Giriþ | |
|
|
|
6 Aðustos 2008; 11:11:42
|
|
|
|
AKINCILAR Osmanlý Devletinin askeri teþkilatýnda, sýnýr bölgelerinde, düþman memleketlerine ani baskýnlar tertipleyerek yýpratma harekâtýnda bulunan hafif süvari gruplarýna verilen isim. Akýncýlar, bazýlarýnýn zannettikleri gibi yaðma gayesiyle düþman içine giren ve hayatlarýný talanla kazanan askeri bir birlik deðildi. Akýncýlarýn vazifeleri, akýn yapmakla kalmayýp, ayný zamanda düþmanýn durumunu, yollarý ve kuvveti hakkýnda bilgi toplamak gibi istihbarat görevini de yerine getirirlerdi. Bu görevlerini esasa baðlayan kanunlarý vardý. Akýncýlýk, babadan oðula geçerdi ve yalnýzca Türklere has askeri bir sýnýftý. Bunlar, þimdiki askeri teþkilattaki komando birliklerine benzetilebilir. Akýncýlar, harp zamanýnda keþif kolu hizmetini görürlerdi. Düþman arazisini dolaþýp, orduya yol açarlar ve kurulmasý muhtemel pusularý, ani ve süratli hareketleri ile bozarlardý. Bundan baþka ordunun yolu üzerindeki hububatý muhafaza, yerli halktan aldýklarý esirler vasýtasýyla düþman hakkýnda haber toplamak ve köprü, geçit gibi yerleri emniyet altýnda tutmak da esas vazifeleri arasýndaydý. Akýncýlar, genellikle asýl ordudan 4-5 günlük mesafede önden giderler ve yukarýda yazýlan vazifeleri yerine getirirlerdi. Bindikleri atlar da, akýncýlarýn bu hýzlý hayatlarýna uygun, dayanýklý ve süratli olanlardan seçilirdi. Sefere çýkarlarken, yedekte 4-5 at götürürler ve yorulan atlarýný konak yerlerinde býrakýrlar, dönüþte, býraktýklarý atlara ganimetlerini yüklerlerdi Akýncý birlikleri, þu þekilde tanzim edilmiþlerdi: On akýncýya “onbaþý”, yüz akýncýya “subaþý”, bin akýncýya da “binbaþý” kumanda ederdi. Bu kumanda zincirini, bütün kuvvetlerin baþýnda olan “Akýncý Beyi” tamamlardý. Rütbeleri sancak beyi derecesinde olan akýncý beyleri, fevkalade yetkilere sahip olup, doðrudan doðruya sultandan emir alýrlardý. Bir harekâtýn akýn ismini alabilmesi için, o sefere akýncý beyinin katýlmasý gerekirdi; aksi takdirde bu harekâta akýn denmezdi. Osmanlý ordusunun öncü kuvveti olan akýncýlar, 1595 senesinde, Sadrazam Sinan Paþa'nýn Eflak seferindeki maðlubiyetine kadar güçlerini korumuþlardýr. Bu sefer dönüþünde akýncýlar, Tuna üzerindeki uzun bir köprüyü geçmekte iken, Eflak Voyvodasýnýn yoðun top ateþi açtýrmasý ile, tahta köprünün çökmesi üzerine, Tuna sularýna gömüldüler. Karþýya geçemeyen bir kaç bin akýncý ise, düþman kýlýçlarý altýnda þehid oldular. Böylece Türk akýncý ocaðý, bir daha altýndan kalkamayacaðý büyük bir darbe yedi. Nitekim, bu seferden sonraki kayýtlara göre akýncýlarýn sayýsý 3000’e inmiþtir. Vaziyet bu duruma gelince, hükümet yeni tedbirler almak mecburiyetinde kalmýþ ve kalelerdeki “Serhat Kulu” teþkilatý takviye edilerek, hudutlarýn korunmasý bu teþkilata verilmiþ, diðer taraftan da Kýrým Hanlarýnýn atlýlarýndan faydalanma yoluna gidilmiþtir. Akýncý kanununa göre, eðer bir akýncý beyi bir þehir fethederse, buradaki gayrimenkuller padiþaha (devlete) ait olur; beylere de bu bölgenin köyleri, timar olarak daðýtýlýrdý. Umumiyetle Akýncý beyleri de timarlardan elde ettikleri gelirleri, hayýr müesseseleri kurarak buralara vakfederlerdi. Akýncýlarýn kullandýklarý silahlar da, süratle hareket etmelerine mani olmayacak þekildeydi. En çok kullandýklarý silahlar, kýlýç, kalkan, pala, mýzrak ve bozdoðan denilen baþý yuvarlak kýsa saplý bir cins topuzdu. Akýncýlarýn zýrh kullananlarýnýn sayýsý oldukça azdý. ALINTI
_____________________________
Sen bendini yýkan asi su, Sen engel tanýmayan rüzgar, Sen Ergenekon daðýndan doðan güneþ, Sen ALLAH ýn iman ve bilek gücü ile donattýðý þanslý kul... Senin adýn TÜRK!..
