanlarını topa tutması Kasım - Aralık 1914 Enver Paşa kumandasındaki Osmanlı kuvvetlerinin Sarıkamış felaketi 3 Kasım 1914 Rusya'nın Osmanlı Devleti'ne savaş ilanı 5 Kasım 1914 İngiltere ve Fransa'nın Osmanlı Devleti'ne savaş ilanı
Fatih
< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi magnum_1453 -- 14 Mayıs 2008; 2:48:54 >
Tarihle alâkadar arkadaşlarımı bulmuşken bir şey rica etmek istedi bu gönül
Ben bir harita arıyorum. Öyle bir harita ki Şam ilinin sınılarını gösterecek bana . ne kadar eski tarihi gösterebilirse o kadar iyi olur benim için . Acaba böyle birşey bulmak internette mümkünmüdür ?
Aslında merak ettiğim şey şu.
Eskiden Şam sınırları dahilinde olan TC toprağı var mı şu anda ?
Kardeş siz genede araştırın ama... MİSAK-I MİLLİ yani milli sınırlar içerisinde kabul edilen tüm şehirler Türk topraklarıdır.. Ama HATAY ve onun ilçesi İskenderun genelde Arapça konuşmaktadır...İki Ülke arasında yani Türkiye ve Suriye arasında bu iki yer devamlı tartışma konusu olmuş ve 1939 da ise bu iki yer anavatanda kalmıştır... Hani sizin sorduğunuz soruya göre şu an bırakın eskiden Suriye Toprakları'nde olup da şu an TC toıprağı olan yerleri,Suriye'nin tamamı Türk Egemenliği altındaydı... Ama şu an konuyla alakasız ama bilinmesi gereken bir bilgi olarak; Misak-ı Milli sınırları içind eolup da şu an TC nin elind eolmayan yerler şu an Irak içinde yer alan Musul,Kerkük ve Süleymaniye gibi yerlerdir... Umarım açıklamam sizi şimdilik!!!!!!! etmiştir.. Bu konunun elbette daha detayları mevcuttur... Bu arada pek belirgin olmasada isteğiniz üzerine Osmanlı topraklarını gösteren 1890 tarihli bir harita... Resmi kendinize kopyalayıp,büyüteç araçlarıyla kısmende olsa bir şeyler arayabilirsiniz bu haritada...
teşekkürler
_____________________________
Iphone 4 8 GB Ios 5.1.1 JB Beyaz 2013 Honda Civic Elegance A/T Eco Lpg Beyaz
Fatih sultan mehmet han istanbulu aldıktan sonra Sadramını neden idam ettirdi
Çandarlı Halil paşa'dır o... Buna bir kaç sebeb gösterilir... İlki,Çandarlı Halil Paşa'nın kendisini iki defa saltanattan alıkoyup babası 2.Muratı tekrar tahta teşvik etmesi.Bunun soncunda Fatih Sultan Maehmetin Çandarlıya olan hışmı... Diğeri;Istanbulu Fethetmeye kararlı olan Fatihi Sadrazam Çandarlı Paşa'nın engellemesi buna üstlük,Bizanstan Savaşı durdurması için Rüşvet aldığı iddiası... Bu ve buna benzer sebebler Çandarlı Halil Paşaya olan güveni iyice sarsmış sonrasında da onun idam edilmesiyle sonuçlanmıştır... Kısa haliyle bu..Ama geniş bilgi isterseniz gerek kitaplarda gereksede net üzerinde epey bilgi var...
Ulusumuzun kaderinin çizildiği tarihi değişim süreçlerinde öne çıkan gemilerin hepsinin ayrı birer hikayesi vardır. Onlar, toplumun özlemlerini, sevincini, öfkesini, duygularını yansıtır, insanlar o gemileri kendilerinden bir parça olarak görür, onlar için şiirler yazar; şarkılar, türküler besteler; efsaneler yaratırlar. MAHMUDİYE Kalyonu, YAVUZ Zırhlımız, HAMİDİYE, NUSRET gemilerinin, BANDIRMA vapurunun yüce milletimizin gönlünde özel bir yer işgal ettiğini hepimiz biliyoruz. Döneminde dünyadaki en büyük harp gemisi olma onurunu yaşayan MAHMUDİYE Kalyonu, 1829 yılında İstanbul Tersanesi'nde bütünüyle Türk mühendis ve işçileri tarafından tasarlanmış ve inşa edilmiştir. Muhteşem topları (128 top), olağanüstü kertede, periler kadar güzel görüntüsü, pruvasındaki görkemli aslanı ile görsellik ile gücü sevimli bir şekilde bir araya getirerek imparatorluğunun kudret ve azametinin bir simgesi olmuş, insanların kalbinde müstesna bir yer işgal etmiştir.
