- x
II.Dünya savaşında tükenmiş Almanya nasıl bizden ileride ?
62 Cevap1307 Görüntüleme
Bu konudaki kullanıcılar: hiç
  Seçkin Yorumlar Yazdır
Sayfa: [1]      >>
Arama Terimi: Yazarı:
Konu içi arama ayarları
Sadece Arananın bulduğu yerler
Arama terimleri En önemli Üst minimum sıralama: /1000

Arama tercihlerinizi belirlediyseniz yukarıdaki kutuya arama terimini yazıp "Konu içi ara" butonuna tıklayınız.
Giriş
Mesaj

Uzaklaştırılmış
Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
21 Ağustos 2007; 14:33:18 

II.Dünya savaşını az çok bilenler Almanların kaybını (yaklaşık 7.060.000 ölü ve 800 milyar dolar maddi kayıp) bilenler ve savaş sonrası sıfırlanmış bir ülkenin durumunu azıcık hayal edebilenler de sanırım benim gibi hep merak etmiştir. Biz bu savaşa girmedik ama halen durumumuz malum. Böylesine bir çöküşten sonra Almanya nasıl oluyor da teknoloji, endüstri olarak bizden kat kat üstün olabiliyor ?

Uzaklaştırılmış
Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
21 Ağustos 2007; 14:41:36 

sanayi altyapıları ve bilgi birikimleri var..yaptıkları yıkılmış fabrikalarını yeniden kurmak

Uzaklaştırılmış
Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
21 Ağustos 2007; 14:45:25 


quote:

Orjinalden alıntı: Schaffer

sanayi altyapıları ve bilgi birikimleri var..yaptıkları yıkılmış fabrikalarını yeniden kurmak

emek olarak zaten çok eksikleri vardı ve y.dışından kabul ettikleri işçilerle telafi ettiler. koca bir ülkeyi ve endüstriyi kuracak, kat kat geliştirecek finansmanı nasıl buldular sizce ?


 
2213 Mesaj
21 Ağustos 2007; 14:59:00 

Sömürgeleri vardı halada var ama asıl önemlisi ülkesi için çalışan insanları vardı.Mesaisi bitince bir saatte fazladan ülkesi için çalışan almanlar vaktinde Türkiyede de vardı.
Japonlarda tek kelimeyle sıfırı tükettiler ama hala daha durmaksızın çalışıyorlar.


_____________________________

Kul´a bela gelmez, Hak yazmadıkça.Hak bela yazmaz, kul azmadıkça.
Körler duyduklarını gerçek sanır,sağırlar gördüklerini,aptallarsa kendi bildiklerini


10034 Mesaj
21 Ağustos 2007; 15:11:45 

Teknolojik gelişime açıklardı.
Bizler gibi yabancı oldukları zaman zaman da uzak durdukları bir yolda yürümediler.

Cumhuriyet tarihine kadar birçok alandaki gelişimimizi ve de tabanımızı oluşturamadığımız için inşa döneminde daha fazla zaman harcadık. Lakin onlar zarar gören binayı onardılar.



_____________________________

Bize yalnız dans etmesini, iyi giyinmesini, kur yapmasını ve âşık olmasını bilen gencin lüzumu yoktur.
Bize bugün mesleğinde usanmadan çalışacak, yarın hudutta göz kırpmadan ölebilecek genç lâzımdır.
Bize bir gençlik lâzımdır. Temelinde cehalet, duvarlarında riya, tavanlarında dalkavukluk bulunmasın.
H. Nihal ATSIZ, Atsız Mecmua, 15 Nisan 1932, Sayı: 12

O sebeple Ata'na saygıda kusur etme sakın!
Atatürk'e göre Atatürk - Rahatsız olma!

|| Forum Anlaşması || Genel Forum Kullanımı || İmza Kuralları || Şikâyet Sistemi || Kullanıcı Adı Değişimi || SMS Onay Sistemi || Önerileriniz, Sorunlarınız ||


9706 Mesaj
21 Ağustos 2007; 15:24:01 

cevabı basit ama düşündürücü,

[u]Onlar ürettiler biz tükettik .

Biz üretim yapıyoruz dedik verimi düşünmedik , organizasyon yapamadık , bürokrasiye takıldık ,mühendislikte değil de hafriyatta uzmanlaştık , bir yeri yüz kere yaptık ama adam edemedik bir türlü.(halen de kazar dururuz)

Onlar ise bir seferde en gerekli olanı gerektiği kadar yaptılar ,israf etmediler , çalıştılar , organizasyonlarını mükemmelleştirdiler, hataları sıfırladılar.Dünyaya yeni bir sistem ve bakış tarzıyla yola çıktılar.Ellerinde olanı en verimli şekilde değerlendirdiler şimdi ise bunun nimetlerinden faydalanıyorlar.Bu bana karınca ile ağustos böceğinin hikayesini anımsatıyor.

sonuçta biz daha mutluyuz işte deyip yine yatmaya devam ediyoruz , o zaman aynen yola devam .Yoksa seçimlerde başka bir şey dedik de ,benim haberim mi yok


_____________________________



Uzaklaştırılmış
Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
21 Ağustos 2007; 15:43:58 

milletlerin genel insan yapısı ile de çok ilgili galiba bu olay.


9706 Mesaj
21 Ağustos 2007; 16:18:44 

evet haklısınız ama öncelikle kurallar ve uygulanmasındaki hakkaniyet önemli bence.İnanınız ki almanlar ülkemize gelince derhal çarpık düzene mecburen ayak uyduruyorlar ve sistemin onları düzen içinde tuttuğunu ve bunun insan yapısı değil detoplum bilinci ile alakalı olduğunu görüyorum.Türkiyeye yerleşen kişileri mercek altına alın türklerden çok da farklı bir davranış yapısı içinde olmadıklarını göreceksiniz.Yani insanın genel yapısında olan ortama uyum sağlama açısından değerlendirilmesi lazım.Aslında bizler de bu konuda bayağı başarılıyız.bunu zorlukların üstesinde gelmede her zaman gösteriyoruz.

ancak toplumsal bilinç ve düzenin sağlanması ve verimlilik olunca herkez kendi bildiğini okuyor ve düzenin açıklarını zorlamaya başlayınca film kopuyor.Çünkü sistemi olan topluluklarda yaşamak daha kolaydır ve sistemin sürdürülmesini denetlemek , aslında tek tek insanları memnun etmekten çok daha basittir.Ancak bu konuda oldukça başarısız olduğumuz ancak iyi bir yönetim anlayışı ve düzenin ahlaklı ve adil uygulanması ile türkiyemizin dünyanın en ileri ülkelerdeki seviyeyi çok kısa zamanda yakalayacağına inancım tamdır.

En kötü yönetim bile düzenli olarak istikrarlı bir şekilde görevde kalıp ,yaptıklarının sonuçlarını görse ve cezalandırılma mekanizması çalışsa , inanınızki pozitif yönde ilerleme kaçınılmaz olacaktır.

quote:

Orjinalden alıntı: .TaneR.

milletlerin genel insan yapısı ile de çok ilgili galiba bu olay.



_____________________________



Uzaklaştırılmış
Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
21 Ağustos 2007; 17:10:30 

bazı kaynaklardan bulduğum yazıları aktarıyorum. :
-------------------------------------------------------------

2.dunya savasindan sonra gerek Japonya'nin, gerekse Almanya'nin askeriyeye yatirim yapmasi engellendi. Basitce, "Guvenliginiz saglanacak fakat orduya yatirim yapamazsiniz" dendi. Savas yaralarini var gucuyle sarmaya calisan bu 2 ulke de (aslinda bu listeyi Kore gibi ulkelerle de genisletmek mumkun) askeriyeye degil de, ekonomiye, teknolojiye yatirim yapti. Devlet sanayiye cok sayida tesvik verdi. Iste bu kadar gelismelerindeki temel faktor budur. Turkiye'de orduya akitilan paranin haddi hesabi yok. Gecmiste de boyleydi, gunumuzde de boyle. Hala problemlerimiz, hala mucadelemiz devam ediyor. Hala da oluk oluk para akitiliyor. Bu gidisle de akitilmaya devam edecek. Cunku oyle bir durumdayiz ki, boyle guclu bir Turk ordusu olmasa ulkemiz ne hale gelir kimbilir...
......
2. Dünya Savaşı'nda mağlup olan Japonya ve Almanya'da memurlar 4 saat fazla çalışırken bizde memur 8 saatlik çalışma sürresinin 4 saatini nasıl kaytarmayı düşünüyor.

Almanya ve Japonya savunmaya bizimkin oranla çok az para harcarken biz milyarlarca dolar harcadık ve harcamaya devam ediyoruz. Peki neden? Japonya ve Almanya'nın teknolojik olarak gelişmesi ABD gibi batılı emperyalistlerin işine gelir. Onların geliştirdikleri teknolojiden faydalanmıyorlar mı sonuçta? Almanya ve Japonya milli savunmaya 5 kuruş harcamazken biz milyarlarca dolar harcadık. Almanya ve Japonya'nın ekonomik girişimleri batılı müttefikleri tarafından desteklenirken bizimkiler sabote edildi. En basitinden bir örnek verelim; Mazda otomobili ve Toprak Holding olayları... Detaylara boğmak istemiyorum.
.............
1)Fazla disiplinli ve ayrıntılarda hassaslar
2)Kural koyuyorlar ve gariptir harfiyen bu kurallara uyuyorlar
3)Genetik olarak çok çalışkanlar
.............
Tüm dünyada japonlar cok zeki, akıllı,çalışkan gibi bir izlenim var , ben şahsen önce zeki akıllı terimlerinden ne anladığıma bakarım ,
zeki, akıllı deyince ne anlıyorsunuz ? kardeşim zeki akıllı olmak işini bilmekdir , japonlar bu yönde zekidirler, akıllıdırlar ,işlerini biliyorlar, şöyleki şu an yazdığım yerde , karşımda 4 tane çöp torbası var, pet ayrı, kağıt ayrı, teneke kutular ayrı , ve günlük çöp ayrı , düşünsenize bugun hurda pet 1000$/ton , varmı türkiyede böyle ayrım , yani geri dönüşüm , varsada devlete faydası yok yada toplama maliyeti var özel sektör sokakdan toplar satar , ama burda karşılıksız ayrışmış olarak düzenli bir şekilde çöpe gider , bunu alan belediye değerlendirir, yazım uzayacak ama ayrıntılara bakmak gerekiyor , burda kola petlerinin üzerindeki marka yazan naylon kısım hemen ayrılacak şekilde monte edilmiş her japon onu itina ile ayrıştırır evinde plastik torbasına kor,peti pet torbasına yani ek işlem , ek masraf ile ayrışma yapılmasını ta evde önler, işde bu disiplin akıllılıkdır , zekilikdir , yoksa dünyada hiç bir ırk yokki sizin anladığınız şekilde akıllıdır , yani otururken buluş yapsın , düşünürken buluş yapsın,ruyasında buluş yapsın yok öyle bir ırk , peki yapdıkları elektronik aletler ne diyen arkadaşlar var ? kardeşim az önce anlattığım düzen iş hayatınada yansıyor , cok çalışılıyor , peki bilim-teknik nedir ? bilim ve teknikde bilgi birikimidir , yani herkes bir parca ekleyerek olur , 1960 da birisi bir şey yapmış , her gecen gün gelen nesil üstüne bir şey eklemiş bugun bu şeklini almış , yarın daha ileriki şeklini alacak , yoksa bununda zekayla alakası yok , buda bir disiplinin ürünüdür.şunuda hatırlatayım ilk buluşlar hep amerikadan gelmiş japonya buna ilave yapmışdır , PC, cep teli , internet , bu şeklinende bakarsan aslında fikir taklitçiliği var , SONUÇ : çalışmak , gayretle çalışmak , disiplinli olmak , işini bilmek = akıllılıkdır , zekiliklidir, zaten buda ekonomik güç doğurur
bugun zengin olmalarındaki tek neden bu değil elbette, burda bir cok arkadaşın belirttiği askeri giderin olmamasıda cok etken olmuşdur , bazı arkadaşlar katılmamışlar buna ama bende şöyle izah edeyim ,
bugun TR'nin yıllık savunma gideri min 15-20 milyar dolardır , Silah, asker yemek, barınma sağlık , birde bunu 45-50 yılla carp , bunun yatırıma dönüşdüğün düşün , bu sefer kat be kart artacakdı , ben TR neden yapıyor demiyorum , sadece JP böyle bir masrafı olmadı diye söyliyorum , Elbette TR o askeri harcamayı yapacak ,hatta az bile yapıyor , Güvenlik kimseye emanet edilemez heleki Tr'nin bulunduğu bölgede,oda ayrı bir tartışma konusu
Şu anki dünyadaki siyasi dengeler JP'ye bir saldırıya izin vermez ama ilerisi için kimse garanti edemez , Çinin tarihden gelen bir alacağı var , zaman zaman bunuda dile getiriyor, Kore nukleer silaha gidiyor , JP'nin bunlara karşı ne önlemleri var bilemem ama eğer USA'ya güveniyorsa işleri Allah'a kalır , Bazen para her şey değildir , 1970 lerin beyrutu ortadoğunun parisiydi , kuweytın zenginliği öyle ama 1 gecede ne hale düşdüler , İnşallah JP'nin zenglinliği , beyrutn zenginliği, kuweytin zenginliği gibi değildir
...............


1934 Mesaj
21 Ağustos 2007; 17:35:29 

Altyapıları zaten mevcuttu.Kaldıkları yerden devam etmesini bildiler.


_____________________________

İnsan seveceği kimseyi iyi seçmeli,
ona göre sevmeli; kim olduğun değil,
kiminle olduğun önemlidir.
Madde Bağımlılığına "HAYIR"


952 Mesaj
21 Ağustos 2007; 18:09:48 

(Alıntı yaparak gereksiz yere kalabalık etmek istemedim)

Sayın Taner, yazınız ilgiyle okudum, dikkat çekecek noktalar oldukça fazla, doğruluk payı da elbette yüksek. Bense kendimce bir eleştiride bulunmak istiyorum (buna özeleştiri düyebilir miyiz bilmiyorum)....KEndimce gördüğüm,yaşadığım olaylardan yola çıkacağım.

Eşim sağlık ocağında çalışıyor, nöbetçi olduğu bir gün (saat 00.00'a kadar) ilçe hastanesine 3 kişi geliyor, içlerinden birisi hasta,nefes darlığı varmış daha doğrusu nefes almakta zorlanıyormuş...Hemşireler (2 hemşire nöbetçi) doktorun ilk gözleminden sonra gerekeni yapıyorlar ama laf anlayan kim, illa da ambulans çağrılacakmış, durumu ağırmış.Samimiyetimle söylüyorum abartılan kadar değil hem doktorla, hem eşimle konuşuyoruz. Velhasılı bir kaç kez 112 acil servise telefon açılıyor ve oradan red cevabı geliyor çünkü hastanın aciliyeti ve oradakileri ikna edememiş. En son telefon açtıklarında doktorun eline tutuşturuyorlar telefonu zaten yaşı küçük olan çaresiz telefonda konuşuyor, hani aksi bir şey de söylemiyor çünkü karşı taraf kalabalık ve güvenlik görevlisi yok.

1- Kural tanımıyoruz, her şey bizim için var zannediyoruz ve devletin olanaklarını köküne kadar kullanma hakkını (yerli-yersiz) kendimizde görüyoruz.

2- Görevinin başında olan doktor ve hemşirelere rağmen oradaki personelin güvenliğini gece bekçisine emanet ediyoruz ki o da ortalıkta yok, çünkü doktorun bu vatandaş üzerinde yaptırımı yok, zaten personelde rica ile gönderiliyor. Dolayısıyle bir kaç tane çapulcunun devletin kaynağını rahatça sömürmesine olanak veriyoruz.

3- Çalışmaktan dem vuruyoruz, her işimize haramı, helali esas alarak yola çıkıyoruz ama kul hakkı nedir tanımıyoruz.

4- O üç beş tane çapulcuya devletin yardım olanaklarını açıyoruz, hiç emek vermeden yardımda bulunuyoruz ve böylece devleti daha rahat sömürmesine olanak tanıyoruz.

Bir başka olay, çalıştığım okulda 2 yıldır görev yapan bir müdür yardımcımız ve bu değerli arkadaşın sayesinde okulun kağıt, toner gibi masrafları karşılanmaya başladı (devlet bu harcamalar için her hangi bir yardımda bulunmuyor). Bu değerli arkdaşaın sayesinde yazı işleri düzene girdi, kurallar olması gerektiği gibi uygulanmaya başladı. Müdürümüz emekli oldu ve yerine müdür atanamadığı için okuldaki 2 müdür yardımcısından birisi müdür vekili olacaktı (2. müdür yardımcısı eğitim öğretim senesi sonuna doğru atandı). Biz bu arkdaşın müdür vekili olmasını beklerken maalesef daha yöneticilik tecribesi olmayan ama 20 yıllık öğretmenlik tecrübesi bulunan 2. mdürü yardımcısının vekil olduğu haberini aldık, üzüldüm.