|
|
|
|
|
6 Aðustos 2008; 11:16:16
|
|
|
|
Kapýkulu Ocaðý Kapýkulu Ocaðý, Osmanlý Devleti'nin sürekli ordusunu oluþturan ve doðrudan padiþaha baðlý olan yaya, atlý ve teknik sýnýftan asker ocaklarýna verilen addýr. Kapýkulu ocaklarýnýn kurulmasýndan önceki dönemde Osmanlý Devleti'nin askeri gücünü yayalar ve müsellemler oluþturuyordu. Kent güvenliðinden ve sýnýrlarýn korunmasýndan sorumlu olan, silah olarak genellikle tüfek, kýlýç, ok ve yayi kalkan, mýzrak kullanan Savaþçý bir sýnýf olan kapýkulularýn görevleri katý ve ödünsüz kurallara baðlanmýþtý. Bu kurallara kavanin-i yeniçeriyan denirdi. Kapýkulu olacak kiþinin ailesiyle ve diniyle tüm baðlarýný koparmasý , ayný yeni doðmuþ gibi, hükümdardan baþka kimseye maddi ya da duygusal herhangi bir bað hissetmemeleri gerekiyordu. Osmanlý hanedan zihniyeti, Müslümanlara bu mevkilerin kapalý olmasýna bahane olarak da, "gerçek bir müslümanýn kul olamýyacaðý" görüþünü ileri sürüyordu. Kapýkulu Piyadeleri Acemi Ocaðý Kapýkulu ocaklarýna ve özellikle Osmanlý Devleti'nin sürekli ordusunu oluþturan ve doðrudan padiþaha baðlý olan yaya, atlý ve teknik sýnýftan asker ocaklarýna verilen addýr. Kapýkulu ocaklarýnýn kurulmasýndan önceki dönemde Osmanlý Devleti'nin askeri gücünü yayalar ve müsellemler oluþturuyordu. Bu birlikler týmarlý sipahiler, akýncýlar, azaplar, voynuklar, martoloslar ve cerahorlarla destekleniyordu. I. Murad döneminde (1360-89) örgütsel kuruluþu tamamlanan kapýkulu ocaklarý, 16. yüzyýlda yeniden düzenlendi. Bu yapýda, yetiþen kapýkulu askerleri de çok mutluydu. Yeniçeri Ocaðý'na asker yetiþtirmek için kurulan teþkilat. Rumeli’de arka arkaya elde edilen zaferler sonucu sýnýrlarý geniþleyen Yeniçeri, Hýristiyan çocuklarýndan devþirme yöntemi ile yetiþtirilen askerdir. I. Murat'ýn veziri Çandar Hayrettin Paþa'nýn yardýmýyla kurduðu bu sistem de, devlet kendi Hýrýstiyan tebasýndan ve bazen eline düþen harp esirlerinden bazý çocuklara el koyuyordu. Acemi Oðlaný denilen bu çocuklar, önce bir tür köylü ailesinin yanýna veriliyordu. Orada Türkçe öðreniyor, Ýslam dininin, Türk örf ve adetlerine göre yetiþtiriliyordu. Devþirilir devþirilmez sünnet edilip, kendilerine bir müslüman ad ...Detaylý bilgi için linke týklayýnýz.Osmanlý Devleti, daha fazla askere ihtiyaç duyuyordu. Mevcut kuvvetler ihtiyaca yetmiyor ve elde devamlý bir ordu bulunmasý gerekiyordu. Bu itibarla, esirlerden faydalanmak gayesi ile 1362 senesinde kadýasker (kazasker) Çandarlý Kara Halil ile