Bu gemiyi 1828 yılında, genç bir yüzbaşı olarak İstanbul'a geldiğinde gören Müşavir Paşa (Tuğa. Sir Adolphus SLADE)'nın anılarına kısaca göz atalım: "Biraz ileride inşası bitmek üzere olan çok güzel bir gemi vardı. Bu geminin mimarı ve mühendisi Türk ustasıydı. Ben olduğum yerde deniz mimarisinin bu güzel, bu muhteşem örneğini seve seve seyreder ve barbar dediğimiz adamlardan birisi tarafından yapılmış olmasına hayret ederken..."
İsmini Padişah II. Mahmut'tan alan Kahraman MAHMUDİYE, Kaptan Ateş Ahmet Beyin sevk ve idaresinde katıldığı Kırım Harbi'ndeki destanlaşan performansı ile halkımızın gönlünde taht kurmuş, Gazi sayılmış ve bir efsaneye dönüşmüştür. Bazı hikayelerde MAHMUDİYE'den Veli (ermiş) olarak bahsedilmektedir. Halkımız, MAHMUDİYE'nin ilahi güçler tarafından korunduğuna inanmıştır. Halk arasında yayılan bir söylentiye göre, Kırım Harbi patlak verdiğinde Haliç'te demirli bulunan gemisinin MAHMUDİYE olduğunu vurgulayarak, bir gece geminin subay ve eratı istirahat halindeyken, gaipten gelen bir emirle MAHMUDİYE'nin hareket ederek Sivastopol Limanı'na girdiğini, şaşkına dönen Rusların Sivastopol'ün işgal edilmesine engel olamadıklarını dile getirmişlerdir. MAHMUDİYE'nin Sivastopol önünde kendiliğinden bir sancağa, bir iskeleye dönerek, her iki bordasındaki toplarıyla limanı ateş altına aldığı rivayet edilmektedir.
Kırım Harbi'nde MAHMUDİYE'ye Barbaros Hayrettin Paşanın Sancağının benzeri toka edilmiştir. Müttefik gemilerinin sancakları Rus gülleleri ile paramparça olmasına rağmen, MAHMUDİYE'nin sancağının hiçbir isabet almaması üzerine, Müttefikler aynı sancaktan birer adet talep etmişlerdir. Kurban Bayramlarında MAHMUDİYE'nin başüstünde kan aktığı yönünde halk arasında yaygın bir kanaat oluşmuştur. Sultan II. Abdülhamit döneminde geminin hizmet dışına çıkarılma kararı alındığında, sökülen tahtalardan kan damladığı halk ve askerler arasında konuşulmaktaydı. MAHMUDİYE'nin yağlı boya, sulu boya ve karakalem resimlerini yapmak Osmanlı-Rus Harbine (1877-78) kadar ülke içindeki en önemli sanat faaliyeti sayılmıştır. Bir deniz ressamı olan Mirliva Nuri Paşa ve Kandiyeli Emin Baba gibi devrinin en ünlü ressamları bu efsane gemiyi resmetmiştir.
lütfen padişahlara saygılı olalalım tarih çarpıtılmış vahdettin hiç de kötü biri değildi vatanın kurtulması için elinden geleni yaptı sonuçta istanbulu bırakıp başka yerlerde halkı örgütlendiremezdi bunun içinde atatürkü görevlendirdi olay bu bence lütfen böyle şeyler söylemeyelim
_____________________________
Amd x6 1100T|Gigabyte 990xa ud-3|MSI gtx460 hawk talon attack |Sapphire pure 625w|Corsair vengeance 8gb |2x320 gb sata2 seagate|Asus 19" lcd|
When The World Is Mine, Your Death Shall Be Quick And Painless!
lütfen padişahlara saygılı olalalım tarih çarpıtılmış vahdettin hiç de kötü biri değildi vatanın kurtulması için elinden geleni yaptı sonuçta istanbulu bırakıp başka yerlerde halkı örgütlendiremezdi bunun içinde atatürkü görevlendirdi olay bu bence lütfen böyle şeyler söylemeyelim
Yani bana da bu mantıklı geliyor, sonuçta resmi tarihte rejim değişikliği olduğu için Vaahdettin i kötülemeye mecburdu; iyi biri olduğunu söyleseler kendiyle çelişmiş olurdu. Osman Bey'in soyundan gelmiş birisinin vatan hainliği yapması düşüncesi bana çok ters geliyor. Yani o anki imkan ve şartlar altında Padişah koltuğunda kim otursa pek fazla yapılacak bir şey yok İngiliz işgali altında nasıl karşı çıkabilir ki onların isteklerine. Mecburen onlarla işbirliği yaparmış gibi görünüp Anadolu da isyanı el altından desteklemek tek yapılabilecek şey.