1- Her fırsatta "Türküm, doğruyum, çalışkanım" diyoruz ama önemli işi yapacak insanın kalitesi değil, önemli olan adamın arkasının olması.

2- Her fırsatta ve hemen her sene başında toplantı yapılır, kaymakam gelir daha bizmillah demeden başlar "öğretmeneler hiç bir şey yapmıyor zaten yatıyorlar" dan girer "çalışmayana şöyle ceza veririm" diyerek çıkar. Tabii bizler iyi motive olmuş grup olarak çıkarız toplantıdan.
İnsana nasıl hitap edeceğimizi bilmiyoruz.

3- Yukarıda adı geçen kaymakamın eşi sağlık ocağında çalışır görünür, böylece döner sermyaden de faydalabilenecektir ancak bu durumu her hangi bir sendika başkanına iletirsiniz, gerekli işlemlerin yapılmasını beklersiniz ve cevaben " Takdir edersiniz ki kendisi mülki idare amiri, bu sebeple yaptığı bazı şeylere göz yummak lazım" denilir ve siz susarsınız. Bu Sağlık Müdürlüğüne tarafımdan şikayet edilir ve bu şikayet belediyey ulaşır, ilk aranan şey "Bu şikayeti kim yaptı?" sonra da o eşin orada olmasına sebepler bulunur.
Her şeyi memurlarda aramamak lazım, bu memleketi soyanlar memurlar değil bizzat yönetici konumundaki insanlardı, imzaları biz atmıyoruz.

4- Okulun kaloriferleri her sene yeterince yanmaz çünkü kömürler adidir, kalori değeri çok düşüktür. Her ne hikmetse her sene bundan şikayet edilmesine rağmen kimsenin kulağı duymaz ve yine her sene kömür dağıtım ihalesini aynı vatandaş ya da o vatandaşa ait bir firma alır.

Saymaya kalırsam anlatılacak çok şey var, aslında onlar neden ileride değil, biz neden gerideyiz diye sormak lazım?


_____________________________



9706 Mesaj
21 Ağustos 2007; 18:18:15 

Taner beyin yazısına harfiyen katılıyorum.Zaten katılmamak elde değil.
Yanlız Japonya ile Almanya'yı birazcık ayırmak gerekiyor.İkiside benzer ilerleme örenği göstermiş olmaarına rağmen japonyaya Amerikanın çok ciddi desteği olduğunu unutmamk gerekiyor aynen güney Kore gibi.tabii ki adamlar çalışkan olmalarının yanı sıra sistemin döndürülmesinde bireysel katkının payı da oldukça büyüktür.

Almanya ise zaten çok gelişmiş bir kimya ve çelik ,enerji ve ağır sanayi teknolojisi varken bu sekteye uğratılmış ve bertaraf edilmiş olsada tekrar yapabilecekleri sistem ve halkın tekdüze hayata alışkın olması sebebi ile işgücü sayesinde tekrardan diriltilmiştir.Zaten dünyanın en büyük ve araştırma geliştirme yapan üniversiteleri 2. dünya savaşı öncesinde Almanya da idi.Beyin gücü ve teknik ve iktisat ,kimy ave sayamıyacağım birçok konuda dünyanın en ileri memleketi idiler.Zaten Alman profları amerikaya ithal etmeseler birçok konuda Amerikanın yapabilieeği ilerleme ötelenir idi.Yani zaten belki şu an bile dünyanın en iyi yetişmiş elemanları ve disiplinin (mesleki )olduğu ülkedir.Bireysel şirketlerinin başarıları şans değildir.

japonya ise amerkanın büyük maddi ve teknolojik desteği ile 1950-1960larda başlattığı atılım ile ilerleme sağlamılş bunda da askeriye ayrılan kaynakların azlığının çok büyük katkısı olduğu aşıkardır.

şimdi türkiye ye gelince , 1930-1940 ların teknolojisine göre çok büyük hamle yapan türkiye aynı hızda gelişimini hep sekteye uğratan faktörlerin baskısı altında kalmıştır.Bilinçli olarak yapılanların dışında halen küçük çocuklar bile telvizyonu izleyerek insanmız hakkında yorum yapabilirler.Bitreysel başarı ve zeka ile karşılaştırıldığında ben ortalama olarka ciddi bir farkın çıkacağına inanmıyorum.Hepsi bir taş üstüne bir taş koymakla olmaktadır.Kişisel olarak eğitimimiz de böyle değil midri.İNsan atlayarak hazmetmeden bir diploma almış olsa başarılı bir doktor veya mühendis olma şansı var mıdır? Eğer var diye düşünülüyor ise işte farkımızı yaratan bu zihniyet ve bakış tarzıdır.


_____________________________




1374 Mesaj
21 Ağustos 2007; 18:26:46 

Yönetici seçiminde maalesef iş odaklı çözümler yerine personel odaklı seçimler yapılıyor. Böylece yeni gelen yöneticide çözüm üretmek yerine oraya kendisini getirenlerin işlerini halletmek için mesaisini harcıyor.
Ben 10 senedir memurum. Maliyede çalıştığım zamanlarda dizaynı 1940 lı yıllardan kalma fişlerle çalışıyoduk. Ankaradaki bir uzman yada yöneticiler 60 sene bu işi yenilemeyi düşünmemiş. o zmanlar ytl olamdığı için rakamlar sığmıyodu ama dmo dan öle geliyodu mecbur kullanıyoduk. Bilgisayarlı sistem geldi iş biraz düzelmişti. Şimdiki işyerim üniversite. Ben maliyede memurluk yapmışım gerçekten diye düşündürüyo bana burası. Adamcılık almış başını gitmiş. Asistanların çoğunun babası yada yakını üniversitede prof.

Bu örnekleri herşeye yaygınlaştırabiliriz. şu gerçekki biz dürüst değiliz,empati duymuyoruz ve günü birlik çözümlerle işi götürüyoruz. Adamcılık yapıyoruz,çalışmayı sevmiyoruz ve topluma saygılı değiliz. Ayrıca da tepkisiz bir toplumuz.


_____________________________

Drunk and cRAZY

Uzaklaştırılmış
Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
21 Ağustos 2007; 19:26:33 

Herkes toplumsal konumumuzdan bahsetmiş ben başka bir etkenden bahsetmek istiyorum. O dönemleri çok iyi bilmesem amerikanın bize uyguladığı marşal "yardım"larının ülkemizi batıran en büyük unsurlardan birisi olduğunu üşünüyorum. Adamlar bize sen üretme biz üretir sana satarız politikasını çok güzel yutturmuşlar. Bugün yük taşımacılığın da tren yollarının payı %5 gibi komik bir değerde ise bu marşal yardımlarında "bu parayı otoyola harcayacaksın" şeklinde yaptırımlar olmasıdır. O zamanlardan gelen bu üretmeyip tüketme hastalığımız ülkemizi batırmakta. Mesela çok kafayı taktığım bir örnek vermek istiyorum. Yazıcınızın kağıdı bittiğinde alabileceğiniz bir Türk A4 kağıt markası var mı? Binlerce yıl önce keşfedilmiş kağıdı bile üretmeyip ithal eden bir ülkenin gelişmesi mümkün mü?

Bir de salla başını al maaşını olaylarına bir örnek vermek istiyorum. Annem bir Üniversite hastanesinin öğretim üyesi yemekhanesinde çalışıyor. Anlattığına göremuayenehanesi olan proflar (yaklaşık %70'inin var) sabah 11.30 gibi yemekhaneye geliyorlar 1.30'a kadar yiyip içip sonra kalkıp muayenehanelerine gidiyorlar. Yani hastanede taş çatlasa 2,5 saat iş yapıyorlar ve buna rağmen en düşük 2.500-3.000 lira maaş alıyorlar.


 
3505 Mesaj
21 Ağustos 2007; 19:30:27 

sanırım bu konudan sonra şöyle bir kıyaslamanın içine giriyoruz. Onlar savaştan çıkınca tekrar güçlü bir devlet oldular fakat biz medem güçlenemedik?

bence durum şöyle onlar savaşa girmeden önce zaten güçlü idi, ,iş vardı aş vardı, fabrika vardı. ama bizde 1. dünya savaşından sonra tekrar oluşacak bir güç yoktu. Bir zamanlar dünyayı yöneten güç tükenmişti. Yabancıların eline bakıyorduk. Allah'tan ki M.K. Atatürk vardı. Bence bizde en az onlar kadar büyük birşey başardık


_____________________________



 
2213 Mesaj
21 Ağustos 2007; 20:09:02 

İsmet İnönü gzel bir sözü vardır.
"Bir memlekette, namuslular, namussuzlar kadar cesur olmadıkça, o memlekette kurtuluş yoktur"


_____________________________

Kul´a bela gelmez, Hak yazmadıkça.Hak bela yazmaz, kul azmadıkça.
Körler duyduklarını gerçek sanır,sağırlar gördüklerini,aptallarsa kendi bildiklerini

Uzaklaştırılmış
Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
21 Ağustos 2007; 20:13:39 

yani sonuç olarak bizim geri kalmışlığımız, çok daha gerilerden geliyor, onlar zaten ellerindeki teknolojiyi tekrar canlandırdılar.

ama işin enteresan yönü, yıkılmış bir ülke bu kadar bir sürede (30 yıl kadar) nasıl böyle bir düzeyi tekrar yakalayabildi, bu kadar finansmanı nereden buldu.


 
1531 Mesaj
21 Ağustos 2007; 20:54:37 


quote:

Orjinalden alıntı: .TaneR.

yani sonuç olarak bizim geri kalmışlığımız, çok daha gerilerden geliyor, onlar zaten ellerindeki teknolojiyi tekrar canlandırdılar.

ama işin enteresan yönü, yıkılmış bir ülke bu kadar bir sürede (30 yıl kadar) nasıl böyle bir düzeyi tekrar yakalayabildi, bu kadar finansmanı nereden buldu.


Batı Almanyaya Amerika finansman sağladı, Doğu Almanyaya'da Sovyetler.


_____________________________



952 Mesaj
21 Ağustos 2007; 21:11:46 

Eğer biz geri kalmışlığımızı gerilere bağlarsak o vakit amacımız bir hata bulmak değil, bir suçlu bulmak olur. Bir suçlu blurusak mazaret üretmesi de kolay olur ne de olsa "irade bizim elimizde değil, biz istiyoruz ama geçmişte bir kere hata var" diyerek işin içinden sıyrılmak ta var. Ben bu fikre bu noktada katılmıyorum, evet zamane şartlarına göre geride olabiliriz ancak bu hiç bir şey yapmayıp yerimizde oturacağız anlamına gelmiyor.

Öncelikle kuralsız yaşıyoruz ve bu kuralsızlık yönetim şeklimiz de yansıyor. Trafik kurallaını tanımıyoruz, okulda kural yanımıyoruz, adam alırken kural tanımıyoruz, çalışırken kural tanımıyoruz. "Ön teker nereye giderse arka tekerde oraya gider" misali, yönetici konumundaki insanların öncelikle işlerine dört elle sarılamalrı lazım, öyle işi başkalarının üzerine atıp ta olayın içinden syrılmaya çalışmak olmaz.

"O konuma geleyim de gerisini boşver" diyen bir zihniyetle olmuyor bu işler, işte yukarıda bir kaç örneğini verdim. Küçük şeyler ama bu meleket adına kayıp, bu meleket adına bir geri adım, birileri çalışsın çabalasın, vergisini versin, diğer taraftan bir başkası sahip olduğu konumu kullanarak devletin olanaklarını dilediği gibi kullansın...Eğer biz bu durumu normal olarak görüyorsak, her ne olursa olsun bir amirin yaptıklarının sorgulanamayacağı mantığını savunuyorsak, ait olduğumuz düşüncenin eleştirel yönlerini göremiyorsak veya görmek istemiyorsak, otutrp hayıflanamak boşa.

Kuralım bir sistem, sistemi revize etmeyelim nasılsa işleyen çarklar var, dönen çarklar var, hata varsa da ben bulaşmayayım da kim bulaşırsa bulaşsın...yani bu düşüncenin hiç mi bu memleketin hali hazırdaki durumuna etksiis yok? adamcılığın kol gezdiği, usulsüz atamaların hiç mi etkisi yok? kuralsız bir yönetim anlayışının, sorguanamaz bir yönetim anlayışının hiç mi etkisi yok? bu kuralsızlığın toplum yaşantımızdaki hakimiyeti sonucu kimsenin bu sisteme dokunupta kendi çarklarına çomak sokmak istememesinin hiç mi etkisi yok?

Finans boyutu hakkında araştırmadan herhangi bir fikir beyan etmem doğru olmaz...


_____________________________



3649 Mesaj
21 Ağustos 2007; 21:27:11 

teknik,teknoloji,milliyetçilik sayesinde. su sogutmalı motordan hava sogutmalı motora gectiler.seri üretimi ilk onlar yeptı bunlar yeterli sebepler herhalde


_____________________________

Intel i7 3770k 3.5@4.5 GHZ / Cooler Master Hyper TX3 Evo // Msi Z77A-G43 // GSKILL Sniper 2*4gb 1600Mhz // Asus R9 270X DcU II // Corsair Force GS series 128 GB (560-535) / Western-Digital Caviar Black 1TB 64mb 7200rpm // Cooler Master 80 Bronze 600 WATT // Cooler Master K350 // ViewSonic 23" FHD LED


1999 Mesaj
21 Ağustos 2007; 22:00:51 

quote:

Orjinalden alıntı: Generalll




Batı Almanyaya Amerika finansman sağladı, Doğu Almanyaya'da Sovyetler.


Evet en önemli sebep bu.

Amerika batı almanyaya büyük mevlalarda borç verdi. Ki ilk başlarda tefecilikle başladılar. Doğu almanyada Sovyetlerden borç aldı ki doğu almanyanın yüzölçümü o kadar büyük değildir, şimdiye devam etseydi polonyanın bi kaç boy küçüğü olacaktı.

Almanya şu an Dünya ihracat birincisi, ihracatta kendini aşmış diğer devlet Japonya'da ikinci dünya savaşının mağluplarından biri, onlar da amerikan desteğiyle ayağa kalktı, sanayilerini kurdular..

Soğuk savaşın nimetleri mi desem demesem mi yoksa.



< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Lacrima -- 21 Ağustos 2007; 22:02:05 >


_____________________________



2858 Mesaj
21 Ağustos 2007; 22:03:36 

adamlar canlarını dişlerine taktılar yemediler içmediler fabrika açtılar otomasyona geçtiler yani bizden çok önce temellerini attılar , şu anda da sefalarını sürüyorlar

diğer bir örnek ise beğenmediğimiz şeriat ile yönetilen radikal islamci olan kimse tarafından sevilmeyen aşırı müslüman oldukları için aşşağılanan iİRAN var. Adamlarda 100' ün üzerinde uranyum zenginleştirme tesisleri var ve adamlar şu durumda bile rahatlıkla kafa tutabiliryor. ingiliz askerleri esir alındığı zaman gördük.

hadi onuda geçelim daha 60 sene önce japonlara nükleer bomba attılar taş üstünde taş baş üstünde baş kalmadı ama şimdi adamlar açık ara önde ,

biz rahata alışmışız , çalışmadan didinmeden köşeyi dönme planları kurarken hergün yeni bir icat yapıyor ecnebiler. bizi yönetenlerin içinde kaç tane bilim adamı var gerçi adamda yok işlerinde ama napcakta bişey yok. ibrahim tatlıses gibi bir şahsiyet A yı B bilmeyen gibileri milletvekili adayı olursa daha fazlada bişey beklemeyin.

başımdan geçen bir olayı anlatmak istiyorum yabancı bir formda ecnebi arkadasın biri Türkler hakkında Atatürk hakkında ileleri geri konuşuyordu hani bizimde övünülecek bir tarihimiz varya hemen atladım lafa dedim sene 1453'ü hatırla ondan sonra 1945'i hatırla cocuk dedi evet hatırladım ama şu an 2006 yılındayız dedi. geçmiş geçmişte kaldı şu anda geri bir ülkesiniz dedi , hani olurya bittiğim an bu andır aynen öyle oldu..

Atam ne güzel söylemiş

TÜRK ÖĞÜN , ÇALIŞ, GÜVEN biz şimdilik sadece öğünme kısmıyla ilgiliyiz inşallah ilerki yıllarda ÇALIŞMAK VE GÜVENMEK sözcüklerini kullanacağız..

Yazım hataları için kusura bakmayın



< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi _DefeatMe_ -- 21 Ağustos 2007; 22:04:59 >


_____________________________



Tekseker


1231 Mesaj
22 Ağustos 2007; 2:00:23 

Arkadaşlar,Genel olarak yazılarınızda altyapıdan bahsetmişsiniz ama durum hiç de öyle değil.

Neden?

İttihatçılar yani saf kan yahudiler, Ülkemizi kontrol altında tutmak için her zaman yeni projelerin peşinde oldular ve ne yazik'ki de hala'da oluyorlar.

Şöyle düşünecek olursak 1860 lardan gelen bir yapı var. peki bu yapı nasıl bir kavramdır?