ulemâdan Karamanlý Molla Rüstem’in gayretleriyle, Sultan Birinci Murad devrinde, Pençik Kanunu gereðince Acemi Ocaðý, Gelibolu’da kuruldu. Daha önceleri, savaþta esir alýnanlar, kýsa bir eðitimden sonra yeniçeri yazýlýp savaþa gönderilirdi. Sultan Birinci Murad zamanýnda, esirler önce Lapseki, Çardak ve Gelibolu arasýnda süvari askerlerini taþýyan gemilerde beþ-on sene acemi oðlaný olarak çalýþtýktan ve uzun bir eðitimden geçtikten sonra Yeniçeri ocaðýna kaydedilmeye baþlandý. Acemi teþkilatýna, acemi oðlaný iki þekilde alýnýrdý. Biri, harpte esir edilen esirlerin beþte birinden, diðeri ise Osmanlý sýnýrlarý içinde yaþayan Hýristiyan çocuklarýndan ki, buna “devþirme” denirdi. Devþirme kanunu ile Hýristiyan tebaa evladýndan asker toplanarak, gayrimüslim olan Rumeli halký, yavaþ yavaþ Müslüman olacak ve bu askerlerle de Türk ordusu biraz daha kuvvetlenecekti. Kuruluþunda Gelibolu’da bulunan acemi ocaðýnýn merkezi, fetihten sonra Ýstanbul’a taþýnmýþtýr. Gelibolu ocaðýnýn baþýnda, Gelibolu aðasý vardý. Gelibolu Acemi Ocaðý'nýn mevcudu, önceleri dört yüz idi; daha sonra beþ yüz olmuþtur. Ýstanbul Acemi Ocaðý'nýn mevcudu ise, önceleri üç bin kadardý, on altýncý asýrda bu sayý, dört bine çýktý. Yeniçeri mevcudu arttýkça, acemilerin miktarý da artýyordu. On altýncý asýr sonlarýnda, Bostancýlarla birlikte sekiz-dokuz bine çýkan acemilerin, 17. asýr baþlarýndaki adedi, 9406 idi. Acemi Ocaðý, on yedinci asýr ortalarýndan sonra ehemmiyetini kaybetti. Yeniçeri Ocaðý, 1826 yýlýnda Sultan Ýkinci Mahmud tarafýndan kaldýrýlýnca, bu ocak da kapanmýþ oldu.
|
|
|
|
|
7 Aðustos 2008; 1:25:33
|
|
|
|
ÞAHÝ TOPU Þahi Osmanlý Devleti döneminde yapýlýp kullanýlmýþ özel bir savaþ topudur. Ýstanbul'un fethinde kullanýlmýþlardýr. Yapýmý 3 ay süren, çizimlerini Fatih Sultan Mehmet'in önderliðinde Türk mühendislerinin yaptýðý topun dökümünü Bizanslýlarýn daha önce sýnýr dýþý ettiði Macar Urban adlý bir dökümcü yapmýþtýr. Bunun yanýnda döküm ustasý olarak Cenevizli Donar Usta diye birisinden de bahsedilir. Topun çevresi 2,5 metre, güllelerin aðýrlýðý 680 kg idi. Elli çift öküzle çekilir, dengesinin saðlanmasý için iki tarafýnda 200 kiþi bulunurdu. Gülleleri 1,2 km uzaða fýrlatabiliyordu. Osmanlý ordusunda daha sonra kullanýlan büyük toplara da Þahi adý verildi. YIL 1453 ECDAD YAPMIÞ BE
_____________________________
|
|
|
|
|
8 Aðustos 2008; 1:18:52
|
|
|
OHA Hocam süper fotolar ilk defa görüyorum hele sondaki müthiþ yahu teþekkürler.