ASKERİYLE BİRLİKTE ÇEKİRGE YİYEREK KUTSAL EMANETLERİ KORUDU
ÖMER FAHREDDİN PAŞA
Ömer Fahreddin Paşa (Türkkan), (1868, Rusçuk - 1948, İstanbul) Mondros Mütarekesinden sonra teslim olmayıp Medine'yi 72 gün daha savunan Türk kumandanıdır. Medîne müdâfii Türk Kaplanı Çöl Kaplanı, Medine Kahramanı adlarıyla anılır. Bulgaristan'da doğdu, 93 Harbinden sonra ailesiyle birlikte İstanbul'a geldi. Harp 0kulunu ve harp akademisini bitirdikten sonra 1891'de kurmay yüzbaşı olarak Osmanlı ordusuna katıldı. Balkan Savaşında Çatalca savunmasında ve Edirne'nin geri alınışında görev aldı.
I. Dünya Savaşı başladığında 4. Orduya bağlı 12. kolordu komutanı olarak Musul'da bulunuyordu. 1915'te 4. Ordu komutan vekilliğine getirildi. bu bölgede iken hem tehcire tabi tutulan Ermenileri yerleştirme işiyle uğraştı, hem de Urfa, Zeytun, Musadağı ve Haçin Ermeni isyanlarını bastırdı. 1916'da 4. Ordu komutanı Cemal Paşa tarafından Medine'ye gönderildi. Fahreddin Paşa elindeki kısıtlı imkânlara rağmen aldığı tedbirler sayesinde Medine'yi 2 yıl 7 ay savundu. Herhangi bir yağma ihtimaline karşı tedbir olarak, Medine'deki 30 parça Kutsal Emaneti 2000 askerin koruması altında İstanbul'a gönderdi. Medine'nin etrafı isyancıların eline geçmeye başlayınca İstanbul'daki Hükümet, Medine'nin boşaltılmasını istedi. Fahreddin Paşa 'Peygamberin kabrinin bulunduğu Medine'deki Türk Bayrağını kendi elimle indiremem' diyerek şehirden ayrılmayı kabul etmedi.
Bir süre sonra Medine'nin etrafı tamamen kuşatıldı. Türk orduları kuzeye doğru geri çekilmeye başladı. Etrafındaki Türk birlikleriyle irtibatı tamamen kesilen Fahreddin Paşa şehri savunmaya devam etti. 30 Ekim 1918'de Osmanlı Devleti Mondros Mütarekesini imzalayarak I. Dünya Savaşından çekildi. Mütarekenin 16. maddesine göre Fahreddin Paşa'nın teslim olması gerekiyordu. Kendisine Mondros Mütarekesini tebliğ için İstanbul'dan gönderilen yüzbaşıyı hapsettirdi. Medine'ye en yakın Osmanlı birliği 1300 km uzakta olmasına rağmen Mondros Mütarekesinden sonra da teslim olmadı ve şehri savunmaya devam etti. Osmanlı devletinin teslim olmasında sonra 72 gün daha Medine’yi savunmaya devam eden Fahreddin Paşa yiyecek, ilaç ve cephanenin bitmesinden sonra kendi askerleri tarafından etkisiz hale getirildi ve şehir 13 Ocak 1919'da teslim oldu. Böylece Medine'de 400 seneden beri süren Türk hakimiyeti sona erdi.
İngilizler tarafından Türk Kaplanı ismi verilen Fahreddin Paşa, savaş esiri olarak önce Mısır'a daha sonra da Malta'ya gönderildi. 8 Nisan 1921'de Malta'da kurtulduktan sonra Milli Mücadele’ye katılmak üzere Ankara'ya geldi. 9 Kasım 1921'de TBMM tarafından Kabil Büyükelçiliğine tayin edildi. 1936'da Tümgeneral rütbesi ile Türk Silahlı Kuvvetlerinden emekliye ayrılan Fahreddin Paşa, 1948'de İstanbul'da vefat etti.
Fahrettin paşanın romanını okudum mükemmel bir direniş
Son dönemlerde ecdat yadigârı eserlerimiz için başlatılan olumlu çalışmaları sevinçle karşıladım.İnşallah yarım kalmaz.
tam olarak ananmadım cami ler deki restorasyonları diyorsan evet takdir edilmeli. ama süleymaniyeye gidince hayal kırıklığına uradım restorasyon yüzünden hertarafı kapatılmış
_____________________________
Amd x6 1100T|Gigabyte 990xa ud-3|MSI gtx460 hawk talon attack |Sapphire pure 625w|Corsair vengeance 8gb |2x320 gb sata2 seagate|Asus 19" lcd|
When The World Is Mine, Your Death Shall Be Quick And Painless!