Şuan konuştuğumuz,Toplum mühendisleri(derin devlet) denen iletin bütün organlarımıza sızmış olması.Bunu
osmanlıdan başlayarak günümüzde'de,Ne yazık ki örnekleri ile görebiliyoruz.

Bir osmalı padişahının (Abdulhamit) taht'tan indirebilecek güçe sahib olmak ve bununla kalmayıp,Adnan menderesi vatan hani olduğunu ilan edip Astırmak,Musul ve kerkük bizimdir diyen Turgut Özalı zehirleyebilmek ve dahası çeşitli bahanelerle 2 darbe ve 1 post modern darbe olmak üzeri 3 darbe yapabilmiş olmak vede kürt milliyetçiliği ile yeni bir devlet rüyası...

Sorulucak soru şu aslında BU ÜLKE HALA NEDEN AYAKTA VE BÜYÜYOR?


NOT: Amerikalı bir ekonomist geçen yıllarda bir haber kanalına,İsraillilerin ceblerindeki her 500$ bizimdir.Sorun şu ki karşılığında herhangibi bir hizmet almamışız,Yetkiler bunu açıklamalıdır diyordu. Bu olay 1 hafta sürmedi ve ekonomiste ne olduğu bilinmiyor. Yani bir anlamda kudüse giden heyetin raporuna ne olduğu gibi

Acaba amerikayı,Amerikanlılar mı yönetiyor?



Bu düzen türkiyede yıkılıyor.Bunun ilk göstergesi ise TBMM'nin,Abd'ye ırak tezkeresini vermemesiyle başlamıştır.


Saygılarımla.



< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi _kılıç_ -- 22 Ağustos 2007; 2:05:55 >


_____________________________

Ya yeni bir yol bulacağız,ya yeni bir yol yapacağız.
Hannibal Barca


21232 Mesaj
22 Ağustos 2007; 3:01:46 

Tarih okuyanlar bilir.
MArshall yardımları özellikle 2. Dünya Savaş' ında yerle bir olan Almanya ve Japonya' ya yapıldı.
USA bu ülkeleri tekrar imar edebilmek için milyarlarca $ harcadı.
Çünkü USA şunu iyi anlamıştı:

İlk Dünya Savaşı' nda terkedilen ülkelerde aşırı milliyetçi uçların güçlenmesi daha çabuk ve kolay oluyordu. Ezilmiş ve hor görülmüş halkın desteğini alabiliyorlardı.


_____________________________

Bazıları hayatı dolu dolu yaşar. Bazıları ise yavaşça akıp geçmesini bekler. Ama hayatı biryerde yakaladın mı, işte O zaman muhteşem birşey olur...


8177 Mesaj
22 Ağustos 2007; 10:09:00 

Alamanya'da, siyasî ve şahsî menfaatleri yerine ülke çıkarlarını gözeten yöneticiler görev yaptığı için bizden bu kadar ileriler.


_____________________________

...


9706 Mesaj
22 Ağustos 2007; 10:12:10 

aslında bizdeki sorunların çoğu gelişmemiş ülkelerde görülenler ile aynı .Şahsi kaatime göre zaten hiçbir zaman gelişmemiş idik.En gelişmiş olduğumuz konu askeri ve vergi toplama sistemeleri idi.Bunlardan vergi toplama sistemi osmanlılardan kalma sistemler yürütülüyor hala.Evet kutrallar ve içerik değişmiş olabilir ancak hakkaniyet ölçüsü eskiye göre daha da kötü durumda.Açığı kapatmak için vergiyi artırmak ve sarf edilen temel ürünlerin içine gizli vergi koymak en basit ve gelişmişliğin olmadığını gösteren çözümdür.

şimdi ülkemize geniş açıdan bakalım , neden devamlı açık oluyor veya olması sağlanıyor.
ikinci önemli soru da neden milletin cebindeki uzun vadede toplanmış para ,altın ,vb yatırım ,arz talep dengesinin kötü kullanıldığı ev ,araba, arazi gibi bence tamamen ölü yatırım olarak kalıyor.

ikisibnin de cevabını herkez aşağı yukarı biliyordur, ancak kalkınmanın ve bu kalkınmışlığı sürdürmenin temel cevapları bu sorularda gizli.

Şimdi gelişmiş kabul ettiğimiz Almanyanın birinci dünya savaşı sonrası 1920-1930 durumuna dönelim.Ülkenin durumu şu anki durumumuzdan bin beter ve sanayisi ağır borç yükü altında ezilmiş enflasyon hiper denilen rakakmlara fırlamış ve bir çuval para ile ekmek alacak durumdan ,nasıl olur da ikinci dünya savaşı öncesindeki güçlü ve Dünyayı kafa tutubilecek güce erişmişler .

İlk önce paranın kimlerin elinde olduğu sorusuna çevrelerine bakarak kerkez bir cevap aramış ve aslında paranın yahudi cemaatinin elinde olduğunu bankaların ve önemli üretim yapan fabrikaların yönetiminde olduğunu görmüşler.Bu ülkedeki bir milletin evlatlarına duyulan öfkenin esas tohumudur.Kendileri bir somun ekmeğe muhtaç iken ,komşuları poselen tabaklarda ve kristal bardaklarda yemek yiyiyor ve ülkenin savaştan çıkmış en zarar görmemiş elit kesimini oluşturuyorlardı.Hepsi için geçerli miydi , tabii ki hayır ,ancak almanların gözünde uzun zaman içinde yerleşmiş bir duygu idi.bu durumdan faydalanan alman nasyolist partisi bunu iyi kullanarak zenginlere savaş açtı ,propogandalarında bunu kullandı ,bankaların faizlerini kontrol altına aldı.Herkeze bir iş vaadi ile tüm kapalı olan fabrikaları çalıştırarak önce üretimi sonra dhalkın alım gücünü artırarak 10 sene içinde ülkeyi devamlı üreten bir makine haline getirdi.Ancak tabii ki gerçek partinin niyetini tüm dünya şu anda bilmesine rağmen o günün almanyasında bu herkez tarafından görülmüyordu.İlk önce üretilen tüm şeyler tüketildiği için (ağır sanayi ve silah yapımı ) ülkede oluşan işsizlik çözülmüştü.Ülkenin ilk otobahn denilen hamburgtan başlayıp güneye inen meşhur hitler yolu o denemde büyük bir sükse ile yapılmış idi.Bütün bunlar halkın almanların dünyanın en ileri ülkeleri ile yarışabilecek moral gücüne kavuşmasını sağlamaktaydı.Üretim olduğu için malın birim satış değeri düşmüş, halkın alım gücü yükselmiş ve seri üretim teknolojisinin tüm imkanları kendi yenilikleri ile devamlı artırılmaktaydı.Kabukl edilmesi gereken bir nokta da almanların çok uzun yıllardan beridir makina , bina , statik ,dinamik, kimya ,fizik gibi temel bilimlerde dünyanın en ileri teknolojinin kullanıldığı ve araştırma yapıldığı yerler olması idi.Üniversite hocalarının birçoğu bu konuda dünyanın sayılı otorotilerinden oluşmakta ve sanayiye yön veren hesap kitabı çok iyi yapılmasını sağlamaktaydılar.Aslında bilimsel çevrelerin çevrelerine ilgisi çok büyük idi,hatta belki uzak bir konu ama türlkiyedeki arkeolojik büyük buluşların sahipleri onlar değil miydiler.belki halen de öyledirler.Tarih ile çok ilgiliydiler mısır tarihi ve milattan önceki uygarlıkların araştırmalarını sonuçlandıranlar yine hep onlar idi.Bu merak ve bulunna sonuçlar belki de nazi almanyasının ileride kullanacağı propaganda ve sonunu hazırlayacak en önemli etmenlerden biriydi.Arien ırkını arayışları ve bunun dünyadaki temsilcisi olduklara inanmışlar ve bazı bilimadamlarını himalayalardaki araştırmalara göndermişlerdir.Kamçılı adam filmindeki karakterler belki de bu konuda çalışmış bilim adamlarının simule edilmiş haliydi kimbilir.Ancak her konuya ilgilierinin olduğu açık idi.Yanlız tek ve en büyük problem bu bilim adamlarının çoğu da alman değil bütün avrupanın süzme bilim sınıfıydı.İçlerindeki kin zaman içinde o ırk bu ırk diye rahatsız edilmelerine hatta toplama kamplarına gönderilmelerine neden olmuş , hatta ve hatta 1930 ve 40 lı yıllarda birçok alman ancak kökeni alman olmayan bilim adamını ülkemize bizzat ATATÜRK davet ederek belki de şu birçogunuzun bilmediği , ancak ankaranın istanbulun tek tek olan üniversitelerinde göreve başlamışlar o zmanın tarih coğrafya , iktisat fakültelerinin en saygın ve değer verilen hocalarından olmuşlar ve 1940-50ve 60 ların iyi yetişmiş mühendisleri ve araştırmacılarının meyvesini yemiştir türkiyemiz.Aynen Amerkanın topladığı ve ikinci dünya savaşından kaçarak en araba ve yeni bir hayat sunduğu füze ekibinin ay programını başarması gibi.

konu çok uzun ama birinci dünya savaşından başlamaz isek kendimizi hiçbir şeyi başaramayan ve ileri saydığımız ülkeleri de çok fazla değer yükleyerek abartmış oluruz.İşte bu noktada bir değerlendirmede bulunur isek birinci dünya savşının malubu almanya ile türkiyenin 1938 deki durumu birbirinden çok da farklı olmadığını görürüz.Arada parasal olarak büyük bir fark olmasına rağmen ilerleme yolundaki adımlar ve parametreler bir idi .Temel şehir planlamaları yine aynı fikir birliği içinde yapılmış ve Ankara'nın meşhur gidiş geliş atatürk bulvarı ta o dönemlerde yapılmış ve alman şehir planlamacıları projesini çizmişlerdi.Halen kullanılan ve konsoloslukların olduğu bu bulvar ,zamanının en ileri görüşü ile yapılmış ve altyapısı ise kusursuz idi.(bugün melih göçek ne duruma soktu bilemem) 6 seritli bir yol o zamana kadar görülmemiş bir şeydi ,yeni kurulmuş Başkente de bu yakışır diyen ATATÜRK ne adar ileri görüşlü olduğunu benim tekrar yazmama gerek de yok.Aslında bu ince bir takdiğin eseri olduğunu sonradan herkez sonradan anlamış idi, çünkü İstanbuldan Ankaraya gelmek istemeyen konsoloslukları bu yol ve arazi tahsisi yapılınca ATATÜRK köşeye sıkıştırmış mecburen gelmek zorunda kalmışlar idi.Bu bir ülkenin gücünün pekişmesi için ne denli ince politika yürütüldüğünün ispatıdır.

Ş,imdi günüme dönelim kıyas yapmak yanlış olacakttır ancak neden biz geriyiz hissi oluşmaktadır temel nedenlerini daha iyi anlamışınızdır, sanırım.Sorun birilerinin para vererek ülkeyi kalkındırması değildir.Sorun kendi insanımızın birşeyler yapıldığınmı görerek bunu benimsemesi ve ilerlemeye manen maddi ve zihin olarak hazır olamsından kaynaklanmaktadır.
Bugunun dünyasında para eskiye göre daha bol ve global .Siz kendi değerlerinizi kaybetmeden bunu iyi kullanırsanız zaten para ülkemize gelecektir .Önemli olan bu parayı nerede kullandığınızdır.Bir arazinin değerlenmesinde kullanmak hayali bir yatırımdır.Çünkü bunlar bir günde geri gidebilirler yarın o arazi veya ev beşte bir fiyat edebilir.Bu arz talep dengesinin bir oyunudur.Kalkınma da aslında arz ve talep dengesinin dünya ölçeğinde bir oyunudur ancak önemli bir farkı vardır.Başkalarına bakıp da kalkınmayı planlamak değil bu ülkenin içinde bulunduğu coğrafi ve alhalki değerleri ve enerji açısından büyük avantajımızı kullanmak gerekldir.

İnanınız ki buğünün hiper dünyasında tüm bizi sevmeyenlere rağmen 10-15 senede rahatlıkla gelişmiş bir ingiltere , italya ,belki almanya seviyesine ulaşabiliriz.Bunu hem gelişmişlik ve bunun nimetlerinden yararlanma hem de kii başı düşen dolar cinsinden değil ancak alım gücü açısından başarabiliriz.Hukuk eğer tam olarak işler ise ve Bunun için temel problemlerimiz olan bürokrasi ve ahlaki değerler açısından aşama kaydersek , başarabiliriz.

Evet sonunda kırar döker ve isyan edebiliriz, bu biriysel öfkenin kişisel isyanın bir parçası olduğunu unutmayalım.Bu isyanı toplumsal olarak göstererek isteklerimizi ele etmek için hükümetlere baskı kurmak gereklidir.Biri gider ,diğeri gelir hesabını unutarak sadece isteklerimzi yılmadan dile getirmeliyiz.Tek yol budur.

Birde OY verme tabii ki


_____________________________




309 Mesaj
22 Ağustos 2007; 11:12:18 

sanırım ilk olarak savaştan sonra tiyatrolarla ile halkın moralini düzeltip maanen kalkındılar.(başka bir ülke ile karıştırıyor olabilirim).Daha sonra var olan bir birikim ve özellikle disiplin ile kalkınmak zor olmadı.


_____________________________



490 Mesaj
22 Ağustos 2007; 11:19:38 

Aslında cevabı uzun uzun paragraflar yazacak kadar komplike değil. Tabiki bir tarihi gelişimi ve prosedürleri var ama genel hatlarıyla bunun iki nedeni vardır. Birincisi Birinci ve İkinci Cihan Harbine hazırlanırken elde edilen teknik terakkiler ve ekonomik atılımların sağladığı altyapılardır. İkincisi ise İkinci Cihan Harbi'nden sonra Almanya'nın, Amerika'nın kalkınma planı ve finansal kaynağı ile desteklenmesidir.



< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi __MuLKiYeLi__ -- 22 Ağustos 2007; 11:20:22 >


_____________________________

Tanzimat dönemi tarihi ne dramatik, ne grotesk, ne de mutantan bir tarihtir, kelimenin tam anlamıyla bir trajedidir. Trajik bir çözülmezliğin içten içe, ağır ağır kaynamasıyla tarihin ilerlediği bir zamandır. Bir toplumun kurumlarıyla, gelenekleriyle, devlet adamlarıyla kaçınılmaz bir yazgıya doğru ilerlediği, karanlığın ve gafletin yanında fazilet ve aydınlığın ortaya çıktığı, çöküşle ilerleyişin boğuştuğu, "OSMANLI İMPARATORLUĞUNUN EN UZUN ASRI"dır!

İLBER ORTAYLI, İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı, Sf:31


Eski Rumuz: __MuLKiYeLi__

Uzaklaştırılmış
Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
22 Ağustos 2007; 11:27:08 


quote:

Orjinalden alıntı: _kılıç_

Arkadaşlar,Genel olarak yazılarınızda altyapıdan bahsetmişsiniz ama durum hiç de öyle değil.

Neden?

İttihatçılar yani saf kan yahudiler, Ülkemizi kontrol altında tutmak için her zaman yeni projelerin peşinde oldular ve ne yazik'ki de hala'da oluyorlar.

Şöyle düşünecek olursak 1860 lardan gelen bir yapı var. peki bu yapı nasıl bir kavramdır?

Şuan konuştuğumuz,Toplum mühendisleri(derin devlet) denen iletin bütün organlarımıza sızmış olması.Bunu
osmanlıdan başlayarak günümüzde'de,Ne yazık ki örnekleri ile görebiliyoruz.

Bir osmalı padişahının (Abdulhamit) taht'tan indirebilecek güçe sahib olmak ve bununla kalmayıp,Adnan menderesi vatan hani olduğunu ilan edip Astırmak,Musul ve kerkük bizimdir diyen Turgut Özalı zehirleyebilmek ve dahası çeşitli bahanelerle 2 darbe ve 1 post modern darbe olmak üzeri 3 darbe yapabilmiş olmak vede kürt milliyetçiliği ile yeni bir devlet rüyası...

Sorulucak soru şu aslında BU ÜLKE HALA NEDEN AYAKTA VE BÜYÜYOR?


NOT: Amerikalı bir ekonomist geçen yıllarda bir haber kanalına,İsraillilerin ceblerindeki her 500$ bizimdir.Sorun şu ki karşılığında herhangibi bir hizmet almamışız,Yetkiler bunu açıklamalıdır diyordu. Bu olay 1 hafta sürmedi ve ekonomiste ne olduğu bilinmiyor. Yani bir anlamda kudüse giden heyetin raporuna ne olduğu gibi

Acaba amerikayı,Amerikanlılar mı yönetiyor?



Bu düzen türkiyede yıkılıyor.Bunun ilk göstergesi ise TBMM'nin,Abd'ye ırak tezkeresini vermemesiyle başlamıştır.


Saygılarımla.

Acaba bir yanlışlık mı var ?
avrupayı amerikalılar mı yönetiyor mu yazmak istediniz ?