|
|
|
|
|
9 Aðustos 2008; 0:49:42
|
|
|
|
BU BÝZDÝK Osmanlý toplumu, bir "sevgi, þefkat ve yardým toplumu"ydu. Devlet, "hayat ve hayrat devleti", insan "hayrat ve hasenat insaný"ydý. Osmanlý'da hayat ahirete dönüktü. Ahirete dönük olduðu için de hayatta fuzuli þeylere yer yoktu. Osmanlý insaný "kýble yürekli"ydi. Faziletliydi, dürüsttü, çevreciydi, medeniydi, nazikti; cihana örnekti. Hedef ve gayret sahibiydi. Zaferler ve baþarýlar hayatýn bir parçasýydý. Osmanlý'da, insan haklarý gözetilirdi. Herkes ibadetinde, kýyafetinde, seyahatinde, ticaretinde özgürdü. Osmanlý'da "güçlü olan haklý" deðil, "haklý olan güçlü"ydü. Adalet duygusu, hayatýn her alanýný kaplamýþtý. Devlet milletle bütünleþmiþti. Farklý kültürler, asýrlarca barýþ içinde bir arada yaþamýþtý. Osmanlý, yetiþtirdiði "cevher insan"larla dünyaya nam salmýþtý. Tarih gerçek bir "ibret aynasý" ve tam bir "tecrübe tahtasý"dýr. Ve boþuna yaþanmýþ bir tecrübeler yýðýný deðildir. Bugün, geçmiþimizden ders almanýn ve "yeniden Osmanlý" demenin tam zamaný..
< Bu mesaj bu kiþi tarafýndan deðiþtirildi eggy13 -- 9 Aðustos 2008; 0:48:37 >
_____________________________
|
|
|
|
|
9 Aðustos 2008; 0:55:57
|
|
|
quote:
Orjinalden alýntý: eggy13 BU BÝZDÝK Osmanlý toplumu, bir "sevgi, þefkat ve yardým toplumu"ydu. Devlet, "hayat ve hayrat devleti", insan "hayrat ve hasenat insaný"ydý. Osmanlý'da hayat ahirete dönüktü. Ahirete dönük olduðu için de hayatta fuzuli þeylere yer yoktu. Osmanlý insaný "kýble yürekli"ydi. Faziletliydi, dürüsttü, çevreciydi, medeniydi, nazikti; cihana örnekti. Hedef ve gayret sahibiydi. Zaferler ve baþarýlar hayatýn bir parçasýydý. Osmanlý'da, insan haklarý gözetilirdi. Herkes ibadetinde, kýyafetinde, seyahatinde, ticaretinde özgürdü. Osmanlý'da "güçlü olan haklý" deðil, "haklý olan güçlü"ydü. Adalet duygusu, hayatýn her alanýný kaplamýþtý. Devlet milletle bütünleþmiþti. Farklý kültürler, asýrlarca barýþ içinde bir arada yaþamýþtý. Osmanlý, yetiþtirdiði "cevher insan"larla dünyaya nam salmýþtý. Tarih gerçek bir "ibret aynasý" ve tam bir "tecrübe tahtasý"dýr. Ve boþuna yaþanmýþ bir tecrübeler yýðýný deðildir. Bugün, geçmiþimizden ders almanýn ve "yeniden Osmanlý" demenin tam zamaný.. Nasý yani?