Birkaç mesaj önce Ömer Fahreddin Paşa'nın fotoğrafını gördüm de. Direnişin, mücadelenin hakkını veren insanların yüzünde hep bu tarz bir asaletin izleri okunuyor.
Günümüzde büyükşehirlerde yaşayan gençler için, mahalle, pek bir şey ifade etmemeye başlamış, bunun yerine semt, site, banliyö, uydu kent gibi tabirler anlamlı hâle gelmiştir. Küçük şehir, kasaba ve köylerde ise, az çok mahallenin ne olduğu hâlâ bilinmektedir. Fakat orta yaş üzerindekiler için mahalle kelimesi, çok şey ifade etmektedir. Bu neslin sıkça kullandığı, mahalle mektebi, ...bekçisi, ...bakkalı, ...imamı, arkadaşı, ...komşusu, ...fakiri–zengini gibi müşahhas ifadeler ile; mahallenin namusu, ...şerefi, ...asayişi, ...huzuru gibi mücerret ifadeler, Osmanlı’nın derin tarihine, zengin kültürüne ve engin medeniyet anlayışına yaslanmaktadır.
Osmanlı’da mahalle; birbirini tanıyan, birbirlerinin davranışlarından mesul ve birbiriyle dayanışma içindeki kişilerin yaşadığı yerdir. Mahalleler; sınırları genellikle cadde veya sokaklarla belirlenmiş, merkezinde cami veya mescid bulunan yerleşim yerleridir. Genelde cami, şehrin merkezini oluşturan bir veya birkaç mahallede bulunur; diğer mahallelerdeki insanlar da cuma namazı için buraya gelir. Cami çevresinde ayrıca alış–veriş merkezleri bulunur, pazarlar genellikle buralara kurulur. Böylece haftanın bir günü şehirdeki insanlar buralarda toplanır, birbirleriyle görüşür ve haftalık ihtiyaçlarını temin eder. Diğer mahallelerde ise, sadece mescid bulunur ve bunun hemen yanında okul öncesi ve ilköğretim seviyesinde eğitim veren bir muallimhane vardır. Ayrıca buralardaki bakkal, kasap, terzi, ayakkabıcı vs küçük esnafa ait dükkân ve işyerleri, mahallenin günlük ihtiyaçlarına cevap verir.
Mahalle idarî olarak, Osmanlı’nın en küçük yönetim birimidir. Bilindiği gibi Osmanlı, başlarında valilerin bulunduğu eyaletlerden oluşur. Eyaletler ise, sancaklardan oluşur ve buralar sancakbeyi tarafından yönetilirdi. Sancaklar, kadı tarafından idare edilen kazalara bölünmüştür. Kazalar ise, mahalle ve köylerden oluşur. Bu en küçük yönetim biriminin başı, daha doğrusu temsilcisi –muhtarlık sistemine geçilinceye, yani II. Mahmut dönemine kadar– imamdır. İmam, camideki vazifesinin yanında, mahallenin asayişini sağlamakla ve ihtiyaçlarını karşılamakla görevlidir. Köylerde de, mahallelere benzer bir yönetim tarzı vardır.
İmam, asayişle ilgili olarak mahallede olup bitenden birinci derecede mesuldür. Burada cereyan eden öldürme, yaralama, hırsızlık gibi inzibatî olayların yanında, zina, fuhuş, taciz, sarkıntılık gibi gayr-i ahlâkîliği de takip edip güvenlik kuvvetlerine bildirir. Mahalleyle ilgili bütün işlerde devletle muhatap olur ve mahalleyi temsil eder. Şehrin idarecisi olan kadı, bağlı olduğu kurumun en üst düzey yetkilisi tarafından atanırken, imam bizzat padişah tarafından bir beratla tayin edilirdi. Bu da onun devlet ve halk nazarında ne derece büyük bir öneme sahip olduğunu gösterir. Padişah tarafından gönderilen emir ve fermanlar, imam tarafından halka duyurulur ve takibi yapılır. Bu şekilde imam; devlete karşı haklar ve ödevler konusunda mahalleliyi temsil ederken, mahallede de padişahı temsil ederdi.