3399 Mesaj
22 Ağustos 2007; 12:22:31 

bir çok sebep sıralanmış ve hepsi de geçerliği olan sebepler.
ama bana kalırsa en büyük sorun bizim kendi insanımızın kafa yapısında.

almanya'da kontrolorlerin denetiminden geçmeden işe başlayamazsınız. bunlar öyle ince eler sık dokurlar ki, çoğunlukla yabancı işçiler "ulan senin işini de gücünü de" diyecek raddeye gelirler.
her şey planlıdır ve siz onun dışına asla çıkamazsınız. bir şey şurada durmalıysa orada durmalıdır. o şey başka yerde duramaz. durursa sorumlusu uyarılır, olmazsa cezası kesilir. ve o sorumlular ikinci defa aynı hatayı yapmaya cesaret edemezler.

bizde ise logarların kapakları kartonlarla kapatılır ve içine çocuklar düşer ölür. bırakın firmanın kendi iç disiplinini, kamu davaları dahi suçluya gereken cezayı veremez.

ve suçlular aynı suçları işlemeye, hatalılar aynı hataları tekrara teşvik edilirler.

japonya'da bir feribot kaptanı asla görev yerinden ayrılmaz, gözlerini ise denizden, ekibinden ve ekipmanından ayırmaz. dakika başı telsizinden mağrur bir eda ile sanki bir asker gibi tekmil verir, bundan gurur duyar.

bizde ise feribotu otomatiğe bağlar, otururlar çay kahve içerken feribort balık tutan insanların üzerinden geçer (bu olay yaşanmıştır. feribot katamarandı ve sandalın üzerinden geçti. neyse ki ölen olmadı)
gene bizde, yardımcısı ile konuşurken deniz otobüsünü gemiye toslar, devletin malını da, itibarını da, yolcunun canını da hiçe sayar.

şikayet etme alışkanlığına sahip olmayan halkımız da cabası. şikayet etmeyi o kişiye yapılmış bir haksızlık sayıyoruz. halbuki o kişi görevini layıkı ile yapmadığı için diğer tüm insanlara haksızlık yapmakta. bir de "efendim kimi kime şikayet edeceksin" zihniyeti de kemikleşmiş durumda. hayır, şikayet edeceksin ve şikayetinin de takipçisi olacaksın. bu şekilde herkes görevini gerektiği şekilde yapar, yoksa hele de bizim gibi kaytarmacı toplumlarda kaç kişi görev bilincine sahip ki görev bekleyeceksin?

amerika'nın sovyetler'in şuna buna yardım edip etmemesi değil asıl mesele.
kafayı değiştirmek, görev bilincine sahip olabilmek asıl mesele.
"bu ülkenin çivisi çıkmış-ben mi kurtaracağım memleketi-ben çalmasam o çalacak kardeşim-alemin kerizi senmisin" vs vs gibi söylemleri kendisine hayat felsefesi edinmiş milletimizin almanya'nın neden gerisinde kaldığına neden bu kadar şaşıyoruz?


_____________________________



2567 Mesaj
22 Ağustos 2007; 12:57:16 

Ufak bir düzeltme yapayım.
Almanya'nın gelişimini Marshall yardımlarına bağlamak çok yanlış olur.
Evet finansal destek önemlidir ama para her şey değildir kesinlikle.

Almanya'nın II. Dünya savaşından önceki durumunu gözardı etmeyelim.
Almanya'nın I. Dünya savaşı sırasındaki gelişmişlik düzeyini dikkatle inceleyiniz.
Mühendislikte çığır açan insanlar.

Yaptıkları tek şey bildikleri yolda devam etmeleri.

Türkiye'nin de geldiği durumu değerlendirmek istersekte kesinlikle İstanbul'un değerlendirilmemesi gerekiyor.

Türkiye'nin nereden nereye gelmeye çalıştığını görmek için Anadolu'ya özelliklede Ankara'ya bakmak yeterli olur. Kabaca bir 90 sene öncesinin fotoğraflarına bakın birde şimdi. Bir kasabadan ( hatta köyden demek daha doğru belki de) gelinen nokta...
Bu kısa yolculuk süresince yolumuza çıkan engelleri sıralamaya gerek yok sanırım. (Karşı devrim denemeleri, darbeler ...vs )


_____________________________


HK: Teyzeciğim durmak yok yola devam!
Teyze: Dee get!

"Tanrıyı güldürmek istiyorsan, O�na planlarından bahset." :) Amores Perros filminden bir replik.
"Life's too short for chess." :) Henry James Byron
"I have a dream... " Martin Luther King, Jr. - Video
Radikal Gazetesi Orijinal Demokrasi Reklam Filmi (Sansürsüz)


9706 Mesaj
22 Ağustos 2007; 13:10:00 

bir de söylemeyi unutmustum en önemli konulardan biri hatalardan ders almak ve bir dahaki swefere bunun olmaması için tedbir almak.

Bence bizdeki en önemli eksikliklerden birisi budur.İnsanımızın davranış olarak da alışılagelmiş toplusal ve kişisel problemlerinin başında gelmektedir.

Büyük ülke olmak için minimum hata yapmak lazımdır.Her hatanın sonrasında da bunun tekrarlanmaması , tekrarlansa bile asgari hasar ile atlatılması gereklidir.Şimdi mühendislik olarak bir köprünün yılıkdığını duyduğumuz olay amerikanın başına gelebiliyorsa bizim başımıza gelmemesi bir şanstır.Bundn ders alıp tüm önemli viyadük ve köprülere test uygulanmalıdır.yani bir olayın başımıza gelmesini beklemeye gerek yok. Dünyada tüm köprüler belirli bir statik hesabı ile durur.OYsa beklenen deprem ve yaşadıklarızdan ders almamamız bize para ve can kaybı yaşatmakta ve ekonomiyi geri döndürülemeyecek şekilde zarar vermektedir.Alınacak olan tedbir için harcanacak para kaza olduğunda yapılacak olana kıyasla yüzdesel olarak çok az kalacaktır.İşte ekonominin hep kısır döngüde kalmasına esas sebeplerden birisi budur.Hataları yok etmek mümkün değildir, ancak öngörmek ve tedbir almak gelişmişlik örneğidir.fark buradadır.

Küçük bir örenk gibi görülen şeyleri alt alta koyduğumuzda ülkeninn cebindeki delik görünmektedir.Yöneteciler yönetici olmadan önce dikkat etmedikleri veya öngöremedikleri şeyleri , yönetici olduklarında yine öngöremezler bu konuda uyarıları da anlayamazlar.Aynen deprem konusunda 1. orduyu öneren deprem uzmanımız gibi.Anlamak için önceden biriysel olarak kafayı bu yönde çalıştırmak ve plan yapabilmek gereklidir.İyi plan yapabilenler kişsel olarak hayatta daha az zarar görürler bunu bir hayat tarzı olarak almak lazımdır.Bunu önce ailenize sonra yakın çevrenize eğer toplumun üst düzeylerinde görev alıyorsanız kasaba , şehir , ülke diye genelleyebiliriz.alttan başlaması gerekn hareket üssten planlanamaz .Aksama olur , zaten bizde olan şey de budur, aşağı yukarı avrupanın belli başlı procedüerlerini Avrupa topluluğu olarak kabul etmemize rağmen , bir türlü alt ta insanlarımız bu işten somut bir kazanç elde ettiklerini düşünmüyorlar.Çünkü üst yönetim sadece bunu bu emir veya gerektiğinde uyacağı bir kural olarak sündürebilmektedir.

yukarıda bir arkadaşımzın dediği gibi başta Almanya bir kurallar ülkesidir., herşeyin bir kuralı vardır.Herkez de bu kuralı uygulamak zorundadır,yoksa polisten önce halkın tepkisi ile karşılaşır ve ceza talebini harfiyen uygulayan meşhur alman polisini karşınızda bulursunuz.Polis devleti yakıştırması bundan yapılmaktadır.Tüm bireyler birar uygulayıı ve aynı zamanda denetmendir.Bir şikayet sadece şikayet edenin sözüne bakılarak değerlendirmeye alınıp ceza uygulanabilir.Bireylere güven duygusu tamdır.Ancak bunu suisttimal edene ceza acımasızdır.Çok yüksek para cezası yapanı , yaptığına bin pişman eder.Ayrıca toplumun itibarı anlmıyla dışarı itilmektedir.Yabancı ve kurala uymayan toplum biriyi olarak görülmektedirler.Şimdi ülkemizin tam tersi bir durum değil midir.işte sorun ben ce buradan başlamaktadır.

bir örnek verceğim, geçen yıl bir ki kere iş dolayısıyla almanya'ya ziyarette bulunmuştum.Adamlar tüm bilet kesen görevlileri ve kapı geçiş sistemini kaldırmışlar.şaştım kaldım tabii, gittiğim her şehirde bilet alacak ne göreli ne de yolu sorabilecek bir kimse var .Onun yerine bir makina koymuşlar tüm dilerde açıklamsı var türkçesi de var.Gideceğiniz yeri şehir kasaba en ince ayrıntısına kadar bulup işaretleyip bilet fiyatını görebiliyorsunuz, tüm avantajları açıklayan alt menuler mevcut, resmen internet bağlantısı gibi bir sayfa, parayı hem kağıt olarak hem de bozukluk olarak kabul eden bir makina tasarımı biletide kağıda print edip veriyor .ne görevli var ne de bileti soran , gelen trane veya metro diyelim(aslında çok karşık ama güzel bir sistem var birbirine entegre) atlıyorsunuz ve gideceğiniz yerde iniyorsunuz.Sistemde kontrol çok nadir olarak yapılmakta ama bir biletsiz birirni yakalarlar ise cezası çok ağır.

Şimdi bizde uygulanması mümkün olmayan sistemin avantajlarını düşününüz, tüm ülkede onbinlerce çalışan maaşından tasarruf ve hata yapama olasılığının yok edilmesi ,kişisel olarka problemlerinin olmaması ve parasal kazanç ve neredeyse hatasız çalışan bir otomasyon.Bu örenk ile tasarruf edilen sistemin bakım maliyetleri ile tüm araçlar her sene yenileniyordur.Mekanik yıpranma masrafını amorti eden bir sistem.

Şimdi bu sistem bizde yapılır yapılmaz ayrı bir konu , yapılsın da demiyorum ama bir PLAN bir UYGULAMA ve bir SONUÇ bulunmaktadır.SONUç iyileştirmek için ise bir küçük üst kadro ve tasarruf edilen gelirin sisteme aktarılması .İşte başarı buradadır.Bizde her şey son noktasına kada riyi gider son noktada aksama olur çünkü PLAN aslında hatalıdır.Bu hatayı yapan çok ağır cezaya çarptırılmadıkça sistem hata yapan planlamacıları ve bunun sonucuna katlanan bireyleri her zaan yaratacak bunun aduına da Gelişmemiş veya gelişmekte olan ülke denilecektir.


_____________________________




3399 Mesaj
22 Ağustos 2007; 13:10:18 


quote:

Orjinalden alıntı: Huhukomsu


engelleri sıralamaya gerek yok sanırım. (Karşı devrim denemeleri,


ah devrim yapacaktık ki,almanya adam görecekti.
yaptırtmayanlar utansın


_____________________________



9706 Mesaj
22 Ağustos 2007; 13:19:47 

Eskiden mühendisliğin iyi uygulandığı 2 ülke sayarım birincisi Almanya ikincisi Rusya dır.Her ikiside bu düzeylerini şans değil bir sürü koşullun gereksinmesi nedeniyle yapmıştır.Bugun için belki birçok ülke var mühendislik uygulamaları açısından.Ancak temel fabrikanın dinomosu olan araştırmacı ve akedemisyen açısından bu 2 ülke birbiriyle yarışabilir.Evet rusyaın hantal bir sistem mühendislik uygulaması oladuğu doğrudur ancak bakım üstüne kurulmuş bir sistem olduğu unutulmamalıdır.Rusyanın super güç sınıfından uzaklaştığını sandığımız şu an bile tüm altyapı ve ağır sanayisi çalışır ve üretir durumdadır.Gerçekten çok iyi mühendislerin eserlerini gördüğümüzde tasarımda estetik konusu hariç yüzlerce yıl dayanabilecek bir altyapı oluşturmuşlar.Biz anlamakta bile zorlanırken kendilerine göre bağımsız işleyebilen ve bakımı yapılduğında sorun çıkarmayacak bir aşama geçirmişler.Şimdi yeni petrolden gelen para ile geleceğin3. dünya savaşına gebe olacak 2. dünya savaşı öncesindeki almanyayı hatırlatıyor bana.İşallah yanılırım.


quote:

Orjinalden alıntı: Huhukomsu

Ufak bir düzeltme yapayım.
Almanya'nın gelişimini Marshall yardımlarına bağlamak çok yanlış olur.
Evet finansal destek önemlidir ama para her şey değildir kesinlikle.

Almanya'nın II. Dünya savaşından önceki durumunu gözardı etmeyelim.
Almanya'nın I. Dünya savaşı sırasındaki gelişmişlik düzeyini dikkatle inceleyiniz.
Mühendislikte çığır açan insanlar.

Yaptıkları tek şey bildikleri yolda devam etmeleri.

Türkiye'nin de geldiği durumu değerlendirmek istersekte kesinlikle İstanbul'un değerlendirilmemesi gerekiyor.

Türkiye'nin nereden nereye gelmeye çalıştığını görmek için Anadolu'ya özelliklede Ankara'ya bakmak yeterli olur. Kabaca bir 90 sene öncesinin fotoğraflarına bakın birde şimdi. Bir kasabadan ( hatta köyden demek daha doğru belki de) gelinen nokta...
Bu kısa yolculuk süresince yolumuza çıkan engelleri sıralamaya gerek yok sanırım. (Karşı devrim denemeleri, darbeler ...vs )



_____________________________




 
1215 Mesaj
22 Ağustos 2007; 13:45:17 

quote:

Orjinalden alıntı: tech_türk

Alamanya'da, siyasî ve şahsî menfaatleri yerine ülke çıkarlarını gözeten yöneticiler görev yaptığı için bizden bu kadar ileriler.


bu kadar.

Uzaklaştırılmış
Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
22 Ağustos 2007; 14:35:44 

japonlar hakkında şöyle bir kaynak buldum. çok ilgi çekici satırlar var.

[size=4]Çalışma İlkeleri

1-) TOPLAM KALİTE : Bölümde öncelikle Japonya’da Kalite bilinci ve sisteminin gelişim süreci - serüveni yeralmakta. Bu süreç 1800’lerden itibaren başlıyor, Kalite Sisteminin Japon kültürü ile disiplinize olması ve kurumsal anlamda uygulanması ve bir kalite Devriminin gerçekleşmesiyle sonuçlanıyor. Japonya Toplam Kalite Yönetimi konusunda bugün en güzel örnektir. Bölümde ilerleyen sayfalarda TKY’ nin temel ilkeleri ve ana çalışma ilkelerine; kısaca da “Tagushi metoduna (mükemmeliyetçi bir sürekli gelişim anlayışı) ve sıfır hata yöntemine değiniliyor.

2-) TAM ZAMANINDA (JUST İN TİME) : Bu yöntem Japon şirketlerinin ürün yada süreçte sürekli iyileştirme yapmayı sağlamak, kaliteyi yükseltmek, makine ve ekipmanın uygun kullanımını sağlamak, üretim denetimini bizzat çalışanlara yaptırmak, stok seviyelerini daima az tutarak yer ve zamandan kazanmak amacıyla uyguladıkları bir yöntemdir. Bunun için sadece ihtiyacınız kadar üretmeli, sadece ihtiyacınız kadar malzemeyi tam zamanında, tam istenen sayı ve kalitede tam istenilen yere sağlamanız gerekmektedir. Bölümde “just in time” yöntemine Toyota fabrikasında yaşanmış güzel bir örnek veriliyor. Ardından JIT anlayışının temel hedefleri şöyle sıralanıyor;

- Üretim maliyetlerinin düşürülmesi
- Her türlü israfın önlenmesi

Bu hedeflere ulaşma ise, çalışanların katılımı ile gerçekleşebilecektir. Ayrıca bu temel hedefler 7 MUDA olarak tanımlanan israf unsurlarının ortadan kaldırılması ile gerçekleştirilebilir. Kaizen (Sürekli Gelişme) çalışmalarının temeli de işte budur:

- Sıfır hata
- Sıfır ayar zamanı
- Sıfır stok
- Sıfır makine duruş zamanı
- Sıfır malzeme temin zamanı
- Sıfır bekleme, taşıma zamanı

hedeflerine ulaşabilmek, ancak sabırlı ve özverili çalışmalarla gerçekleşebilecektir. (7 MUDA konusunda daha sonra Maliyet Yönetimi alt bölümünde detaylı bilgi verilmektedir.)