_____________________________
|
|
|
|
|
9 Aðustos 2008; 0:59:02
|
|
|
quote:
Orjinalden alýntý: _LoRDi_ quote:
Orjinalden alýntý: eggy13 BU BÝZDÝK Osmanlý toplumu, bir "sevgi, þefkat ve yardým toplumu"ydu. Devlet, "hayat ve hayrat devleti", insan "hayrat ve hasenat insaný"ydý. Osmanlý'da hayat ahirete dönüktü. Ahirete dönük olduðu için de hayatta fuzuli þeylere yer yoktu. Osmanlý insaný "kýble yürekli"ydi. Faziletliydi, dürüsttü, çevreciydi, medeniydi, nazikti; cihana örnekti. Hedef ve gayret sahibiydi. Zaferler ve baþarýlar hayatýn bir parçasýydý. D Osmanlý'da, insan haklarý gözetilirdi. Herkes ibadetinde, kýyafetinde, seyahatinde, ticaretinde özgürdü. Osmanlý'da "güçlü olan haklý" deðil, "haklý olan güçlü"ydü. Adalet duygusu, hayatýn her alanýný kaplamýþtý. Devlet milletle bütünleþmiþti. Farklý kültürler, asýrlarca barýþ içinde bir arada yaþamýþtý. Osmanlý, yetiþtirdiði "cevher insan"larla dünyaya nam salmýþtý. Tarih gerçek bir "ibret aynasý" ve tam bir "tecrübe tahtasý"dýr. Ve boþuna yaþanmýþ bir tecrübeler yýðýný deðildir. Bugün, geçmiþimizden ders almanýn ve "yeniden Osmanlý" demenin tam zamaný.. Nasý yani? ya iþte bu þekilde fln yani orada yazý o þekildeydi kesmek istemedim Devlet milletle bütünleþmiþti. Farklý kültürler, asýrlarca barýþ içinde bir arada yaþamýþtý.
_____________________________
|
|
|
|
|
9 Aðustos 2008; 13:07:47
|
|
|
daha önce verildi mi bilmiyorum ama,bu çok beðendiðim kasîdeyi ben de paylaþayým dedim. (18. Yüzyýl - Kaside der vasf-ý Ýstanbul ve sitayiþ-i Sadrazam Ýbrahim Paþa) Bu þehr-i Stanbul ki bi misl ü bahâdýr Bir sengine yek pâre Acem mülkü fedâdýr Bir gevher-i yekpare iki bahr arasýnda Hurþîd-i cihan-tâb ile tartýlsa sezâdýr Bir kân-ý niamdýr ki anýn gevheri ikbâl Bir bað-ý iremdir ki gülü izz ü alâdýr Altýnda mý üstünde midir cennet-i a’lâ El-hak bu ne halet bu ne hoþ âb u hevâdýr Her baðçesi bir çemenistân-ý letâfet Her kûþesi bir meclis-i pür-feyz ü safâdýr Ýnsaf deðildir âný dünyaya deðiþmek Gülzarlarýn cennete teþbih hatadýr Herkes iriþür anda muradýna ânýnçün Dergahlarý melce-i erbab-ý recâdýr Kala-yý meârif satýlýr sûklarýnda Bazâr-ý hüner ma’den-i ilm ü ulemâdýr Camilerinin her biri bir kûh-i tecellî Ebrû-yi melek andaki mihrâb-ý duâdýr Mescidlerinin her biri bir lücce-i envâr Kandilleri meh gibi lebrîz-i ziyâdýr Ser-çeþmeleri olmada insana revân-bahþ Germ-âbeleri câna safâ cisme þifâdýr Hep halkýnýn etvarý pesendîde-i makbul Derler ki biraz dilleri bî-mihr ü vefâdýr Þimdi yapýlan âlem-i nev-resm ü safânýn Evsafý hele baþka kitâb olsa sezâdýr Nâmý gibi olmuþdur o hem sa’d hem âbâd Ýstanbul’a sermâye-i fahr olsa revâdýr Kûh-sarlarý baðlarý kasrlarý hep Güya ki bütün þevk ü tarab zevk u safâdýr Ýstanbul’un evsafýný mümkün mi beyân hiç Maksûd heman sadr-ý kerem-kâra senâdýr .......... Nedîm
< Bu mesaj bu kiþi tarafýndan deðiþtirildi tuintu -- 9 Aðustos 2008; 13:08:38 >
|
|
|
|
|
9 Aðustos 2008; 19:04:08
|
|
|
|
SELÝMÝYE KIÞLASI Selimiye Kýþlasý Ýstanbul'un Üsküdar ilçesinde III. Selim tarafýndan Nizam-ý Cedid askerleri için inþa ettirilen kýþla Selimiye Kýþlasý ilk olarak III. Selim devrinde yeni kurulan Nizam-ý Cedid askerleri için kesme taþ bir kaide üzerinde ahþap olarak inþa edildi. Yeniçeriler'in isyaný sonucunda yýkýlan bu kýþla II. Mahmut devrinde kâgir olarak yeniden inþa edildi. Sultan Abdülmecid devrinde iki defa yenilenen kýþlanýn dört köþesine yediþer katlý birer kule ilave edildi. Selimiye Kýþlasý Kýrým Savaþý sýrasýnda Ýngiliz askerlerine tahsis edildi. Modern hemþireliðin kurucusu Florence Nightingale 1854'te kýþlaya gelerek yaralý Ýngiliz askelerinin tedavisinde görev aldý. Florence Nightingale ve beraberindeki hemþirelerin kaldýðý oda günümüzde müzeye dönüþtürüldü. Cumhuriyet döneminde farklý amaçlarla kullanýlan Selimiye Kýþlasý günümüzde I. Ordu Komutanlýðý merkez binasý olarak kullanýlmaktadýr.