Osmanlı mahallesi, hem asayiş bakımından, hem de sosyal hayat açısından kolektif bir anlayışa dayanır. Mahalleli, müteselsil (zincirleme) olarak birbirine kefildi. Burada meydana gelen öldürme, yaralama gibi olaylarda, olayın faili bulunamadığı takdirde, bütün mahalleli mesul tutulur ve mağdur tarafa ödenmesi gereken diyet (kan parası) sakinlere paylaştırılır. Hattâ Yavuz Sultan Selim zamanında çıkan kanunnameye göre, meydana gelen hırsızlık olaylarından ve zararın ödettirilmesinden mahalle halkı mesuldür. Mahallede bir asayişsizlik olmaması için herkesin dikkat ve gayret göstermesi temin edilerek oto-kontrol sağlanmıştır. Böylelikle fail–i meçhul olaylarda halkın suçluyu saklamasının ve suçu örtbas etmesinin önüne geçilmiştir.
Aynı mesuliyet ve oto-kontrol, ahlâkî hususlarda da söz konusudur. Mahallede meydana gelen veya şüphelenilen gayr-i meşru olaylarda imam, suçlu veya zanlıları güvenlik görevlilerine bildirir, mahallelinin bu yoldaki şikâyetlerinden ilgilileri haberdâr ederdi. İmam ve mahalle ileri gelenlerinin, bu tür evlere baskın düzenleme yetkileri vardı. Gayr-i ahlâkî davranışları olduğu bilinen kimseler mahalleli tarafından istenmeyen kişi ilân edilir ve görevlilerce başka yere sürülmesi istenirdi. Ancak imam ve mahalleli, suçlu veya zanlılara bizzat ceza verme yetkisine sahip değildi, sadece onları adalete teslim edebilir veya mahalleden dışlamak suretiyle cezalandırabilirdi.
Kötülüğü önleme kolektif şuuruyla devlet, başkentten kilometrelerce uzaktaki yerlere kolaylıkla hakim olabiliyordu. Nasıl ki, her sokak süpürüldüğünde bütün şehir temiz olursa; bu uygulama sayesinde de bütün ülkede huzur ve asayiş sürüp gidiyor, suç oranı azalıyordu.
Hayırlı işlerde mahalleli yine aynı kolektif şuurla hareket ediyordu. Bu tür işler için her mahallede bir “Avarız Vakfı” kurulmuştur. Mahalle sakinlerince oluşturulan yönetim kurulu tarafından idare edilen bu vakıfın gelir kaynağı, yine mahallelinin aynî–nakdî bağış veya hibeleridir. Kira getiren ev, dükkân gibi mallar da buraya vakfedilebilmektedir. Mahallede ihtiyacı olanlara borç veya kredi de verilmesi açısından bu vakıf, bir nevi sosyal yardımlaşma sandığı gibiydi. Avarız vakfının gelirleri; mahalledeki hastalara, fakir olanlara ve evlenmek isteyip de ekonomik durumu müsait olmayanlara yardımda kullanılırdı. Buradan fakirlerin cenazelerinin kaldırılması, su yolları, cami, mescit, mektep gibi yerlerin onarımı yapılır ve ısınma, aydınlatma gibi sair giderler karşılanırdı. İmam, müezzin, muallim gibi mahalle görevlilerinin maaşları ödenirdi. Mahalleye yeni gelenlerin yerleşme veya memleketine gidecek olanların yol masrafları karşılanırdı. Vergisini ödeyemeyenlerin vergileri de bu fondan ödenirdi.
Mahalledeki bu resmi dayanışmanın yanında, ayrıca mahallenin zenginleri, mahallelerindeki fakirleri görüp gözetirlerdi. Zekât, sadaka, fitre gibi yardımlar yapılırken, mahalleli tercih edilirdi. Mahalledeki komşuluk ilişkilerinin ne derecede olduğu, şu atasözünden de anlaşılmaktadır: ‘İyi bir komşuya sahip olmak, bir eve sahip olmaktan önemlidir. Çünkü komşu komşunun külüne muhtaçtır.’ Mahalledeki maddî–manevî yardımlaşmanın temelinde; ‘Komşusu açken tok yatan bizden değildir.’ şuuru yatmaktadır.
Osmanlı şehirlerinin bazılarında, Müslüman olmayan nüfus bir mahallede toplandığı gibi, Müslüman mahallelere de dağılmıştır. Müslüman ve gayr-i Müslimler arasında, bugün bile övgüyle anılan bir hoşgörü ve komşuluk münasebeti mevcuttu. Müslüman nüfus hakim unsur olmasına rağmen, komşularına karşı hoşgörülü davranmış; din, örf–âdet, kılık–kıyafet gibi temel hak ve özgürlüklerine karşı toleranslı olmuştur. Buna karşılık Yahudi ve Hıristiyanlar da, Ramazan’da Müslümanların inançlarına saygı göstermiş, açıktan bir şey yiyip içmemişlerdir. Aynı mahallede hem mescit, hem kilise, hem de sinagog olabilmiştir.