3-) YALIN ORGANİZASYON (LEAN MANUFACTORİNG): Yalın olmak; “gerçekten gereksinmeniz olmayan her şeyden kurtulmaktır”. Bu üretimle ilgili gereksiz işlemler olabileceği gibi, organizasyon modelinde gerçekten de gereksinmeniz olmayan görevlerden vew bunların maliyetinden de kurtulmak demektir.
Kültürel nedenlerden dolayı sistem Japonlara özgü bir sistem gibi görünmektedir. MOTTANAI anlayışı, yalın olmanın temelini oluşturmaktadır. Bu anlayış “iktisatlı” olmayı, dolayısıyla da “yalın” olmayı öğütler. İşletme- örgüt bazında düşünülürse, verimli olmayı (en az girdi ile en çok çıktı almak) sağlar. Gerçekten de yalın olmak, “kaynakların en etkin kullanımı ile mümkündür. Sistem her yerde (her ülkede, her işyerinde) uygulanabilir, her yere transfer edilebilir.
Yalın Organizasyon’un prensipleri: ‘Takım ruhu’, ‘kaynakların etkili kullanımı ve israfın ortadan kaldırılması’, ve ‘sürekli gelişme’dir. Yalın organizasyon’da takım ruhu hakimdir, müşteri tarafından yönlendirilir, yatay bir organizasyondur, doğrudan ve sağlıklı bir haberleşme gerektirir, yetki ve sorumluluklar dağıtılmıştır, değişkenlik özelliğine sahiptir, disiplin gerektirir, basitleştirilmiş ve görsel bir yapıdır.

4-) MALİYET YÖNETİMİ: Japonlar için rekabet çok önemlidir. Bu rekabet diğer ülkelerle değil, önce kendileriyle başlar. Piyasada kalabilmek ve yaşamlarını sürdürebilmek için “Kâr = (fiyat) – (maliyet)” formülüne inanan Japon iş dünyası, maliyet yönetimini birinci hedef olarak görmektedir.
Maliyet Yönetimi düşüncesi bir önceki bölümde değinilen “MOTTANAI” kavramıyla anlatılır. Japonlar her şeyin kullanılmak üzere verilen emanetler olduğuna ve bu değerleri boşa harcamanın bir çeşit günah olduğuna inanmaktadırlar. Japonlar daha az insanla, daha az bir alanda, daha az enerji ile daha çok üretim yapmanın maliyet açısından büyük avantaj sağlayacağına inanmışlardır. Yani, mevcut kaynakların en etkin kullanımı, en ucuz yoldur. Maliyet indiriminde en önemli unsur MUDA’ nın, yani israfın ortadan kaldırılmasıdır. Muda sadece hurda parça ve malzeme değil, aynı zamanda boş makine, fazla personel, malzeme temini için geçen zaman, fazla stok nedeniyle gereksiz kullanılan fazla alanlar vs. dir.
Kısaca gerçekten gereksinmemiz olmayan her şey MUDA’dır.
Öncelikle, tüm çalışanlarını maliyetler konusunda özen göstermek üzere eğiten Japonlar, maliyetlerin ancak bunun önemine inanmış çalışanlarca düşürülebileceğini savunur. Bu konu ile ilgili olarak maliyet indirimini her yolu deneyerek gündemde tutar ve çalışanlarını teşvik ederler.

Maliyet indirimi çalışmalarında tanımlanan ana hedefler, şu şekilde sıralanabilir:

- Fazla üretim: Müşteri isteklerinden fazla yapılacak üretim, hem stokların artması, hem de saklanması için fazla yere ihtiyaç duyulması demektir.
· Bekleme süreleri (Malzeme ve makine ayar süreleri vs.)
· Malzeme nakli için harcana zaman
· Gereksiz iş ve işlemler: Bazı gereksiz işlemlerin ortadan kaldırılmasıyla, işçiye daha çok ve üretken iş zamanının sağlanmasına olanak tanır. Bunu sırf üretim için değil, organizasyonda yürütülen bir çok iş için düşünebiliriz.

- Gereksiz malzeme hareketleri: Ürün için gerekli malzemelerin, gerekli malzemelerin, gereksiz yere taşınması nedeniyle ortaya çıkan zaman kaybıdır. JIT metodu, gelen malzemenin doğrudan üretime yönlendirilmesiyle bu sorunu çözecektir.

- Hatalı Üretim: O ana kadar harcanan zaman, malzeme ve işgücünün kaybıdır. MUDA’ dır ve kesinlikle önlenmelidir. Kalitede sıfır hata prensibi, bu nedenle oluşan MUDA’ nın ortadan kaldırılması için uygulanması gerekli bir sistemdir. Japon şirketleri TKY uygulamasının SIFIR HATA için bir temel teşkil ettiğini, fakat kesin müşteri tatmininin ancak bu yolla sağlanabileceğini savunmaktadır. Maliyet indiriminin ilk adımları ve israfın nedenleri bu şekilde belirlendikten sonra, yapılacak şey, sorunların üzerine giderek çözümlemek olacaktır.

5-) HATA YÖNETİMİ: “Zero tolerance (sıfır hata)”. Japonlar dünyanın en az özür dileyen insanlarıdır. Çünkü, hata yapmamaya şartlandırılmışlardır. NIDO ARU KOTO VA SANDO ARU “iki kez olan, üçüncü kez de olur” deyişi, hatanın tekrarlanışının doğuracağı sonuçlar hakkında oldukça önemli mesajlar verir.
Japon yöneticilerine göre hatanın nedenini bulmak önemlidir. Hatanın nedenini kişiye zarar vermek için değil de, herkesin ders alması için araştırır, yinelenmesini önlemeye çalışırlar.
Hatanın önlenmesi ve ortadan kaldırılması için iki yol vardır; “tanımlama” ve “sorgulama”.
Hatanın nedenlerinin araştırılması için uygulanacak yöntem, önce hatayı tanımlamaktır. Bunun için (5N 1K) yöntemi uygulanır. (Ne, nerede, ne zaman, niçin, nasıl +kim?)
Hatanın nedenlerini araştırmak için kullanılan metod ise 5 Why ’s metodudur. 5 kez niçin diye sorarak sorunun köküne inilmesini sağlayan bir yoldur. Basit bir örnek verirsek: Eğer, bir makine çalışmıyorsa, yapılacak şey, şu soruları sormaktır:
1-) Makine niçin çalışmıyor?
-Çünkü elektrik kesik.
2-) Niçin elektrik kesik?
-Çünkü jeneratör bozuldu.
3-) Jeneratör niçin bozuldu?
-Çünkü yeterli yağlama yapılmamış.
4-) Niçin yeterli yağlama yapılmamış?
-Çünkü periyodik bakım çizelgeleri yanlış.

Öyleyse, Jeneratör periyodik bakım çizelgesini düzeltirsek, sorunu çözmüş oluruz. Bu basit örnek, son derece karmaşık ve dallanmış olan sorunların çözümünde de, her dal için ayrı ayrı sormak, ve her dalın sorun oluşturan temeline inerek, bağlı bir çok küçük sorunu çözmek suretiyle, ana sorunu ortadan kaldırmaya yarayacak çok tekili bir tekniktir.
Unutulmamalıdır ki, “hata yapmak kötüdür, ancak yinelenmesi daha kötüdür”.

6-) SÜREKLİ GELİŞME – KAIZEN : Japonlar hiçbir şeye best ‘en iyi’ demezler “bu işi yapmanın başka yolu yok” da, en sevmedikleri deyişlerden biridir. Çünkü onlar her şeyin gelişime açık olduğuna inanırlar. Japonca’da KAI (kay) değişim; ZEN (zen) ise iyi, daha iyi anlamına gelmektedir. KAIZEN (kayzen) de, bu yoldan hareketle daha iyiye ulaşma, gelişme ya da genel kullanım anlamıyla ‘sürekli gelişme’ demektir. Bu sözcük Japonya’da sürekli gelişmeden çok “SÜREKLİ GELİŞME İSTEĞİ” şeklinde kullanılır. Çünkü, kaizen sadece işletmelerde kullanılması gereken bir sistem olarak değil, aynı zamanda bir yaşam biçimi olarak düşünülmektedir. Evde, işyerinde, okulda ve hastanede, kısaca her yerde ve her zaman uygulanabilir. Bu isteği duyduğunuz her yerde, daha iyiye, daha güzele götürebileceğiniz bir şey bulabilirsiniz. Kaizen metodunun amacı, teknolojik gelişmelerle ve alınabilecek diğer önlemlerle israfın önlenmesi ve kalitenin artırılması yoluyla maliyetlerin düşürülmesidir. Maliyet yönetimi başlığı altında da, incelediğimiz gibi, piyasada kalabilmenin koşulu “KAIZEN” dir. Başka bir deyişle, amacı, gereksinmeniz olmayan her şeyi ortadan kaldırmak yoluyla maliyetleri düşürmek ve karlılığı kaliteyi artırarak piyasada kalmaktır. “Kar= piyasa fiyatı - Maliyet” anlayışıyla çalışan Japonlar için maliyetlerin indirimi büyük önem taşımaktadır. Piyasada kalma formülünün en can alıcı bölümü “Maliyetler” olarak tanımlanmaktadır. Öyleyse, piyasada kalabilmek yada yaşayabilmek ancak maliyetlerin denetim altına alınarak düşürülmesi ile olabilecektir.
Üretimin özelliklerini genel olarak 4 kategoride toplamak mümkündür.(4M) metodu da denilen bu sistemde, MAN (adam) MATERIAL (malzeme), MACHINE (makine) ve METHOD (metod) maliyet denetimi ya da başka bir deyimle KAIZEN çalışmalarımızın hedefi olacaktır. KAIZEN, ancak çalışanların katılımı ile gerçekleşebilir. KAIZEN, ileri teknoloji ürünü makine ya da ekipmanlar y ada uzman kişilerce yürütülecek bir çalışma değil, MUDA’ nın önemini kavramış, geleceğinin kendi ellerinde olduğunun bilincindeki motive edilmiş çalışanlarla yapılabilecek, günlük ve anlık yaşam savaşıdır.

7 çeşit MUDA (israf): “Müşteri talebinden fazla yapılan üretim”, “gereksiz malzeme, fazla stok”, “üretim içindeki gereksiz işlemler”, “malzeme temini için harcanan zaman”, “işlemler arasındaki gereksiz bekleme zamanı”, “kalite sorunları nedeniyle harcanan, gereksiz tamir ve düzeltme zamanı”, “yarı mamullerin, ya da hammaddelerinin birimler arasında taşınması için harcanan gereksiz zaman”.
İşte, piyasada kalabilmenin temeli olan JUST IN TIME (tam zamanında) veya LEAN MANUFACTORING (yalın işletme) ya da SYNCRONIOUS denilen tüm sistemlerin temeli hep bu 7 MUDA’ nın ortadan kaldırılması için yapılacak KAIZEN çalışmalarından oluşmaktadır. Kaizen çalışmalarının sistemi yandaki döngüyle sembolize edilebilir.
Kaizen çalışmaları “A (Düzelt)à P (Planla)à C (Kontrol Et)à D (Yap)” döngüsüyle ifade edilebilir.

7-) İŞ GÜVENCESİ: Yaşam boyu iş güvencesi konusunu daha önceki bölümlerde de incelenmişti. Hatırlanacağı üzere, yaşam boyu iş bir taraftan belli bir kesime uygulanmaya çalışılırken, diğer taraftan da özellikle kadın çalışanlar ve belirli bir grubun dışında kalanlar için gerçek anlamda uygulanamadığını belirtmiştik. Pratikteki uygulamalar her ne kadar böyle ise de, özellikle Amerika’da iş yapan Japon şirketleri, bu konuda büyük bir özen göstererek, çalışanları için iş güvencesi sağlamaya büyük önem vermektedir. Hatta bu konuda neredeyse yazılı yüklenimlerde bulunmaktan da kaçınmamaktadırlar. Çalışanların katılımı ile oluşacak bir yönetim düzeninin, ancak çalışanlara güvenli bir ortam yaratılması ile gerçekleşebileceğine inanmaktadırlar.

8- İŞÇİ SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENCESİ : Japonya, endüstrileşme sürecinde 1911 Fabrika yasası, 1928 Ulusal iş güvenliği haftası uygulamalarıyla pekiştirildi, halen de 1- 7 Temmuz, Japonya’da iş güvenliği ile ilgili etkinliklerin düzenlendiği bir haftadır. 1947’ de Çalışma bakanlığı “Çalışma Standartları Yasası”nı yürürlüğe koydu. 1950’lerden sonra birdenbire patlama noktasına gelen endüstrileşme ile birlikte iş kazaları ve bunlara bağlı ölümler arttı. 1961’de Japon iş güvenliği ve sağlığı birliği kuruldu ve bu sorunun çözümüne yönelik yapılan çalışmalar sonucu 1960’larda 6712 olan iş kazası nedeniyle ölüm oranı yıllar boyu yapılan çalışmalarla iki binli düzeylere çekildi. Bu gayretlerin yanı sıra Japon şirketleri de çalışanların katılımıyla periyodik olarak sürdürülen işçi sağlığı ve iş güvenliği toplantıları çalışmaları olumlu sonuçlar vermektedir.
Ayrıca, kitapta TOYOTA’ nın iş güvenliği ile ilgili el kitapçığında yer alan işçi sağlığı ve iş güvenliğinin üç ana maddesi şöyle sıralanmakta: 1- İş Güvenliği kurallarına uyunuz (İlk önemli nokta, iş güvenliği kurallarına her alanda kesinlikle uymaktır). 2- Durdur – Çağır – Bekle (makinada bir arıza olduğunda derhal makinayı DURDUR, grup liderini ÇAĞIR ve makinaya dokunmadan BEKLE. Asla problemi basit gibi görerek kendiniz müdahale etmeyiniz) 3- Küçük kazalar da önemlidir (En küçük yaralanmada bile derhal grup liderinizle temasa geçerek sağlık birimine başvurunuz).

9-STANDART İŞ TANIMLAMASI: Standart iş tanımları, aynı orkestrada olduğu gibi her enstrüman için ayrı ayrı hazırlanan nota kağıtlarına benzer. Bu tanımlarda; ne yapılacağı, nasıl yapılacağı, nerede yapılacağı, ne zaman yapılacağı ve hangi zaman dilimi içerisinde yapılması gerektiği ayrıntılı olarak belirtilir. Standart iş tanımlamasını Japonlar şöyle anlatmaktadır: “şirketler bir orkestra gibidir. Müşteri, orkestra şefi olarak müziğin temposunu tayin eder. Her yapılan iş bir enstrüman gibidir.Herkes neyi, ne zaman ve nasıl çalacağını bilir ve notasına uyarsa, sonunda ortaya herkesin çok beğeneceği, yüksek kaliteli ve güzel bir müzik çıkar”.
10- GÖRSEL YÖNETİM:
-Andon-Işıklı uyarı sistemi: Günlük yaşantımız şöyle bir gözümüzün önünden geçirecek olursak, aslında görsel yönetime pek de yabancı olmadığımızı görürüz. Bazı işaretler bize neyi ne zaman ve nerede yapabileceğimizi veya yapamayacağımızı, yoruma meydan bırakmadan anlatmakta veya bilgilendirmektedir (örneğin; Telefon, Sigara İçilmez, WC, Park yasak levhalarındaki gibi). Bu işaretleri gördüğümüzde ne şekilde hareket edeceğimizi bilir, ona göre davranırız. Yollardaki Trafik ışık ve işaretleri ile yol çizgileri de bize yol gösterici basit, herkes tarafından anlaşılabilir birer görsel yönetim araçlarıdır.
Renkler de birer görsel yönetim aracı olarak kullanılmaktadır. Trafik ışıklarını hatırlarsak, yeşil renk geç anlamında olduğu gibi, aynı zamanda başka işaretler de olumlu mesaj vermekte kullanılır. Kırmızı; olumsuz, tehlikeli veya tehlike yaratabilecek durumlarda uyarı amacıyla kullanılır. Sarı; ikaz edicidir. ANDON dediğimiz sistem de, ışıklı bir görsel yönetim tekniğidir. İşletmelerde genellikle makinalar ile mühendislik ve bakım departmanlarının haberleşmesi için kullanılır. Ya da, üretim hatları ile ambar arasında malzeme isteği amacıyla kullanılır. Aynı sistem, birden fazla makinanın işletilmesinde sorumlu operatör ve amirlerin yönetsel denetimi için de kullanılmaktadır.
Andon’ da genellikle işletmelerde rastlanan uygulamada, makinaların üzerinde üç ışık görülmektedir. Trafik ışıklarından esinlenen bu uygulamada yeşil ışık makinanın çalıştığını, yani her şeyin normal olduğunu; sarı, bir sorun olduğunu fakat makinanın çalıştığını veya çalışmadığını ancak tamirat gördüğünü; kırmızı ışık ise makinanın tamirat görmesi veya herhangi bir nedenle durmuş ya da durdurulmuş olduğunu göstermektedir.
-Kanban Sistemi: Bu sistem de görsel olarak malzeme durumunu katların sayısı veya görünümü ile denetleme olanağı sağlayan bir sistemdir. Bu sistem de görsel yönetim prensiplerine uygun olarak son derece açık, basit herkesin anlayabileceği ve gerekirse geliştirebileceği olayların gelişimine göre son derece çabuk olarak değiştirilebilme özelliğine sahip bir sistemdir. Kanban’ da her şeyden önce dengelenmiş bir üretim planına göre belirlenmemiş limitlerde malzeme, basit yöntemlerle ve sadece ihtiyaç kadar alınmakta ve eksilen malzeme kadar yeniden üretilmektedir. Kanban kart sistemi ile her işlem kendinden önceki ve sonraki işlemin gereksinmelerinden bilgi sahibi olmaktadır. Bu basit kart sistemi ile ilk operatör, ikinci operatörün ne zaman ve ne kadar malzeme talep edeceğini bilerek bir yerde kendi üretim planını kendisi yapmak suretiyle, stok seviyesini denetim altına alabilir. Bu işlem aynı zamanda bir çok idari işlemi de ortadan kaldırarak tasarruf sağlamaktadır. Getirdiği bir büyük avantaj da görsel denetim sağlamasıdır.
- Bilgilendirme: Görsel yönetimin vazgeçilmez unsuru basit ve herkes tarafından anlaşılır olmasıdır. Çalışanların kendi birimlerinde yaptıkları işlere ilişkin bilgiler bu yolla herkesin görüşüne sunulur. Bir pano veya duvar üzerine yapıştırılan üretim raporları herkesi bilgi sahibi kılar. O birimin üretim durumunu merak eden yönetici, üretim sahasına girip bilgi panosuna bakmak suretiyle durum hakkında bilgi sahibi olur. Benzer raporlamalar, iş biriminde kalite, devamsızlık, iş kazaları ve prodüktivite ile de ilgili olabilir. Her üretim hattının başındaki kalite panosu çalışanlarla birlikte yöneticilere de gerekli mesajı verecektir.