_____________________________
|
|
|
|
|
9 Aðustos 2008; 19:09:49
|
|
|
|
Osmanlý-Rus Savaþlarý Rusya arasýnda savaþýlmýþ 11 deðiþik savaþtýr. 1676 yýlýnda baþlayan bu savaþlar 1917 yýlýna kadar devam etmiþ, Osmanlý Devletinin Gerileme ve Daðýlma dönemlerine denk gelen 241 yýllýk bu sürenin üçte birinde (58 yýl) Osmanlýlarla Ruslar savaþ halinde kalmýþlardýr. 1676-1681 OSMANLI RUS SAVAÞI =bilgi yok 1686-1700 OSMANLI RUS SAVAÞI= bilgi yok 1710-1711 OSMANLI RUS SAVAÞI =Ruslarýn sýkýþarak barýþ antlaþmasý istemeleri ve kabul cevabý almalarý 1735-1739 OSMANLI RUS SAVAÞI =Ruslarýn ve Avusturyanýn barýþ istemeleri sonucunda belgrad anlaþmasý imzalanmasý 1768-1774 OSMANLI RUS SAVAÞI =Ruslarla osmanlýlar arasýnda tekrar savaþ çýkmasý 1787-1792 OSMANLI RUS SAVAÞI =Kýrýmýn rusya egemenliði altýna geçmesi osmanlýnýn kabulü 1806-1812 OSMANLI RUS SAVAÞI =Ýki devletinde barýþ imzalamak zorunda kalmasý 1828-1829 OSMANLI RUS SAVAÞI =Osmanlý aleyhinde þartlarý çok aðýr olan edirne anlaþmasý 1853-1856 OSMANLI RUS SAVAÞI =Osmanlý zaferi ve rusyanýn aleyhinde olan paris barýþ anlaþmasý 1877-1878 OSMANLI RUS SAVAÞI (93 HARBÝ) Osmanlýnýn aðýr toprak kayýplarý vermesi (bugünkü Türkiyenin üçte birine yakýn) 1914-1917 OSMANLI RUS SAVAÞI bkz:SARIKAMIÞ Dünya Savaþý’nda Osmanlý ordusunun Rus iþgali altýndaki topraklarý kurtarmak amacýyla baþlattýðý, on binlerce askerin ölümüyle sonuçlanan büyük bir yenilgi. Sarýkamýþ ve Allahüekber daðlarýný aþarken aðýr kýþ koþullarýna uygun donanýmlarý olmadýðý için çok büyük kayýplar verdi. 28 Aralýk’ta Sarýkamýþ önlerine geldiklerinde toplam asker sayýlarý 60 binden 10 bine inmiþti. Bu askerlerin ise savaþacak gücü kalmamýþtý Rus ordularý 1915 baþlarýndan sonra Doðu Anadolu’yu sürekli baský altýnda tuttular ve Erzurum’u ardýndan da Erzincan’ý iþgal ettiler. Ruslarýn cephe gerisindeki Türklere de uyguladýðý büyük baský yüzünden binlerce kiþi Batýya göç etti.