İdarî açıdan mükemmeliyetin yanında, kötülüklerin önlenmesine, iyiliklerin teşvik edilmesine ve bizzat bunun pratiğe taşınmasına bakıldığında, Osmanlı mahallesinde, bir mahalle medeniyetinin oluştuğu görülmektedir. Bu da, Osmanlı’nın uzun ve bereketli ömrünün tesadüfî olmayıp, mükemmel bir şuurdan
< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi eggy13 -- 20 Mayıs 2008; 0:16:17 >
_____________________________
ONLYAMERICAN
her türlü amerikanı severim 60-70-80 ancak 80 dönemi amerikan benim için çok daha özeldir..
Vw fanatikliği değilde 1.6 bebek puseti gibi araçla V5.7 amerikana kafa tutmak en büyük fanatiklik olsa gerek..
Düz dokuma yaygılar, düğümlü halılar kadar kalın ve dayanıklı olmadıklarından, eski devirlere ait örnekler hemen hemen yok gibidir. Daha çok göçebelerin eşyaları olan bu yaygılar iyice eskimeden terk edilmemekte, hatta kesilip parçalara bölünerek kullanılmaktadırlar. Kolayca çürüdüklerinden yeraltı buluntuları arasında fazla örnek bulunmamaktadır. Ayrıca yerleşik toplumların aristokrat sınıfları tarafından kullanılmadıklarından ve nesilden nesile korunarak aktarılan değerli mallar arasında da yer almadıklarından eskiye ait örnekler günümüze pek ulaşamamıştır.
Türk düz dokuma yaygıları içinde tarihlendirilen en eski[Resim] örneklerden biri Washington Textile Museum'da bulunan küfi bordürlü ve ortada sekizgen madalyon, kenarlarda ufak sekizgenler bulunan kompozisyonu ile 15. 16. Y.Y. Avrupalı ressamların tablolarında görülen ve Holbien halıları olarak adlandırılan desenlere benzediği için 15. 16. Y.Y. olarak tarihlendirilen atkılı sumak tekniğinde dokunmuş bir yaygı en erken Anadolu yaygılarından biridir. Konya Mevla'na Müzesindeki geleneksel Anadolu kilimlerinden tamamen farklı bir dokumaya sahip olan, tapestry tekniğindeki karanfile benzer büyük palmetli bitkisel desenli kilim 16. 17. Y.Y. Osmanlı saray sanatı ile büyük benzerlik gösterdiğinden bu yüzyıllar olarak tarihlendirilmektedir. Daha çok göçebe topluluklara bağlı bir sanat türü olduğundan, hakkında pek fazla yazılı belge bulunmayan geleneksel kilim ve öteki
dokuma yaygıların tarihi ise Osmanlı kilimlerine nazaran çok karanlıktır. Türkmen boylarının Orta Asya'daki ve Anadolu'ya gelene kadarki göçleri ve konaklamaları sırasındaki komşuları, Anadolu'daki geçmiş uygarlıkların birikimleri ve diğer etnik gruplar, Haçlı Seferleri, Selçuklu ve Osmanlılar zamanındaki Kuzey Afrika'dan Avrupa'nın ortasına, Çin'e kadar geniş alandaki değişik kültürlerin etkileri birleşerek, bu çeşitli dokuma teknikleri ve şaşırtıcı desen zenginliğini ortaya çıkartmıştır. Bir de ayrıca her yörenin kendine has yünü ve elde edilen doğal boya maddelerinin değişikliği, dokuyucuların kişisel ustalık ve yaratıcılıklarını da eklersek, bu çeşitliliği daha iyi anlarız.