11- GÖRSEL DENETİM
“5-S METODU”
SEIRI: İşletme içinde sadece gereksinmeniz olan, gerekli malzemeyi bulundurmak: Bunun dışında kalan her şeyi işletme dışına alarak karmaşayı önlemek ve düzeni sağlamak.
SEITON: Genel düzen ve tertip: “her şeye bir yer ve her şey yerli yerinde” olarak da tanımlayabiliriz. İşletme tabanına çizilen sarı çizgilerle her şeyin yeri belirlenir ve “şey”lerin de orada olması sağlanır. Malzeme kutuları için bir yer belirlenmişse malzeme kesinlikle orada olmalı ve asla kaldırılmamalıdır.
SEISO- Temizlik: Çünkü düzensizlikler ancak temiz ve düzenli bir ortamda görülebilir. Temizlik işletmenin her yerinde ofislerdeki temizlik olarak tanımlanmalıdır. Kimin nereyi ve ne zaman ve nasıl temizleyeceği önceden belirlenmeli ve bu alanlara konulacak görsel denetim çizelgeleri ile de sık sık denetlenmelidir.
SEIKETSU- Temiz alet ve ekipmanlar (standartlaşma):Bu konu genel olarak işletme içerisinde kullanılan alet ve ekipmanların temiz ve bakımlı olabilmelerini sağlayabilmek amacına yönelik standartları içerdiğinden, başlığı bu şekilde de düzenlemek olasıdır.
SHITSUKE: Kuralları günlük birer alışkanlık haline getirmek. Eğitim ve disiplin. İşletme disiplininin sağlanması amacıyla konulmuş basit kuralların takibini bir alışkanlık haline getirmek suretiyle herkesin ve her an denetiminin sağlanması da diyebiliriz.

12- MAKİNA VE EKİPMAN KULLANIMI
Japonlar, insan kullanımının daima, makine kullanımından daha yararlı olduğu görüşünü savunmaktadır. Çünkü insan düşünür, önerir, katılır ve geliştirir. Bu yüzden çok gerekli olmadıkça çok karma karışık olmayan basit, herkesin rahatlıkla eğitilebileceği, kullanılabileceği ve gerekirse geliştirilebileceği makine ve ekipmanı her zaman ve öncelikle tercih etmektedirler. Piyasalarda satılan çok amaçlı makinalardan çok, kendi işlerinde ve kendi çalışanlarıyla yaptıkları, sadece o amaca yönelik makinaların daha kullanışlı olduğuna inanırlar. Öte yandan onlara göre bilgisayar sistemleri sorumluluğu insanlardan alır, ve onların katılımını azaltırdı.

13- AİLE KAVRAMI
HONDA işçilerinden biri yolda giderken, oldukça kirli görünen bir Honda’ nın yanına giderek mendilini çıkarır ve elinden geldiğince temizlemeye başlar. Araç sahibi bu durumu görünce arabasını niçin temizlediğini sorar. Honda işçisinin verdiği yanıt şu olur: “bu arabayı ben ürettim ve onun kötü görünmesine gönlüm razı olmadı”. Doğruluğu veya yanlışlığı bilinemeyen, ancak sık sık anlatılan bu küçük hikaye, Japon işçisinin işine ve işyerine ne derece bağlı olduğunun çok güzel bir örneğini vermektedir. Gerçekten de, bir Japon’a sorarsanız “ben filanca şirkette çalışıyorum” der. Bir Avrupalı ve Amerikalı ise unvanından bahseder. Bu iki değişik yanıt, iki değişik iş kültürü arasındaki temel farkı ortaya koyuyor sanırım. Amerika’daki şirketler ortaklarındır ve işyeri, çalışanlar için sadece yaşamlarını sağlamak için, her gün gelip bir iş yaptıkları ve para kazandıkları yerdir. Japon ise şirketi için “benim şirketim” der. Onun için şirket yaşamının büyük bir bölümünü adadığı bir aile ocağıdır.

14- TAKIM RUHU VE ÇALIŞMASI
Şirket bünyesinde yaratılan aile kavramının bir uzantısı da iş birimlerindeki takım ruhu ve çalışmasıdır. Sistemin temelini oluşturan çalışanlar, küçük gruplar halinde örgütlenmişlerdir. İşin durumuna göre değişmekle birlikte, örneğin NUMMI’ de 3- 6 kişi bir takımı, 3- 6 takım bir grubu oluşturmaktadır. Takım ruhunun canlı tutulması ve pekiştirilmesi için yapılan sürekli çalışmalar vardır. Şirket personel politikaları bu ruhun canlı tutulmasına ve takımların güçlenmesine yönelik olarak düzenlenmektedir. Şirket bünyesinde yaratılmak istenen takım ruhunun, çeşitli ilişkilerle sağlanması gerekmektedir. Bu ilişkiler NUMMI’ de aşağıdaki gibi sağlanmaktadır:
Kişisel ilişkiler: Buna en güzel örnek, PERSONEL TOUCH sistemidir. Yılda birkaç kez tüm çalışanlara ve ancak diğer çalışanlarla sosyal ilişki koşuşu ile verilen para, çalışanların iş saatleri dışında da takım elemanları ve onların aileleri ile birlikte olmalarını, sorunlarını ve sevinçlerini paylaşmalarını sağlayan güzel bir örnektir.
Halkla İlişkiler: Şirketler insan kaynaklı şirket olduklarını vurgularken toplumla bütünleştiklerini ve onun ayrılmaz bir parçası olduklarını da sık sık vurgularlar. Çalışanla işyeri bir aile ortamını oluşturuyor ise, şirket ile toplum da daha büyük bir ailenin vazgeçilmez unsurlarıdır. “Toplum için el ele” sloganıyla bir çok şirket, kendi ana işinin dışında, gerek çalışanlarıyla, gerekse dolaylı olarak, toplum yararına hizmetler verir veya finanse eder.
Rotasyon – Değişim: Takım içerisinde çalışan üyeler, sürekli olarak takım içindeki işlerini değiştirirler ve böylece bir önceki veya bir sonraki operasyonların karşılaştıkları sorunları daha iyi anlarlar. Bu sistemde takım çalışanları ortak sorunların çözümü amacıyla birbirleri ile daha iyi haberleşme ve kaynaşma fırsatı da bulurlar.

15- ANKET KULLANIMI
Sermayenin değil, fakat çalışanların oluşturduğu bir organizasyon olduklarına inanan Japon işyerlerinde, çalışanların ne düşündüğü yönetim için çok önemlidir. Çalışanların işyerleri ile ilgili görüşlerinin alınması ve şirket politikalarının ve hedeflerinin bu doğrultuda belirlenmesi, karşılıklı saygı ve güvene dayalı bir çalışma ortamının yaratılması açısından çok gereklidir. Bu çerçeveden hareketle, örneğin NUMMI Fabrikasında her yıl çalışanlara yönelik olarak uygulanan anketler sonucunda, şirket prensipleri ve o yılın sloganı belirlenmektedir. Çalışanlardan alınan bilgiler doğrultusunda personel politikaları gözden geçirilmekte, sorunlar çözümlenmektedir.

16- HABERLEŞME YÖNTEMLERİ
Haberleşme ve bilgi paylaşımı Japon şirketlerinde çok önemlidir. Hedeflere göre yönetim (MBO) sistemini benimsemiş Japon şirketlerinde çok kullanılan bir kavram vardır. POLİCY DEPLOYMENT. Yani şirket politikalarının en alt kademelere kadar yayılması. Japon şirketlerinde haberleşme ve bilgi akışı aşağıda incelenmiştir.
İŞ birimi düzeyinde: Yeni bir işçi işe alındığında öncelikle bir oryantasyon programından geçerek şirket kuralları, politikaları, hedefleri, kalite anlayışları ve beklenti konusunda aydınlatılır. Daha sonra, bu çalışan iş birimine geldiğinde, burada yapacağı işle ilgili her türlü bilgiyi bulur.
Grup Düzeyinde: Takım veya grupların dinlenmeleri için ayrılan bölümlerde, yine kendileri tarafından hazırlanarak sunulan işle ilgili raporlar ve grafikler, işin yapılışı, yapılan ve yapılması gereken konularda bilgi verir. Gelişim ve sorunların çözümlenmesi için grup düzeyinde yapılan toplantılar ayrıca bir haberleşme kaynağıdır.
Yönetim Düzeyinde: Öncelikle çalışanların her konuda bilgi sahibi olabilmelerini sağlamak amacıyla, aylık veya haftalık olarak çıkarılan dergilerden söz etmek gerekir. Bu yayınlarda iş ile ilgili bilgilerin dışında, çalışanlara yönelik yeni uygulamalar ve sosyal haberlere de yer verilerek haberleşme sağlanır. Bu dergiler, aynı zamanda yönetime de, bazı mesajları ve şirket hedeflerini herkese aynı anda ve sıklıkla verme ve yineleme olanağı da sağlamaktadır.

17- ŞİRKET HEDEFLERİNİN AÇIKLIĞI
Uygulanan anketler ve çalışanların düşünceleri ışığında, asla karışık olmayan, son derece basit ve az sayıda olacak şekilde belirlenen şirket hedefleri, herkesin görebileceği yerlerde ve herkese duyurulmaktadır. Şirketin en üst düzey yöneticisinden en alt düzeyde çalışanına kadar herkes, aynı dili kullanarak, aynı hedefleri sıralayabilir. Aynı dili kullanma olgusu, şirkette bir takım ruhunun yaratılması açısından büyük bir fayda sağlamaktadır.
Şirket hedefleri, çalışanların da görüşleri alınarak belirlendiğinden tüm kitleye yayılması da kolay olmaktadır. Bir taraftan yapılan duyurular ve dergiler ile diğer taraftan da tüm çalışma birimlerine asılan panolarla, şirket hedefleri her fırsatta vurgulanmaktadır.

18- ÖDÜLLENDİRME
Başarının ödüllendirilmesi ve çalışanların motivasyonu Japon şirketlerinin en önemli personel politikalarından birini oluşturmaktadır. Başarının duyurulması ve paylaşılması, çalışanların motivasyonu açısından da büyük önem taşımaktadır. Örneğin, NUMMI’de tüm çalışanların, şapkalarında çeşitli nedenlerle elde ettikleri başarı rozetlerini taşımaları, onlar açısından bir gurur kaynağı teşkil etmektedir. Motivasyon, bazı ödüller verilmekle sağlanacağı gibi, çalışanlara statü verilmesi yoluyla da sağlanabilmektedir. Motivasyon çalışmalarının nasıl uygulanması gerektiği konusunda yapılmasını önereceğim tek şey şudur: “Bir ambar işçisinin, herhangi bir departman yöneticiniz kadar önemli olduğuna inanıyor musunuz?”
Sorusunu kendinize sorun.
Eğer yanıtınız “EVET” ise, benim de önerim şu olacaktır:
Hangi yolu kullanırsanız kullanın ama, “BUNU ONA HİSSETTİRİN”.

19- KARŞILIKLI GÜVEN VE SAYGI
Japon Yönetim sistemlerinin dayandığı en önemli nokta, önce çalışanların katılımını sağlamak, sonra da yetki ve sorumlulukların onlara devredilmesi ile gerçekten de yalın bir organizasyona sahip olmaktır. Yetki ve sorumluluklar ancak belirli bir altyapının oluşmasından sonra güvendiğiniz kişilere devredilebilir. İşte böyle bir altyapıda birbirine güvenen işçi ve işveren tarafı (hatta üretici) artık bazı yetki ve sorumlulukları paylaşabilecek duruma gelmiş olmaktadır.
20- YETKİLERİN DAĞILIMI
Japonlar, sahip oldukları yetki ve sorumlulukları çalışanları ve üreticileri ile paylaşır. Çalışanlar kalite, mühendislik ve sürekli gelişme konularında sorumlu ve yetkili kılınırken, üretici de bir taraftan mühendislik ve maliyet denetimi, diğer taraftan da sürekli gelişme ve stok denetiminden sorumlu tutulmaktadır. Şimdi bunarlı sırası ile incelemeye çalışalım.
A. ÇALIŞANLARIN KALİTE SORUMLULUĞU
1. Jidoka
Bu sistem, kalite sorunlarının önlenmesi ve kalitesiz malın bir sonraki istasyona gitmesini engellemek amacıyla operatöre hattı ya da makinayı durdurma yetkisi veren bir sistemdir. Böylece operatörler gerekli tamir ve düzeltme görmeyen, kalitesinden emin olamadıkları parçaları üretim hattına sokmayarak kalitenin sağlanmasına yardımcı olurlar. Hattın ne zaman ve nerede duracağı ise üretim hattına sokmayarak kalitenin sağlanmasına yardımcı olurlar. Hattın ne zaman ve nerede duracağı ise üretimin diğer istasyonlarının iş yükü ve operatörün çalışma alanı dikkate alınarak belirlenir. Sistem, ZERO DEFECT (sıfır hata) anlayışının bir parçasıdır.
2. Kalite Çemberleri
Kalite çemberlerinin amacı, çalışanların beyin gücünün toplu olarak kullanılması yoluyla problemlerin çözümünü ve sürekli gelişmeyi sağlamaktır. Kalite çemberleri, kalite etkinliklerini gönüllü olarak yürüten küçük bir gruptur. Bu küçük grup, sürekli olarak firma çapında kalite denetiminin bir parçası olarak, bütün üyelerin katılımıyla kendini geliştirme, sürekli gelişme işyeri içinde denetim ve ilerleme, kalite denetimi tekniklerinden yararlanma şeklinde çalışmalarını yürütür.
Bir başka deyişle, çemberler, kalite geliştirme ve kendi kendini geliştirme çalışma gruplarıdır. Çember 10 kişiyi aşmayan işçilerden ve lider olarak görev yapan kendi amirlerinden oluşur. Çemberlerin oluşumu istatistik ve kalite yönetim eğitiminin organizasyon piramidinde üst düzey yöneticilerden formene kadar inen yukarıdan aşağıya yönetimin doğal bir sonucudur. Kalite çemberleri sanıldığı gibi Japon mucizesinin temel taşı, başlangıç noktası değil, sonucudur.

Kalite çemberleri şu özellikleri taşır: (Detaylı bilgi için Bkz. s. 171, 172)
1. Kalite çemberlerinin alt ya da mini çemberlere bölünmesi:
2. Birleşik çemberlerin oluşması
3. İşçilerin çember lideri olarak hizmet etmeleri
4. Kalite çemberi hareketinde özerk yönetim sistemi oluşturulması
5. Kalite çemberleri konularının genişlemesi
6. Kullanılan tekniklerin geliştirilmesi
7. Destek operasyonlarındaki kalite çember hareketleri
8. Yan kuruluşlardaki çember hareketleri

Kalite çemberlerinin etkin bir şekilde çalışmamasının nedenleri ise;
1. Çember üyelerin genellikle zorunlu-gönüllü olarak atanmaları
2. Bu çalışmaların genellikle iş saatleri dışında beklenmesi
3. Grup liderlerinin zaman problemi
4. Alınan kararların veya önerilerin tavsiye niteliğinde olması
5. İlk kademe yöneticilerinin ilgisizlikleri
6. Motivasyon eksikliği‘dir.