< Bu mesaj bu kiþi tarafýndan deðiþtirildi eggy13 -- 9 Aðustos 2008; 19:08:26 >
_____________________________
|
|
|
|
|
10 Aðustos 2008; 20:22:49
|
|
|
2.Abdulhamit'in müthiþ stratejisi Gün geçmiyor ki 2.Abdulhamit hakkýnda ne kadar yanýldýðýmýzý ortaya çýkaran bir bilgi ortaya çýkmasýn. Ýþte o bilgilerden birisi daha... Abdülhamid’in bor’u kaptýrmama mücadelesi Bor madeniyle ilgili yýðýnla spekülasyon yapýldýðýný biliyorsunuz. Türkiye’nin, hatta dünyanýn geleceði bor madenine baðlýdýr diyenler dahi çýkýyor. Bordan uçak gövdesi yapýmýndan füze yakýtýna kadar pek çok ileri teknoloji ürününde yararlanýldýðý biliniyor. Hatta hatýrlarsýnýz bor yüzünden 2007 yýlýnda ABD’nin Türkiye ile savaþa gireceði üzerine romanlar bile kaleme alýnmýþtý. Ancak II. Abdülhamid’in bor madenini yabancýlara kaptýrmamak için verdiði mücadele pek bilinmez. Bu yazýda arþiv belgelerine dayanarak 10 yýl kadar devam eden bu mücadeleden bazý kesitler sunacaðým. Ancak bilmemiz gereken bir þey varsa bor madeninin Türkiye’de oldukça erken keþfedildiði ve ilk maden çýkarma izninin, daha 1865 yýlýnda, yani Abdülaziz devrinde Desmazures (Dömazür) isimli bir Fransýz’a 20 yýllýðýna verildiðidir. Ýþte bor madeninin dünyada en bol bulunduðu yerlerden biri olan Balýkesir’in Susurluk ilçesinin Sultançayýrý bölgesindeki bu madenin iþletme imtiyazý, Hanson adlý bir Ýngiliz ile Giove (Cove) adlý bir Ýtalyan uyruklu giriþimcinin iþtahýný kabartýr ve onun civarýnda baþka bir madenin imtiyazýný almak için harekete geçerler. Fakat Fransýz iþin peþini býrakmaz ve Mart 1880’de Fransýz Elçiliðini harekete geçirerek bunu protesto eder. Tabii ucu Babýali’ye uzanan iþlerden Abdülhamid’in haberdar olmamasý düþünülemez. Rekabetin kýzýþmasý üzerine madenden baþlangýçta yüzde 5 rüsum (vergi) alýnýrken, bu oran 4 kat artýrýlmýþ ve tam yüzde 20’ye çýkarýlmýþtýr. Böylece yabancý þirketlerin iþi zorlaþtýrýlmakta, adeta imtiyazýný aldýklarý bu madenleri kendiliklerinden terk etmeleri arzulanmaktadýr. Belgelerden 1884 yýlýna doðru bor çýkarmak isteyen þirketler arasýndaki rekabetin adeta kapýþmaya dönüþtüðü görülmektedir. Çözüm olarak maden sahasýndaki iþletmelere “Paydos!” denilmiþse de, bu da ortalýðýn yatýþmasýna yetmemiþtir. Çünkü yasaklamaya raðmen bor, bu defa kaçak yollardan, arpa vs. eþya arasýna konularak yurt dýþýna kaçýrýlmakta, ocakta bekletilen madenler de ayrý bir gelir kaybýna sebep olmaktadýr. Hanson-Cove þirketi ise iþin peþini býrakmak niyetinde deðildir. Þirket 1887 yýlýna geldiðimizde Osmanlý maliyesinin de zor durumda olmasýndan istifadeyle cazip ödeme teklifleri sunarak yeni bor imtiyazlarý koparmak için uðraþmaktadýr. Nitekim bu cazip teklifler Danýþtay (Þûra-yý Devlet) tarafýndan kabul edilmiþ olup Bakanlar Kurulu’nca da onaylanmýþtýr. Þimdi sýra bir kiþiyi