Dokuma yaygılar da bir yerde sahip olduklarını tahmin ettiğimiz sembolik motifleri ile onların yazılı belgeleri yerine geçmektedir. Boy ve oymak yaşamının sürdüğü zamanlarda, her boy yada oymağın dokuma yaygıları, onları başkalarından ayıran damgalar yerine geçiyordu. Belirli bir grubun dokuduğu yaygıda, her motifin, desenin ve rengin kendine özgü bir anlamı ve karakteristiği vardır. Bu motifler
nesilden nesile, çok ufak değişikliklerle ana özelliği ve[Resim] anlamı bozulmadan devam ediyordu. Her yaygı kendinden önceki yaygının özelliklerini taşımakla birlikte, dokuyucunun yaptığı çok ufak değişikliklerle ve eklerle benzersiz bir eser halini alıyordu. Zamanla boy ve oymaklar bütünlüklerini kaybederek, geleneksellikleri de bozularak, birbirlerinden motifler almaya başlamışlardır. Boy ve oymakların üzerinde, Osmanlı yazılı belgelerinde, belirli grupların yerleşim bölgelerinde veya göçebelerin bulundukları yerlerde belirli tipteki yaygıların desen, renk ve dokuma teknikleri üzerinde yapılacak araştırmalarla çok ilginç sonuçlar alınabilir. Kendi içine kapalı geleneksel göçebe boy ve oymaklar tarafından, yalnız kendi için dokudukları düz dokuma yaygıların tarihi, sıkı sıkıya bu grupların tarihine bağlı bulunmaktadır. Onların Anadolu içindeki dağılımları, yer değiştirmeleri, geleneklerini etkileyen etkenler hakkında çok yönlü ve karşılaştırmalı incelemeler yapılmadıkça, bu tarih karanlıkta kalacaktır.
< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi eggy13 -- 20 Mayıs 2008; 14:58:34 >
_____________________________
ONLYAMERICAN
her türlü amerikanı severim 60-70-80 ancak 80 dönemi amerikan benim için çok daha özeldir..
Vw fanatikliği değilde 1.6 bebek puseti gibi araçla V5.7 amerikana kafa tutmak en büyük fanatiklik olsa gerek..
İşte, Fatih Sultan Mehmet, işte İstanbul'da bir Rum;
Fatih Sultan Mehmet talepte bulunuyor, diyor ki:
"Orada cami yapacağım, arazini bana satmanı istiyorum."
Biliyorsunuz her arazinin bir rayiç bedeli vardır; yani o çevrede o arazinin ne kadar para ettiği aşağı yukarı herkes tarafından bilinir. Alt hududu bir de üst hududu vardır. Fatih Sultan Mehmet, üst hududun iki katını veriyor; ama Rum vermemekle ısrar ediyor. Cami kurulmasına gönlü razı olmuyor. Bir Hıristiyan; bu da onun kabahati değil, içinden gelen şey öyle. Hak sahibi vermezse vermez; ama Fatih Sultan Mehmet'in de kızmış kafası.
"O kadar fazla para verdiğim halde, bu adam vermiyor; demek ki bunu inadından yapıyor; nefsani davranış bu. Ben cami yapacağım, benimki nefsani değil ruhani" diyor.
Alıyor adamın arsasını, bastırıyor; camiyi yapıyor.
Adam perişan. Adamı üzgün gören biri:
"Ya bu kadar üzüntünün sebebi ne?"
Anlatıyor adam derdini "İşte" diyor. "Yapabileceğim bir şey yok ki! Bunu yapan Padişah; daha ötesi yok, onun üstünde kimse yok. O bana bunu yaptığına göre her şey bitti". diyor.
Bizim Osmanlı diyor ki: "Her şey bitmedi, bu memlekette kadılar vardır. Gidersin kadıya, adaletsizliği anlatırsın. Padişah da olsa o hesabı görür".
"Yani" diyor "ne demek istiyorsun?" (Adam hiç inanamıyor bir defa söylenenlere.) Adamcağız hiç inanamıyor; ama "Hadi gideyim mahkemeye, ben müracaat edeyim." diyor. Kadıya müracaat ediyor.
Gerçekten de Fatih Sultan Mehmet mahkemeye gelince, adamın gözleri hayretten açılıyor. Fatih Sultan Mehmet ayakta; Kadı Efendi oturuyor ve mahkeme başlıyor. Fatih Sultan Mehmet'in, adamın arsasını zorla iktisab etmekten elinin kesilmesi konusunda bir karara varılıyor. Fatih Sultan Mehmet'in eli kesilecek. Ama Osmanlı adaletinde, bir müessese daha var; eğer bir şeyin bedeli ödenirse ve alacaklı taraf, hak sahibi taraf bunu kabul ederse, o ceza düşer. Bu kanun gereğince teklifte bulunuluyor.
Deniyor ki: "Bunun bedeli şu kadar altın, bu kadar altına karşılık, onun elinin kesilmesinden vazgeçiyorsan,, Padişah ödemese bile, onu sana beyt'ül mal öder. Razı mısın?"
Rum, şaşkın şaşkınPadişah'a bakıyor , inanamıyor, sonra "Tabi razıyım. Razı olmaz mıyım? O padişah" diyor.