B. ÇALIŞANLARIN SÜREKLİ GELİŞME SORUMLULUĞU
1. Kalite Çemberleri
Yukarıda anlatıldığı gibi çemberler sadece ürün kalitesindeki sorunların çözümü ile değil, aynı zamanda kaliteyi arttıracak teknolojik gelişmelerden de sorumludurlar. Burada bu konu yeniden anlatılmamıştır.
2. Öneri Sistemi
Öneri sistemi “küçücük bir fikirden dünyalar kurulur” görüşü ile işi yapan ya da işi en iyi bilen kişilerin işleri ile ilgili iyileştirici önerilerde bulunmalarını teşvik etmek için getirilmiş bir sistemdir. Öneriler tek tek veya grup halinde yapılabileceği gibi, çalışanların kendi işlerinin dışında bir konu ile ilgili öneri getirebilmelerine de olanak tanımaktadır. Bir kural olmamakla birlikte, önerileri çeşitlerine göre, genel olarak 3 grupta toplamak mümkündür:
a) Sonuçları kesin olarak hesaplanabilen ve tasarruf miktarını rahatlıkla görebileceğimiz öneriler.
b) “İyi fikir” adı altında toplayabileceğimiz öneriler. Bu öneriler, doğrudan doğruya üretimle ilgili olmayabilir. Örneğin çalışanların soğuk içecek ihtiyacının karşılanması için otomatik makinalar alınması veya mevcut makinaların yerlerinin değiştirilerek çalışanlara kolaylık sağlanması gibi. Kaliteyi arttırıcı önerileri de bu bölüme almak olasıdır.
c) İşçi sağlığı ve iş güvenliğiyle ilgili öneriler.
Tüm bu öneri ve ödüllendirme sistemleri sürekli gelişimin bir parçası olmakla birlikte özellikle Japonlar için çalışanların katılımı önemlidir.

C. ÇALIŞANLARIN MÜHENDİSLİK SORUMLULUĞU
Heijunka
Heijunka, çalışanın kendi iş yükünü belirlemek için yapmış olduğu bir iş dengeleme çalışmasıdır. Bu çalışmanın yapılabilmesi için öncelikle çalışanın iş yerindeki makine ve ekipman ile malzemenin yerleşiminde söz sahibi olması gerekmektedir.
Japon şirketlerinde taşınması gerçekten de büyük bir çaba isteyen makine ve ekipmanlar dışında her şey hareket edebilir şekilde yerleştirilir ve çalışana ergonomik düzenlemeleri yapma yetki ve sorumluluğu verilir. Buna bağlı olarak tüm enerji sistemleri de esnek olarak düzenlenir.
Yapacağı işyeri düzenlemeleri ile çalışanlar kendilerine tanınan zamanın iyileştirilmesi ve herkesin eşit zamanda eşit iş yüklerini paylaşmalarını sağlarlar.
D. ÇALIŞANLARIN LOJİSTİK SORUMLULUĞU
Üretim çalışanları kendilerine tanınan zamanda üretecekleri ürün için gerekli malzemeyi TAM ZAMANINDA ve ANDON yoluyla taşıyıcılardan talep etmeli, taşıyıcılar da TAM ZAMANINDA ve TAM İSTENEN MİKTARDA malzemeyi ambardan temin ederek TAM İSTENİLEN YERE ve İSTENEN ŞEKİLDE teslim etmelidir.
Karşılıklı güven duyulan bir ortamda, üretim işçilerinin ve malzeme taşıyıcıları ile ambar işçilerinin dikkatli ve koordinasyon içinde çalışmaları ve gerekirse bu basit sistem üzerinde geliştirici önerilerde bulunmaları, şirketin lojistik planlamasında oldukça büyük bir rol oynayacaktır.
E. ÇALIŞANLARIN YÖNETİM SORUMLULUĞU
Çalışanların yönetim sorumluluğu onların çalışmaları ile ilgili bilgi akışını sağlamalarından kaynaklanmaktadır. Üretim hatları (veya takımları, ekipleri) yapmış oldukları işle ilgili üretim raporlarını, prodüktivite ve devamsızlık raporları ile iş kazaları konusundaki bilgileri kendileri hazırlarlar ve iş biriminde sergilerler. Görsel yönetimin bir parçası olarak, herhangi bir yönetici o departmana veya iş birimine gittiğinde, o birimin çalışmaları ile ilgili bilgileri rahatlıkla görebilir.
F. ÜRETİCİLERİN SORUMLULUKLARI
Üreticilerinden ürünü geliştirmelerinin yanı sıra, maliyetleri düşürerek kaliteyi arttırma yolunda verimli çalışmalarını da beklerler. Üründeki fiyat artışlarının, bu türlü maliyeti düşürücü ve verimliliği arttırıcı çalışmalarla önlenmesini beklerler.
Ürün geliştirilmesinde ve sağlanmasında da üreticilerin büyük önemi vardır. Özellikle tam zamanında üretim ve dağıtım sistemine sımsıkıya bağlı çalışırlar. Böylece hem kendilerine, hem de ana şirkete kolaylık sağlamış olurlar.
Ürün geliştirme konusunda da ürünü en iyi bilen kuruluşlar olarak gerekli mühendislik araştırma ve geliştirme sorumluluğunu üretici şirketler taşır. Bu, ana şirketi bazı araştırma ve geliştirme masraflarından kurtarmaktadır.

SON SÖZ
Peki gerçekten de bir “Japon yönetim sistemi” var mı?
Kişisel düşüncem, yukarıdan aşağıya kurallarını sıralayabileceğimiz bir sistemin olmadığı yönündedir. Ancak her Japon şirketinin, kendi yapısına göre geliştirdiği ve sektörel özellikler taşıyan bazı önemli uygulamaları vardır. Ancak hemen her Japon şirketinin uyguladığı ortak yöntemler de vardır. İşte bu ortak yöntemler nedeniyledir ki, bugün Japon başarısından söz ediyoruz.
Peki, Japonları bu kadar başarılı kılan ortak uygulamalar nedir?
Çalışanların katılımının sağlanması ve disiplin.
İşte bence Japon mucizesinin sırrı.
Lütfen altını çizin.



3280 Mesaj
22 Ağustos 2007; 15:33:34 

Söylenebilecek hemen herşey söylenmiş. Güzel bir konu olmuş. Yalnız bende sadece bir arkadaşın direk olarak bahsettiği vezir in ise dolaylı değindiği bir olaydan bahsedicem. Ne kadar doğrudur bilmiyorum ama bunu bende duydum. Almanyada insanlar Ekemk fırınalrından önce tiyatroları onardılar. Neden diye soranlara ise ekmek her zaman bulunur. Biz yıkılan insanı onarmaya çalışıyoruz dediler.

Açıkcası bana hala mantıklı gelmez

Ama o morali, o ruhu yakalamaksa amaç, o propaganda yı yayabilmekse asıl düşünce, uygulanabilir bir yol. Önce özgüveni yeşertelim, sonra oto kontrol gelir zaten düşüncesi.

Birde şimdi aklıma geldi. Hearts of iron 2 doomsday adlı bir oyun var. 1936-1954 arası her devleti seçip oynayabiliyorsunuz. Oyun hakkında detaylı bilgi dh nin oyun bölümünde var.

Oyunda teknolojik gelişmeleri ülkenizdeki belli başlı şirketlere ve kurumlara para vererek yaptrıyorsunuz. Mesela hava uçak vs ile ilgili bir araştırmayı Türkiye ile oynarken Türk hava kurumuna yaptırtabilirsiniz. Araştırmayı tamamlama hızları ise o kurumun ilgi alanına ve yeteneğine göre değişiyor.

Asıl dananın kuyruğunun koptuğu yer burada gizli. Tıpkı sizinde dediğiniz gibi. Olay mühendislikten ibaret.
Almanyayı bir açıyosun tüm kurumlar, şirketler yeteneği 7-8-9 ve çok fazla sayıda. Bir sürü başlı başına büyük şirket var. Porsche, siemens, Opel. IG farben, Krupp, Blohm&voss, Heinkel Flugzeurgwerke, Junkers, Konrad Zuse, MAN, Mauser werke, Kriegsmarinewerft, messerchimidt, , Rheinmetal.

Ubber alles deutschland yani ne diyim


_____________________________

Iletisim kurmayi guclestiren herkesi blokluyorm




 
131 Mesaj
22 Ağustos 2007; 16:17:33 

quote:

Orjinalden alıntı: Schaffer

sanayi altyapıları ve bilgi birikimleri var..yaptıkları yıkılmış fabrikalarını yeniden kurmak





_____________________________



 
1531 Mesaj
22 Ağustos 2007; 16:36:12 


quote:

Orjinalden alıntı: Yeni Türkü

Söylenebilecek hemen herşey söylenmiş. Güzel bir konu olmuş. Yalnız bende sadece bir arkadaşın direk olarak bahsettiği vezir in ise dolaylı değindiği bir olaydan bahsedicem. Ne kadar doğrudur bilmiyorum ama bunu bende duydum. Almanyada insanlar Ekemk fırınalrından önce tiyatroları onardılar. Neden diye soranlara ise ekmek her zaman bulunur. Biz yıkılan insanı onarmaya çalışıyoruz dediler.

Açıkcası bana hala mantıklı gelmez

Ama o morali, o ruhu yakalamaksa amaç, o propaganda yı yayabilmekse asıl düşünce, uygulanabilir bir yol. Önce özgüveni yeşertelim, sonra oto kontrol gelir zaten düşüncesi.

Birde şimdi aklıma geldi. Hearts of iron 2 doomsday adlı bir oyun var. 1936-1954 arası her devleti seçip oynayabiliyorsunuz. Oyun hakkında detaylı bilgi dh nin oyun bölümünde var.

Oyunda teknolojik gelişmeleri ülkenizdeki belli başlı şirketlere ve kurumlara para vererek yaptrıyorsunuz. Mesela hava uçak vs ile ilgili bir araştırmayı Türkiye ile oynarken Türk hava kurumuna yaptırtabilirsiniz. Araştırmayı tamamlama hızları ise o kurumun ilgi alanına ve yeteneğine göre değişiyor.

Asıl dananın kuyruğunun koptuğu yer burada gizli. Tıpkı sizinde dediğiniz gibi. Olay mühendislikten ibaret.
Almanyayı bir açıyosun tüm kurumlar, şirketler yeteneği 7-8-9 ve çok fazla sayıda. Bir sürü başlı başına büyük şirket var. Porsche, siemens, Opel. IG farben, Krupp, Blohm&voss, Heinkel Flugzeurgwerke, Junkers, Konrad Zuse, MAN, Mauser werke, Kriegsmarinewerft, messerchimidt, , Rheinmetal.

Ubber alles deutschland yani ne diyim



Ben o oyunda amanyaya karşı savaşıyordum türkiye ile.Alman-Rus savaşı başlayana kadar 5 yıl boyunca sanayiye yüklendim.Elimden geldiği kadarda teknoloji geliştirdim.Ülke petrol kaynaklarına yakın olduğu için ilk yaptığım şey petrol kaynaklarını ele geçirmek oldu.Bu sayede ticaretten iyi hammadde kazanmaya başladım.Daha sonra rusyaya savaş ilan edip azerbeycan bölgesini ele geçirdim(Oyundaki en büyük petrol kaynaklarından birisi).

Daha sonrada almanya ya savaş ilan edip balkanlar üzerinden saldırıp onları yendim.

Gerçekte yapılacak olanda buna benzer şeyler.

Olayı karmaşık düşünmemek lazım.Ne kadar basit o kadar kolay.


_____________________________



1231 Mesaj
22 Ağustos 2007; 17:01:48 


quote:

Orjinalden alıntı: .TaneR.



Acaba bir yanlışlık mı var ?
avrupayı amerikalılar mı yönetiyor mu yazmak istediniz ?

Hayır
Amerikayı gerçekten'de amerikalılar mı yönetiyor soru bu


_____________________________

Ya yeni bir yol bulacağız,ya yeni bir yol yapacağız.
Hannibal Barca


3399 Mesaj
22 Ağustos 2007; 17:24:24 


quote:

Orjinalden alıntı: _kılıç_




Bu düzen türkiyede yıkılıyor.Bunun ilk göstergesi ise TBMM'nin,Abd'ye ırak tezkeresini vermemesiyle başlamıştır.


Saygılarımla.

ciddi misin?
adamlar incirlikten kalkıp patır patır onu bunu vuruyor ve her türlü icraati yapıyorlar, biz tezkere geçirmedik diye seviniyoruz.

geçirmedin de ne oldu? gene istediklerini yapmadılar mı?
istediklerini yaparlarken incirliği kullanmadılar mı?
orası bizim topraklarımız değil mi?

nelere seviniyoruz, nelerle avunuyoruz.


_____________________________



1231 Mesaj
22 Ağustos 2007; 17:32:58 


quote:

Orjinalden alıntı: C4



ciddi misin?
adamlar incirlikten kalkıp patır patır onu bunu vuruyor ve her türlü icraati yapıyorlar, biz tezkere geçirmedik diye seviniyoruz.

geçirmedin de ne oldu? gene istediklerini yapmadılar mı?
istediklerini yaparlarken incirliği kullanmadılar mı?
orası bizim topraklarımız değil mi?

nelere seviniyoruz, nelerle avunuyoruz.


Amerikalı general'ler yenilginin büyük bir nedenini'de türkiye giremediklerine bağlıyorlar.Belki uçaklara izin verildi ama denizlere ve kara geçişine izin verdiklerini bilmiyorum ve şuda varki,O tezkereyle birlikte bizim askerimizde o bataklıkta olacaktı ve şuan amerika çıkış yolu arıyor ıraktan.


_____________________________

Ya yeni bir yol bulacağız,ya yeni bir yol yapacağız.
Hannibal Barca


3399 Mesaj
22 Ağustos 2007; 17:43:16 

ben o bölgede amerika ile el ele kol kola takılmak gerekir demiyorum.
ama bazı gerçekler var. tezkereyi geçirmemekle girdiğin zararın haddi hesabı yok.
faydası ne? prestijimiz artmış.
hangi prestij? olmayan prestij mi? Türkiye senelerdir "ulan bakın burada şu olursa şöyle olur, bu olursa böyle olur, yoksa fena yaparım" diye dayılanıp sonra da mırın kırın ettiğiyle kalmıyor mu? prestij mi kaldı?

efendim tezkere geçseydi asker ırak'da batağa saplanacaktı.
ee? şimdi üç beş eşkiyayı sindirmek için kuzey ırak'a girebiliyor musun giremiyor musun? barzani arkasını amerika'ya vermiş oradan horozlanıyor mu horozlanmıyor mu? sen gık desen amerikalılar "hoop! sen beni tezkereyle yalnız bıraktın, şimdi sesin çıkmasın" diyorlar mı demiyorlar mı?
ondan haber ver.




< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi C4 -- 22 Ağustos 2007; 17:49:08 >


_____________________________



3499 Mesaj
22 Ağustos 2007; 18:52:51 


quote:

Orjinalden alıntı: Drazy

Şimdiki işyerim üniversite. Ben maliyede memurluk yapmışım gerçekten diye düşündürüyo bana burası. Adamcılık almış başını gitmiş. Asistanların çoğunun babası yada yakını üniversitede prof.

Bu örnekleri herşeye yaygınlaştırabiliriz. şu gerçekki biz dürüst değiliz,empati duymuyoruz ve günü birlik çözümlerle işi götürüyoruz. Adamcılık yapıyoruz,çalışmayı sevmiyoruz ve topluma saygılı değiliz. Ayrıca da tepkisiz bir toplumuz.



Bahsettiğin gibi Üniversitelerde bile kayırmacılık, torpil almış başını gidiyor. Eşit şartlar sağlanarak bir seçim yapılması gereken yüksek lisans alımlarında liyakat yerine tanıdık, eş-dost gibi kriterler gözetiliyor.
Tabi bunu tüm alımlar için söylemek insafsızlık olacaktır ama buna sık bir şekilde şahit olmak mümkün.
İ.Ü. gibi Türkiyenin en önemli, en köklü üniversitesinde rektör konumuna yükselmiş birisinin intihal yani bilimsel hırsızlık yaptığını göz önüne alırsak sanırım bu ülkedeki sorunların kökenine daha da yaklaşmış olacağız.


_____________________________



2567 Mesaj
22 Ağustos 2007; 19:40:40 

quote:

Orjinalden alıntı: C4

ah devrim yapacaktık ki,almanya adam görecekti.
yaptırtmayanlar utansın


Daha ne olsun @C4.
Yelkenler Fora

@Vezir'inde sözüne ettiği gibi Rusya'yı da eklemek gerekiyor.
Rusya için ==> Mir uzay istasyonu, mig, ak 47 ... vs
Almanya için ==> DIN (deutsche industrie norm) demek yeterli olacaktır sanırım.

Almanya boşuna dünyanın ihracat devi değil. (Neredeyse 1 trilyon euro'ya yakın bir değerden bahsediyoruz.)
@Yeni Türkü
II .Dünya savaşı sonrası tiyatroların kurulmasıyla ilgili bir yazıyı bir deneme kitabında okuduğumu hatırlıyorum.Kütüphanemde bulabilirsem detaylarını buraya koyarım.



< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Huhukomsu -- 22 Ağustos 2007; 19:47:07 >


_____________________________


HK: Teyzeciğim durmak yok yola devam!
Teyze: Dee get!

"Tanrıyı güldürmek istiyorsan, O�na planlarından bahset." :) Amores Perros filminden bir replik.
"Life's too short for chess." :) Henry James Byron
"I have a dream... " Martin Luther King, Jr. - Video
Radikal Gazetesi Orijinal Demokrasi Reklam Filmi (Sansürsüz)


68 Mesaj
22 Ağustos 2007; 20:23:37 

Kardeş İkinci Dünya Savaşı'nı bir ara araştırmış bir kişi olarak savaş sonrası başarısı bana göre Almanların yılmayan bir millet oluşudur..Devletleri savaşın sonunda ikiye bölündüğü halde devletlerini tekrar birleştirmek için 60 kusur yıl beklemişler ve sanırım 1991 yılında BERLİN DUVARI nı yıkarak tekrar birleştirmişlerdir.Kaldı ki batılı bazı devletlerde yardım etmişlerdir bu millete ŞUNU UNUTMA KARDEŞ...AVRUPA SİYASETTE BİR BİRİNE DÜŞMAN OLABİLİR AMA DİĞER ALANLARIN HEPSİNDE DOSTTUR...


_____________________________



Eski nick: magnum_1453



1231 Mesaj
23 Ağustos 2007; 0:38:41 

quote:

Orjinalden alıntı: C4

ben o bölgede amerika ile el ele kol kola takılmak gerekir demiyorum.
ama bazı gerçekler var. tezkereyi geçirmemekle girdiğin zararın haddi hesabı yok.
faydası ne? prestijimiz artmış.
hangi prestij? olmayan prestij mi? Türkiye senelerdir "ulan bakın burada şu olursa şöyle olur, bu olursa böyle olur, yoksa fena yaparım" diye dayılanıp sonra da mırın kırın ettiğiyle kalmıyor mu? prestij mi kaldı?

efendim tezkere geçseydi asker ırak'da batağa saplanacaktı.
ee? şimdi üç beş eşkiyayı sindirmek için kuzey ırak'a girebiliyor musun giremiyor musun? barzani arkasını amerika'ya vermiş oradan horozlanıyor mu horozlanmıyor mu? sen gık desen amerikalılar "hoop! sen beni tezkereyle yalnız bıraktın, şimdi sesin çıkmasın" diyorlar mı demiyorlar mı?
ondan haber ver.




Türkiye ırak'a girse iyi olurdu fakat aynı durum girmediğimizde'de mevcuttu yani her türlü kazançlıydık ki biz girmemeyi seçtik

1.Durum'da,Türkiye abd ile birlikte ırak'a girecekti.Avantajımız olacaktı belki ırakta,Kürdistanın lafını ağzına alana en ağır cezayı verip, basacaktık kurşunu.Belli bir adımız,Bölge kabadayısı imajımız olacaktı.Nasıl olsa abd'de yanımızda ohh daha ne olsun.Bunlar avantajlarıydı peki ya dejavantajları

1,1 Deniz Bölükbaşı (eski büyükelçi,mhp ist milletvekili) ile abd arasında geçen bir madde; ''Amerikalılar kendilerini korkuda hissettiklerinde veya şüphelendiklerinde,Türk askerine ateş açabileceklerdi! fakat karşılık verilmeyecekti!!!'' sadece bumu peki?
Hayır
1,2 Şuan feryat kopararak verdiğimiz,belki 1 yılda 60 şehit veirken bu rakam binlerle ifade edilecekti.Şuan amerikanın resmi 50,000 bin sakat kalmak üzere 3500 tane askeri öldürülmüştür.Bu resmi rakam,vietnamda olduğu gibi savaşın üzerinde 50 yıl yada daha fazla geçince gerçek resmi rakamları öğreniriz. sorunları yazmakla bitmez taki ekonomi ve halkın isyanına kadar uzanan bir süreç...

2.Durumda ise girmedik, çok çok kazançlı çıktık.Abd bizle seve seve işbirliği yapacak, orada artık kalamaz detaylar yazmak yoruyor, Herşey ortada zaten.Sadece önemli bir nokta TÜRKİYE ESİP GÜRLER,BELKİ BOŞA GİTTİĞİNİ ZANNEDERİZ, TARİHİMİZLE ÖVÜNÜRÜZ AMA TÜRKİYE SAVAŞA GİRDİĞİ ANDA ALDIĞI TOPRAĞI KİMSEYE BIRAKMAZ. BUNUN'DA 1 YADA DAHA FAZLA DIŞ AMBARGO YEMEK OLDUĞUNU SÖYLEMEYE GEREK YOK,ÖRNEK KKTC'Tİ.


Saygılarımla.




< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi _kılıç_ -- 26 Ağustos 2007; 0:19:30 >


_____________________________

Ya yeni bir yol bulacağız,ya yeni bir yol yapacağız.
Hannibal Barca

Uzaklaştırılmış
Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
23 Ağustos 2007; 9:52:55 


quote:

Orjinalden alıntı: magnum_1453

Kardeş İkinci Dünya Savaşı'nı bir ara araştırmış bir kişi olarak savaş sonrası başarısı bana göre Almanların yılmayan bir millet oluşudur..Devletleri savaşın sonunda ikiye bölündüğü halde devletlerini tekrar birleştirmek için 60 kusur yıl beklemişler ve sanırım 1991 yılında BERLİN DUVARI nı yıkarak tekrar birleştirmişlerdir.Kaldı ki batılı bazı devletlerde yardım etmişlerdir bu millete ŞUNU UNUTMA KARDEŞ...AVRUPA SİYASETTE BİR BİRİNE DÜŞMAN OLABİLİR AMA DİĞER ALANLARIN HEPSİNDE DOSTTUR...

bunu zaten avrupa birliği konusundaki samimi olmayan politikalarından da biliyoruz. maalesef hala bu konuda onurlu bir duruş gösteremiyoruz.


3280 Mesaj
23 Ağustos 2007; 21:41:18 


quote:

Orjinalden alıntı: Generalll




Ben o oyunda amanyaya karşı savaşıyordum türkiye ile.Alman-Rus savaşı başlayana kadar 5 yıl boyunca sanayiye yüklendim.Elimden geldiği kadarda teknoloji geliştirdim.Ülke petrol kaynaklarına yakın olduğu için ilk yaptığım şey petrol kaynaklarını ele geçirmek oldu.Bu sayede ticaretten iyi hammadde kazanmaya başladım.Daha sonra rusyaya savaş ilan edip azerbeycan bölgesini ele geçirdim(Oyundaki en büyük petrol kaynaklarından birisi).

Daha sonrada almanya ya savaş ilan edip balkanlar üzerinden saldırıp onları yendim.

Gerçekte yapılacak olanda buna benzer şeyler.

Olayı karmaşık düşünmemek lazım.Ne kadar basit o kadar kolay.


Gerçi ilk bakışta kolay ve anlaşılır olsa bile, dediklerinde bir terslik hemen göze çarpıyor. Bi kere 5 yılda sanayiyi nası güçlendirdin? Very easy de ve low agressionda oynuyorsan tabi 3 ayda bi fabrika kurabilirsin. Ama normal zorlukta bile fabrika kurmak yıllar alıyor. Sonra rusyaya nasıl savaş ilan ettin? çok büyük belligerance ları olmadan bir demokratik devlet kimseye kafadan savaş açamaz. Sonrada Almanyaya savaş açtım dediğinde iyice bi garip oldum. Şimdi sen rusyayı tamamen haritadan silerek yada eze eze ilerleyip onu barış istemeye mi zorladın? Peki sen almanyaya savaş açtığında -ki demokrasilerde savaş ilan etmek kolay değil- Almanya rusya ile savaş halinde miydi? Yada sen o düşük model orduyu nasıl yeniledin? bi kere müttefiğin yoksa teknoloji blueprinti alman zor ona Türkiye para dayandıramaz. Kendim araştırdım dersende Bi almanyadan Rusyadan ya da müttefiklerden daha önce tamamlaman imkansız. Her zaman düşük askerle oynuyosun hemde atak oynuyosun yani :S Ne biliyim anlattıkların çok hızlıca kurgulanmıuş gibi geldi bana

Neyse konuyu saptırmayalım burada.


_____________________________

Iletisim kurmayi guclestiren herkesi blokluyorm




1659 Mesaj
29 Ağustos 2007; 2:48:58 

Ben ilk defa Almanyaya 1978 de gittim.Ilk sok oldugum sey,sabahin 5 inde genç kizlarin,kadinlarin ise gitmeleri idi.Zira bu tarihlerde bizde bu imkansizdi.Is seçiminde erkek ve kadin esitti.yani bir otobus soforu veya tren konduktoru veya normal bir isçi.Herkes esit!Yani 2 ülke arasindaki bu dusünce farki bile 2 ülke arasindaki farki açilmasina yeterli.Birde adamlar kanunlara çok saygili.Bir kirmizi isikta gece kimsenin olmadigi bir saate bile duruyor.Bizde ide buna gülüyorduk.manyak bunlar diye!!!Hatta o yillarda istanbulda gece kirmizi isikta durdum diye beni dovmeye kalkismislardi.Baska bi sebep.hiç bir zaman biz turkler,almanlar kadar çalisamayiz.Adamlarin çalisma hizina biz yetisemeyiz.Flamanlarda boyle.(sakin kimse alinmasin,tecrubelerimi anlatiyorum)Birde adamlar korkunç bir bilgi stokuna sahipler.Her hangi bir gencin eski bir arabayi tek basina alip yep yeni yaptigini gorursunuz,sadece hoby için.Her hangi birisinin korkunç bir bahçe yaptigini gorursunuz,isi olmasada.Baska bir sey.Bir alman randevusuna ve verdigi söze,ölümüne sadiktir.
Baka gorsemledigim sey,bu insanlar çok kötü bir yemek aliskanligina ragmen(domuz eti,yagli sosis,lahana,patates ve su yerine bira)irk olarak iri,uzun ve güzel insanlar.Buda onlarin sanslari


_____________________________

modernlik yüksek bina dikmekle değil,herkesin ucuz ve hızlı bir internet bağlantısına sahip olması ile belli olur

Uzaklaştırılmış
Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
29 Ağustos 2007; 4:27:25 

@2000watts
Yazdıkları ve yasından olgun biri oldugun cıkıyor.Simdi burada senin engin bilgilerinden faydalanmak icin birsey soruyorum :
Diyelim Almanya'ya gittim.Almanca bilmiyorum ? Alışmam ne kadar sürer.Yasam tarzı olarak bir avrupa'lıdan farksızım.Milliyetciligim yok.Insan ayrımı yapmam.Yasım 17.Almanlar bana karsı nasıl davranır ?
Ogrenci degisim programıyla gitmek istiyorumda ?


1659 Mesaj
29 Ağustos 2007; 13:08:12 

Senin yasinda birisinin dil ogrenmesi çabuk olur.1 sene sonra rahatça konusmaya baslarsin.Zaten o zaman içinde birde kiz arkadas bulursan,ogrenmen dahada hizlanir.Ben avrupada bana karsi hiç bir ayricalik gormedim.Bende istanbulluyum.zaten kafa yapisi olarak ,bana ,bir avrupali bir dogulu kisiden daha yakin.Avrupadaki yabancilara karsi olan bazi ayrimcilik çogunlukla kisinin kendisi ile ilgili.Normal yasayan birisine ve ortama uyan bir kisiye ayrimcilik çok nadirdir.
quote:

Orjinalden alıntı: Pol10

@2000watts
Yazdıkları ve yasından olgun biri oldugun cıkıyor.Simdi burada senin engin bilgilerinden faydalanmak icin birsey soruyorum :
Diyelim Almanya'ya gittim.Almanca bilmiyorum ? Alışmam ne kadar sürer.Yasam tarzı olarak bir avrupa'lıdan farksızım.Milliyetciligim yok.Insan ayrımı yapmam.Yasım 17.Almanlar bana karsı nasıl davranır ?
Ogrenci degisim programıyla gitmek istiyorumda ?




_____________________________

modernlik yüksek bina dikmekle değil,herkesin ucuz ve hızlı bir internet bağlantısına sahip olması ile belli olur


478 Mesaj
29 Ağustos 2007; 13:17:47 

almanlar zaten 2.dünya savaşına kadar cok ileriydiler.savaştan sonra da kısa sürede toparlanmaları bu bilgi birikimine bağlı.bizim ülkemiz hiç bir zaman 2.dünya savaşına girmeden önce ki almanya nın bilgi birikimine sahip olamadı.eğer atatürk daha fazla yaşasaydı eminim ki olurduk fakat.bizim gelişmemiz atatürk öldüğünden sonra bitti.zaten atatürkte bunu diyordu.o kendisine tapılmasını kendi söylediği yaptığı herşeyi doğru olarak kabul edilmesini istemiyordu.çünkü böyle olursa biliyordu ki öldükten sonra bu millet sudan çıkmış balığa dönücekti.keşke yanımızda daha çok kalabilseydi.onun gibi insanlar yetiştirmemiz lazım.biz kimseden zayıf değiliz.bence türk insanı gayet çalışkan ve zeki.fakat ülkemiz üzerinde cok çeşitli oyunlar oynanıyor.
aslına bakarsanız bizim almanya ile kıyaslanmamız cok saçma olur.bizim dünya üzerinde ki herhangi bir ülke ile kıyaslanmamız zaten saçma.çünkü gerek coğrafi açıdan gerek kültür açısından türkiye cok farklı bir konumda.bugün sınırları içinde bu kadar cok etnik gurubun olduğu kaç ülke var ki.ayrıca bizde ki azınlıkların hepsi sorun teşkil ediyor.cok farklı bir yer türkiye.bir almanya ile kıyaslanması saçma olur.


_____________________________



1659 Mesaj
29 Ağustos 2007; 18:06:21 

Dediklerinin çoguna katiliyorum.Ama onlarda etnik guruplar yok sozune katilmiyorum.Sadece fransadaki etnik guruplari saysam,sayfa dolar.Almanyada çogu yerlerde birbirlerini dahi anlamiyorlar.Benim oturdugum belçikada flaman bolgesinde,20km sonra baska bir dil konusuluyor.Hollandada en az 10 ayri millet var.Birbirlerinide hiç sevmiyorlar.ispanyayi anlatmaya gerek yok her halde!!!Ingiltereye bak kaç turlu devlet var içinde.Yugoslavya parçalandi zaten.Su anda vaktim yok hepsini saymaya.onlardada en az bizim kadar ayri etnik guruplar var.
quote:

Orjinalden alıntı: sryc

almanlar zaten 2.dünya savaşına kadar cok ileriydiler.savaştan sonra da kısa sürede toparlanmaları bu bilgi birikimine bağlı.bizim ülkemiz hiç bir zaman 2.dünya savaşına girmeden önce ki almanya nın bilgi birikimine sahip olamadı.eğer atatürk daha fazla yaşasaydı eminim ki olurduk fakat.bizim gelişmemiz atatürk öldüğünden sonra bitti.zaten atatürkte bunu diyordu.o kendisine tapılmasını kendi söylediği yaptığı herşeyi doğru olarak kabul edilmesini istemiyordu.çünkü böyle olursa biliyordu ki öldükten sonra bu millet sudan çıkmış balığa dönücekti.keşke yanımızda daha çok kalabilseydi.onun gibi insanlar yetiştirmemiz lazım.biz kimseden zayıf değiliz.bence türk insanı gayet çalışkan ve zeki.fakat ülkemiz üzerinde cok çeşitli oyunlar oynanıyor.
aslına bakarsanız bizim almanya ile kıyaslanmamız cok saçma olur.bizim dünya üzerinde ki herhangi bir ülke ile kıyaslanmamız zaten saçma.çünkü gerek coğrafi açıdan gerek kültür açısından türkiye cok farklı bir konumda.bugün sınırları içinde bu kadar cok etnik gurubun olduğu kaç ülke var ki.ayrıca bizde ki azınlıkların hepsi sorun teşkil ediyor.cok farklı bir yer türkiye.bir almanya ile kıyaslanması saçma olur.



_____________________________

modernlik yüksek bina dikmekle değil,herkesin ucuz ve hızlı bir internet bağlantısına sahip olması ile belli olur


478 Mesaj
29 Ağustos 2007; 18:11:27 


quote:

Orjinalden alıntı: 2000watts

Dediklerinin çoguna katiliyorum.Ama onlarda etnik guruplar yok sozune katilmiyorum.Sadece fransadaki etnik guruplari saysam,sayfa dolar.Almanyada çogu yerlerde birbirlerini dahi anlamiyorlar.Benim oturdugum belçikada flaman bolgesinde,20km sonra baska bir dil konusuluyor.Hollandada en az 10 ayri millet var.Birbirlerinide hiç sevmiyorlar.ispanyayi anlatmaya gerek yok her halde!!!Ingiltereye bak kaç turlu devlet var içinde.Yugoslavya parçalandi zaten.Su anda vaktim yok hepsini saymaya.onlardada en az bizim kadar ayri etnik guruplar var.