ikna etmeye gelmiþtir. Kim olduðunu tahmin ettiniz sanýrým: Sultan Abdülhamid. Ondan da bir “irade” koparýldý mý, iþ tamamdýr. Baþbakanlýktan Yýldýz Sarayý’na yazýlan ve iki harita eklenerek gönderilen tezkerede bu hususta Padiþah hazretleri her ne emir ve ferman buyururlarsa onun hükümlerine göre hareket edileceði belirtilmekteydi. Takvimler, 9 Þubat 1887’yi gösteriyordu. Bu tarihten 3 ay sonra, 20 Nisan 1887 tarihli bir baþka belgeden öðreniyoruz ki, saraydan bu konuda herhangi bir emir çýkmamýþtýr. Çünkü Sultan II. Abdülhamid, Nuh demiþ, peygamber dememiþtir. Bu yabancý þirketlere bor imtiyazýný kaptýrmamaya kararlýdýr ve bu yüzden Babýali’nin kararýný imzalamayýp savsaklamakta, tabir caizse buza yatýrmaktadýr. Su uyur düþman uyumaz, derler. Þimdi Ýngiltere Büyükelçisi devrededir ve türlü övgüler düzerek Abdülhamid’den yardým istemektedir. Ancak Osmanlý çýkarlarýna aykýrý olduðuna inandýðý bu irade bir türlü çýkmaz. Çünkü Abdülhamid, bor madeni üzerinde oynanan oyunlarýn farkýnda olacak kadar uyanýk bir yöneticidir. Nihayet Yýldýz Sarayý’ndan beklenen karar, 1889 yýlýnda yine ayný yerde baþka bir bor madeninin imtiyazý için çýkar. Bilin bakalým kime? Ýngiliz veya Ýtalyan giriþimcilere deðil elbette. Aþaðýda orijinalini verdiðimiz belgeye bakýlýrsa Abdülhamid, artýk bor madeni imtiyazlarýný yerli üreticilere, özellikle de kendisine yakýn olan paþalara vermeye baþlamýþtýr. Bunun amacý da elbette bu deðerli madenin kendisinin kontrol edebileceði insanlarýn elinde durmasýdýr. Zaten kapitülasyonlarla baþý yeterince dertte olan devleti yeni bir sorun yumaðýna daha gömmemektir. Ýþte Baþbakanlýk Arþivi’nde bulunan (Yýldýz Prk. Bþk. Dos.16/ Göm. 53) o belgenin sadeleþtirilmiþ hali: “Hüdavendigâr vilayetinde, Karesi sancaðýnda, Fart nahiyesinde, Ýldiz ve Aziziye köyleri civarýnda, doðusunda Ilýca yolundaki Kapalýdere içinde Sulucek mezarlýðý ve kuzeyinde Sulucek ince yolu boyunca Arnavud Aðýlý ve Germe Kaya ve batýsýnda Küplü deresindeki köprüye ve oradan da Sultançayýrý’ndan gelen caddede biri Ýldiz’a ve diðeri Hanson-Cove þirketine giden yoldan kesildikleri noktaya kadar ve güneyinde söz konusu noktadan adý geçen þirketin sýnýrý boyunca Kapalýdere’de sonlanan sýnýr dahilinde yaklaþýk olarak 1500 dönüm arazide çýkacaðý düþünülen borasit madeni imtiyazýnýn usul ve nizamý dairesinde padiþah hazretlerinin deðerli yaverlerinden ve büyük mareþallerinden Fuad Paþa hazretlerine verilmesi onun verdiði dilekçe üzerine çýkan padiþahýn irade-i seniyyesi gereðidir. 23 Aðustos 1889.” 119 yýl bile geçmiþ olsa Abdülhamid’den çýkýp uçak gövdesindeki bora dokunabilirsiniz. (Son belge hariç, diðer bilgiler Hayri Mutluçað’ýn “Belgelerle Türk Tarihi Dergisi”nin Ekim 1967 tarihli ilk sayýsýndaki yazýsýndan yararlanýlmýþtýr.) MUSTAFA ARMAÐAN | | | |