Adam razı olduktan sonra, Fatih Sultan Mehmet diyor ki :
"Benden beyt'ül mal'ın talebi 200 altın; ama ben 2000 altın vereceğim ve her gün de bir altın daha ödenmesini istiyorum. Senenin 365 günü, her gün bir altın ödenecek bu zata."
Ve mahkeme biter bitmez kadı yerinden kalkıyor, Fatih Sultan Mehmet'in ayaklarının yanına gelip diz çöküyor,
"Padişahım şu ana kadar ben, Allah'ı temsil ediyordum, ben oturuyordum siz ayaktaydınız. Çünkü siz maznun mevkiindeydiniz. Allah'ı temsil eden siz değildiniz. Adaleti veya adaletsizliği temsil ettiğiniz mahkemenin sonunda belli olacaktı. Ben Allah'ı temsil ediyordum; adaletin sahibi bendim o sırada. Şimdi benim görevim bitti. Şimdi bana, sana tâbî olan, senin imparatorluğunun bir kadısı olarak el etek öpmek düşer" diyor. Padişahın eteğini öpüyor ve ondan sonra padişah oturuyor, ötekiler dışarı çıkıyorlar.
Kompozit yaylar içinde en kısa olanları Osmanlı yaylarıdır. Bu sebeple çok güçlü ve pratiktirler. Boynuz, tahta, tutkal ve sinirin (hayvan tendonu) bileşiminden oluşan bu yayların ileri derecede teknik beceri gerektiren yapımı ortalama üç yılı alırdı. Kullanılan malzemelerin oranı değiştirilerek yayın gücü, hızı, menzili ve esnekliği ayarlanırdı. Farklı amaçlarla (hedef, menzil veya savaş yayları) yapılan yayların esneklik ve hızı farklı olurdu.
Osmanlı yayı ve başka bir Osmanlı yayından ayrıntı (Askeri Müze-Harbiye/İstanbul)
Yayın ahşap kısmında akçaağaç, kızılcık, porsuk ağacı tercih edilirdi. Tutkal olarak sinir veya deriden elde edilen çega tutkalı veya Mersin Balığının (Acipencer Gueldenstaedtii veya Huso huso) dokularından elde edilen balık tutkalı kullanılırdı. Balık tutkalının yapımında, Mersin balığının damak mukozası ve hava kesesi kullanılırdı. Yayın sinir kaplaması için tercih edilen tendon, öküz bacağından alınan aşil tendonu idi. Kullanılacak boynuz da, öküz ya da mandadan elde edilmekteydi. Yayın yapımında kullanılacak ağacın, budaksız sık ve paralel damarlı olanı özenle seçilerek sonbaharda kesilirdi. Yayın ahşap kısmı üç ya da beş parçadan oluşurdu. Bu parçalara istenen şekil verilir ve en az bir yıl kurumaya bırakılırdı. Ağaç parçalar kış mevsiminde balık tutkalıyla birbirine yapıştırılır, boynuzun tahtaya yapışacak iç yüzeyine ve yayın karın kısmına (atış sırasında okçuya bakan yüzey) karşılıklı yivler açılıp tutkallanırdı. Sonra, ağaç aksam ve boynuz, birbirine iple sımsıkı bağlanırdı. Yaz mevsiminde yayın sırt kısmına (atış yaparken hedefe bakan kısmı) çega tutkalıyla 2-3 kat sinir yapıştırılır, her kat sinirden sonra daha daraltılmak üzere yay iple yay askısına alınır ve bir yıl boyunca kurumaya bırakılırdı. Kuruyan yayın sırt kısmına İlkbaharda atın sağrı derisi ya da kayın ağacı kabuğu yapıştırılıp sandaloz yağı sürülürdü. Böylece yay kiriş takılmaya hazır hale gelmiş olurdu. Yay, ısıtılmak suretiyle yumuşatılır, ahşap formlar kullanılarak ve asa gezi denilen özel bir sırık/kalıp yardımıyla alıştırılır ve uygun şekle ulaşması sağlanırdı.
Yay yapımında kullanılan el aletleri (Yukarıdan aşağıya: Keser, taş'in, tencek) (Askeri Müze-Harbiye/İstanbul)
Yayın en büyük düşmanı nemdir. Nemden koruma gereğinin yanı sıra, atıştan önce performansını yükseltmek için yay özel kutular içinde veya güneşte ısıtılır ve sinir ile tutkalın bünyesindeki su buharının uçması sağlanırdı. Buna “timar vermek” denirdi. Yaylar kullanım amaçlarına ve yapılış metodlarına göre puta (hedef), menzil, kepaze, timarlı, tozlu, tirkeş, sağrılı gibi çeşitli isimler alırlardı.